7 Şubat 2021 Pazar

KADİM ŞEHRİMİZİN KADİM İNSANLARI PROF DR.ERTUĞRUL YAMAN

 Kadim şehrimizin kadim insanları yazı dizisinde bugün dokuz’uncusunu kaleme aldığım röportajda çok kıymetli bir değeri daha yakından tanıma fırsatı bulacağız. Anadolu'nun mayası olan bu toprakların yetiştirdiği 58 yaşında 57 kitaba imza atmış bir profösör, edebiyat öğretmeni, yazar ve bir evlat bir baba olarak bizimle birlikte olacak ve bilgi birikimlerini bizimle paylaşacak Prof.Dr.Ertuğrul YAMAN hocam.

Ben hocamla ilk olarak çizgi kitap kırtasiyede ”Değerler Eğitimi”kitabının imza gününde Novada alışveriş merkezinde tanıştım. 57 kitaba imza atan bir derya, bilgi yüklü bir değerle tanış olmaktan dolayı onur duydum. Alçak gönüllü ve engin gönüllüğünün izlerini sözlerine ve davranışlarına yansıtan bilge bir insan. 

Hoşgeldiniz diyerek sözlerime başlıyorum ve ilk sorumu yöneltiyorum Hocama 

1-Sizi daha yakından tanıyabilir miyiz?Ertuğrul Yaman Kimdir.?

1962 Tokat merkez doğumluyum. İlk, orta ve lise eğitimimi Tokatta tamamladıktan sonra Ankara Üni. DTCF Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünden 1985 yılında mezun oldum. 1994 yılında doktoramı bitirdim. Gazi üni.görev yaptım. 2011 yılında profesör ünvanını aldım. Erzurum Atatürk Üni. Yıldırım Beyazıt üni. Ahi Evran üni. Ve Bazı özel üniversiteler de görev yaptım. Evliyim dört çocuğum var. 

2- 58 yaşında 57 kitaba imza attınız. Yazmak sizin için ne anlam ifade ediyor.?

Sait Faik Abasıyanık “yazmasaydım çıldırırdım“diyor. Bende yazmasaydım çok sıkıntı yaşardım. Çok okuyan bir insanım. 4 bin kitap kudum. Yazmak benim için bilgiyi bağlamaktır. Ruhumu ve kalbimin içindekileri başkalarıyla paylaşmak iç dökmesidir. Bu beni mutlu ediyor. Rahatlatıyor. Tarihe bir iz bırakmaktır yazmak. Okumayı ve yazmayı çok seviyorum. 

3- İnsanı değerli bilenlere, insanlık sırrına erenlere, Eğitime gönül verenlere...diyorsunuz Aile nedir.?Değer nedir.? Temel değer yargılarımız nelerdir?

Aileyi zihnimde şöyle tanımlıyorum. Benim için aile toplumun kilit taşıdır. Toplum devleti oluşturur. Devletin bekası için aile çok önemlidir. Ailenin temelinde bireyler vardır. Bireylerin sığındığı en güvenilir yer ailedir. Sıcak yuvadır. Hayat bir deniz gibidir. Bu denizlerdeki fırtınadan sığındığımız limandır aile. Hayat bütün zorluklara rağmen bu sıkıntıları aşma ve başarma sanatıdır. İnsanın en doğal ihtiyacıdır aile. Hepimiz birbirimize muhtacız. Kimse kendisini dev aynasında görmesin. Aile her şeyin üstündedir.

Değer; insanı değerli kılan özelliklerdir. Bizi seçkin kılan özellikler değerdir. Adalet, sevgi, paylaşmak...

İnsanı adam yapan özelliklerdir değerlerimiz. Herkes insan doğar ama adam olmak başka bir kavramdır.  Mehmet Akif Ersoy Safahat kitabında en çok ”Çalışkanlık”bu değere dikkat çekiyor. Kitabı incelediğimizde 100 ün üzerinde bu değere vurgu yapıyor. Kur-anı Kerim ayetinde bize şöyle diyor ”Gerçekten İnsana çalışmasından başkası” yoktur. Bu değerleri sözde değil özde olarak çocuklarımıza anne babalar davranışlarıyla, çalışmalarıyla örnek olarak aktarmalılar. Yaşayarak çocuklarımıza değerlerimizi öğretmeliyiz. Çocuğa dürüst ol demek olmaz, anne baba bunu çocuğa hissettirmeli. Çocuk ailede eğitilir. Bilmek ayrı bir şey uygulamak ayrı. Bildiğimiz doğruları yaşayabiliyor muyuz. Dede nine, anne baba, çocuk, torun hep bir arada olmalıyız. Çünkü hepsinden alacağımız öğreneceğimiz şeyler farklıdır. Yalnızlıktan kurtulmanın tek yolu, ortak çatı altında yaşama yeniden dönmeliyiz. İnsan fıtratına uygun yaşama yeniden dönmeliyiz. Evde aile büyüklerinin olması sigortadır. Aile içinde dengeleyici rol oynarlar. Evin bereketidir büyükler. Sonuç olarak sevap kazanır ve sağlıklı yaşarız. ”Bir Şehir Üç Nesil ” kitabında bunları anlatmaya çalıştım.

4- Değerler eğitimini çocuklarımıza doğru aktarabiliyor muyuz.?

Malesef aktaramıyoruz. Aileler geçim derdinden iş telaşından çocuklarımıza fazla zaman ayıramıyor.  Aile içi iletişim malesef üzülerek söylüyorum ekrandan yapılıyor ve ekrandan bağlanıyoruz birbirimize. 

”Camdan ve Candan” kitabımda bunu açıklamaya çalıştım. 

Camdan derken mekanik olan Ekran yönümüz. Televizyon bunun padişahı, bilgisayar, tablet ve cep telefonu bu padişahın vezirleri. 

Candan derken insanı vurguladım. 

”Ekranı bırak, Ekrana bağlan” diyorum. Çünkü insan akranlarıyla mutlu olur. Malum günümüzde pek akranlarımızla buluşamıyoruz ama kitap okuya biliriz ve zihnimizi geliştire biliriz. Ve kitap okuyan çocuk ekrandan kopuyor. Çocukları yaşıtlarıyla buluşturmanın yolunu yeniden bulmalıyız. Aileler maalesef bunun farkında değil. Bir çok aile para kazanmanın ve mal biriktirmenin derdinde. Maalesef küresel bir yanılgı içindeyiz. Para kazanarak ve mal biriktirerek kendimizi güvende hissetmenin yolu bu zannediyoruz. Oysa ki bizim için önemli olan iyi insanlar yetiştirmek olmalıydı. Yatırım yapacaksak, insana, doğaya, havaya, suya, canlıya yatırım yapmalı ve bu değerleri korumak zorundayız. Yatırımı insana ve doğaya yapmalıyız. Mal biriktirme arzusundan muhakkak kurtulmamız gerekiyor. İnsan çok kıymetli çok değerli yatırımı insana yapmalıyız.

5- Salgın sürecinden sonra dünyaya nasıl bakıyorsunuz.?

Allah yarattığını unutmaz. Biz kul olarak üzerimize düşen görevleri hakkıyla yerine getirelim.Bu salgın bitecek bir gün. Anadoluda bir söz var ”Bir dağın başındaki kara bulutlar hep orada kalmaz”dağılır derler. Biz bu süreçten doğruya ulaşmış olarak çıkmalıyız. Dersimizi almış olmalıyız. Yeni hayatımıza daha farklı bakmalıyız. Her işin başının sağlık olduğunun farkına vardık bu süreçte. Bundan sonra yaşadığımız zaman dilimini en güzel şekilde doldurmalıyız.  Hayırlı işler yapmalıyız. Aşık Veyselin dediği gibi, “İki kapılı bir handa gidiyoruz gündüz gece” koşuşturarak gidiyoruz sona doğru. Yanlışımız şurada, kendimizi hancı zannediyoruz. Hancı değiliz yolcuyuz, misafiriz, gelip geçeceğiz bu dünyadan. Bunun için iyiyinin, güzelin, doğrunun peşine düşmemiz gerekiyor. Bununda yolu değerler eğitimi kavramından geçer. Yaratıcıyı bilmek, sevmek, doğayı korumak , vefalı olmak, doğru dürüst olmak, çalışmak gibi....değerlere sahip olmak ahlaklı insan olmaktan geçer. Bu değerlerin farkında olan, değerli insanlar yetişir bu değerlerle.

6- Eğitimde zihniyet değişimi ve toplumsal dönüşüm hakkında düşünceleriniz nelerdir.?

Eğitim sistemimizin değişmesi gerekiyor. Türkiyedeki eğitim sisteminde bazı açmazlar var. Sınav odaklı eğitim  çocukları çok yoruyor. Bu kadar sınav odaklı olmak yerine mutlu, sağlıklı, huzurlu olarak geleceğe hazırlansın çocuklar. 

Ölüm gerçek. Hayat var. Hayatın içinde verilen sınırlı süreye ömür diyoruz. Hepimiz bu süreç içinde eğitiliyoruz. Bu süreç içinde sadece sınav odaklı, insanı hayattan koparan, sadece bilgi depolayan eğitim yerine daha neşeli daha sağlıklı huzurlu bir eğitim sistemine geçmeliyiz. 

Birinci adım çatışma kültürünü bırakmalıyız. Uzlaşma zemininde buluşmalıyız. Kollektif akılla bu yolu daha güzel buluruz. Bilgi depolayan bir anlayıştan uzaklaşarak, hayata dair beceri kazanarak ilerlemenin önü açılmalı. Kendi kültürümüzü kendi değerlerimizi tanımalı, birbirimizi sevmeliyiz. Birbirimizle birlikte barışık yaşamayı öğrenmeliyiz. Çağın ruhunu yeniden okumalıyız. Vatanını seven büyüklerine değer veren  kendi kültürümüze sahip çıkan gençler yetiştirmeliyiz. Önyargılardan uzak, çatışmadan uzak ortak akılla doğru yol bulunabilir. Arayanlar bulur. 

7-Değerlerimizin değerini bilelim Arif insan, Alim insan, kamil insan yetiştirmeliyiz diyorsunuz. Türk milletinin sahip olduğu bu hazinenin farkına ne zaman varacağız ve bütün insanlığın hizmetine ne zaman sunacağız? Bu yozlaşmayı nasıl önleyeceğiz. Önerileriniz nelerdir? 

”Ol mahiler ki derya içredirler deryayı bilmezler” biz buna benziyoruz. Kendi değerlerimizin farkında değiliz. Maneviyatıyla, kültürüyle, mimariyle, edebiyatıya, tarihiyle, doğasıyla, yeraltı ve yer üstü zenginlikleriyle bir hazinenin üstünde yaşıyoruz ve bi haberiz bu değerlerden. Her yönüyle büyük bir mirasın sahibiyiz ve her tarafından bereket fışkıran bir coğrafyada yaşıyoruz. Bizim silkelenip kendimize gelmemiz gerekiyor bunların farkına varmamız için. 

İşe şuradan başlamak gerekiyor, öze dönmek. Kendine gelmek. Ben kimim.? Atalarım kim.?Asıl mesele geçmişle övünmek değil oradan beslenerek çağın gereğini yerine getirmektir. Çınar kendi kökleri üzerine büyür. Dal budak verir. Dünyadaki gelişmeleri takip edeceğiz geri kalmayacağız.  Mevlananın pergel metaforu çok önemli. Bir ayağımız kendi köklerimize bağlı diğer ayağımızla tüm dünyayı gezmeliyiz. Biz iki ayağımzı birden kaldırdık ve sırt üstü düştük. Artık kendimizden utanmadan, aşağılamadan kendi özümüze dönmeliyiz. Herkese hayran olduk ama bir kendimize hayran olamadık. Ben buradan bir öneri sunuyorum. Tarihimize damgasını vurmuş örnek şahsiyetlerden 100 insanın hikayesinden temel eser oluşturalım ve  kitap olarak öğrencilerimizle buluşturalım. Kendi çizgi film kahramanlarımızlı izletelim çocuklarımıza. Yabancı kaynaklardan beslenmek istemiyoruz. Biz artık kendi öz kahramanlarımızla büyümek istiyoruz. İşte o zaman Arif, Alim, Kamil insanlar yetiştirebiliriz. 

8- Sosyal medyadaki insanın samimiyetini nasıl buluyorsunuz? TV dizilerindeki aile içi şiddeti nasıl değerlendiriyorsunuz.?

Sosyal medya kelimesini gerçek manasıyla değerlendirirsek bizi uyuşturan, bizi kendimizden koparan, boşluğa sürükleyen bir mecra. Bir genç boşluğa düşerse sosyal medyada kendisini ifade etmeye çalışır. Aile içinde değer gören iletişim halinde olan genç bu tuzağa düşmüyor. Sosyal medyadaki sen, sen değilsin. Olmak istediği seni paylaşıyor orada. Gerçek hayatla alakası yok. Sahte hayatlar. Sahte kimlikle takma isimler kullanıyorlar. Hayallerini yaşıyorlar. Sosyal medyada çok kibar, çok aydın ama gerçekte tam tersi. Sosyal medya tümüyle hayatımızdan çıkması gerekiyor. Bu konuda katıyım. Bizim yeniden insan insana, akran akrana, kitaptan arkadaşa, doğadan insana olan hayatı yeniden inşaa etmemiz gerekiyor. Düşünmekten alı koyuyor, atalete sürüklüyor,  bizi klavye kahramanı yapıyor bu sosyal medya. Zamanımızı çalıyor. Bize kurulan bir tuzaktır. Bizi uyuşturmak, gerçek hayattan koparmak ve gerçek insandan koparmak için yaratılmış bir sanal dünyadır sosyal medya. Kültürümüze uymayan Tv proğramları bir zehirdir. Denizin tuzlu suyuna benzer içersiniz fakat kanamazsınız, daha çok susarsınız. 

9- Hayatınızda keşke dediğiniz bir şey var mı?

Efendim bendeniz hayata KEŞKE diye bakanlardan değilim; benim felsefem İYİ Kİ üzerine kuruludur. Hayat; doğru ve yanlışlarıyla güzeldir. Hatasız kul mu olur? Elbette bizim de birçok hatamız olmuştur. Varsın olsun. Hatalar, insanı olgunlaştırır ve doğrulara yöneltir. Benim yanlışların pişmanlığını yaşayacak zamanım yok! Nitekim, yazacak yazılarım ve yapacak daha çok işim var! Ben her daim İYİ Kİ diyebilmek için hep anı yaşıyor ve geleceği hayal ediyorum. 

İYİ Kİ eğitimci olmuşum! Asla pişman değilim! Önüme yeni bir ömür imkânı sunulsa yine EĞİTİMCİ olurdum. Okurdum, dinlerdim, yazardım, anlatırdım, eğitirdim ve huzur bulurdum!...

10-Teknolojik bağımlılıktan kurtulmanın yolları nelerdir.?

Bir yönüyle hayatımızı kolaylaştıran teknoloji, diğer yönüyle insanı özünden ve ruhundan uzaklaştırmaktadır. Her geçen gün yeni modeli kullanıma sunulan teknolojik aletlerin daha teknolojisine alış(a)madan bir üst modelinin piyasaya sürülmesi, ekonomik rekabetin vicdansız zeminlerde sürdürülmesi vb. daha pek çok gösterge, insanlığın çekilmeye çalışıldığı ruhsuz dünyayı anlamak için yeterlidir.  

Bu iddia ve sözlerden hiç kimse, bir teknoloji karşıtlığı çıkarmamalıdır. Teknoloji, insanlığa hizmet ettiği sürece, kontrolü insanın elinde kaldığı müddetçe gerekli, önemli ve yararlıdır. Bizim karşı durduğumuz nokta; teknolojiyle bağ kurmak, ona bağlı olmak değil; teknolojiye bağımlı olmaktır. Nitekim teknoloji ruhumuzu çalıyor, sağlığımızı tehdit ediyor, biz seçkin varlıkları eşyanın hizmetine sunarak eşyayı yüceltiyorsa, bu noktada hepimizin çok ciddi olarak düşünmemiz gerekir. Teknolojinin amaç değil araç olarak kullanılması gerekirken günümüzde teknolojik araçlar, insanın önüne geçmiş durumdadır. Oysa; sağlıklı, dengeli ve huzurlu bir hayat için her şey yerli yerinde olmalıdır. Bu bağlamda; teknoloji kendi mecrasında bir araç olarak ilerlediği sürece herhangi bir sorun yoktur. 

11-Sosyal medyanın insan üzerindeki etkileri nelerdir.? Çare nedir ?

Cep telefonları, bir yönüyle dünyayı cebimize sığdırırken öbür yönüyle bütün dünyamızı bizden çalmaktadır. Cep telefonları çıkalı beri, sevdiklerimizin yüzüne bakmayı, gökyüzünü izlemeyi, kuş seslerini dinlemeyi, doğayla bütünleşmeyi unuttuk. Ruhumuzu on-line olmaya feda ettik. Bilgiyi kaynağından araştırmak yerine, kolayca internetten kopyalamak; konuyu derinlemesine bilmek yerine sadece haberdar olmak; televizyon, tablet, bilgisayar ve akıllı cep telefonlarıyla yatıp onlarla kalkmak insanlığın kıyameti olacak kadar riskli, tehlikeli ve zararlıdır. Nitekim; öğrencilerin internet bilgisiyle sınavlara ve hayata hazırlanmaları, genç beyinleri sığlaştıracak ve gelecekte önü alınmaz sorunlar üretecektir. Her yaştan insanı esir eden sözde sosyal medya ağları günümüzde çığırından çıkmıştır. Günün önemli bir bölümünü hareketsiz ve atıl bir hâlde ekran karşısında geçiren çocuklar ekran bağımlısı olarak akranlarından uzaklaşmaktadırlar. Bu bağımlılığın doğal bir sonucu olarak hazırcı, duygusuz, duyarsız ve mekanikleşmiş bir neslin geleceğini söylemek için kehanete gerek yoktur! Acı ama gerçek budur!

12- Neredeyse tüm insanlık için sinsi bir tehdit olan sessiz bir tufan, yıkıcı bir sel gibi üzerimize gelen bu olgu karşısında bizlerin tutumu ne olmalıdır? 

Biz; yalnızca izlemek, sızlanmak veya teslim olmak yerine, koruyucu önlemler alıp yeni öneriler oluşturmanın gayretindeyiz.  Örneğin; birçok yıkıcı etkisiyle üzerimize gelmekte olan bu sele karşı ağaç dikmek, setler ve bentler yapmak, dereyi ıslah etmek gibi önlemleri de alınabilir. 

Bu acı ve elem veren, bizi endişeye sevk eden tabloda özellikle çocuklar ve gençler, henüz fark edemedikleri çok ciddi risk ve tehlikelerle karşı karşıyalar! Bu noktada; kendimiz, çocuklarımız, gençlerimiz, tüm canlılar, doğa ve geleceğimiz için önlemler almak zorundayız. Bugün bu önlemleri al(a)mazsak, yarın çok geç olacaktır. Çocuklarımızın, gençlerimizin ve aslında insanlığın büyük bir kısmının teknolojik ve dijital bağımlılığa yakalandığı bir çağda yaşamaktayız. Henüz vakit varken teknolojiyi, olması gereken konumda tutarak insanı, tüm canlıları, doğayı ve tümüyle dünyamızı korumak ve asıl yapısına döndürmek durumundayız. İstersek, ortak gayretlerle bunu birlikte başarabiliriz. Yöneticiler, eğitimciler, sağlıkçılar, hukukçular, mühendisler, anne babalar… hepimize görev düşmektedir. Geliniz bu fütursuz gidişe dur diyelim! İnsanın, tüm canlıların, doğanın ve dünyamızın geleceğine el atalım. Bu birlikteliği sağlayabilirsek; dünya yeniden yaşanası bir yer, insan tekrar sağlıklı ve huzurlu bir varlık, tüm canlılar da doğal yaşam koşullarına kavuşmuş olabilir!

Amacımız; teknolojiyi olması gerektiği gibi insanlığın hizmetkârı konumunda tutmak, insanlığa ve tüm canlılara yaşanası güzel bir dünya sunmaktır. Özellikle çocuklarımıza ve gençlerimize güvenli ve tertemiz bir gelecek inşa etmektir. Bunu elbirliği ile başarabiliriz. 

13- Geleceğe dair hayalleriniz nedir?

Hayallerin bittiği yerde yaşam biter. Her insanın yaşadığının göstergesi hayallerinin olmasıdır. Yaşamak yarına dair hayallerinin olması demek. Başı ve sonu benim elimde olmayan ömrümde faydalı bir insan olmak istiyorum. Yaradana kul olmak istiyorum. Sağlığım elverdiği süre içinde 57 kitabı 100 e tamamlamak istiyorum. Güzel bir dünya için, içimizdeki iyilikleri besleyerek iyileri çoğaltırız. Ey insanlık içimizdeki güzellikleri doğruları besleyelim ve büyütelim. İnandığım doğruları anlatmak, yazmak mücadele etmek istiyorum. Herkese huzurlu bir dünya diliyorum.

Slogan haline getireceğimiz bir cümle ile özetleyebiliriz bu sohbeti. “EKRANI BIRAK AKRANA BAĞLAN “58 yaşında 57 kitaba imza atan bir  eğitimci ile birlikte olduk ve hayata dair insana dair yaptığımız sohbette engin tecrübelerini bizimle paylaşarak onu daha yakından tanıma fırsatı bulduk. Dört bini aşkın kitap okuyarak zihin dünyasını geliştiren bir canlı kütüphane olarakta nitelendirebiliriz kendisini. Okumanın önemine vurgu yapan, insanın insan kalabilmesi için fıtrata uygun davranışlarda bulunması gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Ertuğrul Yaman hocam bizimle birlikte olduğunuz için bize bizi hatırlattığınız için çok çok teşekkür ederiz. Güzelliklerde buluşmak dileğiyle...

Dünya Köylüsü 

Sosyolog yazar 

Ayla Bağ  

 



3 Ocak 2021 Pazar

DÜNYA KADIN LİDERİ DİLEK ALP

Dünya Kadın Liderler Listesine gönüllü çalışmaları ve yaptığı sıra dışı çalışmalarla ismini yazdıran bir Anadolu kadını. Onu daha yakından tanıyalım. 

1- Sizi kısaca tanıyabilir miyiz? (Dilek Alp yaşamın neresinde?)

Tam da ortasında, savaşın göbeğinde

Fırsatları kendim yaratırım,

Durmadan çalışırım, düşünürüm ve üretirim

Herhangi bir şey üretmediğim günü eksik sayıyorum, bu takıntılı bir durum sanırım Sadece yapmak istediğim ve çalışmak istediğim sahalarda olmaya gayret ediyorum Çalıştığım alan beni kısıtlamaya başladıysa derhal uzaklaşıp özgürleşmeyi seçiyorum, onun için çok ürettim sanırım...

2-Hayatınızın seyrinde, çok genç yaşlarda başladığınız gönüllü çalışmaların, gerçek anlamda dünyaya açılan kapısı 1999 da ki Gölcük depremi olmuş. Bize o yıllarda yaşadığınız kentte neler yaptınız anlatır mısınız?

Lise yıllarında toplumsal gönüllü hareketlere ilgi duydum,

Kıbrıs Girne’de liseyi okurken öğrencilere liderlik etme ruhuyla okul kaptanlığını yürütüyordum Üniversite de de bu devam etti, Birleşmiş milletler ile çalışmayı tanıdım o yıllarda

Öncesi Ankara Büyükşehir Belediyesi

Gölcük Belediyesi

Toplumsal Rehabilitasyon

Kültür ve sanat hareketleri – travma tedavi edici

Kentin Kültürel bakış açısını değiştirecek bir bakış açısı

ABD Santa Clara Üniversitesi Kadın Liderler Bölüm Başkanlığı

Şili Kültür Bakanlığı

Afrika, Hindistan

3-Çalışmalarınızın çoğunda UNESCO bağını görüyorum. Bu paydaşlık size ve çalışmalarınıza neler kattı? Bu deneyim sizi nasıl geliştirdi? Neler öğrendiniz?

- Hayatım boyunca yaptığım her çalışmanın sağlam bir tabana oturmasına dikkat ettim

- Bir şeyi nasıl yaptığım değil neden yaptığım önemliydi benim için

- Ve her hareketime paydaş bir kurum kattım

- 1999 ile birlikte kadın ve sanat odaklı çalışmalarımda en güvenilir paydaş Unesco geldi ve iletişime geçtim, Unesco Milli Komite başkanı Prof. Dr. Öcal Oğuz ile kurduğum bağ tamamıyla güven üzerine oldu.

- 2008 yılında yaşadığım kentte ilk kez “Somut Olmayan Kültürel Miras” kelimeleri konuşulmaya başlandı, fotoğraf yarışmaları, sergiler ve araştırmalar yaptık, uluslararası konferanslar düzenledik, atölyeler açtık, ustalarımız çıraklar yetiştirdi, kök tarihimizde yer alan sanatları geleceğe taşıdık.

- Logo kullanım hakkı, yerel yönetimlerle çalışma güveni, fotoğraf yarışmaları, belgesel, 2013 almanak

- Şenlik ve yarışmalarımızda ana paydaşımız hep Unesco oldu. Bu konuda kişisel duruşum güven kaynağı oldu.

4-Beyaz Saray çalışmanız esnasında, dünya liderlerinin resimlerinin sergilendiği salonda gördüğünüz bir tablo sizi çok etkilemiş? O anı bize anlatır mısınız?

- Bir dönem çalıştığım kamu kurumunun verdiği resmi izinle Beyaz Sarayda kültürel miras konusunda çalışmalarım oldu.

- Başkan Obama’nın 2. dönemine hazırlandığı dönemdi. O dönem hazırladığım rapor ile başkan seçim konuşmalarında bilgileri kullandı ve anayasada ek madde ile ülkenin kültürel miras çalışmalarına önem vereceğini açıkladı.

- Bir Türk çalışan olarak ben çok sempati uyandırıyordum Kültür Dairesinde, bir gün direktörüm gel sana bir şey göstereceğim dedi. Başkanın odasına giden katta yürüdük, duvarda muntazam tablolar asılıydı ve en baştaki tablo Mustafa Kemal Atatürk’ün tablosu olduğunu görünce mutluluktan, gururdan dilim tutuldu. Nasıl ağladığımı asla unutmayacağım. İşte bunun için ofis te çok ayrıcalıklısın Dilek dedi direktörüm, benim için slogan niteliğindedir bu söz.


5-“Mustafa Kemal Atatürk ve dünyada kadın olmak?” desem ne dersiniz?

- Anlatacak milyarlarca konu üretebilirim ama sadece “sahip olduğum en büyük değer” desem yeterli olacak sanırım. - Eğer Atatürk’ü gerçekten anlamış, bizlere hangi yolu, ne şekilde işaret ettiğini kavramış olsaydık, şuanda 8 Martlarda, 5 Aralıklarda, kadın cinayetlerinde, çocuk istismarında, toplumsal baskılarda, uğradığımız haksızlıklarda ne diyeceğimizi çok iyi bilir sözü başkasına bırakmazdık, kurban psikolojisinden çıkar, kontrolü ele alırdık. Çünkü toplumu yönlendiren en kuvvetli öğe kadındır. Atatürk bunu fark etmemiz için her bilgiyi verdi. Dikkat ederseniz dünyaya adını duyurmuş her kadınımızın ortak yanı Atatürk Cumhuriyetinin kızı olduklarını söylemeleri.

6- Sürekli yeni coğrafyalarda, yeni kültürlerle tanışmak ve onlarla hayatı deneyimlemek harika bir tecrübe olmalı. Bu deneyim yapacağınız işlere, geleceğe olan bakış açınıza nasıl yansıdı? Bize bu deneyimlerinizden bahsedebilir misiniz?

- Sanırım diyaloglarıma ve bakış açıma yansıdı.

- Birçok kişiye çok önemli gelen unsurlar benim için hiç önemli değil, ama bazı detaylar benim için hayati önemli

- En büyük kazanım değerlerin ortak oluşunu keşfetmem oldu

- Sevgi her toplumda gizli baş öğe

- Her yeni tanıştığın insanın diğer bir kültürde benzeri olduğunu bilmek çok eğlenceli

- Kültürel şifreleri çözmek gibi, bir sorunla karşılaştığında diğer bir kültürün yöntemleri ile çözebilme zenginliği

- Çok insan tanıma değil, çok farklı insan tanıma deneyimi beni zenginleştirdi

- OLUMSUZ: Toleransınız çok fazlalaşıyor, insanın her halini seviyorsunuz çünkü bu da yanlış ortamlara düştüğünüzde hayal kırıklıklarına neden oluyor.

- Ben hep yenilikleri kendi kültürüme taşıma, çoğaltma ve geliştirmeye dönük bir etki altındayım, olabilecekken neden daha iyisi olmasın telaşesi var sanırım ben de...

7- Kadınlarla yaptığınız, sizi en çok etkileyen proje çalışmalarınız hangisi oldu?

- Şuan sayısını bilmediğim kadar çok projenin içinde bulundum ama en kapsamlı olanı, Gölcük belediyesinde çalışırken, 2008 yılında kurduğumuz atölyelerden biri Kırkyama Atölyesi idi, usta eğitmenlerim sevgili Münire Uysal ve Nursen Demirhan ile birlikte kurmuştuk. Kırkyamanın 800 yıllık bir geçmişi var tarihimizde, bunu dikkate alarak dünya da eşi olmayan bir uluslararası kırkyama şenliği tasarımı için planlamalara başladık. Büyükelçilikler, yabancı sanatçılar, Unesco derken şenlik bir istihdam üreten bir yapıya döndü. Farklı şehirlerde benzerlerinin yapılması bizi çok sevindirdi. Doğru model olduğumuzu gördük. 3 tam günlük etkinlikler, konferanslar, sergiler, atölyeler, konserler, fotoğraf yarışmaları, satış alanları ulusal medyada yer edindi. Muazzam disiplinli 12 aylık bir çalışmanın eserini Unesco büyük bir mutlulukla sahiplendi, izleyici uzmanlarını gönderdi, belgeseller çekti, makalelerde adımızı geçirdi, kurum olarak tüm desteğini verdi. Bu dev organizasyonun 3 kadının kahve içerken ortaya çıkardığı şahane çalışmayı 6 yıl bizler başında bulunarak sürdürdük sonrası genç kadro devam ettirdiler.

- Bu proje ile birlikte Gölcük Köylerinde bir çalışmaya başladık bu 3 kişilik dev kadro. İlk köyümüz Nüzhetiye Döşeme köyü. Muhtarımız ve 8 kişilik köyün kadınları ile ortak bir çalışmaya karar verdik. Kadın kıyafetleri ile diğer köylerden ayrılıyor. Siyah keten etek, eteğin uçları üzüm ya da karanfil desenli beyaz kanaviçe işl çiçekli kısa kollu bluz, beyaz omuzlarda salık tülbent ve alın bölümü kırmızı iğne oyası.. Tam bir somut olmayan kültürel miras ürünü.

- Bu kıyafetleri gerçeğine birebir uygun bez bebek olarak üretmeye ve köyün kadınlarına bir istihdam yaratırken, gelenekleri su üstüne çıkarmaya hedef edindik. Üretmeye başladık, 2 hocamız patronlama çalışmalarını yaptı, ürünler ortaya çıkarken fotoğraflandı, hikayelendirildi, bebek müzeleri ile iletişime geçildi, UNESCO yine destek verdi, bir süreç fotoğraf sergisi ile basına ve halka tanıtımı yapıldı. Sonrasında Ankara da Somut Olmayan Kültürel Miraslarımız Müzesinin demirbaşlarına kayıt ettirdik. Fuarlarda satışa çıktı ve kadınlarımıza destek kapısı oluştu. Kızların çeyiz sandığına konmaya başladılar.

8- Dünya Kadın Liderlerinden biri ve eğitmeni olduğunuzu biliyoruz. Dünya Kadın Liderleri listesine nasıl girdiniz? Değişim gösteren, kadınların genel özellikleri nelerdir? Biraz kadınları anlatın bize...

- Deprem sonrası

- Amerika Santa Clara Üniversitesi Kadın Liderler Bölüm Başkanlığı

- Şili Kültür Bakanlığı


- Eğitimlere devam (Yönetici / Lider)

- Değişim yaratan kadınların ortak özellikleri

Vizyon sahibi olması.

Tutkulu ve fedakâr olması

Kararlı ve tutarlı olması

Örnek teşkil etmesi

Ekibine güvenmesi

Motive etmesi

İlham vermesi

Gelişim odaklı olması

Adalet duygusunun olması

Mütevazı olması

İyi bir dinleyici olması

Açık iletişim kurması

Ekip arkadaşlarına karşı duyarlı olması Yenilikçi olması

Hızlı ve etkin karar vermesi

Esnek olabilmesi

Zamanı iyi kullanması

Bilgi sahibi olması

9- Salgın sürecinde, özellikle bu konuda bir çalışmanız oldu mu?

Pandemi sürecini maske üretecek bir Dikimevi kurarak başlattık ve salgının en bilmediğimiz hararetli döneminde biz gönüllü kadınlarımızla üretim yapıp, elden Pandemi Hastanelerinin yoğun bakımlarına, acil servislere ve kamu kurumlarına dağıtımı sürdürdük. Yönetici pozisyonunda olmama rağmen bu acil durum karşısında saha da çalışan personellerim ve kendilerini tehlikeye atan gönüllü kadınlarımızı bir an bırakmadım. Bu onlara doğal olarak güven ve motivasyon verdi. Zor bir süreçte riskli bir çalışma ortamıydı. Çalışanlarımın haklarını asla ödeyemem.

10- En son okuduğunuz kitap nedir? Tercih ettiğiniz bir yazar var mı diye sorsak...

Güney Amerikalı Yazar Isabel Allende ve Yüreğimdeki Ülkemi tekrar okuyorum. Hemingway, Murakami, Buket Uzuner, Sabahattin Ali

11- Yenidünya düzeninde kadının yerini nerede görüyorsunuz?

Güçlenecek, yüksek sesle konuşacak, ezmeyecek ama kendisini de ezdirmeyecek, yüksek mevkilerdeki erkek hegemonyası çatırdayacak bence...

12- Geleceğe dair hayalleriniz nelerdir?

İnsanları doyurmak, hem ruhlarını, hem de midelerini...

13- Eğer hayata dair bir slogan isteseydik sizden, bu söz ne olurdu?

Ü Ş E NM E

E R TE L EM E V A ZG EÇM E

Üşenmek, geçmiş günleri,

Ertelemek, gelecek günleri,

Vazgeçmek, hayatımızı boş yere geçirtir...

Teşekkürler Teşekkürler...Dilek Alp Hanımefendi. 

Güzelliklerde buluşmak dileğiyle...

Dünya Köylüsü 

Ayla Bağ 




21 Aralık 2020 Pazartesi

Kadim Şehrimizin Kadim İnsanları Sn Alaattin Büyükkaya

              Kadim şehrimizin kadim insanları yazı dizisinde  Anadolunun mayası olan bu toprakların yetiştirdiği çok kıymetli bir değeri bu sohbetimizle daha yakından tanıyacağız. 1924 te ki mübadil ile ataları balkanlardan, Selanik Kayalar köyünden gelen ve Ordu, Yozgat, Tokat Niksara yerleşen akrabalarıyla birlikte Rumeli kültürüyle büyüyen, özünü kaybetmeyen bir girişimci iş adamı. Türkiye’nin ilk sigorta şirketini kuran ve bugün ilk on şirket arasına ismini yazdıran, sigortacılık alanında yaptığı araştırmalarla 200 makale yazan, 9 araştırmaya imza atan ve 6 dalda mastır yapan sigortacılığın duayeni 47 yıllık Yaşam tecrübelerini bizimle paylaşan Broker Sn. Dr. Alaattin Büyükkaya’yı daha yakından tanıma fırsatı bulacağız.  

             Hoşgeldiniz diyerek sohpete başlıyoruz. Güler yüzüyle, Babacan tavırlarıyla asil bir beyfendi. Onu ilk olarak annesinin köyüne (Bayraktepe) yaptırdığı caminin açılışında yaptığı yüreğe dokunan konuşmasında tanışmıştım. Duygu yüklü konuşmasında gözlerim dolu dolu oldu ve ne güzel bir insan demiştim. Yıllar sonra DÜNYA KÖYLÜSÜ İLE SİZİN HİKAYENİZ proğramıyla tekrar bir arada olmanın mutluluğu ile gönül hanemize hoşgeldiniz diyerek söze başlıyorum. Ve ilk sorumu yöneltiyorum. 

1- Bize kendinizi kısaca tanıtır mısınız.  

“1950 yılında Tokat merkez Sulusokak'ta doğdum. ilkokulu, ortaokulu, liseyi burada okudum. Gaziosman paşa lisesinden1969 yılında mezun oldum. Annem babam çifçi. Babamı lise yıllarında kaybettim ve benim hayatım gündüz çalışarak gece okuyarak geçti.1973 yılında İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesinden mezun oldum. Doktora tezimi ve mastırımı sigortacılık üzerine yaptım.İngiltere ve Fransa’da sigortacılık eğitimi aldım. Kariyerime 1973-1978 yılları arasında Başbakanlık Sigorta Denetleme Kurulunda başladım. Sırasıyla İmtaş sigorta Şirketinde Genel müd. Yar. Ak sigorta Genel müd. ve Merkez Sigorta Genel Müd. Yönetim Kurulu Başkanlığı yaptım. AKP nin kurucu üyeleri arasındayım. 22.- 23. Dönem istanbul millet vekilliğini 12 sene yaptım. Avrupa Güvenlik teşkilatında Türkiyeyi 5yıl bakan olarak temsil ettim. 1995 yılında Merkez Sigorta’daki hisselerimi sattım ve daha sonra sigorta konusunda danışmanlık, risk yönetimi, sigorta brokerliği yapmaya başladım. Şu anda danışman olarak hizmet veriyoruz. Kızım ve oğlum ile birlikte ailecek bu işin içindeyiz. Girişimcilik ruhumun bir örneği olarak Türkiyede sigortacılık alanında ilklere imza attık.

AKP kurucu üyelerinden birisiyim. Evliyim iki çocuğum, 4 torunum var. 70 yaşındayım 47 yıllık bir evliliğim var. Hayatım hep mücadele ile geçti. Her başarılı erkeğin arkasında bir hanım vardır. Bende eşimden çok çok  memnunum. Allah ondan razı olsun. 

2-İnsanın çocukluğu anavatanıdır. Çocukluğunuza ve köyünüze dair unutamadığınız bir anınızı bizimle paylaşır mısınız.

Ben sulusokakta doğdum. Tatil için annemin köyüne Bayraktepeye giderdik. Dayılarımın hepsi orada onların yanına büyük bir özlemle ve sevinçle giderdik. Tatil demek köye gitmek demekti. Köyde yazın tütün ekilirdi. Sabah erken kalkılır tütün kırmaya gidilirdi. Ben şehirle köyü bir arada yaşadım. Köyü çok seviyorum. Benim için köy toprakla tabiatla bir olmak demekti. Bayraktepe Niksar’ın balkonudur. Manzarası harikadır. Kışın çok kar yağardı. Kuşları koynumuza alır soğuktan korurduk. Kızak kayardık.Yazın mısır tarlasını beklerdik. Tarlaya domuz girmesin diye. Biz rumeli kültürüyle büyüdük. Bu kültürün İnsan sevgisi çok yüksektir.  Hoşgörülü insanlardır. Biz mevlevi, bektaşi kültürünün hoşgörüsüyle büyüdük. Büyüklerimiz hayata çok pozitif bakan insanlardı. Problemler karşısında içine kapanan insanlar değil problem çözen insanlardı. Mutluluğun anahtarı şikayet etmemek. Ben büyüklerimden öğrendim. Bütün varlığını geldikleri yerde Selanikte bırakan ve bu topraklarda yeniden tutunmaya çalışan büyüklerimden güzel örnekler aldım. Yeni yıla çok güzel umutlarla başlarlardı. Onların hayata sevgiyle tutunmaları beni hep olumlu yönde etkiledi. Ve bende hayata pozitif baktım. Problemleri çözüm odaklı düşündüm ve çözdüm.Hayattan şikayet etmedim. Ben o dönemde hiç tatil nedir bilmedim çok çalıştım.Akrabalarıma dair köy yaşantısı beni çok mutlu ediyor. Onları sevgiyle yad ediyorum.

3- Hayatınızda düştüğünüz zaman sizi ayağa kaldıran  güç ne oldu. 

Olmadı desem yalan olur. Oldu tabiki. Bir gün sabah işe gidiyorsun öğleden sonra işten kovuluyorsun. Neden olduğunu anlayamadık. Siyasi olaylar bunlar her partide olur. Biri gelir biri kovar biri işe alır. Çok üzüldüm o dönemde ama ben eşimin verdiği destekten güç alarak yola devam ettim. İşten kovulduk eve arkadaşlarımla yemeğe geldik. Eşim hayırdır nereden geliyorsunuz böyle dedi. Yanımdaki arkadaşlardan birisi yenge bizim işimize son verdiler dedi. Eşim şaşırdı. Çıkış belgelerini gösterdik. Ve eşim şöyle karşıladı olayı. “Üzülmeyin dikiş makinamız var dikiş diker yine geçiniriz “dedi. Ben hanımımın verdiği bu cevap karşısında  şöyle düşündüm “benim başımı kesmedikleri sürece ben heryerde çalışırım bu kapı olmazsa başka bir kapı olur “dedim. Ve bir hafta sonra kovulduğum maaşın üç kat fazla parayla başka bir yerde işe başladım. Tospağaya demişler nerde yaşıyorsun. Valla o bağ olmazsa bu bağ neresi olursa olsun orada yaşıyorum demiş. Rızkı veren Allahtır. Korkmayın. Bu bilgi bu güç sizde olduğu sürece nereye giderseniz gidin ekmek kapıları size açıktır. Bu rahatlık içinde olmak gerekir. Hayatı biz zorlaştırıyoruz. Sorunları büyütüyoruz. Aslolan yürümeyi öğrenmek. Yürürken birlikte yürümeyi öğrenmeliyiz. İnsan oğlu sosyal bir varlıktır tek başına değildir. Paylaştıkça büyüyoruz. Bütün mesele yürümeyi bilmek ve geleceğe güvenle bakabilmektir. Sabır ve gayretle yolda yürümek gerek.

4- Siyasi hayatınıza dair unutamadığınız bir anınızı bizimle paylaşır mısınız.

Bir gün Ak sigortada genel müdürüm. Telefon çaldı. Sizinle Teoman Köprülü görüşmek istiyor dediler. Hemen  kabul ettim. İşlerini yaptım bitirdim. Memnun kaldı. Çay içerken biliyor musunuz Teoman bey işten kovduğunuz o kişilerden birisi benim dedim. Mahçup oldu, üzüldü. Ama siyasi konjonktür  o gün bunu gerektirdiği için yaptım dedi. Maalesef hangi siyasi parti olursa olsun particilik muhakkak yapılıyor. Neden çünkü insanlar kendi çıkarları daha çabuk gerçekleşsin kendi emellerine daha kolay ulaşsınlar diye parti peşinden koşuyorlar. Bu tür olaylar siyasi hayatın içinde yaşanıyor keşke yaşanmasa ama malesef böyle bir gerçeklik var ve bu davranış siyasi dünyada normaldir. Dünyanın her yerinde bu olaylar var. Buradan yaşıyorsa çok selam ediyorum kendisine.

4-Sigortacılık alanında duayensiniz bunu nasıl başardınız.

Ben şunu söylemek istiyorum. PAYLAŞMAYANI BU DÜNYADA PAY EDİYORLAR.  Ben 70 yıllık hayatımda bunu öğrendim. Bu dünyada yalnız yürünmüyor. Paylaşarak büyüyor, paylaşarak güçleniyorsunuz. Burada işi beraberce yapmanın beraberce büyümenin zevkini yaşıyorsunuz. Hayatı, düşüncelerinizi de paylaşmak zorundasınız. Hayatın her noktası paylaşmaktan geçiyor. Bugün sigorta şirketlerinin %30 u benim yanımdan yetişmedir. Herkese destek olmaya çalıştım. İnsanları güzele yönlendirdim. Piyasanın en büyüklerinden birisiyiz. Neden çünkü insanları geçmişte destekledim ve onların gelişmesine yardımcı oldum. Sevgi halkasını saygıyla güvenle büyüttük. Bugün onların desteğini çok görüyoruz. Türk Cumhuriyetlerinden yurt dışından öğrenciler getirdik. 5 ülkeden üçer öğrenci getirdik ve eğitimler verdik. Bir ev tuttuk ve onları destekledik. Bugün bu öğrenciler kendi ülkelerinde çok güzel yerlere geldiler ve birlikte yürümenin erdemini ve güzelliğini gördük. Bilgiyi paylaşmak çok güzel. Paylaşmayanı pay ediyorlar. Ben herkese yardımcı olmaya çalıştım. Bugün her yerde başarılı olmamızın sebebi insana dokunmamızdan ileri geliyor. Birlikte büyümenin ve birlikte gelişmenin farkında olmamız gerekiyor. Ben bu tecrübelerimi “YALNIZ YÜRÜMEYECEKSİN” kitabımda Okuyucuyla paylaştım. Hayatın anlamı budur. Doğada aslan avını tek başına avlar ve hep birlikte yerler. Sıkıysa yemesin yoksa onu parçalarlar. Paylaşmayanı pay ediyorlar...bu dünyada...

5-insanoğlu kendisini unuttu. Kendisini unutan insan oğluna çağrınız nedir. Sizce hayatın anlamı nedir.

İnsan oğlu kendisini unutmuştu doğru.  Hatta insanoğlu Teknolojinin gelişmesiyle birlikte her şeyi yapabileceğini sandı. Haşa kendisini Allah yerine koydu. Bir virüs geldi 7 milyar insanı hapsetti. Bir gr. ağırlığında bir virüs bizi rapta zapta getirdi. Esir aldı.Her insanın bir görevi vardır. Sebebsiz hiç kimse yaratılmamıştır. Hiç bir şey boş yere yaratılmamıştır. Herkes görevini yerine getirirken yaratılanlarla dost olmak ve birlikte yaşamayı öğrenmek zorundayız. Herkesin görevi ayrıdır. Kimi sigortacı, kimi gazeteci , kimi öğretmen olarak bu görevi en güzel şekilde yapmak gerekiyor. İslamın şartı beştir ama en güzel şartı edeptir. İyi bir müslüman olursan edepli olursun. Nezaketli, zerafetli olmak birinci şarttır. Evinde edepli olmak zorundasın. Bunu yaparsanız rızkınız bol olur. Kimse nezaketsiz insanla iş yapmak istemez. İnsanoğlu yaradanla dost olmak istiyorsa onun yarattıklarıyla dost olmaktan geçiyor. Ve bunu öğrenmeden insan olmak mümkün değil. Biz bir şey değiliz. Eğer biz bir şey isek bunlarla  yaratılanlarla birlikte var olmayı bilmekten geçiyor. Dünyanın ve hayatın anlamı hep birlikte varsak var. Tek başına bir hiçsin bunu bize bir virüs hatırlattı. Hayata bütün olarak bakmak gerekiyor.

6- Hayattan ne öğrendiniz. En çok sevdiğiniz türkü.

En önemlisi insan olmak için hedefli olmak gerekliliğini öğrendim. Teşekkür etmenin, şükür etmenin, özür dilemenin bir nimet olduğunu öğrendim. Zorluklara sabretmeyi öğrendim ve gayret içinde oldum çok çalıştım. Çalışmadan gayret olmadan sabır olmadan zamanı gelmeden çiçek açmaz bunu öğrendim.  Çok okuyan bir insanım çok gezen bir insanım yaklaşık olarak 80 ülkeyi gezdim. İnsan olmanın en önemli yanı zarif ve nezaketli olacaksınız. Son okuduğum kitabı size tavsiye edebilirim “Dervişin teselli kolleksiyonu” sıkıntıların nasıl rahmete vesile olduğunu anlatıyor değişik örnekler vererek bunu açıklıyor. Biraz gönül ehli olmamız gerekiyor. Mevlana’nın Hacı Bektaşi Velinin sözleriyle hayata tutunduk. Vardar ovası ve hey onbeşli ağıt türküsünü çok seviyorum.

7-Türkiyenin dünya siyasetindeki yerini nasıl görüyorsunuz.

Türkiye dünya gündeminde önemli bir aktör haline geldi. Dünya siyasetindeki yaşadığı problemlerin temelinde zayıflığı değil güçlülüğü yatıyor. Eskiden herkesin söz geçirebildiği bir Türkiye vardı. Şimdi Türkiye bugün akdenizde, afrikada, balkanlarda, asyada, her yerde. Türkiye etrafındaki 36 ülkeden daha çok üretiyor. Türkiye ürettiği için çok rahatsız olanlar var. Cumhuriyetin en büyük nimetlerinden birisi biz topraklarımızı koruyarak geldik ve bu coğrafya üzerinde 85 milyona ulaşmış olmamız bir çok ülkeyi rahatsız etti. Türk milleti ayağa kalktı. Ben varım diyor. Zayıf olduğumuz için değil güçlü olduğumuz için problem yaşıyoruz. Misakı milli sınırları içinde varız. Olayları biz tanzim etmeye başladık. Bu çınar ağacı yeniden yeşerdi. Bunu hazmedemiyorlar. İşin temelinde bizim güçlenmemiz yatıyor. Bunu bilelim. Ekonomimizi savunma sanayimizi güçlendireceğiz. Yurt dışında sadece doktora ve mastır yapmış nüfusumuz 5 milyonu geçmiş durumda. Bir çok ülkenin nufusundan fazla.Bu gücün farkına varmalıyız. Tenkit değil teşvike ihtiyacımız var tenkit bizi aşağı çeker. Teşvik bizi büyütür birlik oluruz.

Evet sevgili okuyucular Anadolu’nun mayası olan bu toprakların yetiştirdiği kıymetli büyüğümüz ile aynı kurnadan su içmenin, aynı topraklarda büyümenin,  aynı yolda yürümenin ve aynı köylü olmanın onuru ve gururuyla , 70 yıllık bir hayatın siyasi anılarından, iş hayatından ve yaşam tecrübelerinden derlediğimiz bu güzel sohbetin sonunda  PAYLAŞMAYANI BU DÜNYADA PAY EDERLER sözünün altını çizerek birlikte beraber ve kardeşçe yürümenin güzelliklerine vurgu yaparak,  paylaşmanın bizi biz yapacağına olan inancının altını çizerek “YALNIZ YÜRÜMEYECEKSİN”kitabının yazarı sayın Dr. Alaattin Büyükkaya’ya yaptığımız bu sohbet için çok çok teşekkür ederim. Bizlerde bu engin tecrübelerinden feyz aldık ve beslendik. Zamanın nasıl geçtiğini anlamadık. Güzelliklerde buluşmak dileğiyle...

Dünya Köylüsü

Ayla Bağ






 

23 Kasım 2020 Pazartesi

ÖĞRETMENİM

 💕❤️ÖĞRETMENİM💕❤️🌍

Toprakta tohumdum,

Suladın, filiz verdim yeşerdim.

Çapaladın, fidan oldum güçlendim.

Büyüdüm ağaç oldum,

Dalıma meyve sensin 

ÖĞRETMENİM.


Gökyüzünde parlayan yıldızım

Karanlık, soğuk gecelerde ocağıma köz oldun 

Cehaletten görmeyen, ama yüreğime göz oldun

Bilgiyle parlayan aydınlık yüzüme söz oldun

Ay’la güneş sensin 

ÖĞRETMENİM 


Dağda, bağda, bahçede çiçek açan bir garipsin 

Kar, boran, yaz, kış, bahar kıymetin ne bilsin

Gülistan şarında bir demet harmanlayıp derlersin

Lale, Sümbül, Menekşe, Kardelenim

Çiçekler içinde kokusuyla fark yaratan 

Gülüm sensin 

ÖĞRETMENİM


Ak saçlarınla çöllere yağmuru taşıyan bulutsun,

Bilge duruşunla her yüreğe dokunan bir ışık bir umutsun 

Bu kalp seni nasıl unutsun,

Bu bedene konan 

Nur, can sensin 

ÖĞRETMENİM.


Dünya Köylüsü

Ayla Bağ 

Baş öğretmen Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, 

Babamın, kızkardeşimin ve kızımın şahsında tüm öğretmenlerimizin öğretmenler gününü yürekten kutluyorum. 

Güzelliklerde buluşmak dileğiyle...

19 Kasım 2020 Perşembe

        KADİM ŞEHRİMİZİN KADİM İNSANLARI-6

                Kadim şehrimizin kadim insanları yazı dizisinde bu hafta Emekli öğretmen Hayrettin koyuncu hocamı  daha yakından tanıyacağız. 5 Ekim Dünya Öğretmenler günü olması dolayısıyla bu hafta köşemde sizlere bir öğretmeni dilim döndüğünce anlatacağım. Babacan tavırlarıyla engin ve dolu dolu bilgileriyle etrafını aydınlatan halk adamı sözüyle, özüyle gerçeği yansıtmaya çalışan, eleştirel bakış açısıyla daima kişiyi daha iyiye sevk eden yüce bir şahsiyet. Edebi alanda yaptığı çalışmalarla yöremize ait birçok eserin halk türküsünün kayda geçmesini sağlayan sahip çıkan ve bu mücadeleyi araştırmalarıyla ve kalemiyle yapan bir önder. Yaşayan bir efsane.

Hoşgeldiniz diyor ve başlıyoruz sohbete; "Dürüstlük en büyük sermayedir, itibar en büyük servet." diye söze başladı ulu çınar.

BİZE KENDİNİZİ KISACA TANITIRMISINIZ DEĞERLİ HOCAM. "1938 doğumluyum. Reşadiye Gazipaşa ilkokulun da okudum. Çorum Öğretmen Okulundan ve Samsun Eğitim Enstitüsü Edebiyat Bölümünden mezun oldum. Köy öğretmenliği, Ortaokul, Lise, yüksekokul öğretmenliği yaptım. Ayrıca yüksekokulda müdürlük, Halk Eğitim Başkanlığı, Tokat Millieğitim Müdür yardımcılığı gibi yöneticilik görevlerinde bulundum ve buradan emekli oldum. Halk türküleri, Halk edebiyatı gibi konularda araştırmalar yaptım. Tokat yöresine ait bir çok türküyü kayıtlara geçirdim. "Öyküleriyle Türkülerimiz" adında bir kitap çalışmam oldu. Kültürel dergilerde birçok yazım yayınlandı. Reşadiye Kuyucak Köyü adlı bir de kitabım var. 35yıldır bir gazetede köşe yazarlığı yapıyorum.

EMEKLİ OLDUNUZ ZAMANINIZI NASIL GEÇİRİYORSUNUZ. AİLENİZDEN BİRAZ BAHSEDERMİSİNİZ.Boş zamanlarımı Tokat'ta kurduğum bir çiftlikte kitap okuyarak, yazı yazarak geçiriyorum. Eşimde benim gibi öğretmen sınıf arkadaşım. Okul aşkımla severek evlendim. Üç çocuğum var. Hepsi okudular. Birisi makina mühendisi, birisi mimar birisi de iktisat okudu. Torunlarım var onların sevdasıyla ve topluma karşı duyduğum sorumluluklarımla sağlıklı bir şekilde yaşayıp doğruları ama sadece doğruları kaleme alıp memleketime hizmet etmeye çalışıyorum. Kimseden korkum yok. 

GENÇLERE NE GİBİ TAVSİYELERİNİZ  OLABİLİR. Buradan gençlere seslenmek istiyorum. Çok çalışsınlar basamaklı gitsinler, paraşütlü değil. İşlerini severek yapsınlar. Varabildikleri yerde bir alın teri olsun. Şimdi ki gençlerin sevdaları da sanal. Kadın doğal sevilmeli, içinizden gelen sesle sevin. Süslemeli değil beslemeli sevsinler. Özen göstersinler, birbirlerine olan güvenlerini devamlı büyüterek geliştirsinler samimi olsunlar. Aşklarını, sevdalarını yürekleriyle sahiplensinler bu yüce duyguya sahip çıksınlar.

ÖĞRETMENLİK YILLARINIZDAN UNUTAMADIĞINIZ BİR ANINIZI BİZİMLE PAYLAŞIRMISINIZ. Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi “ Öğretmenler yeni nesil sizlerin eseri olacaktır” sözlerine  binaen Çorumda görev yaptığım yıllarda kuruculuğunu yaptığım yüksek okul da   90  kişilik  bir sınıfa benim adımı vermişler. 41 yıl sonra Çorum Hitit Üniversitesi'nden bir davetle gittiğim okulun  sıralarında 36 öğrencimle  sürpriz bir şekilde karşılaşmam beni çok duygulandırdı. Çok hoşuma gitti. Hayatım boyunca aldığım en değerli ve en yüce ödül dü benim için. Öğretmenlik çok özveri ve sevgiyle yapılacak bir iştir. Herkes öğretmen olamaz. Eğer cenneti vaat etmeseydi, ibadet edecek insan bulamazdı Allah. Biz de not vaatlerimizle öğrencilerimizi bilgilendirip öğrenme aşkını kamçılıyorduk. Öğretmen yöntemi bulacak çocuktaki merakı diri tutacak. Toplumlar iki şeyle yönetilir; birisi ilim, birisi zulüm. Baştaki hangi yöntemi biliyorsa onu uygular. Bizler daima okuyarak araştırarak tarihimizi doğru öğrenerek köklerimizden kopmadan evrenselleşerek ancak gelişebiliriz. O yüzden çok çok okumalıyız.

HALK EDEBİYATINDA ŞİİR VE TÜRKÜ’NÜN YERİ NEDİR.Şiir ayrı bir dal. Şiirde öz vardır. Sözle özü birleştirirsiniz şiir olur. Sözün anlam derinliğini en kısa yoldan verirsiniz şiirle, türküyle. Türküler ayrı bir cevher ayrı bir kale. Türkçenin öz taşıyıcısıdır türküler. Anlam ve duygunun birleştiği yerdir türküler. Şairin dediği gibi “ ne zaman bir türkü duysam şairliğimden utanırım.”

Hocam kitabında Nezük türküsünün serüvenini türküyü kayıt altına alırken yaşadığı gördüğü bütün olayları ayrıntılarıyla bir bir anlatıyor.

“Oktap belinde çıktım hava soğudu,Aradım Sivas elini Nezük yoğ idi, Eninde sonunda edeceğin bumuydu,Ellere mi kaldın kız kara gözlüm.”den sonra sözü abum türküsüne getiriyor ve 

“Öğretmene varamadım , Naylon çorap giyemedim , Abum abum gız abum, Sebebim sensin abum.

Şu Niksara varsalar , sevdiğimi bulsalar, şu halimi sorsalar  abum abum gız abum sebebim sensin abum”

Yöresel türkülerden bir demetle bizi ağırlıyor. 

HAYALLERİNİZ NEDİR. Hayallerimi bir bir gerçekleştirdim. Sağlıksız uzun yaşamaktansa sağlıklı ve kısa yaşamak istiyorum. Ömrüm olduğunca topluma faydalı olmaya çalışıyorum yazdıklarımla kalemimle. Salgın sürecinde çiftliğimde doğa ile başbaşa bir süreç geçiriyorum. Herkesten uzak mesafeli yaşıyoruz. Eski günlerin değerini çok çok iyi anladık. Bir an evvel eski günlere dönmek istiyoruz.

GÜL DEYİNCE AKLINIZA İLK OLARAK NE GELDİ. Sorusunu yöneltiyorum ve sohbeti toparlamaya çalışıyorum.

Gül deyince aklıma berraklık güzellik ve sevecenlik geldi.

Siz hiç gül bahçesini gördünüz mü dikensiz?
Gül yüzünüz benli de
Güller niçin bensiz.
           Hayrettin Koyuncu Hocam bir derya.  Çay eşliğinde yaptığımız sohbette saatin ve vaktin nasıl geçtiğini anlamadan günü yarılamışız. Sohbetiyle doluluğuyla ve içten babacan tavırlarıyla yaşayan bir efsane. Sözün sonu gelmeyen bir sohbetti, ayağa kalkarak ve yürüyerek devam ettiriyoruz.  Sohbetimize bir virgül koyup yeniden görüşmek üzere ayrılıyoruz. Yetiştirdiği binlerce öğrencisine şiiri, edebiyatı ve sanatı sevdiren engin ve yüce düşünceye sahip iz bırakan eserleriyle yüreklere taht kuran kıymetli bir şahsiyet. Onu tanımaktan çok onur duydum. Kadim şehrimizin Kadim insanlarından olan Hayrettin Koyuncu Hocam bizimle hayat hikayenizi paylaştığınız için çok çok teşekkür ederim. Güzelliklerde buluşmak dileğiyle...
Dünya Köylüsü 
Sosyolog yazar
Ayla Bağ

 DAĞLAR YERİNDEN OYNAR 

          Eğitimli eğitimsiz ölçü bu değil. Anadolu’nun makus talihi nasıl değişir bilmem. Bu gidişle ancak ve ancak okumakla değil, sevgiyle yoğrulan yüreklerin yeryüzünde çoğalmasıyla aile içinde yaşanan bu acılar durdurulabilir. 

En yakınından (eş, baba, abi, anne) gördüğü şiddetten kime sığınır insan? 

Gidecek yeri olmazsa, insan boyun mu eğer zulme göz göre göre? 

Ve böyle mi büyütür insan zanlarını? 

Koca bir canavar yaratır yaşayacağı aile cennetinde cahilliğinden. 

Ve suskunluğundan, inandığından, güvendiğinden, başka çaresi olmadığından geleneklere boyun eğdiği için büyüttüğü canavarın elinde cehenneme çevirince cennetini anlar yanlış yaptığını. 

Ama iş işten geçmiş kayıp yılların hesabını, bozulan ruhsal dengesini, masum olan günahsız yavrulara miras bırakarak yola devam eder çaresizce...

İnsanların zanlarınca şiddet kalıcı hale gelerek çaresizlikten kabul görüyor, çiğ gibi büyüyerek. 

             Çok hızlı yaşamanın, çok hızlı gelen değişimlerin var olan güzelliği içselleştirmeden yok etmesi, sel gibi sürükleyip tüm güzellikleri götürmesi çok çok acı. 

EYLÜL'e VEDA ŞAİR dedi ki, “Demek gidiyorsun...Henüz, yaz’dan kazaya kalmış, hüzünlerimizi bile "eda" edemedik ey Eylül. 

Nedir bu telaşın. Daha, karşılıklı oturup dertleşecek, pencere önünde kahve içip, esen rüzgara, yağan yağmura, kırılan dala, düşen yaprağa...Hasılı kelam, Vefaya, vefasızlara, eski dostlara, sitem edip şiirler yazacak, sonra da, alıp başımızı  birlikte gidecektik...:

(( EYLÜL de  dedi ki, "Önümüz kış, ayaza çalıyor geceler ey şair. Vakitlice gidip, bir “kalbin”sıcaklığına sığınmam lazım."(öyüce) diyor şair. 

İşte böyle bizim  evliliklerimiz de daha birbirimizi anlamadan, tanımadan, konuşmadan, göz göze gelmeden, hissetmeden, yarınlara birlikte bakmayı ve yürümeyi öğrenmeden yıkımlara doğru dört nala koşuyoruz. Kadının kıymetini bilmeden, aile olamadan biz olmanın önemini kavramadan, evliliğin getirdiği değişimine ayak uyduramayan (gerizekalı) gelişimden yoksun, uyumsuz, kendini bilmezlerin elinde bu döngü her geçen gün daha kötüye doğru gidiyor. Bu döngüyü kırmak için;

Biraz evden uzaklaşmak, elindeki senin sandığın ailene uzaktan bakmak ve dokunmak isteyipte dokunamamak,  aslında hiç bir şeyin sahibi olmadığını fark etmek, senin olmadığını bilmek idrak etmek için bileklerinden kelepçelenmen mi gerekiyor. Bıcak kemiğe dayandığında çığlık sesine kulak veren polisin seni uzaklaştırması mı hatırlatır kıymetini ailenin. Sen bu evin ailenin mutluluğu için ve devamlılığı için varsın. İçindeki olumsuz duyguları temizlemedikten sonra nereye gidersen git nerede olursan ol varolduğun yeri kirletirsin. Bakış açılarını değiştir. Kendinle başbaşa kal ve elindekileri değerlendir. Eşinin çocuklarının yokluğunda bir hiç olduğunun, senin bir anlam taşımadığının farkına var. Ailenle birlikte varsan hayatın tadı tuzu zorluğu aşılmayacak dediğin dertlerin üstesinden gelebilme gücünü kendinde bulursun. Hayatın anlam kazanır. Boşluğu doldurmak için çabalar huzur inşa edersin.

Henüz bu değerlerin kıymetini göremeyen babalar için bir kaç sözüm var. Elindekilerin kıymetini bil. Onların varlığı için çok çok şükür et. Ailenin huzuru ve mutluluğu için çalış. Şeytanın oyununa gelme. Eğer ki bunları farketmez ve burnunun doğrultusuna gidersen dağlar yerinden oynar. Yıkılmaz dediğin evliliğin temelinden yıkılır. Gözünü aç ve makul düşüncenin doğrultusunda geleceğine yön ver yol al. Yolun açık olsun... hanen bereketlensin ... Dağlar yerinde dursun. Selamlar sevgiler.




10 Kasım 2020 Salı

DÜŞÜNDÜM DE

          Bugün 10 Kasım 2020 Atamızın Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün aramızdan ayrılışının 82. yıl dönümünde rahmet,  minnet ve şükranla anıyorum. Açtığın yolda gösterdiğin hedefe hiç durmadan yürüyeceğime ant içerim. Kurduğun bize armağan ettiğin Türkiye Cumhuriyeti Devletine layık olabilmek adına bize bıraktığın değerlerle üzerimize düşeni yapmak için  bugün kendimi sorguluyorum.

        Çok yücesin Atam; Benim ben olmamda ki en mühim olan Cumhuriyetin temel değerlerinin başında eşit haklara sahip olmak geliyor.  Ve 1934 yılında kazanmış olduğum seçme ve seçilme hakkı doğrultusunda hayatıma yön vererek meslek hanem dolu ünvanım ise Anadır. Bugün  Dolu dolu Anadolu kadınıyım sayende.

Bugün sosyal medyada gezen Mustafa Kemal Atatürk ile ilgili bir video bana kuran-ı Kerim’in Bakara süresinin 134. ayetini hatırlattı.” Onlar gelip geçmiş bir ümmettir. Onların kazandıkları kendilerine, sizin kazandığınız da sizedir. Siz onların yaptıklarından sorumlu tutulamazsınız.” çok etkilendim. Ne güzel özetlemişler yaptıklarını. Bu videoyu izleyince bende kendimi sorguladım. O yaşlarda ben ne yaptım.

-Mustafa Kemal 24 yaşında Harp Akademisini bitirdi. Vatan sevdası uğruna aşk ile yollara düştü. 

-Ben Atalarımızın bize hediye ettiği bu vatan toprakları üzerinde 24 yaşına kadar Liseyi bitirdim, sevdiğim gençle birlikte aile yuvamı kurdum.  Evlendim. Ve bu yuvayı huzurlu bir şekilde yaşata bilmek için mücadele etmek için aşk ile yollara düştüm.

-Mustafa Kemal 34 yaşında inancını kaybetmeden Çanakkale destanını yazdı ve yedi düvele meydan okudu.

- Ben 34 yaşında iki çocuk annesi oldum ve inancımı kaybetmeden bize ait olan ata mirasımı, kültürümü çocuklarımın kulağına ninni okuyarak başladım. Dede Korkut masallarını, efsanelerini anlatan, tarihimi, kültürümü, dinimi anlatan kitaplar okudum. Kuran-ı kerim’i okudum.

-Mustafa Kemal 38 yaşında Milli Mücadeleyi başlatmak için 19 mayıs 1919 da Samsun’a çıktı.

-Ben 38 yaşımda  er meydanı pazara çıktım. kimim, neyim,  nereye gidiyorum, ne istiyorum hedeflerim ve hayallerim nedir diye sorguladım kendimi ve yeni yeni kararlar aldım. Bu kararları uygulamak için çalışmalara başladım.

-Mustafa Kemal 41 yaşında Afyon ovasından İzmire aktı ve yurdu düşmanlardan temizledi. Alsancağı dikti, 42 yaşında “Hakimiyet Kayıtsız Şartsız Milletindir “dedi ve ustalık eseri olan TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİNİ kurdu. ( en büyük hayalini gerçekleştirdi)

-Ben 40 yaşında hayalim olan üniversiteyi kazandım. Çok istediğim Sosyoloji bölümününden 44 yaşında sosyolog olarak mezun oldum. 45 yaşımda Marmara Üniversitesinden Aile Danışmanlığı eğitimi aldım. 46 yaşımda yine çok istediğim hayallerimden birisi “Yaşayan Kırkkızlar Efsanesi” adlı ilk eserim olan kitap çalışmasını hayata geçirdim. Valiliğimizin himayesinde İl milli eğitim müdürlüğünün öncülüğünde “KIRKKIZLAR” projesinde yer aldım ve okullarda kahraman kadınlarımızı öğrencilerimizle buluşturup söyleşiler yaptım.

Kıymetli öğretmenlerimizle birlikte İki sene içersinde 136 söyleşiye imza attık.  Bir çok dergi ve gazetede yazılarım paylaşıldı. Tokat gazetesi, Tokat Gündem Gazetesi, Tokat’a Dair sayfasında köşe yazarlığı yapmaktayım. 

47 yaşımda Tokat KIZILELMA dergisinin yazı işleri müd. üstlendim.

48 yaşında ikinci kitabım kültürel mirasımız olan geleneksel el sanatlarını yaşatmaya çalışan ustalarımızın hayat hikayelerinden oluşan 45 ayrı dalda ustanın zanaatlarını konu edinen “YAŞAYAN EFSANELER İLK TEK VE SON USTALAR” kitabını hayata geçirdim ve AHİLER KERVANI çalışmasıyla okullarda ustalarımızı öğrencilerimizle buluşturdum.


-Mustafa Kemal 53 yaşında ATATÜRK oldu. Yaşarken en büyük payeyi milletinden aldı.

-57 yaşında 10 Kasım 1938’de sonsuzluğa uğurlarken gönül hanemize taht kurdu. Kalbimizde fikirleriyle ve yaptıklarıyla ölümsüzleşti. 

Ben 48 yıllık hayatın içersinde  tek sermayem yazar, çizer, düşünür, anne olarak gerçekleri ve doğruları yansıtmaya başarı öykülerini dillendirmeye  kalemimle aktarmaya çalıştım. Allah ömür verirse bundan sonrada yazarak var olacağım.

Cumhuriyetten önce ki Tarih kitapların da anadolu kadınını şöyle tarif ederlermiş. 

Anadolu kadınlarıydı onlar meslek haneleri boştu ünvanları ise yoktu. Anaydı, bacıydı, yardı, yarendi hanemize doğan güneşti onlar.

Şimdi biz bu cümleyi değiştiriyoruz  ve şöyle diyoruz. 

Anadolu kadınlarıydı onlar meslek haneleri dolu ünvanları ise anaydı, dolu dolu Anadolu kadınlarıydı onlar.

Okudular,  mühendis oldular kat kat binalar inşa ettiler,

Mimar oldular geçmişi geleceğe bağlayan köprüler inşa ettiler,

Öğretmen oldular hayat okullarında boy boy insan yetiştirdiler.

Anadolu kadınlarıydı onlar meslek haneleri DOLU ünvanları ise ANAydı 

Dolu dolu ANADOLU kadınlarıydı onlar.

Yani demem o ki sevgili gençler, okurlar 

57 yıllık bir ömüre;

11 savaş, 24 madalya, 7 nişan, 13 kitap, 1 ülke ve milyonlarca özgür insan bırakan yüce atamızı saygı sevgi ve rahmetle anarken,

Herkes ATATÜRK olamaz ama herkes  KENDİSİ olabilir diyorum.

Güzelliklerde buluşmak dileğiyle...

Dünya Köylüsü 

Ayla Bağ