5 Nisan 2019 Cuma

Bakıcı Ustası Mehmet Küçük

          Kültür Turizim Bakanlığı Devlet sanatkarı Mehmet Küçük usta Tokat'taki son kuşak bakırcı ustalarından birisi. Tarihi 10 bin yıl önceye dayanan bakırcılığın, günümüzde Levha şeklindeki bakırı "tavla topla" tekniğiyle ürettiği  honca tepsisi,  kildan, güğüm ve ibrik ürünleri Ankara kültür bakanlığı müzesinde sergilenmektedir."Gülen şehir Tokat "terminalinin önündeki  bakır ibriği (470 kg) yapan ustayı Taşhandaki mekanında ziyaret edebilirsiniz. Selam olsun binlerce vuruşla bakıra şekil verenlere...
           Unutulmaya kaybolmaya yüz tutmuş ,geçmişi insanlığın tunç devrine kadar dayanan bakırcılık sanatı Tokat'taki son kuşak bakır ustalarıyla yaşatılmaya çalışılıyor. Tokata has honca tepsi yapımı ve kildan yapımında farklı desenlere imza atan Mehmet ustanın söylediklerine kulak verelim ve dinleyelim bakırın öyküsünü...
           "Bakırcılık sanatının ana merkezleri Diyarbakır ,Gaziantep,Kahramanmaraş ,Erzincan,olmak üzere diğer illerdede küçük ölçekli yaşatılmaya ayakta tutulmaya çalışılıyor.Değer görmesi işçilik ve kalite açısından el emeği göz nuru olan çalışmaların getirisi olmadığı için bu sanata talep yok.Sabırlı olmayan bu işi yapamaz. Yapılan işin talep görmesi elbetteki şevkimizi arttırıyor. İşime aşığım severek yapıyorum. 50 yıldır bu sanatın içindeyim daha usta olamadım bilmediğim çok şey var. Herkes usta olamaz. Sanatkarlık ayrı birşey, ustalık ayrı.Ustalığında sonu yok ilmin sonu olmadığı gibi. 
            Bakırcılıkta kalaycılık, dövmecilik, modelcilik, cilacılık, toplamacılık hepsi ayrı bir sanat dalıdır. Ben hepsini tek başıma yapabiliyorum. Bakırcılık sanatı tavlama toplama dediğimiz vuruşlarla bakırı inceltiyor ve levhaya ona göre şekil veriyorsun. Ben her ustanın yaptığını yaparım ama her usta benim yaptığımı yapamaz. Bakırcı ustası iyi beslenmeli evinde huzurlu olmalı çünkü akşama kadar örsün üstünde  bakır levhaya çekiç sallıyorsun.Sinirli olursan bakır levhaya hızlı vurursun ve delersin bir işe yaramaz yaptığın iş. İnsan güzel şeyler yapmak üretmek için çabalıyor. Ürettiği satılmassa ümidi kırılıyor. Benim eserlerimdeki emzik modelini ve karın modelini hiç bir usta veremez. Diğer ustaların yaptıkları kaynaklıdır. Benim yaptıklarım tek parcadır. Toplama mayalı emziği Mehmet usta yapar. Bir malzemeyi en az 100 kere tavlayacaksın toplayacaksın ki eser çıksın. Binlerce vuruş için bazen dizini örs olarak kullanacaksın. Bu işin bir ölçüsüde kulaktır. Kulağa gelen sesin tonuna göre vuruşunu yapacaksın.Sanatcı has olmalı hashas olmalı. 
              Bazen hayata küstüğümüz anlar oluyor değer görmediğin zaman ben bu işi niye yapıyorum ,çocuğumun karnını doyuramadıktan sonra iyi şartlarda yani doğal gazlı bir evde oturamadıktan sonra bugünün şartlarında bir arabam olmadıktan sonra bu işi niye yapıyorsun diye kendimi çok sorguladım. Halen kendime ait bir evim yok sobalı bir evde oturuyorum. İşe yürüyerek gidip geliyorum. Çocuklarıma yük olmadan kendi geçimimi sağlamaya çalışıyorum çünkü başka yapacak bir işim yok ben bu işe aşığım getirisi istediğimiz gibi olmasada,yetkililerden devlet büyüklerinden gerekli ilgiyi değeri görmesede ben işimi seviyorum. Eşimi seviyorum, eşim çizimleri yapıyor ,onunla beraber burada bu sanatı kendi çabalarımızla yaşatmaya ve ayakta tutmaya çalışıyoruz. Rızkı veren Allah'tır. Bu güne kadar aç kalmadık çok şükür." diyor bakırcı Mehmet Küçük usta.
         Her mesleğin zorlukları olduğu gibi kolaylıklarıda var elbetteki ama el işi göz nuru alın teriyle yapılan işlerin hak ettiği gerçek değeri görmemeleri kazançlarının düşük olması bu sanata ilgiyi düşürsede gönül ehli tevhit ustası bakırcı amcanın kendi kişisel gayretiyle bir dik duruş sergilemeye çalışması takdire şayan bir tavır. Bakıra şekil veren ustanın anlattıklarıyla insana şekil veren Rabbimin öğretileri nasılda örtüşüyor."Demir tavında dövülür "ata sözünün de bize hatırlattığı gibi insan çektiği sıkıntıların üstesinden geldiği sürece ve dersini aldığı oranda insan olma yolunda ilerliyor demektir. Bütün bu darbeler vuruşlar bir bakırın şekil alması içinse ,Gönül 
ehli olabilmek için sabır ve yılmadan aşkla insanlık yolunda yürüyenlere, her 
vuruşunda Allah diyenlere...selam olsun 
Tokat'ın  Kültürel mirasları...2

TOKAT'TA  BAKIRCILIK...


Bakırcılık, külçeden levha haline getirilen bakırın ocakta tavlanıp çekiç darbeleriyle istenen şeklin verilmesiyle ortaya çıkan bir sanattır. Bakırcılık başlı başına bir sanat olarak Türk sanatı tarihi içinde iz bırakmıştır. Bu konuda çalışmış değerli bakır ustalarının paha biçilmez eserleri dünya müzelerini süslemektedir. Bakırdan yapılan ürünlerin kullanımı önceden oldukça yaygındı. Tokat bu anlamda bakırcılığın merkezi konumundaydı. Tokat kalhaneleri bunun en büyük örneğini teşkil etmekteydi. Bu kalhanelere hammadde halinde gelen bakır mamul madde haline getirilir ve piyasaya sürülürdü.

Tokat'ta işlenen bakırın İstanbul'a gönderilmesinde Samsun limanı önemli merkezi noktayı oluşturuyordu. Çünkü İstanbul'a nakliyatta denizyolunun kullanılması hem güvenli hem de maliyeti düşürmesi açısından önem arz etmekteydi. Tokat bölgesinden getirilen bakır cevheri Samsun limanlarında hazır vaziyette bekleyen gemilerle İstanbul'a nakledilmekteydi. Çoğu illerde olduğu gibi günümüzde Tokat'ta da bakırın yerini plastik kaplar, çelik tencereler, teflon tavalar vb. sanayi üretimi ürünler aldığı için bakır kullanımı oldukça azalmıştır. Önceleri bakır yetiştirenden ustalar iş yapamaz duruma gelmeye başladı. Bu anlamda bakıldığı zaman bakırcılık da bakır kullanımına paralel olarakbitme noktasına gelmiştir. Bakır kullanımının yaygın olduğu dönemlerde ürünler süslemeden uzak günlük kullanıma uygun şekilde yapılırdı. Bakır ürünlerin daha sağlıklı olması ve bakırda pişen yemeklerin daha lezzetli olması bakıra yönelimi arttırmaya başlamış olsa da günümüzde bakır artık ederin bir köşesini süsleyen dekoratif eşya durumuna gelmiştir. Bakırcılar da günümüzde genellikle bu amaca hizmet eden ürünler ortaya koymaya başlamış olsalar da yapılan ürünler kalaylı ve günlük kullanıma uygun olarak devam etmekledir.

Bakırdan eşya üretilirken kullanılan malzemeler;

ocak, bakır, makas, örs ve çekiç. Dövme tekniği ile yapılan bakırda öncelikle külçeden levha haline getirilen bakır, ocakta tavlanarak işlenecek duruma getirilir, usta hangi form üzerinde çalışacaksa kafasında tasarladığa o şekle göre bakırı örs üzerinde çekiçle döverek istenilen şekli verir. Sonrasında kalaylanır \e işlemeleri yapılır.

Tokatla işlenenler genellikle.

Şerbetlik: Söz. nişan kesmede kullanılır.

Kildan: Hamama giderken kadınlar lif ve sabun koyar.

Hindi Lengeri: Pehlili  pilav konulan sunum tabağı.

Honça Tepsi: Damat ve geline, ilk gece verilen yemeklerin konulduğu 5 veya 6 gözlü tepsi.

Kirpikli Sallan: Kenar süslemesinden dolayı bu adı almıştır.



Ekmek Kazanı: İçine yöresel ekmek koymak için kullanılır.

Şamdan: Mumluk

Çerez Tası: Bayramlarda gelen çocuklara karıştırılmış çerez vermek için kullanılır.

Bakırın işlenip, istenilen şeklin verilmesi oldukça zahmetli ve emek isteyen bir iş. Bir ürünün ortaya çıkması süsleme şekline ve yapılacak ürünün boyutuna göre bazen günlerce sürebiliyor. Sabır bu işin en önemli parçalarından bir tanesi binlerce çekiç darbesiyle nakış gibi işlenen bakır bitliğinde ona bakan ustanın bütün yorgunluğu gider ama verdiği emeğin karşılığını alması da yapılan ürünlerin pazarlanmasıyla mümkün. Aksi takdirde bu gibi zanaatlar yok olma durumuyla karşı karşıya kalacaktır.



Kaynak:

SOMUT OLMAYAN KÜLTÜREL MİRAS TOKAT

Tokat Valiliği


Tokat Kültür ve Turizm Müdürlüğü  Yayınları 2017

Kilim Ustası Züleyha Koç

   

             Anadolu tarihinde kilimin değeri kilimin dili binlerce yıl kadim tarih anlatıcılığının en sağlam kaynaklarından biri olmuş. Dağlara taşlara levhalara  kitaplara ve kilimlere yazılan bilgilerin insanlık tarihine kendi dillerince şahitlik etmiş ve anlamın taşıyıcısı olmuş.
             Koç boynuzu motifiyle üretkenlik güç ve erkekliği, elibelinde kadın motifiyle gücünü kendinden alan kadın anneliğin dişiliğin ve verimliliğin sembolünü, kurt başıyla özgürlüğü, Bukağı motifiyle aile birliğine olan bağlılığı veya ayağa vurulan prangayla köklere olan bağlılığı ve kartal motifiyle güçü ve kudreti sembolleştirerek söylemek istediklerini dile getiren Anadolu insanının samimi bir dili olarak günümüze kadar gelmiştir. Konar göçer olan Türk insanının kolay taşına bilir ve kullanım alanı her şeye uygun olan  kilimin günümüzde de vazgeçilmez olması bundandır. Anadolu kilimleri yörük, türkmen olarak ve yöre isimleriyle beraber anılır. Kızık ,Afşar,Emirdağ, gibi. Kızık kilimlerinin temel rengi lacivert,beyaz,kırmızıdır.
              Duyguların dili olan kilimleri çeşitli ürünler de görmek, duvar kilimi seccade, kırlent, minder, cüzdan, çanta, paspas, pano, anahtarlık olarak ta üretilen kilimin  günümüzde unutulmamasına katkıda bulunmak için yeniden güncellenmesi ve aktif hale getirile bilme çabası olarak görüyorum. M.Ö 6500 yıl önce bulunan kilimin üzerindeki motif dua eden kadınlar figürü olarak kayda geçmiştir.
            1968 yılında Turhalın Taşlı Höyük köyünde  dünyaya geldim. Annem ev hanımı babam çifçi.  dedem köy ağasıymış. Köyümü çok seviyorum. Annem babam köyde yaşıyor. 6 kardeşiz. ilk okulu köyümde okudum. ilk okulu bitirince, köyümüze gelen  Niksarlı imamın annesinin sohbet arasında biz halı dokuyoruz, isterseniz sizede öğretebiliriz demesi üzerine ablamla ikimiz  Niksarda 4 beş ay halı dokuma eğitimi aldık, kurs gördük. Çözgüsüyle desen kurmasıyla
herşeyiyle öğrendikten sonra köyümüze geldik ve tezgahımızı kurup köyün genç kızlarına halı dokumasını öğrettik.
             Halk eğitimde usta öğretici olarak görev aldım. Yarışmalara katıldım ve ikinci oldum.  Kilim dokumacılığı üzerine geliştirdiğim tekniklerim var. Kendime özgü türk motiflerini  yeniden yorumluyorum. Kilimin dili çok farklı. Mutluysan rengarenk ,biraz hüzün varsa koyu renkleri kullanıyorsun.  Kendime has geliştirdiğim kanaviçe kilim dokuma tekniğini ilk ben uyguladım. Bende kilim dokumasını ustadan bakarak öğrendim. Bizim kurslarımıza öğrenci bulmak çok zor. Kurs açabilmek için kişi sayısı istiyorlar ben her yerde dile getiriyorum. Bu sektör popüler bir dal değil insanlar  çok az tercih ediyorlar.  İçlerinden bir ikisi gerçekten isteyerek geliyor. Ben diyorum ki istekli bir iki kişiyi yakalamışken onlara bu zanaatı öğretelim sayıya bağımlı kalmadan bu ata mirasımızın bir sonraki nesle aktarılması için elimizden geldiğince işi kolay kılmamız gerekiyor.              Öğrenci sayısına takılmadan yolda yürümemiz gerekiyor. Bu işi kursiyerlerime sevdirmek için ayrıca çaba harcıyorum. Popüleritesi olan ne dokuya bilirim diye düşündüğümde aklıma Anahtarlık, seccade, pano, kırlent, minder, duvar panosu, kilim , paspas, çanta gibi şeyler geliyor. 30 yıldır bu işi yapıyorum benimki taş sabrı birileri beni fark etsin istiyorum, pazarım açılsın bende dokuyarak kendimi dahada geliştireyim. Yaptığım ürünü önce kendim beğeneceğim ben beğenmezsem kimse beğenmez diye düşünüyorum. Bir insan ömrünü verse kilim desenlerinin çeşitliliğine ve anlamına yetişemez.Gönül insanlarının elinde bu sanat yaşatılmaya çalışılıyor. Keşke ben bu sanatı tanımasaydım diyorum bazen çünkü aşığım başka işe konsantıra olamıyorum kilim dokumasını çok seviyorum. Başarılı olmak için bu işi seveceksin gayretli olcaksın  çalışmak ve azimli olmak  çok önemli. Kendime güveniyorum ,yeni şeyler üretiyorum. Özgür yaşamayı çok seviyorum.
               Züleyha  Koç hanımefendi bize  kilimin dilini vegünümüz çağının dili birleştirip güzelliklere, dikkat çekmek ve yaptığı işin en güzeliyle hizmet vermek için elimizdeki bilgi dağarcığından beslenip yeni şeyler üretmenin araştırma yaparak olacağının altını çiziyor. Zihnimizi yeni bilgilere açık  tutmak, gönlünüzü açmak, düşünmek  kritize etmek, geçmişin güzelliklerini ileriye taşımak ustalık ister.  Fark yaratmak ve iz bırakmak bir şeyleri yeniden yorumlamak ve farklı iki tekniği bir arada  kullanmak elbetteki yaradanın sanatçılara verdiği özel bir lutuf . Bilgiyi ve görgüyü yeniden harmanlayıp yorumlamak köklerden kopmadan eskiyi ve yeniyi birleyip yaşadığımız çağa uygun dili yakalayıp hayatımıza anlam katarak aynı dilde buluşmak  dileğiyle..Teşekkürler Züleyha Koç ustam bizimle  hayat hikayenizi paylaştığınız ve geçmişle gelecek arasında köprü olduğunuz için.Tokat belediyesinin hanımelleri konağında usta öğretici olarak çalışıyor.
Öğrenci yetştiriyor.
Sanatın yaşatılması ve Emeğinin değer görmesini çok arzu ediyor.

Baskı kalıp ustası Yasemin Ertaştan

          "Bir usta bin usta " sözüyle hikayeye başlamak istiyorum.2016 yılının en başarılı el sanatları ustası olarak ödül aldı. Bu sanata sahip çıkan ve yaşayan ustalardan Aynı zamanda Kültür ve Turizm Bakanlığı Devlet Sanatkarı Yazma Baskı ve Kalıp oyma Ustası Yasemin Ertaştan hanımın Onu buralara taşıyan yaşam hikayesini öğrenmek ve başarının sılarını çözmek için gelin kulak verelim anlattıklarına.
            1970 yılında Tokat'ın  Turhal ilçesinin Kalaycık köyü'nde dünyaya geldim. Annem ve babam  çerkez . Ben çerkez ananelerine göre yetiştirildim. İlk ve ortaokulu köyde okudum ve Tokat Ticeret lisesinden mezun oldum. Geleceğime yön verecek olan eğitimlerimi ilk olarak okuduğum bu okullardan aldım. Folklör, atletizim (100 m 200 m siprinter) dallarında  başarılarım var. Liseyi bitirdim ve evlendim. Çalışma isteğim ağır bastı ve eve olan bağımlılığıma son vermek için ilk adımı halk eğitim merkezinde folklor eğitmeni olarak başladım . Yetmedi savcılıktan özel izinle ceza evlerinde ilk bayan öğretici olarak mahkumlara baskı ve tasarım işini öğretmek ve bir şeyler öğrenmek için üç yıl gönüllü eğiticilik yaptım. Ceza evi bana çok şey öğretti. Hayata bakış açımı değiştirdi daha sıkı sarıldım işime eşime aşıma.
              Tabi bu arada yapmadığım öğrenmediğim el sanatı kalmadı.Aklım baskıda kaldı.Fark yaratmak adına farklı bir şeyler yapmalıydım.Köklerden kopmadan aslına uygun baskıda modern tasarımları ilk ben yaptım. Kalıp oymacılığı tam bir terapi insanın iş yaparken işine odaklanması dikkat isteyen bir şey buda kalıp oyma işini yapan kişinin sadece ve sadece işine odaklanmasını sağlıyor. Çünkü keskin bıçaklarla iş yapıyoruz en ufak bir dikkatsizlik en az  üç dikişe ve 11dikişe mal oluyor.Yazmacılık, elle çizilerek ya da ağaç kalıplarla basılarak uygulanan bir kumaş desenleme tekniğidir.
        Ağaç kalıplarla baskı yapma tekniği ilk olarak ne zaman ve nerede kullanıldığına dair kesin bir bilgi olmamakla birlikte Anadoluda 14. Yy beri yazmacılık sanatının sürdürüldüğü  ve 15 . yy dan beri Tokat ilinin yazmacılıkta merkezi bir konuma geldiği bilinmektedir. 
             Kalıp oymacılığı 650 yıllık bir geçmişi olan el sanatı. En güzel baskı ağacı ıhlamur ağacı emdiği boyayı kumaşa geri veren tek ağaç. Önce ağacı kesip 2 yıl kurutuyorsun sonra parafinleyip deseni üzerine tersinden karbon kağıdıyla çiziyorsun, sonra karga burnu denen bıcaklarla ağacı oyuyorsun çünkü basıldığında modelin düzü çıkıyor. Kesip kuruttuğun ağaca çizdiğin ve derin derin oyduğun desenle yeniden hayat veriyorsun ve her yerde deseni yaşatıyorsun. Kalıplarımdan vaz geçemiyorum hepsi benim çocuğum gibi. İdealim hotkotor (Tek model)olarak  çalışmak istiyorum. Bu işi sanatsal anlamda bir yere taşımak ve bizden sonrakilere iz bırakabilmek uluslar arası boyuta taşımak istiyorum. Valiğin önderliğinde kültür müd desteğiyle Tokatta bir yazmacılık müzesi kurmak için girişimlerde bulunan usta bir yıla kadar bu hayalimde gerçek olur inşallah. Çocuklarımıza ve şehrimize çok değerli bir kanzanım sağlamış oluruz "dedi. 
            Yasemin ustam yaklaşık olarak 30 yıldır bu işin içinde olan ve gelenekselden gelen modelleri günümüz modern yaşama uygulayan uyarlayan alanında duayen bir usta.
           Yaptığı işe verdiği önemden şunu anlıyorum.İnsanda öyle değil mi ?ilk önce ana rahminden kopartılıp aile ve çevredeki  öğretilerle özümüzden kopartılıp kurutuluyoruz .Ve daha sonra hayat denen bir ustanın elinde hadiselerle ince ince oyularak fazkalıklardan kurtulup kalıbın üzerinde yeniden çizdiğimiz yönle  hayat buluyoruz.
                Öğrencisi olduğum Yasemin sanat evinin mekanındaki adaleti, kursiyerleriyle oluşturduğu bağı , halil ibrahim sofrasındaki bereketini, hayvanlara duyduğu sevgiyi 650 yıllık tarihin izlerini 100 yıllık eski bir ahşap evde dokusuna uygun otantik bir şekilde yaşatmaya çalışması elbetteki takdire şayan ve görülmeye değer. Yolunuz düşerse mutlaka uğrayın . Selam ve sevgilerimle...


     

Çini ustası Tülay Atilla

              Çini sanatı hakkında biraz ön bilgi verecek olursak; kökeni M.Ö. 3000 yıllarının ilk yarısına kadar dayanan bir tarihe sahiptir. İslam mimarisinde ise M.S 9. yüzyılda kullanılmaya başlanmıştır. Bu sanatın yaygınlaşmasıyla birlikte günümüzde hayatımızın birçok alanında bu sanat ile yapılmış eserlerle karşı karşıyayız.Anadoluda mavi çininin ilk izlerine Gök medresede raslıyoruz.
             1943 doğumlu memur bir babanın cocuğu olan Tülay hanım ilkokulu ve ortaokulu Niksar'da okuduktan sonra öğretmen okuluna gider ve  oradan mezun olur. Çocukluk aşkıyla evlenir ve üç çocuğunu büyütür.
                   Tülay hanım çok çalışkan boş durmayı sevmeyen üretime ve yeniliğe daima açık bildiklerini ihtiyacı olanla paylaşmayı seven birisi. Zamanını çeşitli kurslarla değerlendirir ahşap boyama kurslarına gider. Orada öğrendiklerini kurs açarak bilmeyenlere öğretir. Yaptığı işlerden Amerika'daki oğluna birkaç örnek gönderir çok beğenilince üretime başlar.15 sene bu işi yapar. Niksar'a yerleştiğinde yine boş durmadı Ebru Sanatını öğrendi ve 50 yaşında usta öğretici belgesini aldı. Bunun yanı sıra gönüllü işlerde görev almayıda ihmal etmedi Nikbed(niksar bedensel engelliler vakfında ) öğretmenlik  ve aynı zamanda başkanlığınıda yaptı. Bunlar bana yetmedi hayallerim vardı ve bu hayallerimden kaymakam beye bahsettim. Gönüllüler tarafından gerekli malzemeler ve destek sağlandıktan sonra bedensel engelliler yararına çini üretimi yapıp gelir sağlamaya başladık. Daha sonra ben bu görevimden ayrıldım ve kendi atölyemi kurdum. Bunun için gerekli belgeleri ve ustalığımı 68 yaşında Kütahya'dan aldım. Ve Niksar'da atölyemi açtım.çinide kullanılan malzemeler nelerdir ondan bahsetmek istiyorum. Kuvars, cam tozu ve kil karışımı fırınlanıp öğütüldükten sonra hamur haline getiriliyor. Kalıplarla şekil verildikten sonra astarlama yapılıp kurutuluyor ve 905 derecede tekrar fırınlanıyor. Bir gün süreyle bu ısıda kalan plakalar fırın kapatıldıktan sonra fırının kapağı açılmadan kendi halinde soğumaya bırakılıyor. Böylece hayatımızda önemli bir yere sahip olan çiniler elde edilmiş oluyor. Boyalarla ve kıl fırçalarla tabaklara çizdiğimiz desenleri renklendiriyoruz.
               Niksar'a çini işini ilk getiren benim. Fark yaratmak için bunu seçtim. Bir iki fırın bozduk ama işi öğrendik. Şimdi  5 yıldır kendi ürünlerimizi farklı bir şekilde üretiyoruz. Bilmediğimiz için çalışmalarımızda biz kendi kendimize farklı usullerde üretim yapmışız. Bizim bu üretimimizide müşteri çok beğendi bizim  çinilerimiz Kütahyan'ınkinden farklı şimdi bilmediğimizden dolayı yarattığımız bu farkımız bizim markamız oldu. Tokat'tada bir şube açtık ev hanımlarına gelir kapısı olduk. Kursiyerlerimizle ve çalışanlarımızla beraber oğlumun sayesinde Amerika'ya ve üç kıtaya üretim yapıp para kazanıyoruz.Tek hayalim Niksar'a Çiniciliğin okulunu kurmak istiyorum.
            Tülay hanım edindiği bu iş tecrübesini şöyle açıklıyor ,çini fırına girmeden hatasını belli
etmiyor, sırrını açığa çıkarmıyor, ne zaman fırına ürün girdi ve çıktı  sırrı  o zaman açığa çıkıyor. Sıfır
dereceden 905 dereceye yükselen ateşte herşey açığa çıkıyor.
-Bu kursları vermemin sebebi her evde beni hatırlatan bir obje olsun istedim. Anılmak,hatırlanmak,unutulmamak için çalışıyorum.
            Tülay Atilla hanımefendiyi hayata bağlayan dinamik olmasını sağlayan hiç bitmeyen merakı ve hayalleri. Niksar'da çini öğretmenliği yapan ve 75 yaşında geleceğe dair planları hayalleri olan yaptığı işin okulunu kurup daha çok kişiye ulaşmayı amaç edinen ve yaşanmışlıkların hakkını veren bu güzide insanın anlattıklarından yola çıkarak kendimizdeki yaşam enerjimizi açığa çıkması için bir öncü niteliğindeki hikayesinden yaşın öneminin olmadığını sadece işimize odaklanmamız gerektiğinin altını çizer, geriden gelenlere örnek olması dileğiyle..." Dünya üzerinde insanlar bir direktir. Bu direkler üstünde sevgiye ait bir not vardır " bu notu okuya bildiysek ne mutlu bize.Teşekkürler Tülay Atilla Hanımefendi bizimle hikayenizi paylaştığınız için.
Çırak yetişiyor.
Atölyesinde usta öğreticilik yapıyor
Çiniciliğin okulunu kurmak istiyor.
           



Ahşap oymacılığı Ustası Mehmet Çakar

              Ahşap oymacılığı, şekil vermesi kolay bir ağacın üzerine, metal uçlu alet yardımı ile desen oyularak yapılan usta işi bir sanattır. Ahşap oymacılığı ile uğraşan kişiye geçmişte neccar, günümüzde marangoz denmektedir. Şekil verilmesi kolay bir malzeme olduğundan ahşapa şekil verme sanatı çok eski çağlara dayanmaktadır. Ahşaptan şekillendirilmiş heykellere Mısır’da piramitlerde de rastlanmıştır. Türk tarihinde Türkmenistan’da rastlanan bu sanat, İslami motiflerle birleşerek Endülüs’e, Asya, Avrupa, Afrika kıtalarına yayılmıştır. Şu anda Fas, Tunus, Cezayir gibi ülkelerde de ahşap motiflere sıklıkla rastlanılmaktadır.

                Merak üzerine oymacılığa başlayan ve 23 yıldır bu işe gönül veren MEHMET ÇAKAR günümüzde ki insanların yaşam tarzlarının anlamsızlaştığının altını çizerek, ahşap oyma kapının üstündeki "çarkı felek " deseninin bize anlatmak istediği gerçeği şöyle açıklıyor.
           "Her gün evinin kapısından çıkarken geri döneceği bu kapıya yüzü ak dönebilmenin bilinciyle evinden ayrılan kişinin, kötülük yapamayacağını yanlış işlerde bulunmayacağının altını çizen bunu fark eden kişinin evine geri döndüğünde kendisiyle yüzleşmesi bir insanın en büyük erdemi ve meziyetidir ."diyor usta.
           1974 yılında Tokat'ta doğan ve sanat okulundan mezun olan Kültür Bakanlığı Zanaatçısı Mehmet bey bu işi torna tesviyeci olan babasınında katkısıyla  merak üzerine araştırmalar yaparak kendisini geliştirdiğini vurgulamadan geçemiyor.Tüm olumsuzluklara rağmen ayakta kalmaya çalışan gönül ehli ahşap oyma ustasını taşhanda ziyaret edebilirsiniz. Yolunuz açık olsun ustam ...
Çırak yetşmiyor
Devlet zanatkarı usta
Mesleği ayakta tutmaya çalışan bir usta.

Bağlama Ustası Halil uçar

.            Bağlama Türk halk müziğünde yaygın olarak kullanılan telli bir çalgı türüdür. Yörelere ve boyutlarına göre değişik isimlerle tanınır. Kopuz cura, saz, çöğür, dombra, ikitelli, tanbura, tar vb. Kullanılan tekniğe göre mızrap veya parmaklar ile çalınır.
             "1960 Tokat'ın Döllük köyü'nde doğdum. Babam annem çifçi. Üç kardeşiz. 25 yaşında buradan istanbul'a gittim. Çeşitli işlerde çalıştım. Kamyonetcilik yaptım. Sivas'lı arkadaşlarımın atölyesine malzeme taşırken saz yapan ustalarla tanıştım. Onlardan merak üzerine bende bu işi yapabilirim dedim ve evimin alt katında bir odada bu işe başladım ve ilk yaptığım sazı 600 liraya sattım çok hoşuma gitti. Kendime olan güvenim arttı. Ve bu işi yapa yapa geliştirdim. Şu anda sazı hem yapıyorum hemde çalıyorum. Saz çalmasını köyümüzdeki Şükrü dededen öğrendim. Ailemde saz çalan yok. Ben merak üzerine onuda öğrendim.
          Evliyim 4 çocuğum var çocuklarımın içinde en küçük oğlum sanatla uğraşıyor. Saz çalıyor. Çok zeki ve okumayı seven bir çocuk.
           Binlerce yıl önce atalarımız üç telli kopuz olarak sazı çalmaya başlamışlar ve gelişe gelişe bu zamana kadar gelmiş  son yüz yılda saz sesinin akortuyla gündemde kalmış. 20 yi aşkın saz akortu var. Kısa saplı bağlama, uzun saplı bağlama ve divan dediğimiz sazlar var. Bunlar üç telli ve yedi telli sazlardır. İlk olarak ulu ozanlar bize bu bağlamayla değişler okuyarak öz türkçemizi ve değişlerimizi günümüze kadar taşımışlar. Yakın tarihimizde Aşık Veysel bu işin piridir. Bağlamayı tüm dünyaya duyuran tanıtan Arif Sağ dır. Yeni yetişen gençlerimiz bu işe gönül vererek merakla öğrenmeye devam ediyorlar. Türkiye' de İzmir'de sazı seri üretimle saz yaparlar ve ustalık işçiliği yoktur. Ustaların yaptığı sazda duygu vardır. Sazın teline vurdunmu o duygu direk karşı tarafa geçer ve bu işi yapan dürüst  insanın duygularının yansımasının izlerini bulursunuz her bir notasında bam telinde. Müzikle uğraşan ustadan kimseye zarar gelmez. Elinden dilinden belinden insana zarar gelmeyen insan zanaatla uğraşır ve insanlığa faydalı olur. 30 yıldan sonra Tokat'a geri döndüm ve burada üretime devam ediyorum. Ölene kadar üretime devam edeceğim.Allah'ın izniyle.
Saz yapımını size şöyle anlatayım.
Saz üç kısımdan oluşur. Tekne, kapak ve sap olmak üzere.
Her ağaçtan saz yapılır ama en kalitelisi dut ağacından,  maun ağacından yapılır. Sesi en güzel yansıtan dut ağacıdır. Ağacı keseriz yaşken teknesini oyarız ve kendi talaşı içinde 3,4 ay burada kurumaya bırakırız. Daha sonra talaştan çıkartır atölye ortamında 3-4 sene kurumaya bırakırız. Peyder pey yaptığımız işlemlerle 3-4 ayda sazı tamamlar ve bir sazın doğum dan kullanıma geçme süresi 4-5 senedir. Sazın teline tezeneyle vururuz. Bu şimdilerde naylondan yapılıyor. Eskiden kiraz yaprayından yapılırdı. Ayda 20 tane saz yapıyorum. Bağlama tamiri yapıyorum. Dükkanımızda çırak yok çünkü çırak olarak gelen kişi ilk önce
-bana ne kadar para vereceksin ? diyor işi öğrenme merakı yok para kazanma peşinde. O yüzden bizde çırak yetiştiremiyoruz. Çünkü gençlerimizin sabrı yok merakı yok. Bizde hayat boyu öğrenme devam ediyor. Hala yeni yeni şeyler keşfediyorum öğreniyorum.
              Saz çalmasını öğrenmek isteyen kişilere tavsiyem kaliteli bir bağlamayla işe başlasınlar. Çünkü güzel bir sazın teline vuran insan aşka gelir ve severek bu işe gönül verir öğrenme şevki artar. Burada ailelere seslenmek istiyorum.  Çocuklarıyla yakından ilgilensinler. Onlara örnek olsunlar kitap okusunlar. Zanaat öğretsinler. Çocuklarımızı iyi işlemek lazım çünkü onlar bizim elimizde şekillenecek. Müzik ruhun gıdasıdır. Herkes müzikle tanışmalı ve estürüman çalmalı diye düşünüyorum. Çünkü estürüman çalan insan dürüst olur. Çocuklarımızla ilgilenirsek topluma faydalı hale gelirler. " diyor Halil usta.
Çırak yetşmiyor
Son ustalardan
Hobi olarak bu mesleği yapıyor öğrenmeye devam diyor.

3 Nisan 2019 Çarşamba

SEVDİM

"Annem çok sevmelerin kadınıydı,
Öyle az buz değil çok sev derdi "bende sevdim.
Babam "Seversen insan ayırtetmeden seveceksin kızım" derdi
bende öyle sevdim
Kadın erkek ayırt etmeden insan olan herkesi sevdim.
29 yıldır yanımda cana can olan
eşimi ilk görüşte sevdim.
Yaradanın bana bahşettiği emanetlerini çocuklarımı çok sevdim
Oğlumun köpeğini, kızımın kedisini, bütün hayvanları onların sayesinde sevdim.
Doğduğum Şehri şehrimizin aziz  insanını ve daha bir çok şeyi sevdim.
Elinde torbasıyla her gün sokak hayvanlarını beslemeyi dert edinen
Emekli saffet amcayı sevdim,
Babadan kalan arsasında yüzlerce köpeğe evsahipliği yapan
 yakup kardeşi sevdim.
Umudunu yok eden okumuşlar karşısında
İnandığı güce sığınan ve mucizeler yaratan ilk okul diplomalı profösör kadını
Cemile hanımı çok sevdim.
Geçmişi geleceğe bağlayan sanata ve kültüre aşkla hizmet eden
Bildiğini bilmeyenle yürekten paylaşan ustayı
Yasemin hanımı çok  sevdim.
Kapısını her çaldığımda beni ayakta karşılayan ve seni tanıdıktan sonra
Tokat'a ve insanımıza olan bakış açım değişti diyen müdüre hanım
Sevil Alaçam'ı sevdim.
Öğrencileri için çırpınan işinini severek yapan idealist aşk dolu
Öğretmenleri sevdim.
Yolda, merdivende, asansörde karşılaştığımda gülümseyen selam veren amcayı teyzeyi sevdim.
Bankada kibarca işini yapan memuru, pazarda avazı çıktığı kadar bağıran pazarcı dayıyı sevdim.
Bulunduğu yere direk olan yiğit kadınları cesur erkekleri sevdim
Bu kadınları omuzlarında taşıyan koca yürekli adam gibi adamları çok sevdim.
Bayramlarda arayıp soranı, ummadığın anda karşına çıkanı uzaklardan sizin  için geldim diyen
Arkadaşlarımı (Nazik hanım Durmuş abiyi)çok sevdim.
Kara gün dostu varlığıyla güven veren baba yarısı kardaşı, kardaşın yoldaşı gelinimizi  çok sevdim.
Anamdan sonra sığındığım her daim yanımda olan bacılarımı bacılarımın yarenlerini çok sevdim.
Dağlarda sümbülleri, bahçelerde gülleri,  dalda öten bülbülleri çok ama çok sevdim.
Otu, börtüyü, böceği,
sazın teline vuran eli,
toprağı işleyen beli,
veren eli,
alan kulu çok sevdim.
Yaptığı yardımları kimse duymasın diye gizliden vereni
Vatanı için gözünü kırpmayan erini
 Er meydanında cesaretle serini ortaya koyanı sevdim
Sofrada tuzu, yaylada kuzuyu,  söz dinleyen kızımı çok sevdim.
Arkanda dağ gibi duranı, herkesle sevgiyle bağ kuranı çok sevdim
Bütün bu güzellikleri yaratan yaradılanı yaratandan ötürü çok sevdim.
Baktığım her yerde onu gördüm, gördüğüm her yerde onu sevdim.