16 Eylül 2019 Pazartesi

AHİLİK GELENEĞİ VE AHİLER KERVANI

AHİLİK GELENEĞİ VE AHİLER KERVANI 
“Milletimizin yüzyıllardır sahip olduğu birlik, beraberlik ve dayanışma ruhunun en somut örneklerinden birisi de Ahilik Teşkilatı’dır. Ahilik, sadece iktisadi hayatı yönlendiren bir kurum olmanın ötesinde, temelinde vatan ve millet sevgisi bulunan, iyi ahlakın, doğruluğun, kardeşliğin, yardımseverliğin kısacası bütün meziyetlerin birleştiği bir Sosyo-ekonomik düzendir” 
Ahilik aynı toplumda bulunan insanları kaynaştıran, yaklaştıran, dost edindiren ve dayanışma kurulmasını sağlayan önemli bir olgudur. Bu noktada Ahilik Kültürünü ve bu değerleri özümseyerek yaşamamız ve yaşatmamız lazım.
Türk Milletinin, asırlar boyunca Anadolu’daki varlığı içerisinde yer alan ve köklü geleneklerinden olan Ahilik geleneği; akıl, ahlak, bilim ve çalışma prensipleri üzerine kurulu, sevgi, kardeşlik ve karşılıklı dayanışma kurallarını benimseyen, Türk milletine has bir kültür hazinesidir.
Ekonomik ve sosyal hayatımızın gelişmesinde önemli yeri olan Ahilik kültürü, esnaf, zanaatkarlar ve ustalarımız tarafından günümüze kadar yaşatılarak aktarılmış bir geleneğimizdir. İnsana saygı ve sevgiyi işleyen Ahilik, haksız rekabeti ortadan kaldıran, sosyal yardımlaşma ve dayanışmayı sağlayan, kaliteli üretimi benimseyen bir gelenek ayrıca geçmişte yaşanmış, bugün yaşanan ve gelecekte de yaşanacak gerçek bir yaşam disiplinidir.
Ahilik kültürünün taşıdığı evrensel değerler, bugün tüm insanlığın ihtiyacı olan ortak değerlerdir. Millet olarak çok zor dönemlerde bile ayakta kalmamızı, güçlükleri yenmemizi, birlik ve beraberliğimizi korumamızı, kültürümüzün ayrılmaz parçası haline gelen toplumsal değerlerimiz sayesinde başarmaktayız. Ticari ve toplumsal ilişkilerde; dürüstlük, güvenirlilik, iş ve meslek ahlâkına saygı, hak ve iş hukukuna riayet etme, saygılı, şefkatli, cömert ve güler yüzlü olma ilkelerini esas alan Ahilik kültürünü tarihimizin derinliklerine hapsetmek ve sadece belli gün ve haftalarda kutlamak yerine, günümüz koşullarına göre yeniden yapılandırmayı tam anlamıyla başarabilirsek yaşadığımız birçok sorun kendiliğinden ortadan kalkacak ve toplumumuzun gelişmesine önemli katkılar sağlayacaktır.
Millet olarak Ahi Evran muhabbetiyle birbirimizi kucaklamalı, sanayide ve ticarette de doğruluktan ve dürüstlükten ödün vermeden dünya milletleriyle yarışmalıyız.
Bu duygu ve düşüncelerle, Ahilik Haftası münasebetiyle Ahilik Teşkilatı’nın kurucusu Ahi Evran-Veli’yi rahmet ve minnetle yad ederken , bu günümüze ve geleceğimize ışık tutan Ahilik geleneğinden gelen ustalarımızla sohbetleri demlendirmeli ve bu geleneğin yaşatılması için proje kapsamında okullarda öğrencilerle buluşturulmalı. Büyüyen ve gelişen Ülkemiz için çok önemli olduğu bilinci içerisinde, tükenmeyen bir gayret ve azim ile çalışarak alın teriyle kazanan, iş ve meslek hayatında saygılı, güler yüzlü meslek erbaplarının yetişmesi için usta çırak ilişkisi geliştirilmeli ve ekonomik olarak desteklenmeli.  Başta tüm esnaf ve sanatkârlarımız olmak üzere Ahilik Kültür Haftasını en içten duygularımla kutluyorum. Güzelliklerde buluşmak dileğiyle...
Dünya Köylüsü
Ayla Bağ

13 Eylül 2019 Cuma

çini Tülay Atilla

             Çini ustaları, “reçete” olarak adlandırdıkları doğayla ilgili geleneksel yapım bilgilerini ve süsleme tekniklerini usta-çırak ilişkisi içinde yüzyıllardır kuşaktan kuşağa aktararak yaşatmışlardır. Geleneksel çini sanatına karakterini veren ve onu koruyan en temel etmen; hammaddenin teminine, boyaların hazırlanmasına, üretim araçlarının yapım ve kullanımına, fırınlama süreçlerine, süsleme tekniklerine ve estetik anlayışlara ilişkin kuşaktan kuşağa aktarılarak yaşatılan bilgiler ve uygulamalarda kendini gösteren geleneksel zanaatkârlıktır. Anadoluda ilk mavi çininin izlerine Gökmedresede ki çini örneklerinde rastlıyoruz.    
              1943 doğumlu memur bir babanın cocuğu olan Tülay hanım ilk okulu ve orta okulu Niksarda okur.Çocukluk aşkı olan gençle yıllar sonra karşılaşır ve onunla evlenir.Üç çocuğu olur.
              Tülay ustam çok çalışkan boş durmayı sevmeyen üretime ve yeniliğe daima açık bildiklerini ihtiyacı olanla paylaşmayı seven birisi. Memlekete dönüş yıllarını Yeniden diriliş olarak dillendirdi. El sanatlarının çeşitli alanlarında becerisi olan ve 25 yıl hobi olarak yaptığı çalışmalarla kendisini geliştiren Tülay ustam yine boş durmadı. Ebru sanatını öğrendi ve 50 yaşında usta öğretici belgesini aldı.  Bunun yanı sıra gönüllü işlerde görev almayıda ihmal etmedi.  Nikbed(niksar bedensel engelliler vakfında ) öğretmenlik  ve aynı zamanda başkanlığınıda yaptı. Bunlar bana yetmedi hayallerim vardı ve bu hayallerimden kaymakam beye bahsettim .gönüllüler tarafından gerekli malzemeler ve destek sağlandıktan sonra bedensel engelliler yararına çini üretimi yapıp gelir sağlamaya başladık.Daha sonra ben bu görevimden ayrıldım ve kendi atölyemi kurdum. Bunun için gerekli belgeleri ve ustalığımı 68 yaşında aldım. Niksara çini işini ilk getiren benim fark yaratmak için bunu seçtim. Bir iki fırın bozduk ama işi öğrendik. Şimdi şu anda 5 yıldır kendi ürünlerimizi farklı bir şekilde üretiyoruz. Bilmediğimiz için çalışmalarımızda biz kendi kendimize farklı usullerde üretim yapmışız bizim bu üretimimizide müşteri çok beğendi. Bizim  çinilerimiz Kütahyan'ınkinden farklı şimdi bilmediğimizden dolayı yarattığımız bu farkımız bizim markamız oldu.
              Hamur haline getirilmiş killi toprağın pişirilmesiyle yapılan, çeşitli renk ve motiflerle süslenmiş sırlı seramik ev eşyaları veya duvar panolarına “çini” denir. Çinicilik ise, kendine özgü yapım ve süsleme teknikleriyle yüzyıllardan beri yaşayan geleneksel Türk çini sanatının etrafında şekillenen zanaatkârlığı ifade etmektedir. Çini süslemelerinde genellikle kozmik düşünceleri ve inançları simgeleyen geometrik şekiller, bitkisel süslemeler ve hayvan figürleri değişik renk kompozisyonları ile kullanılmaktadır. Renk kompozisyonlarında beyaz veya lacivert fon üzerine kırmızı, kobalt mavisi, turkuaz ve yeşil renklerin kullanımı geleneksel çinilerin karakteristik özelliğidir.
            Kursiyerlerimizle ve çalışanlarımızla beraber Amerika'ya ve üç kıtaya oğlumun sayesinde ürettiğimiz çinileri pazarlıyoruz ve  para kazanıyoruz. Tek hayalim çininin okulunun kurulması. Tülay ustam bir derya bir okul. Bu okula kayıt olanlar çok şanslılar. Kurduğu atölyelerde 120 kişiye ekmek kapısı olan ve ürettiği ürünleri üç kıtaya satan marka bir isim.
                Tülay ustam hayata bağlayan dinamik olmasını sağlayan çalışma aşkı.  Niksar'da çini öğretmenliği yapan ve 75 yaşında geleceğe dair planları olan yaptığı işin okulunu kurup daha çok kişiye ulaşmayı amaç edinen , Yaşanmışlıkların hakkını veren bu güzide insanın anlattıklarından yola çıkarak kendimizdeki yaşam enerjimizi açığa çıkması için bir öncü niteliğindeki hikayesinden yaşın öneminin olmadığını sadece işimize odaklanmamız gerektiğinin altını çizer ,geriden gelenlere örnek olması dileğiyle..." Dünya üzerinde insanlar bir direktir. Bu direkler üstünde sevgiye ait bir not vardır " bu notu okuya bildiysek ne mutlu bize.
Çırak  yetişiyor
Hayali bir okul kurmak
5 yıldır çini işiyle ilgileniyor
İlk usta


           



taş ustası mukades imre

   Doğal taşlar eski uygarlıklar zamanından beri ilgi gören , insanlığın bir çok alanda işine yarayan ülkelerin hazineleri, zenginlikleri sağlık, itibar, dekorasyon, ziynet eşyası, para yerine kullanılma, uğrunda savaş yapılan , kendi enerjileri olan, ruhsuz görünselerde yaşayan, doğanın içinde oluşan ve yararlanmamız için bize sunulan varlıklardır.
         1954 Niksar doğumluyum. 8 kardeşiz. İlk , orta ve lise eğitimlerimi Niksarda tamamladım. Anadolu üniversitesi işletme Fakültesini bitirdim. 24 yıl bankada memurluk yaptım. Emekli olduktan sonra 2009 yılından bu yana hobim olan doğal taşlarla ilgileniyorum.Bankacıyım,işletme okudum,Ekonomistim ama bemim içimde yatan aşk el sanatlarıyla ilgili gümüş takı ve kuyumculuk okumak isterdim. Takı ve doğal taş tutkusu bende kendimi bildiğimden beri vardı. Çok sevdiğim  bu hobiye ağırlık verdim. Öğrendiklerimi yapabildiklerimi hayal ettiklerimi mesleğe dönüştürmek için çalışmalara başladım. Samsunda bir atölyede doğal taşlarla ilgili bilgiler aldım. Zaman içersinde taşhandaki dükkanımı açarak bir bölümünü küçük bir atölye haline getirdim. Ürettiğim yöresel ve genel takı örneklerine kendi yorumlarımı katıp , yeni tasarımlar oluşturarak, eski dönemlerin takılarını günümüze uyarlıyarak Tokat yazma ve florlarını doğal taşlarla buluşturup ilimiz adına turizme yönelik yöresel takılar yapmaktayım.Ayrıca hayallerimi sınırlı tutmayıp tüm dünya kültürlerinden beslenerek yeni yeni tasarımlarla taşları, yazmaları, boncukları buluşturuyorum kolyelerin üzerinde. İnkalar ve mayalar Zümrüt , Kızılderililer Turkuaz, Orta Asya Türkleri Turkuaz taşını kullanırlar. Turkuaz Fransızca Türk Taşı demektir. Akıncılar bu taş yanlarında olmadan savaşa çıkmazlarmış.
İnci, elmas, yakut, Ametis, kehribar, oltu taşı, mercan, yeşim, zümrüt, opal, kaplan gözü gibi bir kaç örnek verebiliriz.
    Doğal taşların enerjisine, gizli gücüne inanan biri olarak diliyorum insanlık bu doğallığı gücü, enerjiyi, farkeder ve sağlıksız ürünleri kullanmaktan vazgeçeriz. " diyor Mukaddes imre ustam
         Hayallerinden asla vazgeçmeyen bu fırsatı Bankacılıktan emekli olduktan sonra hayata geçiren doğal taşlardan yaptığı takılarla fark yaratan ve atölyesinde ürettiği yöresel takıları ve geri dönüşüm ürünlerini sergileyen Mukaddes İmre Hanımefendi  çalışmanın ve üretmenin insanı dinç tuttuğunu ve herkesin bir hobisi mutlaka olması gerektiğinin altını çizerken kendime ait bir projeyle takıda fark yaratmak istiyorum "diyor. Tokat Taşhanda ki dükkanında yöresel otantik tarzda ürettiği takılara ulaşabilir güler yüzüyle konuklarını karşılayan Mukaddes Hanımla doğal taşlar hakkında sohbet edebilirsiniz. Teşekkürler Mukaddes İmre Hanım...

Takunya ustası

             Bir zamanlar hamamlarda giyilen ve çıkardığı tok ses nedeniyle "takunya" olarak adlandırılan nalinler yok olmaya ve tarih sayfalarında yerini almaya hazırlanırken zamana direnen inadına inadına yaşama tutunan mesleğine aşık Adnan Şamoğlu bu mesleği yaşatmaya çalışan son usta.
             Nalinci Kadir'in torunuyum. Babam Adnan Şamlıoğlu. Üçüncü göbekten nalinciyim. Ben Semih Şanlıoğlu  1979 Tokat doğumluyum.Evliyim, bir kızım var.  Biz üç kardeşiz. Babam 64 yaşında. Çocukluğundan beri bu işi yapıyor. Yemenilicik, nalincilik, eski bir meslek. Bursa ve Antep nalinleri söyüt ağacından süs eşyası olarak yapılıyor. Bizim nalinlerimiz Türkiye'de bir numaradır. Gürgen ağacından nalin dayanıklı olur ve kullanıma musaittir. Sağlıklı bir terliktir. Camilerde, hamamlarda, sahilde, bağlı bahçeli evlerde terlik olarak kullanılıyor. Son baharda gürgen ağacı kesilir ve kalıplarla çizimler yapılarak kesimler yapılır. Üzerine lastikleri çivileriz. Günlük bir usta 50 çift çıkarabilir. Nalinlerin lastiklerini Antep'ten alıyoruz. Komyon lastiğini 2cm eninde keserek tahtaların üzerine kemer olarak ekliyoruz.
          Türkiyedeki tek gürgen nalin ustası babamdır. Dedemler eskiden kamyon kamyon ülkenin dört bir tarafına nalin yapıp gönderirlermiş. Çünkü o zamanlar çarık ve nalin ayakkabı gibi kullanılıyormuş. Ayaktaki mantar hastalığına iyi gelen bir terlik. Sulusokaktaki dükkanda yıllık 200-300 nalin satıyoruz. Günümüzde gelinlerin hamam bohçasında muhakkak nalin bulunuyor. Taşlarla  Süslersek  nalinlere değer katmış oluruz. Sivri uçlu ve kesik burun diye iki çeşit nalin vardır. Sağ sol ayak ayrımı yoktur nalinlerde. Camilerde şadırvanlarda abdest almada kolaylıktır. Pazar alanı açıldığında nalincilik biraz daha gelişir. Bir çok insanada ekmek kapısı olur. Otellerden, hamamlardan destek bulabilirsek turistlik amaçlı satış yapılabilinir. Değerli taşlarla süsleyip tahta parçası nalini çok daha kıymetli hale getirebiliriz. " diyor üçüncü göbek nalin ustası Semih Şamoğlu ustam. Yolunuz açık olsun.

Ceviz sandık Bekir Hanelci

               1981 yılında Niksar'da doğdum. 25 yıldır bu işin içindeyim, el işi çeyiz sandığı yapan Bekir Hanelçi (38), fabrikaların seri üretimi nedeniyle işlerinde düşüş yaşadı. Hanelçi, bunun üzerine sandıkların minyatürünü yapıp, süs eşyası olarak pazarlamaya başladı.
               Niksar ilçesindeki sanayi sitesinde, ceviz ağacından işlemeli çeyiz sandığı yapan Bekir Hanelçi, fabrika üretimi çeyiz sandıklarının artması nedeniyle işlerinde düşüş yaşadı. Çeşitli çareler arayan Hanelçi, aynı sandıkların minyatürünü yapma fikrini geliştirdi. Hanelçi, son 5 yıldır çeyiz sandıklarının hediyelik minyatürünü yapmaya başladı. Sosyal medya ve kurduğu internet sitesi üzerinden el emeği, özel işlemeli minyatür sandıkları pazarlamaya başlayan Hanelçi, yılda 200-300 minyatür sandık ürettiğini söyledi.
                 Suntadan yapılan düşük maliyetli çeyiz sandıklarının üretiminin artması nedeniyle işlerinde azalma olduğunu anlatan sandık ustası Hanelçi, ''Sunta sandıklar çıktıktan sonra bizim ceviz ağacından yaptığımız işlemeli çeyiz sandıklarına rağbet azaldı. Bizim sandıklarımız, biraz pahalı gelmeye başladı. Onlar ucuz olduğu için vatandaş, o sandıklara rağbet gösterdi. Biz de bu yüzden hediyelik sandıklar, model sandıklar çıkarmaya başladık. Bunların çeşitlerini yapmaya başladık. Minyatür sandıklarımızda bazı ürünlerimiz 1 günde çıkıyor. Bazı ürünlerimiz ise 3 günde çıkıyor. Yani işçiliğine ve kalitesine göre değişiyor. Klasik modeller 1,5 günde çıkıyor. Özel işlemeli sandıklar ise 3 günde çıkıyor. Üzerindeki işlemelerin hepsi el yapımı. Bu sandıkları 100-1500 TL'ye satıyoruz. Satışlarımız da gayet güzel. Vatandaşlarımız, bu sandıklara büyük ilgi gösteriyor'' diye konuştu. Teşekkürler ustam .

Kundura ustası ümit İyidoğan

             Ümit İyidoğan 1985 Tokat merkez doğumluyum. Turizm meslek yüksek okulu mezunuyum.Evliyim bir çocuğum var.  Babadan oğula geçen bir meslek. Babamdan öğrendiğim bu mesleğe çekirdekten yetiştim. Babam 1956 doğumlu. 55 yıldır bu işin içinde. Emekli oldu. Sağlık sebeplerinden dolayı eskisi gibi çalışamıyor ama her gün dükkana uğruyor. 45 yıldır bu dükkanda müşteriye hizmet veriyoruz. Şimdi bu mesleğe ben el aldım. Eskiden ayakkabı imalatı ve üretimi yapıyorduk. Fabrikalar çok daha ucuza üretince ayakkabıyı bizim meslek öldü şimdi sadece tamir yapıyoruz. Genellikle orta yaş ve gençler geliyor. Tüketim toplumu olduğumuz için bir ayakkabıyı kurtarmaya yönelik çabamız çok yok. Kullan at yenisini al.
              Tokat'ta ayakkabı tamircisi olarak 10-12 usta kaldık. Dükkanda çanta, kemer, ayakkabı, tamiratı yapıyoruz. Yeni bir projeyle ayakkabı tamirciliğini güncellemek ve yenilik sunmak adına kişilerin çok sevdiği ayakkabıyı tamir bakım yenileme olarak yeniden kullanıma sokmak için başlatılmış bir projeyle geri dönüşüm ve değerlendirmek çok çok güzel olacak. Renk değiştirme, parlatma, numara büyütme, bakım bunların içinde verilecek hizmetler.
             Çırak yetiştiremiyoruz. Gençler ilgi duymuyor. Tokat'ta bu işi ilk yapan babam ustam Orhan İyidoğan Türkiye'ye ilk ayakkabı makinelerini yurtdışından fireze ve fora makinalarını getiren usta. Yurt dışında Almanya'da 4-5 yıl kalıyor ve oradada ayakkabı üretimi üzerine çalışıyor. Ve geri döndüğünde gelirken bu makinalarıda alıp geliyor. Kökenimiz Malatya'dan gelme dedem orduda asker subaymış. Babam burada doğmuş ben burada doğdum. Bizler son ustalarız.
Gençlerimiz çok kolay para kazanmayı ve harcamayı öğrendikleri için şimdiki gençliğin çalışma kültürü yok, hazırcılar. Sabırları yok.
            Meslek lisesi mezunlarının iş kaygısı olmaması gerekiyor. Okuldan çıkan öğrenci devlet tarafından desteklenmeli. Büyük devlerle sanayiyle yarışamıyoruz.Ama el işçiliği ile ürettiğimiz emeği hak ettiğimiz karşılığı almalıyız alamıyoruz. Gerekli değeri bulamıyoruz. Bu dükkan babamın olmasa geçinmek imkansız. Alın terimizle eve ekmek parası götürüyoruz. "diyor. Ümit usta.
Yolunuz açık olsun ustam.

UD USTASI GÜVEN YETİŞKİN

           ”Bilgi aşk sevgi merak ile sanatını yapan ve yaşatmaya çalışan 35 yıldır bu işin içindeyim. Çinlilerin el atıp üretemediği tek çalgı aleti Türk'lere has olan ud'u yaşatmaya çalışan bir alaylı usta.
            1958 yılında Toka'tta doğdum. Babam kamyon şöförü , çok aydın bir insandı. Dedem osmanlı döneminin  en son kadısıymış. Babamın ismi oradan geliyor. İki kardeşiz. Evliyim iki çocuğum var. Ankara üniversitesi arkeoloji bölümünü bitirdim. Babam aydın bir insandı. Kafası çok çalışırdı.Babam evimize her türlü çalgı aletini almış meraklı bir adamdı. Benim dikkatimi ud çekti merakla çalmaya başladım. Meraklıyım araştırıyorum. Evimizin alt katında atölye kurdum kendimce ud yapmaya başladım. Televizyondan Coşkun Sabahın elindeki udu göz kararıyla ölçüp ona göre aralıklarını yaptım. Yıllar sonra yapa boza udun ölçülerini doğal olarak ses aralığını kulağımla ayarladım ve farkına varmadan bilimsel ölçülerde ud üretmeyi başardım. Bu olay beni çok çok mutlu etti. Benim ustam yok. Ben merak ve heves üzerine bu işe giriştim araştırdım aşkla gece gündüz çalıştım. Gece rüyalarıma girdi. Rüyalarımla yön buldum. Bu iş sevmeden yapılmaz. Kişiyle ikizdir çalgısı. Gece gündüz bu enstürümanla hemhal olması gerekiyor.   Çırağım yok. Gençlerin ilk sordukları soru kaç para vereceksin. Zanaatı öğrenmek isteyen yok. Para gençler için daha önemli.Üniversite öğrencileri danışmak için geliyor bilgi alıyorlar.
Sıkı bir çalışmayla, Bir ud'u bir haftada çıkartabilirim.
Ud'un uzunluk ölçüleri; Gövde 19,5mm, sap 19,5mm, eşik 19,5 toplam 58,5 mm uzunluğundadır. Ud'un malzemeleri; ağaç, tel, yapıştırıcı, Gövde, sap  Ceviz, gürgen, akça ağaç,  kelebek ağacı, Sedir ağacı, ladin ağacı, kanada sediri, zımpara, vernik,
           Ud Ustası Güven Yetişkin  “35 yıldır bu işin içindeyim. Merak üzerine hevesle bu sanatı öğrendim. Ustam yok. Deneme yanılma yöntemiyle en güzele ve bilimsel ölçülere ulaştım.Sanat ölmez. Merak ve hevesle ummadığınız bir anda ve ummadığınız bir yerden yeniden doğar. Doğal seyreden süreçte, yaptığınız sanat uzun uğraşların ve çabaların sonucunda zamanla bilimsel gerçekliğin ölçülerine ulaşılır. Sanat insanı kötülüklerden korur. Sanat bir insanı, kendindeki cevheri keşfetme yolunda en zirveye taşıyan araçtır. İşiyle aşkla hemhal olana rüyaları bile yol gösterir. Ben bu işi severek aşk ile yapıyorum. Sevmezsen yapamazsın.
Türkiyenin dört bir yanına ud yapıyorum. Yurtdışındanda bile talep var. "diyor. Yolunuz açık olsun ustam.