23 Kasım 2020 Pazartesi

ÖĞRETMENİM

 💕❤️ÖĞRETMENİM💕❤️🌍

Toprakta tohumdum,

Suladın, filiz verdim yeşerdim.

Çapaladın, fidan oldum güçlendim.

Büyüdüm ağaç oldum,

Dalıma meyve sensin 

ÖĞRETMENİM.


Gökyüzünde parlayan yıldızım

Karanlık, soğuk gecelerde ocağıma köz oldun 

Cehaletten görmeyen, ama yüreğime göz oldun

Bilgiyle parlayan aydınlık yüzüme söz oldun

Ay’la güneş sensin 

ÖĞRETMENİM 


Dağda, bağda, bahçede çiçek açan bir garipsin 

Kar, boran, yaz, kış, bahar kıymetin ne bilsin

Gülistan şarında bir demet harmanlayıp derlersin

Lale, Sümbül, Menekşe, Kardelenim

Çiçekler içinde kokusuyla fark yaratan 

Gülüm sensin 

ÖĞRETMENİM


Ak saçlarınla çöllere yağmuru taşıyan bulutsun,

Bilge duruşunla her yüreğe dokunan bir ışık bir umutsun 

Bu kalp seni nasıl unutsun,

Bu bedene konan 

Nur, can sensin 

ÖĞRETMENİM.


Dünya Köylüsü

Ayla Bağ 

Baş öğretmen Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, 

Babamın, kızkardeşimin ve kızımın şahsında tüm öğretmenlerimizin öğretmenler gününü yürekten kutluyorum. 

Güzelliklerde buluşmak dileğiyle...

19 Kasım 2020 Perşembe

        KADİM ŞEHRİMİZİN KADİM İNSANLARI-6

                Kadim şehrimizin kadim insanları yazı dizisinde bu hafta Emekli öğretmen Hayrettin koyuncu hocamı  daha yakından tanıyacağız. 5 Ekim Dünya Öğretmenler günü olması dolayısıyla bu hafta köşemde sizlere bir öğretmeni dilim döndüğünce anlatacağım. Babacan tavırlarıyla engin ve dolu dolu bilgileriyle etrafını aydınlatan halk adamı sözüyle, özüyle gerçeği yansıtmaya çalışan, eleştirel bakış açısıyla daima kişiyi daha iyiye sevk eden yüce bir şahsiyet. Edebi alanda yaptığı çalışmalarla yöremize ait birçok eserin halk türküsünün kayda geçmesini sağlayan sahip çıkan ve bu mücadeleyi araştırmalarıyla ve kalemiyle yapan bir önder. Yaşayan bir efsane.

Hoşgeldiniz diyor ve başlıyoruz sohbete; "Dürüstlük en büyük sermayedir, itibar en büyük servet." diye söze başladı ulu çınar.

BİZE KENDİNİZİ KISACA TANITIRMISINIZ DEĞERLİ HOCAM. "1938 doğumluyum. Reşadiye Gazipaşa ilkokulun da okudum. Çorum Öğretmen Okulundan ve Samsun Eğitim Enstitüsü Edebiyat Bölümünden mezun oldum. Köy öğretmenliği, Ortaokul, Lise, yüksekokul öğretmenliği yaptım. Ayrıca yüksekokulda müdürlük, Halk Eğitim Başkanlığı, Tokat Millieğitim Müdür yardımcılığı gibi yöneticilik görevlerinde bulundum ve buradan emekli oldum. Halk türküleri, Halk edebiyatı gibi konularda araştırmalar yaptım. Tokat yöresine ait bir çok türküyü kayıtlara geçirdim. "Öyküleriyle Türkülerimiz" adında bir kitap çalışmam oldu. Kültürel dergilerde birçok yazım yayınlandı. Reşadiye Kuyucak Köyü adlı bir de kitabım var. 35yıldır bir gazetede köşe yazarlığı yapıyorum.

EMEKLİ OLDUNUZ ZAMANINIZI NASIL GEÇİRİYORSUNUZ. AİLENİZDEN BİRAZ BAHSEDERMİSİNİZ.Boş zamanlarımı Tokat'ta kurduğum bir çiftlikte kitap okuyarak, yazı yazarak geçiriyorum. Eşimde benim gibi öğretmen sınıf arkadaşım. Okul aşkımla severek evlendim. Üç çocuğum var. Hepsi okudular. Birisi makina mühendisi, birisi mimar birisi de iktisat okudu. Torunlarım var onların sevdasıyla ve topluma karşı duyduğum sorumluluklarımla sağlıklı bir şekilde yaşayıp doğruları ama sadece doğruları kaleme alıp memleketime hizmet etmeye çalışıyorum. Kimseden korkum yok. 

GENÇLERE NE GİBİ TAVSİYELERİNİZ  OLABİLİR. Buradan gençlere seslenmek istiyorum. Çok çalışsınlar basamaklı gitsinler, paraşütlü değil. İşlerini severek yapsınlar. Varabildikleri yerde bir alın teri olsun. Şimdi ki gençlerin sevdaları da sanal. Kadın doğal sevilmeli, içinizden gelen sesle sevin. Süslemeli değil beslemeli sevsinler. Özen göstersinler, birbirlerine olan güvenlerini devamlı büyüterek geliştirsinler samimi olsunlar. Aşklarını, sevdalarını yürekleriyle sahiplensinler bu yüce duyguya sahip çıksınlar.

ÖĞRETMENLİK YILLARINIZDAN UNUTAMADIĞINIZ BİR ANINIZI BİZİMLE PAYLAŞIRMISINIZ. Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi “ Öğretmenler yeni nesil sizlerin eseri olacaktır” sözlerine  binaen Çorumda görev yaptığım yıllarda kuruculuğunu yaptığım yüksek okul da   90  kişilik  bir sınıfa benim adımı vermişler. 41 yıl sonra Çorum Hitit Üniversitesi'nden bir davetle gittiğim okulun  sıralarında 36 öğrencimle  sürpriz bir şekilde karşılaşmam beni çok duygulandırdı. Çok hoşuma gitti. Hayatım boyunca aldığım en değerli ve en yüce ödül dü benim için. Öğretmenlik çok özveri ve sevgiyle yapılacak bir iştir. Herkes öğretmen olamaz. Eğer cenneti vaat etmeseydi, ibadet edecek insan bulamazdı Allah. Biz de not vaatlerimizle öğrencilerimizi bilgilendirip öğrenme aşkını kamçılıyorduk. Öğretmen yöntemi bulacak çocuktaki merakı diri tutacak. Toplumlar iki şeyle yönetilir; birisi ilim, birisi zulüm. Baştaki hangi yöntemi biliyorsa onu uygular. Bizler daima okuyarak araştırarak tarihimizi doğru öğrenerek köklerimizden kopmadan evrenselleşerek ancak gelişebiliriz. O yüzden çok çok okumalıyız.

HALK EDEBİYATINDA ŞİİR VE TÜRKÜ’NÜN YERİ NEDİR.Şiir ayrı bir dal. Şiirde öz vardır. Sözle özü birleştirirsiniz şiir olur. Sözün anlam derinliğini en kısa yoldan verirsiniz şiirle, türküyle. Türküler ayrı bir cevher ayrı bir kale. Türkçenin öz taşıyıcısıdır türküler. Anlam ve duygunun birleştiği yerdir türküler. Şairin dediği gibi “ ne zaman bir türkü duysam şairliğimden utanırım.”

Hocam kitabında Nezük türküsünün serüvenini türküyü kayıt altına alırken yaşadığı gördüğü bütün olayları ayrıntılarıyla bir bir anlatıyor.

“Oktap belinde çıktım hava soğudu,Aradım Sivas elini Nezük yoğ idi, Eninde sonunda edeceğin bumuydu,Ellere mi kaldın kız kara gözlüm.”den sonra sözü abum türküsüne getiriyor ve 

“Öğretmene varamadım , Naylon çorap giyemedim , Abum abum gız abum, Sebebim sensin abum.

Şu Niksara varsalar , sevdiğimi bulsalar, şu halimi sorsalar  abum abum gız abum sebebim sensin abum”

Yöresel türkülerden bir demetle bizi ağırlıyor. 

HAYALLERİNİZ NEDİR. Hayallerimi bir bir gerçekleştirdim. Sağlıksız uzun yaşamaktansa sağlıklı ve kısa yaşamak istiyorum. Ömrüm olduğunca topluma faydalı olmaya çalışıyorum yazdıklarımla kalemimle. Salgın sürecinde çiftliğimde doğa ile başbaşa bir süreç geçiriyorum. Herkesten uzak mesafeli yaşıyoruz. Eski günlerin değerini çok çok iyi anladık. Bir an evvel eski günlere dönmek istiyoruz.

GÜL DEYİNCE AKLINIZA İLK OLARAK NE GELDİ. Sorusunu yöneltiyorum ve sohbeti toparlamaya çalışıyorum.

Gül deyince aklıma berraklık güzellik ve sevecenlik geldi.

Siz hiç gül bahçesini gördünüz mü dikensiz?
Gül yüzünüz benli de
Güller niçin bensiz.
           Hayrettin Koyuncu Hocam bir derya.  Çay eşliğinde yaptığımız sohbette saatin ve vaktin nasıl geçtiğini anlamadan günü yarılamışız. Sohbetiyle doluluğuyla ve içten babacan tavırlarıyla yaşayan bir efsane. Sözün sonu gelmeyen bir sohbetti, ayağa kalkarak ve yürüyerek devam ettiriyoruz.  Sohbetimize bir virgül koyup yeniden görüşmek üzere ayrılıyoruz. Yetiştirdiği binlerce öğrencisine şiiri, edebiyatı ve sanatı sevdiren engin ve yüce düşünceye sahip iz bırakan eserleriyle yüreklere taht kuran kıymetli bir şahsiyet. Onu tanımaktan çok onur duydum. Kadim şehrimizin Kadim insanlarından olan Hayrettin Koyuncu Hocam bizimle hayat hikayenizi paylaştığınız için çok çok teşekkür ederim. Güzelliklerde buluşmak dileğiyle...
Dünya Köylüsü 
Sosyolog yazar
Ayla Bağ

 DAĞLAR YERİNDEN OYNAR 

          Eğitimli eğitimsiz ölçü bu değil. Anadolu’nun makus talihi nasıl değişir bilmem. Bu gidişle ancak ve ancak okumakla değil, sevgiyle yoğrulan yüreklerin yeryüzünde çoğalmasıyla aile içinde yaşanan bu acılar durdurulabilir. 

En yakınından (eş, baba, abi, anne) gördüğü şiddetten kime sığınır insan? 

Gidecek yeri olmazsa, insan boyun mu eğer zulme göz göre göre? 

Ve böyle mi büyütür insan zanlarını? 

Koca bir canavar yaratır yaşayacağı aile cennetinde cahilliğinden. 

Ve suskunluğundan, inandığından, güvendiğinden, başka çaresi olmadığından geleneklere boyun eğdiği için büyüttüğü canavarın elinde cehenneme çevirince cennetini anlar yanlış yaptığını. 

Ama iş işten geçmiş kayıp yılların hesabını, bozulan ruhsal dengesini, masum olan günahsız yavrulara miras bırakarak yola devam eder çaresizce...

İnsanların zanlarınca şiddet kalıcı hale gelerek çaresizlikten kabul görüyor, çiğ gibi büyüyerek. 

             Çok hızlı yaşamanın, çok hızlı gelen değişimlerin var olan güzelliği içselleştirmeden yok etmesi, sel gibi sürükleyip tüm güzellikleri götürmesi çok çok acı. 

EYLÜL'e VEDA ŞAİR dedi ki, “Demek gidiyorsun...Henüz, yaz’dan kazaya kalmış, hüzünlerimizi bile "eda" edemedik ey Eylül. 

Nedir bu telaşın. Daha, karşılıklı oturup dertleşecek, pencere önünde kahve içip, esen rüzgara, yağan yağmura, kırılan dala, düşen yaprağa...Hasılı kelam, Vefaya, vefasızlara, eski dostlara, sitem edip şiirler yazacak, sonra da, alıp başımızı  birlikte gidecektik...:

(( EYLÜL de  dedi ki, "Önümüz kış, ayaza çalıyor geceler ey şair. Vakitlice gidip, bir “kalbin”sıcaklığına sığınmam lazım."(öyüce) diyor şair. 

İşte böyle bizim  evliliklerimiz de daha birbirimizi anlamadan, tanımadan, konuşmadan, göz göze gelmeden, hissetmeden, yarınlara birlikte bakmayı ve yürümeyi öğrenmeden yıkımlara doğru dört nala koşuyoruz. Kadının kıymetini bilmeden, aile olamadan biz olmanın önemini kavramadan, evliliğin getirdiği değişimine ayak uyduramayan (gerizekalı) gelişimden yoksun, uyumsuz, kendini bilmezlerin elinde bu döngü her geçen gün daha kötüye doğru gidiyor. Bu döngüyü kırmak için;

Biraz evden uzaklaşmak, elindeki senin sandığın ailene uzaktan bakmak ve dokunmak isteyipte dokunamamak,  aslında hiç bir şeyin sahibi olmadığını fark etmek, senin olmadığını bilmek idrak etmek için bileklerinden kelepçelenmen mi gerekiyor. Bıcak kemiğe dayandığında çığlık sesine kulak veren polisin seni uzaklaştırması mı hatırlatır kıymetini ailenin. Sen bu evin ailenin mutluluğu için ve devamlılığı için varsın. İçindeki olumsuz duyguları temizlemedikten sonra nereye gidersen git nerede olursan ol varolduğun yeri kirletirsin. Bakış açılarını değiştir. Kendinle başbaşa kal ve elindekileri değerlendir. Eşinin çocuklarının yokluğunda bir hiç olduğunun, senin bir anlam taşımadığının farkına var. Ailenle birlikte varsan hayatın tadı tuzu zorluğu aşılmayacak dediğin dertlerin üstesinden gelebilme gücünü kendinde bulursun. Hayatın anlam kazanır. Boşluğu doldurmak için çabalar huzur inşa edersin.

Henüz bu değerlerin kıymetini göremeyen babalar için bir kaç sözüm var. Elindekilerin kıymetini bil. Onların varlığı için çok çok şükür et. Ailenin huzuru ve mutluluğu için çalış. Şeytanın oyununa gelme. Eğer ki bunları farketmez ve burnunun doğrultusuna gidersen dağlar yerinden oynar. Yıkılmaz dediğin evliliğin temelinden yıkılır. Gözünü aç ve makul düşüncenin doğrultusunda geleceğine yön ver yol al. Yolun açık olsun... hanen bereketlensin ... Dağlar yerinde dursun. Selamlar sevgiler.




10 Kasım 2020 Salı

DÜŞÜNDÜM DE

          Bugün 10 Kasım 2020 Atamızın Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün aramızdan ayrılışının 82. yıl dönümünde rahmet,  minnet ve şükranla anıyorum. Açtığın yolda gösterdiğin hedefe hiç durmadan yürüyeceğime ant içerim. Kurduğun bize armağan ettiğin Türkiye Cumhuriyeti Devletine layık olabilmek adına bize bıraktığın değerlerle üzerimize düşeni yapmak için  bugün kendimi sorguluyorum.

        Çok yücesin Atam; Benim ben olmamda ki en mühim olan Cumhuriyetin temel değerlerinin başında eşit haklara sahip olmak geliyor.  Ve 1934 yılında kazanmış olduğum seçme ve seçilme hakkı doğrultusunda hayatıma yön vererek meslek hanem dolu ünvanım ise Anadır. Bugün  Dolu dolu Anadolu kadınıyım sayende.

Bugün sosyal medyada gezen Mustafa Kemal Atatürk ile ilgili bir video bana kuran-ı Kerim’in Bakara süresinin 134. ayetini hatırlattı.” Onlar gelip geçmiş bir ümmettir. Onların kazandıkları kendilerine, sizin kazandığınız da sizedir. Siz onların yaptıklarından sorumlu tutulamazsınız.” çok etkilendim. Ne güzel özetlemişler yaptıklarını. Bu videoyu izleyince bende kendimi sorguladım. O yaşlarda ben ne yaptım.

-Mustafa Kemal 24 yaşında Harp Akademisini bitirdi. Vatan sevdası uğruna aşk ile yollara düştü. 

-Ben Atalarımızın bize hediye ettiği bu vatan toprakları üzerinde 24 yaşına kadar Liseyi bitirdim, sevdiğim gençle birlikte aile yuvamı kurdum.  Evlendim. Ve bu yuvayı huzurlu bir şekilde yaşata bilmek için mücadele etmek için aşk ile yollara düştüm.

-Mustafa Kemal 34 yaşında inancını kaybetmeden Çanakkale destanını yazdı ve yedi düvele meydan okudu.

- Ben 34 yaşında iki çocuk annesi oldum ve inancımı kaybetmeden bize ait olan ata mirasımı, kültürümü çocuklarımın kulağına ninni okuyarak başladım. Dede Korkut masallarını, efsanelerini anlatan, tarihimi, kültürümü, dinimi anlatan kitaplar okudum. Kuran-ı kerim’i okudum.

-Mustafa Kemal 38 yaşında Milli Mücadeleyi başlatmak için 19 mayıs 1919 da Samsun’a çıktı.

-Ben 38 yaşımda  er meydanı pazara çıktım. kimim, neyim,  nereye gidiyorum, ne istiyorum hedeflerim ve hayallerim nedir diye sorguladım kendimi ve yeni yeni kararlar aldım. Bu kararları uygulamak için çalışmalara başladım.

-Mustafa Kemal 41 yaşında Afyon ovasından İzmire aktı ve yurdu düşmanlardan temizledi. Alsancağı dikti, 42 yaşında “Hakimiyet Kayıtsız Şartsız Milletindir “dedi ve ustalık eseri olan TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİNİ kurdu. ( en büyük hayalini gerçekleştirdi)

-Ben 40 yaşında hayalim olan üniversiteyi kazandım. Çok istediğim Sosyoloji bölümününden 44 yaşında sosyolog olarak mezun oldum. 45 yaşımda Marmara Üniversitesinden Aile Danışmanlığı eğitimi aldım. 46 yaşımda yine çok istediğim hayallerimden birisi “Yaşayan Kırkkızlar Efsanesi” adlı ilk eserim olan kitap çalışmasını hayata geçirdim. Valiliğimizin himayesinde İl milli eğitim müdürlüğünün öncülüğünde “KIRKKIZLAR” projesinde yer aldım ve okullarda kahraman kadınlarımızı öğrencilerimizle buluşturup söyleşiler yaptım.

Kıymetli öğretmenlerimizle birlikte İki sene içersinde 136 söyleşiye imza attık.  Bir çok dergi ve gazetede yazılarım paylaşıldı. Tokat gazetesi, Tokat Gündem Gazetesi, Tokat’a Dair sayfasında köşe yazarlığı yapmaktayım. 

47 yaşımda Tokat KIZILELMA dergisinin yazı işleri müd. üstlendim.

48 yaşında ikinci kitabım kültürel mirasımız olan geleneksel el sanatlarını yaşatmaya çalışan ustalarımızın hayat hikayelerinden oluşan 45 ayrı dalda ustanın zanaatlarını konu edinen “YAŞAYAN EFSANELER İLK TEK VE SON USTALAR” kitabını hayata geçirdim ve AHİLER KERVANI çalışmasıyla okullarda ustalarımızı öğrencilerimizle buluşturdum.


-Mustafa Kemal 53 yaşında ATATÜRK oldu. Yaşarken en büyük payeyi milletinden aldı.

-57 yaşında 10 Kasım 1938’de sonsuzluğa uğurlarken gönül hanemize taht kurdu. Kalbimizde fikirleriyle ve yaptıklarıyla ölümsüzleşti. 

Ben 48 yıllık hayatın içersinde  tek sermayem yazar, çizer, düşünür, anne olarak gerçekleri ve doğruları yansıtmaya başarı öykülerini dillendirmeye  kalemimle aktarmaya çalıştım. Allah ömür verirse bundan sonrada yazarak var olacağım.

Cumhuriyetten önce ki Tarih kitapların da anadolu kadınını şöyle tarif ederlermiş. 

Anadolu kadınlarıydı onlar meslek haneleri boştu ünvanları ise yoktu. Anaydı, bacıydı, yardı, yarendi hanemize doğan güneşti onlar.

Şimdi biz bu cümleyi değiştiriyoruz  ve şöyle diyoruz. 

Anadolu kadınlarıydı onlar meslek haneleri dolu ünvanları ise anaydı, dolu dolu Anadolu kadınlarıydı onlar.

Okudular,  mühendis oldular kat kat binalar inşa ettiler,

Mimar oldular geçmişi geleceğe bağlayan köprüler inşa ettiler,

Öğretmen oldular hayat okullarında boy boy insan yetiştirdiler.

Anadolu kadınlarıydı onlar meslek haneleri DOLU ünvanları ise ANAydı 

Dolu dolu ANADOLU kadınlarıydı onlar.

Yani demem o ki sevgili gençler, okurlar 

57 yıllık bir ömüre;

11 savaş, 24 madalya, 7 nişan, 13 kitap, 1 ülke ve milyonlarca özgür insan bırakan yüce atamızı saygı sevgi ve rahmetle anarken,

Herkes ATATÜRK olamaz ama herkes  KENDİSİ olabilir diyorum.

Güzelliklerde buluşmak dileğiyle...

Dünya Köylüsü 

Ayla Bağ 



28 Ekim 2020 Çarşamba

CUMHURİYET BAYRAMI

             Bugün ülkemizin doğum günü. İyiki doğdun. İyiki bu vatan toprakları sınırları içinde dünyaya geldim.  Bugün Atalarımızı  bir kez daha saygı ve minnetle anma günü. Yaşasın Cumhuriyet , Yaşasın 29 Ekim. Bu yıl 97. Kuruluş yıl dönümünü kutlayacağımız Cumhuriyet değerleri  bize ne kazandırdı, biz bu kazanımların  değerleriyle var olduk.

Herkes kendi yaşadığı çağdan sorumlu. Atatürk bu sorumluluğu İsmet İnönü ile şu satırlarla paylaşıyor.

“Bize geri, borçlu, hastalıklı bir vatan miras kaldı, yoksul ve esir ülkelere örnek olacağız, kaderin bizim kuşağımıza yüklediği bir görev bu, özgür bir toplum oluşturmak çağdaşlaşmak, bu ideali gerçekleştirmek zorundayız, bu görevin ağırlığı ve onurunu seninle paylaşmak istedim. Allah yardımcımız olsun” diyor ulu Atatürk. 

Atatürk’ün ustalık eseri TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ dir.

Cumhuriyet fazilettir, cumhuriyetlerde  halkı birleştiren hükümdar değil, vatanseverliktir. Cumhuriyet kimsesizlerin kimsesidir. Cumhuriyet mucizedir. Bu bilinçle hareket eden ben Cumhuriyetin değerleriyle büyüyen kimsesizlerin kimsesi olan laik düşüncenin yeşerttiği bir cumhuriyet kadınıyım.

Bir Cumhuriyet Kadını Olarak;
      "Bir millete şerefin haysiyetin namusun ve insanlığın doğup yaşayabilmesi, o milletin özgürlük ve bağımsızlığa sahip olmasına bağlıdır."
       Özgür düşünmeyi, hür olmayı,  insan yerine konmayı, insan gibi yaşamayı, değerli olduğumu fark edebiliyorsam  bunu Cumhuriyete ve  bu vatanı bize hediye eden atalarımıza minnet borçluyum.
        "Yurta Sulh Dünyada Sulh " sözünden feyz alarak, Sevmeyi, sevilmeyi örnek olmayı muassır medeniyetler seviyesinde uygulaya biliyorsam bunu Cumhuriyete borçluyum.
        Seçme  ve seçilme hakkına sahipsem yani ülkemin geleceğine yön veriyorsam, bunu Cumhuriyete borçluyum.
        "Eğitim bir milleti ya özgür, ya bağımsız, şanlı, yüksek bir toplum haline getirir, yada köleliğe ve yoksulluğa sürükler."
       Eğitimde öğretmen, bilim insanı olup dünya insanlığına öncü olabiliyorsam, istediğim makama gelebiliyorsam, okuyup yazabiliyorsam bunu Cumhuriyetin değerlerine borçluyum.
        Meslek sahibi olabiliyor, kendi ayaklarımın üzerinde durabiliyor ve kendi geleceğimi belirleyebiliyorsam bunu Cumhuriyete borçluyum. Pilot, mühendis, mimar, öğretmen, aşçı, usta, olabiliyorsam...ne mutlu bana.
         Evliliğimde eşimi seçebiliyorsam ve mutlu olamadığım bir evliliği sonlandırma  hakkına sahipsem, dinimi, inancımı özgürce yaşaya biliyorsam bunu Cumhuriyete borçluyum.
          Babamın mirasından eşit hak elde edebiliyor; sanata ve spora gönül verebiliyor ve onları yaşam şeklim haline getirebiliyorsam...Dünyada spor alanında madalyalar alıyor, müzik alanında kalıcı çalışmalar yapabiliyorsam bunu Cumhuriyete borçluyum.
       " Bir millet zenginliğiyle değil, ahlak değerleriyle ölçülür. Samimiyetin lisanı yoktur. Samimiyet sözlerle açıklanamaz. O, gözlerden ve tavırlardan anlaşılır."
        Bu özgür yaşamın bana sunduğu imkanlarla samimi bir şekilde yüksek düşünceyle ve akılla başkalarının değil kendi doğrularımı yaşıyorsam...
Ve evrensel değerlere sahipsem.
         Erkek egemen bir toplumda başbakan, vali, kaymakam, müdür, belediye başkanı oluyorsam bunu Cumhuriyete borçluyum.
   Demem o ki kadın gibi değil insan gibi yaşıyorsam, elbette ki bütün bunları sana borçluyum CUMHURİYET...
"Ey kahraman Türk kadını !
Sen yerlerde sürünmeye değil omuzlar üstünde göklere yükselmeye layıksın" sözüne layık olabiliyorsam...ne mutlu.
           Ben bir Cumhuriyet çocuğuyum...Cumhuriyet kadınıyım...Köklerime, atalarıma, kültürüme, tarihime, vatanıma, bayrağıma dinime aşıksam bütün bunları sevgiyle dillendirip çoşkuyla çocuklarıma anlatabiliyorsam bunu  MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'e borçluyum.
         Aydın bir Türk Kadını ve Türk Vatandaşı olarak; Her ilerleme ve kurtuluşun anası özgürlüktür diyor özgürlük ve bağımsızlığımızın, aydınlanmamızın en önemlisi tüm dünya insanlığının mayası olan medeniyetimizin kuruluşunun 97. Yılında CUMHURİYET BAYRAMIMIZI yürekten  kutluyorum...
        Bize bu vatanı hediye eden atalarımızı minnet ve rahmetle anıyor,  bağımsızlığımızın sembolü olan CUMHURİYET BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN...
Güzelliklerde buluşmak dileğiyle...
Dünya Köylüsü
     Ayla Bağ


31 Mayıs 2020 Pazar

Acun’un Düdüğü ve Annemin Düdüğü

            İki düdük arasında geçen aylar. Ömürde öyle değil mi?”iki kapılı bir handa gidiyoruz gündüz gece bilmiyoruz ne haldeyiz gidiyoruz gündüz gece” Bizde iki düdük arasında üç aydır gidip geliyoruz. Annem bir yıl önce baypas ameliyatı oldu. Kapalı olan üç damarı açıldı yani değiştirildi. Ameliyattan sonra yapması gerekenleri yapamadığı için iyileşme süreci uzadı da uzadı. Bir yıldır gece gündüz hastanede ha bugün ha yarın umudumuzu yitirmeden iyileşeceği günü sabırla bekliyoruz.
           Kız evlat; iyi hoş konfor merhamet iyilik mi ?. Yoksa kötülük mü? Yaşarken öğreniyoruz her şeyi. Annem bir yıldır biraz nazlandı. Dört kız evladın içinde gak dedi, guk dedi, han dediği yere hamam yapıldı, misler gibi bakıldı. Pervane gibi dört döndü etrafında evlatlar. Bu kadar lüks tabi ki tembelliğe ve duygusal sömürüye sebebiyet verdi bir zaman sonra. Bakım tutum iyi, iyileşirsem bu ilgi alaka azalacak, ben ne yaparım dedi belki içinden iyileşmemeye karar verdi ve mağdur rölü yaparak ilgiyi alakayı üzerinde tutmayı başardı annem. Ama biz bizlikten çıktık bu arada laf aramızda.
         Annem 3 oda bir mutfak kocaman bir salonu olan evde yaşıyor. Yatak odası arka tarafta. Ara sıra salona geliyor televizyon izlemek bizimle zaman geçirmek için. Bazende mutfağa yemek yemek için teşrif ediyor. Annemin yattığı oda arka tarafta olunca, seslendiğinde ses salona kadar gelmiyor. Gelsede televizyonun sesinden duyamıyoruz bazen sesini. Bizlerde bu na bir çare olarak düdük taktık boynuna, sesini duyuramazsan düdüğü çal biz geliriz anne dedik. Çünkü kalkarken, otururken, yürürken zorlanıyor ve yardımsız hiç bir işini yapamıyor.   Annemin düdüğü öttüğünde evde kim varsa koşarak yanına gidiyor ve ihtiyacını karşılıyor.
          Malum pandemi günlerinden dolayı üç aydır evdeyiz. Televizyonda survivör yarışmasının müptelası olduk. Gece gündüz onu izliyor, kim ne dedi, kim kazandı, kim elendi merak içinde takipteyiz. Acunun çaldığı düdüğün sesiyle başlayan yarışmaları heyecanla izlemeye devam ediyoruz.  Hal böyle olunca bazen iki düdüğü karıştırıyoruz. Balkonda otururken çalan düdüğü Acun çaldı annemin düdüğü değil diyerek ertelediğimizde, ikinci düdüğün acı acı çalan sesiyle annemin yanına koşuyor derdine derman olmaya çalışıyoruz. Bazende tam tersi annemin yanında otururken Acun’un düdüğünün sesiyle salona koşturuyor başlayan yarışmayı heyecanla izliyor ve kim elendi elenecek sorusunun cevabını bulmak için televizyonun başından ayrılmıyoruz.
        Adadaki yarışmacıların halleriyle annemin halleri bazen birbiriyle çok  örtüşüyor. Barış’ın tatlı kırizine girip tatlıları aşırması, Evrim’in çay kahve krizlerine girerek ağlaması, Nisa’nın çözemediğimiz vakitli vakitsiz psikolojisinin bozuk halleri, Cemalcan’ın duygusallığı ailesine duyduğu özlemi, Ersin’in köpeğine olan sevgisi... Anneminde  hastalığın vermiş olduğu melankolik hallerini yarışmacıların hallerine benzetiyor ve bazen onuda bu zorlu yarışmanın bir yarışmacısı olarak görüyor yaptığı her olumlu davranışı ödüllendiriyorduk.
Koridorda iki tur yürüyüş yapmasının sonucunda bir dilim baklava,
Balon şişirmesinin sonucunda bir kahve,
Oturduğu yerde fiziksel hareketlerini yapmasının sonucunda sevdiği birisiyle bir telefon görüşmesi yapmasına izin veriyorduk.
Bazende Yasin’in sinirli hallerinden ağzından çıkan sözler ve davranışlarından dolayı oyundan Acunun düdüğüyle diskalifiye edilmesini, benim  anneme kızgın davrandığımda düdüğünü çalarak başkasından yardım istemesine ve beni elenmesine benzetiyorum.
          İnişleriyle çıkışlarıyla yaşamın ta kendisi olan sörvayvır bizide bulunduğumuz durumun içinde Acunun düdüğüyle Annemin düdüğü arasında ki git gellerle yakalamış ve bu yarışmanın galibi hep birlikte  olmamız  dileğiyle... yarışmanın sonlanacağı günü dört gözle bekler olduk. İşte böyle bugünde telefonlardan gelen sms sonuçlarına göre Annem birinci. Beş kardeşin birinci önceliği olan annemizin sağlıcakla ayağa kalkacağı günü sabırla bekliyor ve büyük ödülü kazanmak için (annemin sağlığı) elinden geleni yapan biz evlatların emeklerini  zayi etmesin Mevlam diyorum. Selamlar sevgiler
Güzelliklerde buluşmak dileğiyle
Dünya Köylüsü
Ayla Özdemir Bağ

Dünyanın Anlamı

            İnsanın anlam arayışı her çağda süregelmiş ve bu süreçte insanı yaratan yüce yaratıcı yarattığı insanı başı boş bırakmamış. Ve bu dünyada yönünü bulmaya çalışan insana  rehber, kitap ve akıl ile  hayatını dengede tutmak için yol göstermiş.
            Biz insanı bir nefisten, sudan, balçıktan yarattık. İçine iyiyi ve kötüyü yerleştirdik. İnsan kademe kademe ahseni takvim üzere güzele erişecek şekilde vahy ettik. Doğal süreç içinde insan yaşadığı kültür içinde doğruya ulaşabilir ve en doğruya ulaşa bilmek içinde aklını kullanarak araştırma yapabilir. Yüce yaradan ezelden beri insanlara yollarını bulmak için Zebur, Tevrat, İncil ve Kur-anı Kerimi kitapları gönderen, yasalar koyan ve insanlığın zararına olanları kesin hükümle bildiren Allah, yoldan çıkanların yaptıklarını ve varacakları sonuda ayetlerle bize bildirmiş ve bu yolda ki tercihi bize bırakmış. Zorlama yapmamış. İsteyerek veya istemeyerek huzura çıkacak olan insan hesap günü yaradanla yüz yüze geldiği zaman yaptıklarıyla ve yapmadıklarıyla yüzleşip son kararı belkide kendi kendine şahitlik ederek verecek.
         İşte 4. sanayi devrimi dediğimiz dijital çağ teknolojilerinin yani yapay zekanın dünyayı ele geçirme planları karşısında sınırlarını zorlayarak dünyanın hakimi, sahibi, tanrısı rolüne bürünen ve gittikleri yere biz düzen kurucularız size iyiyi, güzeli ve barışı getiriyoruz diyerek var olan doğal dengeyi bozan azmış insanın sonunu hep birlikte yaşayarak göreceğiz. Korkuyla insanları egemenliği altına almaya çalışan güçlerin aslında kendilerinin sonunu hazırladıklarının farkında değiller.
            Bedeni topraktan yaratan ve herşeyin aslına döneceği günde bize emanet olarak verilen ruhun önderliğinde bir gecesinin  bir ömre bedel olduğu vahyin ışığında yol almamız ve hayatı kolaylaştırmamız umarım çok zor olmasa gerek. İnsana dair insanca yaşamak duygularımıza hakim, vicdanen merhamet ve adaletli bir ömrün izlerine yaşarken şahitlik etmek, en yüce davranıştır diye düşünüyorum. Dünya  hayatını paylaştığımız ortak yaşam alanları oluşturduğumuz hayvanlar bitkiler ve insanlar  aleminin üçlüsü içinde birinden vazgeçmek bütün doğal dengeyi alt üst etmek demek olacaktır.  Fıtratı gereği düşünen, sorgulayan, ne, nasıl , neden, nereye niçin, kim, sorularını soran, aklını kullanan sebeb sonuç ilişkisi içinde sonuca ulaşan insanın en doğruya ulaşması çok kolay olacaktır. Kovit 19 pandemi sürecinde bizlere daha doğrusu tüm dünya insanına sunulan yaşam şekli, evlere kapatılan insanların ekolojik doğayla kesilen bağları, duygusal ve psikolojik davranışları etkileyen sosyal mesafe insanın doğasına aykırıdır. Sosyolojik olarak köklerinden koparılmaya çalışılan ananeleri değişikliğe uğratan ve insanı yalnızlaştıran bu yapay sosyallik insanı insanlığından umarım koparmaz. Bu süreçte Virüs korkusu  ile aklının üstü örtülen, dayatılan düzene uyum sağlayan insanın güdümüde çok kolay olacaktır diye düşünüyorum.
           Ayağımızı topraktan kestiler, kök aile dediğimiz anadan, atadan uzak sadece çekirdek aileyi yüceltip çocukları bencil yetiştirdiler. Oysaki bir çocuk dayı, emmi, hala, teyze, arkadaş, babaanne,  anneanne...ve mahallesiyle var olmaya başlar, köyünde büyür, şehrinde gelişir. Şimdiki nesil köklerinden rahatsızlık duyuyor. Ve küçümseyerek aslını inkar ediyor. Kendisini kibir ve beğenmişlikle yapay olana özentilik duyarak sanal olana yöneliyor. Köklerinden kopartılmış bir kütük gibi oradan oraya savrulmakta olduğunun farkına varamayan bir nesil. Ve bunun sonucunda harcanıp heba olan bir ömür.
           Kendi özümüzü koruyarak ancak var olabiliriz. Çağımızın getirilerine uyumlu olmak ve ortak bilgilerden insanlık adına fayda sağlayacak işlerde yarışmak. İşte dünyanın anlamı; biz yaratıldık. Yaratıcı Allah değiliz. Yaratıcıya kuluz, kul olarak yaratıldık. Ben Allah için yaratıldım diye bilmek erdemine, idrakine varmak insanı anlamlı kılar. Allah’a teslim olmak ona ortak koşmamak, yalnızca ve yalnızca ona ibadet etmek ve ondan yardım istemek ve yaratılanlara merhametli olmak, bildiğini paylaşmak insanlığın başıdır. İnsanın kendi acizliğinin farkına varması en büyük erdemdir. Kişinin kendi kendini yeterli görmesi ise en büyük kibirdir. Günümüzde malına, makamına, gücüne , varlığına, tarikatine, siyasi partisine, ağasına , paşasına, güzelliğine, bilgisine, oğullarına, soyuna sopuna, parasına güvenenlerin ve onların hakimiyeti altında ezilenlerin sömürüldüğü bir dünya düzeni içinde firavun olmak mı daha onurlu?  yoksa özgürce bir tek Allah’a inanmak ve  insan kalabilmeyi kul olmayı başarmak mı daha büyük bir onurdur? diye düşünmeden edemiyorum.
           Toprakla, doğa ile iç içe bir hayat, sosyal anlamda kişinin kişiye muhtaçlığının farkına varmak ve birlikte olursak ancak güzelliklerin olacağını idrak etmek, doğaya ve doğal hayatın getirilerine sahip çıkmak adına birlikte olmak, Hacı Bektaşi Veli’nin ”Gelin canlar bir olalım, iri olalım, diri olalım”sözüyle bir olursak iri olursak var oluruz. Yoksa bölünür, parçalanır yok oluruz. Dünyanın anlamı ben varsam var. Ben yoksam bir anlamı yok. Hayatı yaşarken anlamlı kılmak  O’nu hatırdan çıkarmadan yaşamaktır. Güzelleri güzel eğleyen tek güzelin sözlerine ve varlığına hamd ederek yaşamak en güzeli. Kalın sağlıcakla. Güzelliklerde buluşmak dileğiyle
Dünya Köylüsü
Ayla Bağ