5 Nisan 2019 Cuma
Telli Zurna Ustası Oktay Dursun
Seyirlik alan gösterisi olarak oyununen geleneksel ve yaygın eşlikcisi özellikle davul zurnadır.Ahengin nabzı davul nefesi zurnadır. Vazgeçilmez ikili olan davul zurna insanlık tarihi kadar eski orta adya geleneğinden gelen bir müzik türüdür.
1-8-24 1977 yılında Tokat merkezde doğdum.İki kardeşiz. Babam belediyede işçiydi annem ev hanımı. İlkokulu 100. Yıl ilkokulunda okudum. Ortaokul diplomamı dışardan aldım. ilk okuldan sonra dedemin yanında çalışmaya başladım. Dedem Duran Atılgan oda bu zanaatı dedesinden öğrenmiş. Bizde meslek babadan oğula dedğil anne dedesinden toruna geçmiş. Dedemde annesinin babasından öğrenmiş bu mesleği. 9 sene dedemin yanında çırak ve kalfa olarak çalıştım. Askare gidip geldikten sonra evlendim üç çocuğum var. Çocuklarımın ilgi ve alakası var ama okumaya yöneldiler hepsi okuluna gidip geliyor arasıra bana yardım ediyorlar. 2000 yılında ustalık tamamen bana geçti 42 yıldır bu işin içinde yoğruluyorum. Evim üstkat atölyem altkatta ben başka bir yer bilmem ömrüm üstkatla altkat arasında zurna yapımıyla geçti. Zurna ağaçlarını Malatya'dan kaysı ve erik ağaçlarını alıyoruz. Türkiye'deki 12 zurna ustasından birisiyim, bütün ustaları tanıyorum. Türkiye'nin heryerinden spariş alıyorum dolu dolu bir üretim gerçekleştiriyorum.
Telli zurnanın yapımı erik, kaysı, ağacından yapılır. En has ağaç piç ağaçtır, aşısızdır. Kaysının piç ağacına Malatya'da hodey derler. Ağaçlar zamanında kesilmesi gerekiyor. Kesim zamanı demek ağaçın suyunu çekmesi demek. Yazın sıcağını yiyecek yapraklarını dökecek. Kesim ayları bölge bölge değişir. Tokat'ta 9 ve 11 ay, Malatya'da ki kaysı ağacının kesimi 8. 9. Ayda olmalıdır. Ağaçlar kesilir. 20 ton ağacı alır geliriz.Kafalarını tutkallarız hızar talaşıyla kaplarız ve bir yıl bekletiriz. Daha sonra civiyle ağacı yararız. Biraz bekletiriz (bir yıl kadar )Hızarla boyunu keseriz. Tokat zurnası gövde, kamış, lüle, kargacık, solukdeliği, cin deliği ve ağurtluk gibi bölümlerden oluşur. Boyunu 50 -52 cm boyunda keseriz. Ağacı tornaya vururuz ve naturel rengi çıkana kadar zımparalarız. Zurnayı çektikten sonra İçini boşaltırız, kargacık denen yerini şimşir ağacından yaparız. Kız sesli perdenin deliklerini ona göre açarız. Önde 7 arkada 1 delik açarız. Birde cin deliği vardır buda zurnanın zırt dediği deliktir. Zurnalarda pes ve tiz ses vardır. Sadece Telli zurnanın yapımında kullandığımız bir yöntem ağacı kirece yatırırız, kuruturuz sonra zımparalarız,sonra has zeytin yağıyla yağlarız , kurumaya bırakırız iki üç saat sonra gomalak cılasını çekeriz , zurnanın üzerine alman gümüştelini burmalı yada tekkat olarak açtığımız zeminlere teli sararız. Telli zurna daha dayanıklı ve uzun ömürlüdür. Tiz bir sese sahiptir. Bir zurnanın yapım aşaması yaklaşık olarak 36 ile 40 ay arasında gerçekleşir çünkü ağacın kesilmesi kuruması biçilmesi ve son şeklini alması yaklaşık olarak bu kadar zaman alıyor.
Abonaz ağacından bir kilo ağaçtan iki kargacık çıkar.En kalitelisi budur. Daha sonra şimşir ağacı gelir.
Erzurum, Erzincan, Trakya, Sivas zurnası,Ege zurnası,Antep zurnası, Adana zurnası, Selanik zurnası, Tokat telli zurnası, Teber zurnası, Tunceli zurnası, Aydın, Kırşehir, kız sessli ince belli çeşitleri vardır.
Ben bütün bu zurnaları yapabilirim ama bu ustalar bizim Tokat telli zurnasını yapamaz. Aynı zamanda davul yapıyorum. Kasnağı ceviz ağacından ve keçi derisinden yapıyoruz. Zamanla doğal olan bu yöntem bitti polyester malzemeyle yapılıyor. Tokat deri üzerine Türkiye'de bir numaradır.
Ben Kültür Bakanlığı Devlet Zanaatcısıyım. Bundan 10 yıl önce beni yaşayan insan hazinelerine aday gösterdiler 33 yaşındaydım, veliaht gösteremediğim ve icracı olmadığım için beni seçmediler. Ben zurna yapımında Türkiye'de tek ustayım benim yaptığımı kimse yapamaz ama ben diğer ustaların yaptıklarını yaparım. Devletten yardım almıyoruz. Ham maddeyi alırken bize biraz yardımcı olsalar çok mutlu olacağım.
Telli zurna bıcağının yapımını 17 yılda öğrendim.
Makinalar çok pahalı alamadım. El işçiliğini kullanıyorum. Mağaza zurnası olarak yılda 400 ün üzerinde zurna yapıyorum. Özel yapım zurnalar da yapıyorum.
Telli zurna ve Sivas zurnası biraz pahalıdır. İyi bir çalmayla 2,5 oktava kadar çıkar sesi.
Ege zurnası daha ucuzdur fiyat olarak. 3,5 oktavdır sesi.
Zeytin ağacıyla ege zurnası yaptım. Dutağacıylada yapılıyor.
Günümüzde çırak yetişmiyor okullardan gelen öğrenciler bilgiyi alıyor ama pratikliği yok.
Bu işi yapacak kişi konservatuvarda okuması gerekiyor. Ağacı tanıyabilmesi için ustanın yanında olması gerekiyor. Tecrübe edinmek için pratik yapmaları çok çok önemli. Diyor.
Teşekkürler ustam.
Çırak yetişmiyor
Telli zurna ustadı ilk ve tek
Uygun bir atölyede güzel makinalarla çalışa bileceğim bir ortam istiyorum.
Rölyef ustası Harun Taşdemir
DÜNYA da İLK ve TEK ve SON ,
Usta HARUN TAŞDEMİR ...
Başka eşi benzeri atarnatifi yok. Bakır üzerine Rolyef işlemeyi üç boyutlu yapan tek kişi,
Kör vuruşlarla yaptığı resimleri tabloları kültür bakanlığınca kabul görmüş Devlet Zanaatçısı unvanını almış bir usta."17 yaşındayken yaptığım ilk eserim UNESKO tarafından beğenildi ve ödül aldım.Dünyanın çeşitli sanat merkezli metropollerinde resim sergisi açtım.(Paris,Almanya,Amerikanın eyaletleri...)Bir çok üniversiteden usta öğretici adı altında teklif aldım,(yurt dışı ve marmara üniversitesi,Sivas Cumhuriyet üniversitesi) fakat kendi topraklarımı tercih etmemden dolayı tekliflere olumsuz yanıt verdim. Keşke gitseydim bugün bu zanaatın devamlılığını sağlaya bilirdim çok pişmanım. 20 çeşit ustalığım var.(ahşap,metal,gümüş,cam boyama ,bakır,....ud,keman)Ama beni özel kılan Bakır üzerine kör vuruşlarla yaptığım resimler.
Demir tava geldi bitti kömür,
Akıl başa geldi bitti ömür.
Kendimle hem hal oluyorum.insanın yaptığı işi ürettiği eserlerin beğenilmesi ve değer görmesi çok güzel.Gerçek değerin verilmesi yeni yetişen gençlere bu değerleri aktarmak olurdu. O zaman yöresellikten evrenselliğe bir kapı açılırdı. Ama o fırsat bu topraklarda bana verilmedi. Kendi atölyemde kendimce bir şeyler yapmaya çalışıyorum 48yıldır bu işin içindeyim. Elazığa ve işime aşığım "iyor usta
Teşekkürler Harun Taşdemir ustam...
Ud Ustası Basri Yıldırım
Son ustalar!
82 yaşında 84'üncü UD'unu yapan Kültür Bakanlığı zanaatçısı BASRİ YILDIRIM amca, Taşhan'daki dükkanında üretime kaldığı yerden devam ederken "böbrek yetmezliğim var kızım. Sabahleyin diyalize giriyorum, öğleden sonra dükkanda çalışıyorum. Üretmek beni çok mutlu ediyor. Yanımda bir çok usta yetiştirdim. Türkiye'de bu zanaatı yapan 300 ustadan birisiyim" diyen Basri amcanın azmini ve yaşamdan kopmadan hayatın içinde olmasını gıptayla ve hayranlıkla karşılıyorum. Teşekkürler ustam, bize örnek olduğunuz için...
82 yaşında 84'üncü UD'unu yapan Kültür Bakanlığı zanaatçısı BASRİ YILDIRIM amca, Taşhan'daki dükkanında üretime kaldığı yerden devam ederken "böbrek yetmezliğim var kızım. Sabahleyin diyalize giriyorum, öğleden sonra dükkanda çalışıyorum. Üretmek beni çok mutlu ediyor. Yanımda bir çok usta yetiştirdim. Türkiye'de bu zanaatı yapan 300 ustadan birisiyim" diyen Basri amcanın azmini ve yaşamdan kopmadan hayatın içinde olmasını gıptayla ve hayranlıkla karşılıyorum. Teşekkürler ustam, bize örnek olduğunuz için...
Marangoz Ahmet Özçelik Usta
Yaşadığı mekana can katan AHMET ÖZÇELİK usta 1966 yılında Zile'nin çayır köyünde dünyaya gelir ve Ahşap oymacılığına küçük yaşta hobi olarak başlayan, bugün Zile'nin tarihi dokusuna imzasını atan özgün ve mesleğine aşık bir zanaatçı.
Zile'de kurduğu atölyesinde ahşap mimariye uygun çizimleriyle ve kesimleriyle fark yaratan ve kendisini geliştiren, eskiyle yeniyi harmanlayan, Ahmet Özçelik usta "araştırmayı ve okumayı çok seviyorum. Babamdan öğrendiğim saz geleneğini bende oğluma öğrettim.Türkü söylemesini çok seviyorum. TRT'nin çektiği belgeselde danışmanlık yaptım aynı zamanda oyuncu olarak 13 bölümde rol aldım. Atalarımdan gelen Otantik yaşantıyı bir sonraki nesle aktarmaya çalışıyorum. Doğal ahşaptan baston imalat ediyorum. Eski zile evlerini dokusuna uygun yeniden restore ediyorum. Camilerin şadırnanları ahşap tavanlarını onarıyorum. Ahşap insan oğlu gibi yaşıyor nefes alıyor bgirdiği yere ruh katıyor anlamlandırıyor. Ben ahşaptan vaz geçemiyorum. Hayallerimin peşinden gidiyorum. Eskiyle yeniyi harmanlamak mağaradan rezidansa olan yolculukta hepsini birleştirip bir ev çiflik kurmak ve bunu tüm dünyaya göstermek istiyorum. Doğayla iç içe olmayı, atları, hayvanları, doğa sporlarlarıyla uğraşmayı seviyorum. Evliyim, iki çocuğum ve iki torunum var. Mutluyum huzurluyum çünkü mesleğime aşığım" diyor Ahmet usta...
Yüreğine ellerine sağlık yolun açık olsun usta...
Çırak
45 yıldır bu işin içinde alaylı bir usta
Ahşapbın, toprağın, betonun, çeliğin ve demirin birleşiminden oluşan bir yapı yapmak istiyor.
Zile'de kurduğu atölyesinde ahşap mimariye uygun çizimleriyle ve kesimleriyle fark yaratan ve kendisini geliştiren, eskiyle yeniyi harmanlayan, Ahmet Özçelik usta "araştırmayı ve okumayı çok seviyorum. Babamdan öğrendiğim saz geleneğini bende oğluma öğrettim.Türkü söylemesini çok seviyorum. TRT'nin çektiği belgeselde danışmanlık yaptım aynı zamanda oyuncu olarak 13 bölümde rol aldım. Atalarımdan gelen Otantik yaşantıyı bir sonraki nesle aktarmaya çalışıyorum. Doğal ahşaptan baston imalat ediyorum. Eski zile evlerini dokusuna uygun yeniden restore ediyorum. Camilerin şadırnanları ahşap tavanlarını onarıyorum. Ahşap insan oğlu gibi yaşıyor nefes alıyor bgirdiği yere ruh katıyor anlamlandırıyor. Ben ahşaptan vaz geçemiyorum. Hayallerimin peşinden gidiyorum. Eskiyle yeniyi harmanlamak mağaradan rezidansa olan yolculukta hepsini birleştirip bir ev çiflik kurmak ve bunu tüm dünyaya göstermek istiyorum. Doğayla iç içe olmayı, atları, hayvanları, doğa sporlarlarıyla uğraşmayı seviyorum. Evliyim, iki çocuğum ve iki torunum var. Mutluyum huzurluyum çünkü mesleğime aşığım" diyor Ahmet usta...
Yüreğine ellerine sağlık yolun açık olsun usta...
Çırak
45 yıldır bu işin içinde alaylı bir usta
Ahşapbın, toprağın, betonun, çeliğin ve demirin birleşiminden oluşan bir yapı yapmak istiyor.
Bakıcı Ustası Mehmet Küçük
Kültür Turizim Bakanlığı Devlet sanatkarı Mehmet Küçük usta Tokat'taki son kuşak bakırcı ustalarından birisi. Tarihi 10 bin yıl önceye dayanan bakırcılığın, günümüzde Levha şeklindeki bakırı "tavla topla" tekniğiyle ürettiği honca tepsisi, kildan, güğüm ve ibrik ürünleri Ankara kültür bakanlığı müzesinde sergilenmektedir."Gülen şehir Tokat "terminalinin önündeki bakır ibriği (470 kg) yapan ustayı Taşhandaki mekanında ziyaret edebilirsiniz. Selam olsun binlerce vuruşla bakıra şekil verenlere...
Unutulmaya kaybolmaya yüz tutmuş ,geçmişi insanlığın tunç devrine kadar dayanan bakırcılık sanatı Tokat'taki son kuşak bakır ustalarıyla yaşatılmaya çalışılıyor. Tokata has honca tepsi yapımı ve kildan yapımında farklı desenlere imza atan Mehmet ustanın söylediklerine kulak verelim ve dinleyelim bakırın öyküsünü...
"Bakırcılık sanatının ana merkezleri Diyarbakır ,Gaziantep,Kahramanmaraş ,Erzincan,olmak üzere diğer illerdede küçük ölçekli yaşatılmaya ayakta tutulmaya çalışılıyor.Değer görmesi işçilik ve kalite açısından el emeği göz nuru olan çalışmaların getirisi olmadığı için bu sanata talep yok.Sabırlı olmayan bu işi yapamaz. Yapılan işin talep görmesi elbetteki şevkimizi arttırıyor. İşime aşığım severek yapıyorum. 50 yıldır bu sanatın içindeyim daha usta olamadım bilmediğim çok şey var. Herkes usta olamaz. Sanatkarlık ayrı birşey, ustalık ayrı.Ustalığında sonu yok ilmin sonu olmadığı gibi.
Bakırcılıkta kalaycılık, dövmecilik, modelcilik, cilacılık, toplamacılık hepsi ayrı bir sanat dalıdır. Ben hepsini tek başıma yapabiliyorum. Bakırcılık sanatı tavlama toplama dediğimiz vuruşlarla bakırı inceltiyor ve levhaya ona göre şekil veriyorsun. Ben her ustanın yaptığını yaparım ama her usta benim yaptığımı yapamaz. Bakırcı ustası iyi beslenmeli evinde huzurlu olmalı çünkü akşama kadar örsün üstünde bakır levhaya çekiç sallıyorsun.Sinirli olursan bakır levhaya hızlı vurursun ve delersin bir işe yaramaz yaptığın iş. İnsan güzel şeyler yapmak üretmek için çabalıyor. Ürettiği satılmassa ümidi kırılıyor. Benim eserlerimdeki emzik modelini ve karın modelini hiç bir usta veremez. Diğer ustaların yaptıkları kaynaklıdır. Benim yaptıklarım tek parcadır. Toplama mayalı emziği Mehmet usta yapar. Bir malzemeyi en az 100 kere tavlayacaksın toplayacaksın ki eser çıksın. Binlerce vuruş için bazen dizini örs olarak kullanacaksın. Bu işin bir ölçüsüde kulaktır. Kulağa gelen sesin tonuna göre vuruşunu yapacaksın.Sanatcı has olmalı hashas olmalı.
Bazen hayata küstüğümüz anlar oluyor değer görmediğin zaman ben bu işi niye yapıyorum ,çocuğumun karnını doyuramadıktan sonra iyi şartlarda yani doğal gazlı bir evde oturamadıktan sonra bugünün şartlarında bir arabam olmadıktan sonra bu işi niye yapıyorsun diye kendimi çok sorguladım. Halen kendime ait bir evim yok sobalı bir evde oturuyorum. İşe yürüyerek gidip geliyorum. Çocuklarıma yük olmadan kendi geçimimi sağlamaya çalışıyorum çünkü başka yapacak bir işim yok ben bu işe aşığım getirisi istediğimiz gibi olmasada,yetkililerden devlet büyüklerinden gerekli ilgiyi değeri görmesede ben işimi seviyorum. Eşimi seviyorum, eşim çizimleri yapıyor ,onunla beraber burada bu sanatı kendi çabalarımızla yaşatmaya ve ayakta tutmaya çalışıyoruz. Rızkı veren Allah'tır. Bu güne kadar aç kalmadık çok şükür." diyor bakırcı Mehmet Küçük usta.
Her mesleğin zorlukları olduğu gibi kolaylıklarıda var elbetteki ama el işi göz nuru alın teriyle yapılan işlerin hak ettiği gerçek değeri görmemeleri kazançlarının düşük olması bu sanata ilgiyi düşürsede gönül ehli tevhit ustası bakırcı amcanın kendi kişisel gayretiyle bir dik duruş sergilemeye çalışması takdire şayan bir tavır. Bakıra şekil veren ustanın anlattıklarıyla insana şekil veren Rabbimin öğretileri nasılda örtüşüyor."Demir tavında dövülür "ata sözünün de bize hatırlattığı gibi insan çektiği sıkıntıların üstesinden geldiği sürece ve dersini aldığı oranda insan olma yolunda ilerliyor demektir. Bütün bu darbeler vuruşlar bir bakırın şekil alması içinse ,Gönül
ehli olabilmek için sabır ve yılmadan aşkla insanlık yolunda yürüyenlere, her
vuruşunda Allah diyenlere...selam olsun
Tokat'ın Kültürel mirasları...2
TOKAT'TA BAKIRCILIK...
Bakırcılık, külçeden levha haline getirilen bakırın ocakta tavlanıp çekiç darbeleriyle istenen şeklin verilmesiyle ortaya çıkan bir sanattır. Bakırcılık başlı başına bir sanat olarak Türk sanatı tarihi içinde iz bırakmıştır. Bu konuda çalışmış değerli bakır ustalarının paha biçilmez eserleri dünya müzelerini süslemektedir. Bakırdan yapılan ürünlerin kullanımı önceden oldukça yaygındı. Tokat bu anlamda bakırcılığın merkezi konumundaydı. Tokat kalhaneleri bunun en büyük örneğini teşkil etmekteydi. Bu kalhanelere hammadde halinde gelen bakır mamul madde haline getirilir ve piyasaya sürülürdü.
Tokat'ta işlenen bakırın İstanbul'a gönderilmesinde Samsun limanı önemli merkezi noktayı oluşturuyordu. Çünkü İstanbul'a nakliyatta denizyolunun kullanılması hem güvenli hem de maliyeti düşürmesi açısından önem arz etmekteydi. Tokat bölgesinden getirilen bakır cevheri Samsun limanlarında hazır vaziyette bekleyen gemilerle İstanbul'a nakledilmekteydi. Çoğu illerde olduğu gibi günümüzde Tokat'ta da bakırın yerini plastik kaplar, çelik tencereler, teflon tavalar vb. sanayi üretimi ürünler aldığı için bakır kullanımı oldukça azalmıştır. Önceleri bakır yetiştirenden ustalar iş yapamaz duruma gelmeye başladı. Bu anlamda bakıldığı zaman bakırcılık da bakır kullanımına paralel olarakbitme noktasına gelmiştir. Bakır kullanımının yaygın olduğu dönemlerde ürünler süslemeden uzak günlük kullanıma uygun şekilde yapılırdı. Bakır ürünlerin daha sağlıklı olması ve bakırda pişen yemeklerin daha lezzetli olması bakıra yönelimi arttırmaya başlamış olsa da günümüzde bakır artık ederin bir köşesini süsleyen dekoratif eşya durumuna gelmiştir. Bakırcılar da günümüzde genellikle bu amaca hizmet eden ürünler ortaya koymaya başlamış olsalar da yapılan ürünler kalaylı ve günlük kullanıma uygun olarak devam etmekledir.
Bakırdan eşya üretilirken kullanılan malzemeler;
ocak, bakır, makas, örs ve çekiç. Dövme tekniği ile yapılan bakırda öncelikle külçeden levha haline getirilen bakır, ocakta tavlanarak işlenecek duruma getirilir, usta hangi form üzerinde çalışacaksa kafasında tasarladığa o şekle göre bakırı örs üzerinde çekiçle döverek istenilen şekli verir. Sonrasında kalaylanır \e işlemeleri yapılır.
Tokatla işlenenler genellikle.
Şerbetlik: Söz. nişan kesmede kullanılır.
Kildan: Hamama giderken kadınlar lif ve sabun koyar.
Hindi Lengeri: Pehlili pilav konulan sunum tabağı.
Honça Tepsi: Damat ve geline, ilk gece verilen yemeklerin konulduğu 5 veya 6 gözlü tepsi.
Kirpikli Sallan: Kenar süslemesinden dolayı bu adı almıştır.
Ekmek Kazanı: İçine yöresel ekmek koymak için kullanılır.
Şamdan: Mumluk
Çerez Tası: Bayramlarda gelen çocuklara karıştırılmış çerez vermek için kullanılır.
Bakırın işlenip, istenilen şeklin verilmesi oldukça zahmetli ve emek isteyen bir iş. Bir ürünün ortaya çıkması süsleme şekline ve yapılacak ürünün boyutuna göre bazen günlerce sürebiliyor. Sabır bu işin en önemli parçalarından bir tanesi binlerce çekiç darbesiyle nakış gibi işlenen bakır bitliğinde ona bakan ustanın bütün yorgunluğu gider ama verdiği emeğin karşılığını alması da yapılan ürünlerin pazarlanmasıyla mümkün. Aksi takdirde bu gibi zanaatlar yok olma durumuyla karşı karşıya kalacaktır.
Kaynak:
SOMUT OLMAYAN KÜLTÜREL MİRAS TOKAT
Tokat Valiliği
Tokat Kültür ve Turizm Müdürlüğü Yayınları 2017
Unutulmaya kaybolmaya yüz tutmuş ,geçmişi insanlığın tunç devrine kadar dayanan bakırcılık sanatı Tokat'taki son kuşak bakır ustalarıyla yaşatılmaya çalışılıyor. Tokata has honca tepsi yapımı ve kildan yapımında farklı desenlere imza atan Mehmet ustanın söylediklerine kulak verelim ve dinleyelim bakırın öyküsünü...
"Bakırcılık sanatının ana merkezleri Diyarbakır ,Gaziantep,Kahramanmaraş ,Erzincan,olmak üzere diğer illerdede küçük ölçekli yaşatılmaya ayakta tutulmaya çalışılıyor.Değer görmesi işçilik ve kalite açısından el emeği göz nuru olan çalışmaların getirisi olmadığı için bu sanata talep yok.Sabırlı olmayan bu işi yapamaz. Yapılan işin talep görmesi elbetteki şevkimizi arttırıyor. İşime aşığım severek yapıyorum. 50 yıldır bu sanatın içindeyim daha usta olamadım bilmediğim çok şey var. Herkes usta olamaz. Sanatkarlık ayrı birşey, ustalık ayrı.Ustalığında sonu yok ilmin sonu olmadığı gibi.
Bakırcılıkta kalaycılık, dövmecilik, modelcilik, cilacılık, toplamacılık hepsi ayrı bir sanat dalıdır. Ben hepsini tek başıma yapabiliyorum. Bakırcılık sanatı tavlama toplama dediğimiz vuruşlarla bakırı inceltiyor ve levhaya ona göre şekil veriyorsun. Ben her ustanın yaptığını yaparım ama her usta benim yaptığımı yapamaz. Bakırcı ustası iyi beslenmeli evinde huzurlu olmalı çünkü akşama kadar örsün üstünde bakır levhaya çekiç sallıyorsun.Sinirli olursan bakır levhaya hızlı vurursun ve delersin bir işe yaramaz yaptığın iş. İnsan güzel şeyler yapmak üretmek için çabalıyor. Ürettiği satılmassa ümidi kırılıyor. Benim eserlerimdeki emzik modelini ve karın modelini hiç bir usta veremez. Diğer ustaların yaptıkları kaynaklıdır. Benim yaptıklarım tek parcadır. Toplama mayalı emziği Mehmet usta yapar. Bir malzemeyi en az 100 kere tavlayacaksın toplayacaksın ki eser çıksın. Binlerce vuruş için bazen dizini örs olarak kullanacaksın. Bu işin bir ölçüsüde kulaktır. Kulağa gelen sesin tonuna göre vuruşunu yapacaksın.Sanatcı has olmalı hashas olmalı.
Bazen hayata küstüğümüz anlar oluyor değer görmediğin zaman ben bu işi niye yapıyorum ,çocuğumun karnını doyuramadıktan sonra iyi şartlarda yani doğal gazlı bir evde oturamadıktan sonra bugünün şartlarında bir arabam olmadıktan sonra bu işi niye yapıyorsun diye kendimi çok sorguladım. Halen kendime ait bir evim yok sobalı bir evde oturuyorum. İşe yürüyerek gidip geliyorum. Çocuklarıma yük olmadan kendi geçimimi sağlamaya çalışıyorum çünkü başka yapacak bir işim yok ben bu işe aşığım getirisi istediğimiz gibi olmasada,yetkililerden devlet büyüklerinden gerekli ilgiyi değeri görmesede ben işimi seviyorum. Eşimi seviyorum, eşim çizimleri yapıyor ,onunla beraber burada bu sanatı kendi çabalarımızla yaşatmaya ve ayakta tutmaya çalışıyoruz. Rızkı veren Allah'tır. Bu güne kadar aç kalmadık çok şükür." diyor bakırcı Mehmet Küçük usta.
Her mesleğin zorlukları olduğu gibi kolaylıklarıda var elbetteki ama el işi göz nuru alın teriyle yapılan işlerin hak ettiği gerçek değeri görmemeleri kazançlarının düşük olması bu sanata ilgiyi düşürsede gönül ehli tevhit ustası bakırcı amcanın kendi kişisel gayretiyle bir dik duruş sergilemeye çalışması takdire şayan bir tavır. Bakıra şekil veren ustanın anlattıklarıyla insana şekil veren Rabbimin öğretileri nasılda örtüşüyor."Demir tavında dövülür "ata sözünün de bize hatırlattığı gibi insan çektiği sıkıntıların üstesinden geldiği sürece ve dersini aldığı oranda insan olma yolunda ilerliyor demektir. Bütün bu darbeler vuruşlar bir bakırın şekil alması içinse ,Gönül
ehli olabilmek için sabır ve yılmadan aşkla insanlık yolunda yürüyenlere, her
vuruşunda Allah diyenlere...selam olsun
Tokat'ın Kültürel mirasları...2
TOKAT'TA BAKIRCILIK...
Bakırcılık, külçeden levha haline getirilen bakırın ocakta tavlanıp çekiç darbeleriyle istenen şeklin verilmesiyle ortaya çıkan bir sanattır. Bakırcılık başlı başına bir sanat olarak Türk sanatı tarihi içinde iz bırakmıştır. Bu konuda çalışmış değerli bakır ustalarının paha biçilmez eserleri dünya müzelerini süslemektedir. Bakırdan yapılan ürünlerin kullanımı önceden oldukça yaygındı. Tokat bu anlamda bakırcılığın merkezi konumundaydı. Tokat kalhaneleri bunun en büyük örneğini teşkil etmekteydi. Bu kalhanelere hammadde halinde gelen bakır mamul madde haline getirilir ve piyasaya sürülürdü.
Tokat'ta işlenen bakırın İstanbul'a gönderilmesinde Samsun limanı önemli merkezi noktayı oluşturuyordu. Çünkü İstanbul'a nakliyatta denizyolunun kullanılması hem güvenli hem de maliyeti düşürmesi açısından önem arz etmekteydi. Tokat bölgesinden getirilen bakır cevheri Samsun limanlarında hazır vaziyette bekleyen gemilerle İstanbul'a nakledilmekteydi. Çoğu illerde olduğu gibi günümüzde Tokat'ta da bakırın yerini plastik kaplar, çelik tencereler, teflon tavalar vb. sanayi üretimi ürünler aldığı için bakır kullanımı oldukça azalmıştır. Önceleri bakır yetiştirenden ustalar iş yapamaz duruma gelmeye başladı. Bu anlamda bakıldığı zaman bakırcılık da bakır kullanımına paralel olarakbitme noktasına gelmiştir. Bakır kullanımının yaygın olduğu dönemlerde ürünler süslemeden uzak günlük kullanıma uygun şekilde yapılırdı. Bakır ürünlerin daha sağlıklı olması ve bakırda pişen yemeklerin daha lezzetli olması bakıra yönelimi arttırmaya başlamış olsa da günümüzde bakır artık ederin bir köşesini süsleyen dekoratif eşya durumuna gelmiştir. Bakırcılar da günümüzde genellikle bu amaca hizmet eden ürünler ortaya koymaya başlamış olsalar da yapılan ürünler kalaylı ve günlük kullanıma uygun olarak devam etmekledir.
Bakırdan eşya üretilirken kullanılan malzemeler;
ocak, bakır, makas, örs ve çekiç. Dövme tekniği ile yapılan bakırda öncelikle külçeden levha haline getirilen bakır, ocakta tavlanarak işlenecek duruma getirilir, usta hangi form üzerinde çalışacaksa kafasında tasarladığa o şekle göre bakırı örs üzerinde çekiçle döverek istenilen şekli verir. Sonrasında kalaylanır \e işlemeleri yapılır.
Tokatla işlenenler genellikle.
Şerbetlik: Söz. nişan kesmede kullanılır.
Kildan: Hamama giderken kadınlar lif ve sabun koyar.
Hindi Lengeri: Pehlili pilav konulan sunum tabağı.
Honça Tepsi: Damat ve geline, ilk gece verilen yemeklerin konulduğu 5 veya 6 gözlü tepsi.
Kirpikli Sallan: Kenar süslemesinden dolayı bu adı almıştır.
Ekmek Kazanı: İçine yöresel ekmek koymak için kullanılır.
Şamdan: Mumluk
Çerez Tası: Bayramlarda gelen çocuklara karıştırılmış çerez vermek için kullanılır.
Bakırın işlenip, istenilen şeklin verilmesi oldukça zahmetli ve emek isteyen bir iş. Bir ürünün ortaya çıkması süsleme şekline ve yapılacak ürünün boyutuna göre bazen günlerce sürebiliyor. Sabır bu işin en önemli parçalarından bir tanesi binlerce çekiç darbesiyle nakış gibi işlenen bakır bitliğinde ona bakan ustanın bütün yorgunluğu gider ama verdiği emeğin karşılığını alması da yapılan ürünlerin pazarlanmasıyla mümkün. Aksi takdirde bu gibi zanaatlar yok olma durumuyla karşı karşıya kalacaktır.
Kaynak:
SOMUT OLMAYAN KÜLTÜREL MİRAS TOKAT
Tokat Valiliği
Tokat Kültür ve Turizm Müdürlüğü Yayınları 2017
Kilim Ustası Züleyha Koç
Anadolu tarihinde kilimin değeri kilimin dili binlerce yıl kadim tarih anlatıcılığının en sağlam kaynaklarından biri olmuş. Dağlara taşlara levhalara kitaplara ve kilimlere yazılan bilgilerin insanlık tarihine kendi dillerince şahitlik etmiş ve anlamın taşıyıcısı olmuş.
Koç boynuzu motifiyle üretkenlik güç ve erkekliği, elibelinde kadın motifiyle gücünü kendinden alan kadın anneliğin dişiliğin ve verimliliğin sembolünü, kurt başıyla özgürlüğü, Bukağı motifiyle aile birliğine olan bağlılığı veya ayağa vurulan prangayla köklere olan bağlılığı ve kartal motifiyle güçü ve kudreti sembolleştirerek söylemek istediklerini dile getiren Anadolu insanının samimi bir dili olarak günümüze kadar gelmiştir. Konar göçer olan Türk insanının kolay taşına bilir ve kullanım alanı her şeye uygun olan kilimin günümüzde de vazgeçilmez olması bundandır. Anadolu kilimleri yörük, türkmen olarak ve yöre isimleriyle beraber anılır. Kızık ,Afşar,Emirdağ, gibi. Kızık kilimlerinin temel rengi lacivert,beyaz,kırmızıdır.
Duyguların dili olan kilimleri çeşitli ürünler de görmek, duvar kilimi seccade, kırlent, minder, cüzdan, çanta, paspas, pano, anahtarlık olarak ta üretilen kilimin günümüzde unutulmamasına katkıda bulunmak için yeniden güncellenmesi ve aktif hale getirile bilme çabası olarak görüyorum. M.Ö 6500 yıl önce bulunan kilimin üzerindeki motif dua eden kadınlar figürü olarak kayda geçmiştir.
1968 yılında Turhalın Taşlı Höyük köyünde dünyaya geldim. Annem ev hanımı babam çifçi. dedem köy ağasıymış. Köyümü çok seviyorum. Annem babam köyde yaşıyor. 6 kardeşiz. ilk okulu köyümde okudum. ilk okulu bitirince, köyümüze gelen Niksarlı imamın annesinin sohbet arasında biz halı dokuyoruz, isterseniz sizede öğretebiliriz demesi üzerine ablamla ikimiz Niksarda 4 beş ay halı dokuma eğitimi aldık, kurs gördük. Çözgüsüyle desen kurmasıyla
herşeyiyle öğrendikten sonra köyümüze geldik ve tezgahımızı kurup köyün genç kızlarına halı dokumasını öğrettik.
Halk eğitimde usta öğretici olarak görev aldım. Yarışmalara katıldım ve ikinci oldum. Kilim dokumacılığı üzerine geliştirdiğim tekniklerim var. Kendime özgü türk motiflerini yeniden yorumluyorum. Kilimin dili çok farklı. Mutluysan rengarenk ,biraz hüzün varsa koyu renkleri kullanıyorsun. Kendime has geliştirdiğim kanaviçe kilim dokuma tekniğini ilk ben uyguladım. Bende kilim dokumasını ustadan bakarak öğrendim. Bizim kurslarımıza öğrenci bulmak çok zor. Kurs açabilmek için kişi sayısı istiyorlar ben her yerde dile getiriyorum. Bu sektör popüler bir dal değil insanlar çok az tercih ediyorlar. İçlerinden bir ikisi gerçekten isteyerek geliyor. Ben diyorum ki istekli bir iki kişiyi yakalamışken onlara bu zanaatı öğretelim sayıya bağımlı kalmadan bu ata mirasımızın bir sonraki nesle aktarılması için elimizden geldiğince işi kolay kılmamız gerekiyor. Öğrenci sayısına takılmadan yolda yürümemiz gerekiyor. Bu işi kursiyerlerime sevdirmek için ayrıca çaba harcıyorum. Popüleritesi olan ne dokuya bilirim diye düşündüğümde aklıma Anahtarlık, seccade, pano, kırlent, minder, duvar panosu, kilim , paspas, çanta gibi şeyler geliyor. 30 yıldır bu işi yapıyorum benimki taş sabrı birileri beni fark etsin istiyorum, pazarım açılsın bende dokuyarak kendimi dahada geliştireyim. Yaptığım ürünü önce kendim beğeneceğim ben beğenmezsem kimse beğenmez diye düşünüyorum. Bir insan ömrünü verse kilim desenlerinin çeşitliliğine ve anlamına yetişemez.Gönül insanlarının elinde bu sanat yaşatılmaya çalışılıyor. Keşke ben bu sanatı tanımasaydım diyorum bazen çünkü aşığım başka işe konsantıra olamıyorum kilim dokumasını çok seviyorum. Başarılı olmak için bu işi seveceksin gayretli olcaksın çalışmak ve azimli olmak çok önemli. Kendime güveniyorum ,yeni şeyler üretiyorum. Özgür yaşamayı çok seviyorum.
Züleyha Koç hanımefendi bize kilimin dilini vegünümüz çağının dili birleştirip güzelliklere, dikkat çekmek ve yaptığı işin en güzeliyle hizmet vermek için elimizdeki bilgi dağarcığından beslenip yeni şeyler üretmenin araştırma yaparak olacağının altını çiziyor. Zihnimizi yeni bilgilere açık tutmak, gönlünüzü açmak, düşünmek kritize etmek, geçmişin güzelliklerini ileriye taşımak ustalık ister. Fark yaratmak ve iz bırakmak bir şeyleri yeniden yorumlamak ve farklı iki tekniği bir arada kullanmak elbetteki yaradanın sanatçılara verdiği özel bir lutuf . Bilgiyi ve görgüyü yeniden harmanlayıp yorumlamak köklerden kopmadan eskiyi ve yeniyi birleyip yaşadığımız çağa uygun dili yakalayıp hayatımıza anlam katarak aynı dilde buluşmak dileğiyle..Teşekkürler Züleyha Koç ustam bizimle hayat hikayenizi paylaştığınız ve geçmişle gelecek arasında köprü olduğunuz için.Tokat belediyesinin hanımelleri konağında usta öğretici olarak çalışıyor.
Öğrenci yetştiriyor.
Sanatın yaşatılması ve Emeğinin değer görmesini çok arzu ediyor.
Baskı kalıp ustası Yasemin Ertaştan
"Bir usta bin usta " sözüyle hikayeye başlamak istiyorum.2016 yılının en başarılı el sanatları ustası olarak ödül aldı. Bu sanata sahip çıkan ve yaşayan ustalardan Aynı zamanda Kültür ve Turizm Bakanlığı Devlet Sanatkarı Yazma Baskı ve Kalıp oyma Ustası Yasemin Ertaştan hanımın Onu buralara taşıyan yaşam hikayesini öğrenmek ve başarının sılarını çözmek için gelin kulak verelim anlattıklarına.
1970 yılında Tokat'ın Turhal ilçesinin Kalaycık köyü'nde dünyaya geldim. Annem ve babam çerkez . Ben çerkez ananelerine göre yetiştirildim. İlk ve ortaokulu köyde okudum ve Tokat Ticeret lisesinden mezun oldum. Geleceğime yön verecek olan eğitimlerimi ilk olarak okuduğum bu okullardan aldım. Folklör, atletizim (100 m 200 m siprinter) dallarında başarılarım var. Liseyi bitirdim ve evlendim. Çalışma isteğim ağır bastı ve eve olan bağımlılığıma son vermek için ilk adımı halk eğitim merkezinde folklor eğitmeni olarak başladım . Yetmedi savcılıktan özel izinle ceza evlerinde ilk bayan öğretici olarak mahkumlara baskı ve tasarım işini öğretmek ve bir şeyler öğrenmek için üç yıl gönüllü eğiticilik yaptım. Ceza evi bana çok şey öğretti. Hayata bakış açımı değiştirdi daha sıkı sarıldım işime eşime aşıma.
Tabi bu arada yapmadığım öğrenmediğim el sanatı kalmadı.Aklım baskıda kaldı.Fark yaratmak adına farklı bir şeyler yapmalıydım.Köklerden kopmadan aslına uygun baskıda modern tasarımları ilk ben yaptım. Kalıp oymacılığı tam bir terapi insanın iş yaparken işine odaklanması dikkat isteyen bir şey buda kalıp oyma işini yapan kişinin sadece ve sadece işine odaklanmasını sağlıyor. Çünkü keskin bıçaklarla iş yapıyoruz en ufak bir dikkatsizlik en az üç dikişe ve 11dikişe mal oluyor.Yazmacılık, elle çizilerek ya da ağaç kalıplarla basılarak uygulanan bir kumaş desenleme tekniğidir.
Ağaç kalıplarla baskı yapma tekniği ilk olarak ne zaman ve nerede kullanıldığına dair kesin bir bilgi olmamakla birlikte Anadoluda 14. Yy beri yazmacılık sanatının sürdürüldüğü ve 15 . yy dan beri Tokat ilinin yazmacılıkta merkezi bir konuma geldiği bilinmektedir.
Kalıp oymacılığı 650 yıllık bir geçmişi olan el sanatı. En güzel baskı ağacı ıhlamur ağacı emdiği boyayı kumaşa geri veren tek ağaç. Önce ağacı kesip 2 yıl kurutuyorsun sonra parafinleyip deseni üzerine tersinden karbon kağıdıyla çiziyorsun, sonra karga burnu denen bıcaklarla ağacı oyuyorsun çünkü basıldığında modelin düzü çıkıyor. Kesip kuruttuğun ağaca çizdiğin ve derin derin oyduğun desenle yeniden hayat veriyorsun ve her yerde deseni yaşatıyorsun. Kalıplarımdan vaz geçemiyorum hepsi benim çocuğum gibi. İdealim hotkotor (Tek model)olarak çalışmak istiyorum. Bu işi sanatsal anlamda bir yere taşımak ve bizden sonrakilere iz bırakabilmek uluslar arası boyuta taşımak istiyorum. Valiğin önderliğinde kültür müd desteğiyle Tokatta bir yazmacılık müzesi kurmak için girişimlerde bulunan usta bir yıla kadar bu hayalimde gerçek olur inşallah. Çocuklarımıza ve şehrimize çok değerli bir kanzanım sağlamış oluruz "dedi.
Yasemin ustam yaklaşık olarak 30 yıldır bu işin içinde olan ve gelenekselden gelen modelleri günümüz modern yaşama uygulayan uyarlayan alanında duayen bir usta.
Yaptığı işe verdiği önemden şunu anlıyorum.İnsanda öyle değil mi ?ilk önce ana rahminden kopartılıp aile ve çevredeki öğretilerle özümüzden kopartılıp kurutuluyoruz .Ve daha sonra hayat denen bir ustanın elinde hadiselerle ince ince oyularak fazkalıklardan kurtulup kalıbın üzerinde yeniden çizdiğimiz yönle hayat buluyoruz.
Öğrencisi olduğum Yasemin sanat evinin mekanındaki adaleti, kursiyerleriyle oluşturduğu bağı , halil ibrahim sofrasındaki bereketini, hayvanlara duyduğu sevgiyi 650 yıllık tarihin izlerini 100 yıllık eski bir ahşap evde dokusuna uygun otantik bir şekilde yaşatmaya çalışması elbetteki takdire şayan ve görülmeye değer. Yolunuz düşerse mutlaka uğrayın . Selam ve sevgilerimle...
1970 yılında Tokat'ın Turhal ilçesinin Kalaycık köyü'nde dünyaya geldim. Annem ve babam çerkez . Ben çerkez ananelerine göre yetiştirildim. İlk ve ortaokulu köyde okudum ve Tokat Ticeret lisesinden mezun oldum. Geleceğime yön verecek olan eğitimlerimi ilk olarak okuduğum bu okullardan aldım. Folklör, atletizim (100 m 200 m siprinter) dallarında başarılarım var. Liseyi bitirdim ve evlendim. Çalışma isteğim ağır bastı ve eve olan bağımlılığıma son vermek için ilk adımı halk eğitim merkezinde folklor eğitmeni olarak başladım . Yetmedi savcılıktan özel izinle ceza evlerinde ilk bayan öğretici olarak mahkumlara baskı ve tasarım işini öğretmek ve bir şeyler öğrenmek için üç yıl gönüllü eğiticilik yaptım. Ceza evi bana çok şey öğretti. Hayata bakış açımı değiştirdi daha sıkı sarıldım işime eşime aşıma.
Tabi bu arada yapmadığım öğrenmediğim el sanatı kalmadı.Aklım baskıda kaldı.Fark yaratmak adına farklı bir şeyler yapmalıydım.Köklerden kopmadan aslına uygun baskıda modern tasarımları ilk ben yaptım. Kalıp oymacılığı tam bir terapi insanın iş yaparken işine odaklanması dikkat isteyen bir şey buda kalıp oyma işini yapan kişinin sadece ve sadece işine odaklanmasını sağlıyor. Çünkü keskin bıçaklarla iş yapıyoruz en ufak bir dikkatsizlik en az üç dikişe ve 11dikişe mal oluyor.Yazmacılık, elle çizilerek ya da ağaç kalıplarla basılarak uygulanan bir kumaş desenleme tekniğidir.
Ağaç kalıplarla baskı yapma tekniği ilk olarak ne zaman ve nerede kullanıldığına dair kesin bir bilgi olmamakla birlikte Anadoluda 14. Yy beri yazmacılık sanatının sürdürüldüğü ve 15 . yy dan beri Tokat ilinin yazmacılıkta merkezi bir konuma geldiği bilinmektedir.
Kalıp oymacılığı 650 yıllık bir geçmişi olan el sanatı. En güzel baskı ağacı ıhlamur ağacı emdiği boyayı kumaşa geri veren tek ağaç. Önce ağacı kesip 2 yıl kurutuyorsun sonra parafinleyip deseni üzerine tersinden karbon kağıdıyla çiziyorsun, sonra karga burnu denen bıcaklarla ağacı oyuyorsun çünkü basıldığında modelin düzü çıkıyor. Kesip kuruttuğun ağaca çizdiğin ve derin derin oyduğun desenle yeniden hayat veriyorsun ve her yerde deseni yaşatıyorsun. Kalıplarımdan vaz geçemiyorum hepsi benim çocuğum gibi. İdealim hotkotor (Tek model)olarak çalışmak istiyorum. Bu işi sanatsal anlamda bir yere taşımak ve bizden sonrakilere iz bırakabilmek uluslar arası boyuta taşımak istiyorum. Valiğin önderliğinde kültür müd desteğiyle Tokatta bir yazmacılık müzesi kurmak için girişimlerde bulunan usta bir yıla kadar bu hayalimde gerçek olur inşallah. Çocuklarımıza ve şehrimize çok değerli bir kanzanım sağlamış oluruz "dedi.
Yasemin ustam yaklaşık olarak 30 yıldır bu işin içinde olan ve gelenekselden gelen modelleri günümüz modern yaşama uygulayan uyarlayan alanında duayen bir usta.
Yaptığı işe verdiği önemden şunu anlıyorum.İnsanda öyle değil mi ?ilk önce ana rahminden kopartılıp aile ve çevredeki öğretilerle özümüzden kopartılıp kurutuluyoruz .Ve daha sonra hayat denen bir ustanın elinde hadiselerle ince ince oyularak fazkalıklardan kurtulup kalıbın üzerinde yeniden çizdiğimiz yönle hayat buluyoruz.
Öğrencisi olduğum Yasemin sanat evinin mekanındaki adaleti, kursiyerleriyle oluşturduğu bağı , halil ibrahim sofrasındaki bereketini, hayvanlara duyduğu sevgiyi 650 yıllık tarihin izlerini 100 yıllık eski bir ahşap evde dokusuna uygun otantik bir şekilde yaşatmaya çalışması elbetteki takdire şayan ve görülmeye değer. Yolunuz düşerse mutlaka uğrayın . Selam ve sevgilerimle...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)