7 Eylül 2026 Pazartesi

Master şef Eren

 MASTER ŞEF ÇOCUK 

EREN KAŞIKÇI 

Bir Kaşık, Bin Hayal

Bir varmış, pir varmış…

Yok diye bir şey yokmuş!


Anadolu’nun ortasında, baharın çiçeklerle konuştuğu, kuşların sabahları türkü söylediği Başkent’in şirin mi şirin bir ilçesinde bir bebek dünyaya gelmiş.


O gün gökyüzünde güneş kaşıkçı elması gibi pırıl pırıl parlıyormuş.


Dağların üzerinde bulutlar pamuk gibi süzülüyor, bahçelerde çiçekler birbiriyle yarışıyormuş.

O gün 

Altı kilo ağırlığında, yetmiş iki santim boyunda, bembeyaz tenli, kızıl saçlı tombul topalak bir bebek dünyaya gelmiş.

Bebek doğar doğmaz ağlamak yerine sanki etrafındaki kokuları merak eder gibi burnunu havaya kaldırmış.

Babası şaşırmış.

— Bu çocuk ne arıyor acaba?

Annesi gülmüş.

— Bence süt kokusu, meme arıyor. 

demiş.

Annesi bebeğini kucağına alınca:

— Hoş geldin güzel oğlum, demiş.

Babası da ona sevgiyle bakarak:

— Sen bizim en güzel hikâyemiz olacaksın, oğlum demiş.

Bebeğin adını Eren koymuşlar.


Eren’i annesi çok çok severmiş.

Babası çok çok severmiş.

Herkesler onu çok çok severmiş.


Daha küçücükken annesinin mutfakta yaptığı yemeklerin kokusunu alınca emekleyerek mutfağa doğru gider yemeklerin tadına bakarmış. 

Eren büyümüş beş yaşına gelmiş.


Annesi mutfakta yemek yaparken Eren de yanına otururmuş.

Her şey merakla başlamış

— Anne, bu ne?

— Havuç.

— Peki bu ne?

— Kekik.

— Bu neden böyle kokuyor?

— Çünkü kekik, oğlum.

Eren’in soruları hiç bitmezmiş.

Annesi gülerek:

— Senin merakın hiç bitmeyecek galiba, dermiş.

Eren:

— Bitmez anne! Çünkü her şeyi öğrenmek istiyorum.

Eren büyüdükçe annesinin mutfaktaki küçük yardımcısı olmuş.

Soğanları getirir, domatesleri yıkar, sofrayı kurar, bazen de annesinin yanında mantı bükermiş, yemekleri dikkatle izlermiş.

Annesi ona:

— Oğlum, yemek yapmak sadece malzemeleri tencereye koymak değildir. Sevgi de katacaksın, sabır da, demiş.

Eren bu sözleri hiç unutmamış.

Bir gün annesi mutfakta mozaik pasta yaparken Eren uzun uzun onu izlemiş.

Sonra:

— Anne, ben de yapabilir miyim?

— Tabii oğlum. Ama dikkatli ol.

Eren kendi mozaik pastasını yapmış.

“İsterseniz sizede tarifini verebilirim. 

Bir paket petibör bisküvi 

Bir kaşık tereyağı

Bir su bardağı süt 

Bir çay bardağı şeker 

Bir kaşık kakao 

Bir avuç Ceviz, fındık 

-Mozaik pasta için öncelikle  tereyağını bir tavada eritiyoruz.

Karıştırma kabına eriyen yağı, sütü, şekeri ve kakaoyu alarak içerisinde güzelce karıştırıyoruz.

Elde ettiğimiz karışımın içine kırmış olduğumuz bisküvileri ekliyoruz. Bu aşamada isteğe göre ceviz, fındık ilave ediyoruz.

Daha sonra bisküvileri ezmemeye özen göstererek, iyice karıştırıyoruz.

Karışımı streç folyo arasına alarak, elimizle rulo şeklini veriyoruz. 

Servis etmeden önce, buzlukta 2-3 saat kadar dinlenmeye bırakıyoruz.

Daha sonra dilimleyerek ve dilediğimiz şekilde süsleyerek servis ediyoruz.”

Eren yaptığı pastadan bir dilim annesine ikram etmiş. 

Annesi pastadan bir parça alıp tadına bakmış.

Gözleri büyümüş.

— Eren! Bu şimdiye kadar yediğim en güzel tatlılardan biri! demiş. 

Eren’in yüzünde kocaman bir gülümseme oluşmuş.

Sonra annesine dönüp:

— Anne, bir gün Master Şef olacağım!

demiş. 

Annesi de:

— Ben sana inanıyorum oğlum, 

Çalışırsan her şeyi başarırsın demiş. 


Birkaç gün sonra Eren, annesiyle birlikte komşuları Selma Teyze’ye gitmiş.

Selma Teyze çayın yanında mozaik pasta ikram etmiş.

Eren pastadan bir lokma almış.

Biraz düşünmüş.

Sonra:

— Selma Teyze, bu pastanın şekeri az olmuş, demiş.

Selma Teyze gülmüş.

— Oğlum, ben şeker hastasıyım. O yüzden şeker koymadım pastaya demiş. 

Eren hemen:

— Aaa, şimdi anladım! Demek ki yemek yaparken kimin yiyeceğini de düşünmek gerekiyor! demiş.

Annesi oğluna bakıp gülümsemiş.

Eren daha o yaşlarda önemli bir şey öğrenmiş:

İyi aşçı sadece güzel yemek yapan değil, insanı da düşünen aşçıdır. demiş. 


Eren ortaokulu bitirmiş. Babasının tayini Ardahan’a çıkmış. 

Eren ailesiyle Ardahan’ın yaylalarına pikniğe gittiğinde babasının yanından ayrılmazmış

Mangal ateşini körükler, etleri şişlere dizermiş. En çok mangalda bez sucuk pişirmesini severmiş.

Babası:

— Erenin ateşle dans ettiğini görünce ateşe dikkat et! Oğlum demiş. 

Eren:

— Merak etme baba, ateşin dilini öğreniyorum!

dermiş.

Babası gülmüş.

Eren için her şey bir öğrenme fırsatıymış.


Okul zamanı geldiğinde anneannesinin yanına Tokatta gelmiş. Liseyi Tokat Turizim meslek lisesinde okumuş. 

Eren için anneannesinin mutfağı bir okulmuş.

Her gün yeni bir şey öğreniyormuş.

Annesinin yaptığı yemekleri çok severmiş. 

Zeytinyağlı sarma, baklalı dolma, aşure, mantıya bayılırmış. Yaz tatilinde stajını Antalya’daki otellerin mutfaklarında çalışmış. Öğrendiklerini burada uygulamış bilmediklerini ustalardan öğrenmiş.


Eren büyümüş.

Ama Eren’in bir özelliği daha varmış:

Çalışmaktan hiç korkmazmış.

Babasına yük olmamak için hafta sonları un çuvallarını kamyondan indirip fırına taşır, kendi harçlığını kazanırmış.

Bir gün annesi:

— Eren, sen neden bu kadar çalışıyorsun?

diye sormuş.

Eren:

— Çünkü kendi ayaklarımın üzerinde durmak istiyorum anne, demiş.

Annesi oğluna sarılmış.

— Senin kalbin de ellerin de çok güçlü oğlum demiş. 


“Ustalık yalnızca yetenekle değil, emekle büyürmüş. 


Eren babasının görevi nedeniyle şehir şehir dolaşmanın keyfini sürüyormuş. 

Ankara-Kırıkkale’de doğmuş. 

Erzincan- Tezcan’da yürümüş. 

Balıkesir-Edremit’te ilk okula gitmiş

Kıbrıs’ta ortaokulu okumuş. 

Ardahan’da yaşamış. 

Tokat’ta liseyi okumuş 

Samsun ‘da üniversiteye başlamış

İstanbul’da yüksek ihtisas yapmış

Her şehir ona bir şey öğretmiş.


“Eren şehir şehir dolaştıkça yalnızca coğrafyanın güzelliklerini değil, Anadolu’nun kokularını da heybesinde biriktiriyormuş.”

Çünkü en güçlü hafıza kokuyla kaydedilirmiş.


Edremit: zeytin ve deniz kokusu, 

Ardahan: tereyağı, soğuk, yayla havası

Kıbrıs: narenciye, sıcaklık, portakal kokusu

Tokat: anneanne mutfağı, sarma, baklalı dolma, aşure, mantı, anne kokusu 

Samsun: Karadeniz mutfağı, balık kokusu 

İstanbul: farklı mutfakların buluştuğu büyük sofra. Yedi bölge, yedi iklim, yedi lezzet huzurun kokusu. 

Hep yanında hissetmiş. 



Liseyi birip üniversiteyi kazanmış. Samsun’da 19 Mayıs üniversitesi aşçılık bölümüne kaydını yaptırmış. 

Babaannesinin beklediği sihirli gün gelmiş. 

Torununun okulu kazandığını duyan babaanne çok sevinmiş. Ve atalardan kalan emaneti  o gün Eren’e teslim etmiş. 

Eren oğlum hatırlıyor musun. Çok küçüktün. Daha ilk okula gidiyordun. Bir gün Musul köyünde ambar evinde duran sandığın içinde eski bir tarafı hafif yanık bir tahta kaşık bulmuştun. Koşarak benim yanıma gelmiştin. Babaanne babaanne bu kaşığı alabilir miyim demiştin. Bende  zamanı geldiğinde ben onu sana vereceğim demiştim. Hatırlıyor musun.?

O kaşık dedenin dedesinden kalma. Çok kullanıldığı için de bir tarafı yanık. Bak üstünde 7 tane yıldız var. Ortasındaki kızıl yıldız sensin. Şimdi hak ettin bu kaşığı. Al bu yanık kaşık senin olsun demiş. Ve Ereni sarılarak öpmüş. 

Bu kaşık yalnızca yemek karıştırmaz Eren. İnsanların hayatını, hatıralarını ve emeğini de birbirine bağlar.”demiş. 

Eren babaannesinin hediye ettiği bu kaşığı alınca çok sevinmiş doğruca odasına gitmiş elinde kaşıkla yatağına uzanmış. 

Kaşığın tam ortasında kızıl bir yıldız varmış. Yıldıza dokunmuş. Dokununca ışık yanmış. 

— hayretle gözleri büyümüş. 

Eren.

— Şimdi Macera başlıyor! demiş. 

Ve hayalinde birden bire Anadolu’nun üzerinde yedi büyük yıldız belirmiş.


Her yıldız bir bölgeyi gösteriyormuş.

Karadeniz-Samsun deyince aklına 

Mısırın, hamsinin ve yeşil doğanın kokusu… gelmiş 

İç Anadolu-Ankara doğduğu yer 

Sarı Buğdayın, tandırın ve sıcak ekmeğin kokusu…burnunda tütmüş. 

Doğu Anadolu-Ardahan -40 derecede buz üstünde yüzen kazlar , tereyağının mis gibi kokusu mest etmiş 

Güneydoğu Anadolu-deyince mis gibi baharatların ve baklavanın tadı  kebapların kokusu  ağzının suyunu akıtmış

Ege-Balıkesir denizin kokusu, zeytin ve zeytin yağının eşsiz lezzeti  

Akdeniz-Kıbrıs narenciye portakal limon kokusu, güneş  ve deniz 

Marmara-İstanbul Anadolu’nun farklı lezzetlerinin buluştuğu kocaman bir sofra… Ve bu sofrada dededen kalan  yanık kaşıkla yemek yemek. 


“Eren o gece anladı ki Anadolu yalnızca üzerinde yaşadığı bir toprak değildi. Her bölgesi ayrı bir lezzet, her lezzeti ayrı bir hikâyeydi.”


Eren:

— İşte benim ülkem memleketim doğup büyüdüğüm coğrafya. Yanık kaşığın ortasındaki kızıl yıldız benim. Bu kaşıkla kendi hikayemi yazacağım demiş. 

Eren için her şey şimdi başlıyor demiş. 

Ve o gün karar vermiş kızıl sakalın hikayesini yazmaya. Ve sessizce yatağında uyuya kalmış. Sabah olunca 

İlk tecrübesini abisinin asker uğurlaması yemeğinin sorumluluğunu alarak başlatmış

Eren mutfağa girmiş.Yemekleri hazırlamış.

Masayı kurmuş.

Öyle güzel bir sofra hazırlamış ki herkes:

Parmaklarını yemiş. 

— Eline sağlık Eren! Çok lezzetli yemekler yedik. demişler. 

Eren’in kalbi mutlulukla dolmuş.

Çünkü o, yemek yapmayı sadece bir iş olarak görmüyormuş.

Yemek, onun için insanları aynı sofrada buluşturmakmış. Birlik beraberlik sofrasında sevgiyle yenen yemeğin lezzetini ogün bir kez daha derinden keşfetmiş.  Ve büyük bir sofrada tüm Anadolu’yu birleştirmek istemiş. 


Eren’in hayali büyümüş. Hayallerine üniversite dar gelmiş. 

Üniversiteden ayrılmış. 

İstanbul da Mutfak Sanatları Akademisinde sekiz ay eğitim almış.


Eren artık yalnızca annesinden, babaannesinden ve okuldan öğrendiklerini değil, dünyanın farklı mutfaklarını da tecrübeli şeflerden öğrenmeye başlamış. 

Çok çalışmış.

Çok araştırmış.

Çok denemiş.

Ve sonunda okulunu birincilikle bitirmiş.

Artık Eren gerçek bir usta aşçı olma yolundaymış.

Otellerde çalışmaya başlamış.

Bir gün çok sevdiği kadınla tanışmış. Evlenmişler. 

Eren ona:

— Benim en büyük hayalim kendi restoranımı açmak, demiş.

Sevdiği kadın;

— O zaman hayalini birlikte gerçekleştirelim, demiş. Böylece Ege denizinin ortasında ki Gökçeada’ya yerleşmişler. 


Burada ilk restorantını  bir arkadaşlarıyla beraber ortak olarak açmışlar. 

Adını YANIK KAŞIK koymuşlar. 

Eren için YANIK KAŞIK, geçmişten geleceğe uzanan bir köprünün adıymış. İşine sevdalı olmanın ilk adımıymış. 


Eren’in mutfağı YANIK KAŞIK RESTORANTINDAN mis gibi kokular yükselmeye başlamış.

Yemeklerin Lezzeti bütün Gökçeadayı sarmış. 

Gel zaman git zaman 

Mutlu mesut yaşarken sevinçlerine sevinç katan kızı Maya Derin dünyaya gelmiş. 

Eren’in hayatındaki en güzel günlerden biri de kızı dünyaya geldiğinde yaşanmış.

Kızının adını Maya Derin koymuşlar.

“Maya” ilk var oluş, başlangıç demekmiş.

Eren kızını kucağına aldığında:

“Bir şeyin mayası, onun özünü oluştururdu. Eren de kızının kendi hayatının en güzel mayası olduğunu düşünmüş. 

— Kızım olduktan sonra hayata bakışım değişti, demiş.

Maya onun göz bebeğiymiş.

Eren ona yemek yapmayı değil, önce sevmeyi, paylaşmayı ve hayal kurmayı öğreterek büyütmek istemiş. Oyun oynarken düşünmeyi, merak etmeyi ve hayretle bakmayı, farklılıklarımızın zenginlik olduğunu  toplum içinde kendisi olmayı öğretirken, oyun oynarken kızından çok şey öğreneceğini hissetmiş. 

Kızı ile birlikte büyümüş. 


Günlerden bir gün Eren’in annesi:

— Oğlum, sen artık çok iyi bir aşçı oldun. Baba oldun. Neden Master Şef yarışmasına katılmıyorsun?demiş.

Eren biraz düşünmüş.

Çünkü restoranı çok yoğunmuş. İşinden ve kızından ayrılmak istememiş. 


Eşi de ona:

“Bazı hayaller kapıyı çalmaz Eren. Onların peşinden sen gitmelisin. Belki de şimdi sıra en büyük hayalinin peşinden gitme zamanıdır “demiş.

Eren sonunda karar vermiş.

Master Şef yarışmasına katılmış.

Yarışmada birbirinden güzel yemekler yapmış.

Daha yarışmanın başında yaptığı ilk yemekle duayen şeflere kaşık attırmış. 

Ama Eren sadece yemek pişirmiyormuş.


Yemeklerine çocukluğunu, annesini, babaannesini, annaannesini, köyünü, Tokat’ı ve Anadolu’nun bereketini de katıyormuş.


Aylar geçmiş.

Ve büyük final günü gelmiş.

Alanında duayen üç jüri üyesi karşısında 

Eren son tabağını hazırlamaya başlarken

çocukluğu ve annesinin mektubu gözünün önüne gelmiş. 

“Canım oğlum sen beni hiç üzmedin. Allah'ım da seni üzmesin. Yolun bahtın açık olsun yavrum. Senin işini ne kadar çok sevdiğini Antalya stajına gittiğinde babanla seni görmeye geldiğimizde anladım. O ayaklarının her tarafı yara bere içindeyken babanla birlikte bırak oğlum eve gidelim dediğimde “hayır anne şimdi gidersem bunları unutup istediğim yere hedefe ulaşamayacağım. 

Daha yolum çok uzun ağlama ben bu yolda çok güzel yere geleceğim. Benimle gurur duyacaksın “demiştin. Hedefine ulaşmak üzeresin canım oğlum. Allah'ın yardımı Hızır yoldaşın olsun. Seni nazardan kötülüklerden korusun yavrum” 

Bu duygu yüklü hal ile 

Yedi iklim, yedi bölge, yedi lezzet o güne kadar tattığı, gördüğü, duyduğu, kokladığı, öğrendiği bütün bilgileri zihninde harmanlayarak yorumlamış. Yemeğini kalbindeki aşk ateşiyle pişirmiş ve tabağın adını Bostan koymuş. 


“Eren bütün bu hatıraları bir tabağın içinde buluşturmuş.

Çünkü bostan sadece sebze yetişen yer değil;

toprağın, emeğin, insanın ve hayatın kendisiymiş. 


BOSTAN tabağında Anadolu’nun yerel lezzetlerini bir araya getirmiş. Kendi hikayesini yazmış ve bu tabakla özdeşleştirerek birleştirmiş. jüriye bu özel tabağı sunmuş.

Jüri tabağı tadınca birbirlerine bakmışlar. 

Sonuç açıklanmış:

— Master Şef Türkiye şampiyonu Eren KAŞIKÇI 

Hep yanında taşıdığı atalarının miras kalan yanık kaşığın üzerindeki yedi yıldız ilk kez o gün hepsi birden yanmış. Elinde tuttuğu kaşık Kalbinin üzerinde kaşıkçı elması gibi parlamış. Eren yarışmada yazdığı hikayesiyle kızıl bir güneş gibi doğmuş. 

MASTER ŞEF ŞAMPİYON EREN KAŞIKÇI 

Salon alkışlarla çınlamış.

Annesinin gözlerinden mutluluk gözyaşları akmış.

Çünkü anne, oğlunun başaracağına en başından beri inanıyormuş.

Annesi ve babası oğluyla her zaman gurur duymuşlar. 

Eren kazandığı başarılarla yetinmemiş.

Hayallerini büyütmüş.

Eskişehir’de, Bursa’da, İstanbul’da ve başka şehirlerde restoranlar açmış. 

Yanında çalışmaya başlayan çıraklarına hatıra olarak bir kenarı hafif yanık bu kaşıktan hediye edermiş. Çünkü bu kaşık tecrübeyi emeği ve çalışmayı en derinden hatırlatan bir MAYAYMIŞ. 

Eren ustalığın, bildiklerini saklamak değil; öğrendiklerini başkasına öğretmek olduğunu anlamış.

Eren ülkenin dört bir yanında yapılan festivallere, fuarlara davet edilir olmuş. 

İnsanlarla sohbet etmiş.

Çocuklarla yemek yapmış.

Genç aşçılara bildiklerini öğretmiş.

Ve her yerde aynı sözü söylemiş:

— Merak edin, öğrenin, çalışın ve hayallerinizden vazgeçmeyin!

İnişli çıkışlı bu hayat yolculuğunda tökezlediğiniz anlar düştüğümüz zamanlar yıkıldığımız günler olacak ama 

Hiç umutsuzluğa kapılmayın.  

“ALLAH VAR, GAM YOK!”

Ne zaman zor bir işle karşılaşsa bunu söylermiş. “Çünkü Eren’e göre başarısızlık yolun sonu değil, yeniden denemenin başlangıcıymış.” 

Eren bu sözle anılır olmuş. Sevenlerinin gönlüne taht kurmuş. 


Master şef Şampiyonu Eren KAŞIKÇI çok ünlü olmuş.

Ama köyünü , Babaannesini, anneannesini hiç unutmamış.

Çocukluğunda yediği yemekleri, meyveleri, dağları, dereleri, toprağın kokusunu hep hatırlamış.

Eren’in Köyü dağların arasında, ormanların içinde yemyeşil bir yermiş.

Her tarafından sular akarmış.

Toprağı bereketliymiş.

Hayvan yetiştirmeye, meyve ve sebze üretmeye çok uygunmuş.

Eren’in büyük bir hayali varmış:

Köyüne büyük bir çiftlik kurmak…

Bir aşevi açmak…

Ve okulu olmayan çocukların okuyabilmesi için bir okul yaptırmak…


— Ben kazandıklarımı sadece kendim için kullanmayacağım, dermiş.


Eren sonunda anlamış ki insanın büyüklüğü yalnızca ne kadar kazandığıyla değil, kazandıklarını kiminle paylaştığıyla ölçülür.


Fakat hayat bazen masallardaki gibi devam etmezmiş….

.

.

.

Annesi oğlunun yarım kalan hayallerini tamamlamak için ayağa kalkmış. 

Sonra:

— Senin hayallerin benim hayallerimdir oğlum, demiş.

Eren çok sevdiği köyüne, babaannesinin yanına, Dağların, ormanların ve akan suların arasında…tabiatın ortasında 

Bilmez Misin Sen?

Seni En Çok Ben,

Ben Severim Ben,

Ben Severim Ben,

Ben Severim Ben..

Tabiatın Ortasında,

Ne Güzelsin Sen,

Çok Güzelsin Sen,

Ne Güzelsin Sen..

Tabiatın Ortasında,

Ne Güzelsin Sen,

Ne Güzelsin Sen..

Çok Güzelsin Sen

Eren Toprağına, köklerine yeniden kavuşmuş.


Annesi oğlunun hayallerini yaşatmak için çalışmaya başlamış.

Eren’in bıraktığı en büyük miras ise restoranları ya da kazandığı şöhret değilmiş.

Onun en büyük mirası:

Çocukların kalbine bıraktığı merakmış.

Bir gün küçük bir kız çocuğu Maya Derin mutfağa girmiş.

Elinde tahta bir kaşık varmış.

Annesine:

— Ben de babam gibi Usta aşçı olacağım!

demiş.

Başka bir çocuk:

— Ben de yemekleri araştıracağım!

demiş.

Bir başkası:

— Ben de köyüm için bir şey yapacağım!

demiş.

İşte o zaman Eren’in annesi gülümsemiş.

Çünkü anlamış ki Eren’in hayalleri bitmemiş.

Onun mayası başka çocuklarda tutmuş.

Eren artık yalnızca bir aşçı değilmiş.

O, çocuklara:

“Merak et.”

“Öğren.”

“Çalış.”

“Üret.”

“Köklerini unutma.”

“Hayal kur.”

demeyi öğreten bir masal KAHRAMANIYMIŞ. 

Ve o günden sonra köyün çocukları mutfağa her girdiklerinde ellerine bir tahta kaşık alır, tencerelerin başına geçer ve birbirlerine şöyle dermiş:

“Bir kaşık  sevgi, bir tutam merak, bir avuç emek…

İşte güzel bir hayatın tarifi!”

Eren’in masalı böylece devam etmiş. 

Çünkü bazı insanlar gönüllerde yaşarmış. 

Onlar, bıraktıkları iyiliklerde, yetiştirdikleri çocuklarda ve kurdukları hayallerde yaşamaya devam ederlermiş.

Ve Eren’in masalı da her yeni küçük aşçının elinde tuttuğu tahta kaşıkla yeniden başlarmış.

Bir varmış, pir varmış …

Yok diye bir şey yokmuş.

Çünkü hayal varsa, umut varmış.

Emek varsa, başarı varmış.

Sevgi varsa, hayat varmış.

Ve mutfakta sevgiyle karıştırılan her yemek,

bir çocuğun hayaline dokunmak, geleceğine bırakılan güzel bir maya imiş.


O artık yalnızca bir Master Şef değilmiş.

“Eren’in elindeki kaşık sadece yemekleri değil, nesillerin hikâyelerini birbirine bağlıyormuş.

O artık; Küçük aşçıların yolunu aydınlatan kaşıkçı elması gibi parlayan bir kızıl güneşmiş. 

Gökten üç kaşık düşmüş 

Birisi çok meraklıların başına 

Birisi çok hayal kuranların başına 

Biriside lezzete lezzet katan Master şeflerin başına 

Düşmüş. 

Bütün bunlar bir düş müş. 

işini aşkla yapanların yüreğine düşmüş. 

SON

Dünya Köylüsü 

Ayla Bağ