27 Nisan 2016 Çarşamba

OZAN'ım BUGÜN ŞAİR'im BUGÜN

                 Severek evlendim sevginin ne olduğunu bilmeden ondördümde. Belgin Doruğa benzeyen 70 yaşındaki Sevim teyze belli ki çok görmüş geçirmiş .Bana birşey sorma kızım derken iç çekişinden belli,şimdi önümüze bakalım ömrümüzde  kaç gün kaldıysa kendimiz için yaşayalım geriye bakıp ta mutsuz olmayalım diyor.Bende bir şey sormadım o şair gibi döktürdü dizeleri...
"Bende bindim o tahta 
Sallandım bir kaç hafta" 55 sene olmuş evleneli diyor.
💕
" Aşağıdan indim ancak
Elimde yeşil sancak
Ne kız oldum ne gelin
Ateşe yandım ancak".  stres sıkıntı içinde geçti gençliğim.Huzur evi gibiydi evim.yaşlıların biri geldi biri gitti .şimdide ben yaşlandım dizlerim tutmuyor.

💕
Tandırım tava geldi 
Hamurum tükendi
İşim düzene girdi
Ömrüm tükendi
💕 
Hayattan ders almayı öğrendim.İnsanları çok seviyorum .Hemen ağlar hemen gülerim.Efkarla sevincim kardeştir benim diyor.
Gülen gözlerin solmasın  Sevim teyze."Kara gözlerinden çok şey okudum ,ozanım bugün şairim bugün."der gibi bakıyorsun...
Ağzına yüreğine sağlık...
 Çanakkale'de şehit düşen sevim teyzenin dedesine yazdığı şiir,

Benim elleri kınalı nazlı kuzum
Gözümün önünde hep gülen yüzün
Yüz yıldır içimde dinmedi sızım
Haberin geldi büküldü tutmadı dizim

Çelik çomak oynardın cepheye gittin
Küçüktün Çanakkalede büyüdün
15'inde gittin  20'sinde şehit düştün
Aç kaldın açık kaldın yılmadın
Çarık bağlarını yedin genede vatanım dedin

Çanakkale geçilmez yazıldı
Önünede resmin çizildi
Mezar taşına şehit yazıldı
Dağlara taşlara toplu mezar kazıldı.

Başlarında büyük komutan
Her ana doğurmaz böyle bir aslan
O komutan adı Mustafa Kemal
Ondan kaldı bize bu güzel vatan

Tokattan giden onbeşliye ağıtlar yakıldı
Senin şanın yüreklere kazıldı
Şehitlik anlına ezelden yazıldı
Çanakkale tepesinde mezarın kazıldı

Kahpe düşmanı döktü denize
Bu güzel vatanı bıraktı bize
Gerekirse kanımızı dökeriz yine
Ölürüzde cennet vatanı vermeyiz size.
                Sevim Şimşek


26 Nisan 2016 Salı

HAYALLERİM OLMADI

          Niksar 'ın Ladik  Gökçeeli kasabasında dünyaya gelen 1971 doğumlu Şehri Ayçelik ilk okulu köyünde ki okulda okur,Evlenene kadar baba ocağında  onbir tane halı dokur.
"sevdiğine sözü olan bir kilim dokur,
Kilimin dilinden ancak anlayan okur
Sırlarımı verdim sana sevgimi verdim
Ayıptır günahtır diye kilit vurdular dilime
Aşkı dokudum kilime anlıyormusun"
Dizelerinin bize anlatmak istediğini Şehri hanım yaşadığı hayatla onaylayarak bize aktarıyor.
"Bizim buralarda kadının adı yoktur.Adı olmayınca söz hakkıda yoktur.Biz kilime dokuduk halıya nakşeyledik sevdalarımızı,söyleyemediklerimizi.Babam halama söz vermiş ,benide halamın oğluna vermiş.Evlendik ,üç çocuğumuz oldu ,üçüde kız ,en küçüğü zihinsel engelli. Doktor akraba evliliğinden olduğunu söyledi . Çok zor günler yaşadım .Kayın validem yatalaktı 10 sene ona baktım ,vefat etti .Kayın pederim ayzaymır oldu şimdi onunla ilgileniyorum .Eşim çalışmıyor,kalp hastası .Kızımın durumu ortada çok zorlanıyorum.Kayın pederim aklı gidince ne yaptığını bilmiyor.Üstüne başına tuvaletini yapıyor. Bazen isyan edesim geliyor ama ayıptır günahtır diye kilit vurdum dilime.Kaderimmiş diyorum razılık gösteriyorum.Allah'tan yardım diliyorum.Kızımı zihinsel engelliler okuluna getiriyorum.Çok mutlu oluyor ,okulun çok faydasını gördük.Öğretmenlerini çok seviyor .Tek dileğim kızımı  benden sonraya bırakmasın mevlam.Kimsenin eline kalmasın benden başkası ona bakamaz.Hiç bir yerden gülmedim.Hayat çok çabuk harcadı beni .Ne çocuk olduğumu bildim nede kadın.Hayallerim olmadı. Bundan sonra ne olacağınıda bilemiyorum anlıyormusun ."Ayla hanımcım  "Görelim mevlam neyler ,neylerse güzel eyler" Allah sonumuzu hayırlı eğlesin."...diyor.
          İnsan her şeyin üstesinden sabrıyla geliyor .Şehri hanımda bu yolculukta üstüne düşen görevi yerine getirirken tek isteği kızının kendisinden sonraya kalmaması,anne olarak endişeli ve gelecekten kaygılı ,buda ister istemez stres yaratıyor, hayat bazen bize  zorluklar sunuyor şükrümüzü arttırmak için.Kızına bakabildiği için çok mutlu şükür içinde Allah beterinden saklasın diyor.
          Ve hayat bize herşeye isyan edip mutsuz olmak yerine ,hayırlısı demeyi öğretiyor.

24 Nisan 2016 Pazar

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı

           Çocukluğum geldi aklıma ne zaman üzülsem ana kucağım olan çocukluğuma kaçarım bu günde böyle oldu.Sokaklar yanlız ,bayramdan habersiz herkes kendi telaşında ,parça parça ,bölük bölük kutlanmış beraberliğin egemenliğin bayramı ."bir olalım iri olalım "derken atalarımız bu bölünmüşlük niye?iktidarı ayrı muhalefeti ayrı ayrı ....
           Eskiden böylemiydi ?ne olursa olsun birlik beraberlik içinde stadlarda çoşkuyla kutlanırdı bayramlar.Yaşlısı genci çocuğu herkes elele herkes bir aradaydı.Bugün çocukların bayramı. Bırakın çocukları dilediği gibi oynasınlar, konuşsunlar kulak verelim sözlerine ,yön verelim geleceklerine,gelişmeleri  için önder olalım onlara ,bazen de onlar önder olsunlar bizlere.Çocukluğumda yavru kurt izci elbisesiyle şiir okumuştum bayramda büyük bir coşkuyla.Bir başka bayramda halk oyunlarıyla folklor oynamıştım,kır çiceklerinden taç yapıp özgürlüğün gelişini danslarla karşıladığımız bir başka bayram derken hepsinide bugünkü gibi hatırlıyorum .Hatıralarımda değerini koruması ve yer  arzetmesi temiz bir sayfaya yazılan yazı gibi net,toprağa atılan tohum gibi kirlenmeden yeşermesiydi .Çocukluktaki hikayeler ,karakterimin ruhunu inşa etmişti.1979 'da Unesko'nun  23 nisanı dünya çocuk günü olarak kabul etmesinden sonra  tüm dünyada uluslar arası boyutta kutlanmaya başlandı  .Aslında çocukluk yıllarında insanların başka kültürlerle karşılaşması onların dillerine hareketlerine aşina olması kaynaşması kardeşlik duygularının gelişmesinde ve önyargıların kırılmasında çok önemli bir etken.Çocuklar kardeş oldu mu ? Dizesinin bize anlatmak istediği bu olsa gerek.
          Bu bayramlar vesilesiyle çocuklukta atılan sevgi temellerinin gelecek güzel günlerin hatrına tüm dünya ya yarının büyükleri olarak "yurtta sulh dünyada sulh "ilkesiyle bütünleşen özündeki insanlık değerlerinden kopmadan ,genç yöneticilerin dünya gidişatına sevgiyle barışla ve umutla yön vermeleri dileğiyle ....

21 Nisan 2016 Perşembe

ANALI OĞULLU

               Analı kızlı mekanları duydukta Analı oğullu mekanı ilk defa duydum.   Güneş doğudan doğar,bu mekanda güneş batıdan doğmuş.insanın içi açılıyor,rengiyle döşemesiyle aklınız egeye gidiyor.işinin ehli güler yüzlü mekan sahibi aldığı eğitimi kendi topraklarında severek köklerinden kopmadan yöresellikten evrenselliğe açılacak ilk adımı burada fark yaratacak şekilde atmış.
              1958 doğumlu zeliha abla aslen Afyonlu.Okuldan arkadaşı olan eşiyle severek evlenir.23yıl memurluk hayatından sonra emekli olur.Eşi 17yıl devlet memurluğu yaptıktan sonra istifa eder ve ticarete atılır. Tokatta ilk madımağı konserve yapan kişidir eşi.Bu mekanın konsepti oğluma ve eşime aittir.Oğlum askerden geldikten sonra İstanbul da Mutfak sanatları Eğitimini aldı.5yıl orda kaldı. Kendisini bu konuda çok geliştirdi.Çeşitli retorantlarda çalıştı.(Nar restorant,Galata )çok yoğun çalışıyordu.Kendisine zaman ayıramıyordu.Bir gün dedim ki "oğlum buranın sonu yok,gel sana ait bir yer yapalım ve ben sana destek olayım"dedim .Oğlumda kabul etti.Uzun araştırmalar sonucunda bu mekanı atıl bir vaziyette tuttuk.Burasının adam olması imkansız diye düşündüm. Oğlum "yapılı bir mekanı yeniden yapmaktansa ,yapılı olmayanı kendine göre baştan yapmak daha kolay "dedi.çok çaba harcadılar.5ay sonunda kullanıma hazır hale geldi.İçini dayayıp döşedik. Her şeyi özel yaptırdık.Açılışa hazır hale geldik.Bu arada oğlum hastalandı bademcikleri şişmiş dükkanın bir köşesinde yatıyor "anne hastayım ölüyorum "dedi,bende "oğlum bundan sonra hastalanmayı bırak ölmeye bile hakkımız yok "dedim.Gülüştük.Doktora götürüp iğne yaptırdık ve böylece ayağa kalktı.Çok özveri isteyen bir iş .Tempo çok yoğun çok emek ve uğraş istiyor.Bütün hayatımız bu mekanda geçiyor .Akrabalar ve yakın arkadaşlarım ilk açıldığında çok destek oldular.Şu anda elit bir müşteri tabakamız var. Temizlik ve hijyene çok önem veriyoruz asla ödün vermiyoruz.Çünkü bizde aynı tabakları kullanıyoruz ve aynı yemeklerden yiyoruz.Oğlumun menüsü ayrı (zeytin yağlılar)ben hamur işinde ona destek oluyorum.Dört tane bayanla çalışıyoruz.kalite ve lezzet konusunda  Tokatta bir bucuk yıldır fark yarattığımızı düşünüyorum.Gelecekten beklentim çocuklarımın sağlığı ve mutluluğu  oğlumun işinde başarılı olması .
Birgün bir müşteri iki tabak mantı yedi şaşırdım.Bende çok aç olduğunuz için mi yoksa beğendiğiniz için mi yediniz ?dedim."Çizginizi bozmassanız ben hep burdayım bundan sonra "dedi . "Çok mutlu oldum. Müşterilerin fikrini alıyorum .Gazlı içeceklere altarnatif olarak limonata yapıyorum.yeni önerilerde açığım"diyen zeliha abla ve oğlunun mekanını mutlaka görmenizi dilerim.
               Genç  şef  Uğurcan  Sert okulundan aldığı eğitimleri  pratikte uygularken gösterdiği edebi ,ev hanımı olan annesininde deneyimlerinden faydalanarak oluşturdukları konsepti çok beğendim.Birbirlerine  destek olarak çıktıkları bu yolda,onlara başarılar diliyorum.Yalnız şu eleştiriyi yapmadan geçemeyeceğim mekanın ismi Türkçe bir isim olsaydı daha memnun olacaktım. "Chef un's çi Börek Mantı "adını verdikleri mekanları İnşallah  bu çizgide yürürken köklerinden kopmadan özünü kaybetmeden yöresellikten evrenselliğe açılan bir marka olurlar. Hüseyin Özer'in "sofra" sı gibi.

20 Nisan 2016 Çarşamba

YALNIZLIK

  •              " Kalabalıklar içinde insan yalnız olduğunu dara düştüğü zaman fark ediyor.O zaman gerçeklerle yüzyüze gelip sahteliklerden iki yüzlü insanlardan  sığrılıyorsun ve yeni bir arayışa yöneliyorsun .Bu ne olursa olsun ama bir değişiklik olsun ,çevreyi değiştirmek ,hayatının akışını değiştirmek,düşüncelerini değiştirmekle başlıyor insan işe ben de öyle yaptım ve hayatımdan beni üzenleri bir bir sildim gönül defterimden "diyor şule hanım.
  •               1977 doğumlu olan şule hanım 16 yaşında evlenir.17 'sinde anne olur .Şu anda üç çocuk annesi olan ve etrafında sevilen fedakar ve paylaşımcı bir insan olarak bilinen Şule hanımın Bu özelliklerini zaman zaman çevresinde kötüye kullanan insanlar olmuş.Çektiği sıkıntılardan dersini alıp hayatına yeniden yön vermeyi başaran ender kadınlardan birisi.Bazen sıkıntılar insanın üstüne yağmur gibi yağar,bir sonraki gelen sıkıntı bir öncekini unutturur,Şule hanımında öyle olur.Annesinin ve babasının ayrılık üzüntüsüne dayanamazken ,kardeşinin hapse düşmesi onu derinden yaralar ve deprosyana girer .Bu dönemde yanında kimseyi bulamayan Şule hanım o zaman anlar dost dediği akraba dediği kalabalıkların içinde yapayanlız olduğunu."Bu karanlık gecelerin bir sabahı olur mu ? Olurmuş."diyor.Geçtiği bu bunalımlı dönemden hayata tutunacak gücü kendisini sorgulayarak bulur ve işe önce değişimle başlar. Düşüncelerini değiştirir,iş kurar ve daha sonra çevresini arkadaşlarını değiştirir. Şimdi ayakları yere daha sağlam basmaktadır.Çünkü üretiyor ve kendi kararlarını kendisi veriyor.Kendisini eşininde verdiği destekle birlikte daha güçlü hissediyor.
  •                     " Bundan önceki hayatımda desinler diye yaşıyordum şimdi kendim için ve ailem çocuklarım için yaşıyorum önceliklerim değişti.Keşke bu işe 10 sene önce başlasaydım.Geçmiş bana kalabalıklar içinde nekadar YALNIZ olduğumu öğretti.Gelecekten sağlık huzur mutluluk bekliyorum."diyor.
  •                 Duruşuyla zarefetiyle azmiyle bugün Tokat'ın sayılı mekanlarından olan "KONAK KAFE"nin işletmeciliğini yapan ,tüm kadınlara örnek ve öncü olan Şule hanım "korkmasınlar  ben bu işe hiç bir tecrübem yokken başladım.Sıfırdan işi burda öğrendim ,üç senedir yapabiliyorsam herkes yapar ,kadınlar kendilerine güvensinler gerisi kolay "diyor.
               Selam olsun önce kendisine sonra başkasına ışık olanlara...

18 Nisan 2016 Pazartesi

KILAVUZUM GÖNÜL BANA

              insan kendisiyle barışık olunca hiç bir dert sıkıntı onu hayattan koparamıyor. Perihan ablada böyle bir insan mahallenin çocuklarının cici annesi herkese güler yüzüyle yardımcı olmaya çalışan  kendisini seven bir insan.
              1960 niksarın yazıbaşı köyünde dünyaya geldi.Lise birinci sınıftan abisinin ve ailesinin zoruyla kızlar okumaz denilip okuldan alınıyor.Mahallenin bakkal amcasının yardımıyla belediyenin açtığı sınava giriyor ,annesinden babasından gizli olarak.Ve birincilikle kazanıyor ,bu seferde kız kısmı çalışır mı ?deyip çalışmasına engel oluyor ailesi.İçindeki okuma aşkına küsüp  görücü usulüyle eşiyle evlenir .Üç çocuk annesi olan Perihan ablanın kızı evli ,küçük oğlu askerde yarın geliyormuş.Bekar olan büyük oğlunu içinde kalan okuma aşkıyla büyük zorluklar içinde okutmuş .Gazi Üniversitesi Makine Mühendisliğini bitirmiş .Gönlü güzel ahlaklı bir gelin adayı diliyor oğluna .Zaman zaman eşinin ve kayın validesinin zulmune uğrayan ama hayattan hiç kopmayan içindeki merhamet duygusunu kaybetmeyen Perihan abla Karamsarlığa düşmez çünkü yılmaz bir yapıya sahip olan ve her seferinde polyannacılık oynamayı seven çektiği sıkıntılardan kimseye şikayet etmeyen sadece ve sadece yaradana sığınan ve bunun mükafatını karşılığını fazlasıyla yaradandan  alan Perihan abla çok mutlu.Eşinden gördüğü zulume bir örnek veren perihan ablanın yerinde siz olsaydınız ne yapardınız.?
 "Birgün elişi dantel masa yapıyorum parasıyla dışarıya ,vaktinde yetiştirmek için gece gündüz örüyorum .oniki kişilik masanın bitmesine az kaldı.eşim benden çay istedi bende çay servisini elimde olmayan sebeple biraz geçiktirdim .Sinirlendi ve elimdeki dantel masa örtüsünü yanan sobanın içine attı. Aynı masayı yeniden ördüm emeğime mi yanayım ,ettiğim masrafa mı bilemedim.  Kadir kıymet bilmeze düşersen nereye gidersen git talih seninle beraber gelirmiş derler. kaderimmiş dedim üzülmedim ki ....
Yine bir gün ramazan iftara akşama misafirim var. Ççocukların karnını doyurdum onları erkenden yatırayım  dedim.İftarda elime ayağıma dolanmasınlar istedim.Ben çocukları uyutmaya çalışırken eşim mutfaktaki bulaşıkları görmüş ,birden kıyamet koptu bütün tabakları ve bardakları kırdı .ortalığı dağıttı .Hemen kırılanları topladım .Ortalığı temizledim.Komşudan tabak  bardak  aldım deldim.Masayı hazırladım hiç bir şey olmamış gibi ,içim kan ağladı ama dışım polyanna kimse anlamadı .Eşimin içki içtiğini kimseye söylemedim kimse bilmez benim çektiğimi ben sadece yaradana sığındım."dedi.
"Kılavuzum gönül bana gel gidelim dosta gönül "dedim ,yılmadan yola devam.Hayat devam ediyor.Eşim emekli olduğunda oğlumun hastalığı ortaya çıktı.Gözünde tümör kötü huylu kanser olduğunu öğrendim dünyam yıkıldı,onun tedavisi için Ankara İstanbul gitmediğimiz doktor kalmadı.Çok şükür şimdilik tümörün  ilerlemesini durdurduk.Herkes bırak bu kadar uğraşma en fazla gözünü kaybeder. İlk gözü kör olan senin oğlun değil ya dediler.Ben anneyim Ayla hanımcım oğlumun gözünün kör olmasına dayanamam hiç umudumu kesmedim çareler aradım. Çok şükür bu günkü halimize. Bu hastalık bizi maddi manevi çok yıprattı. Birgün komşum Ayşe Cirit arkadaşım "böyle oturmakla olmaz ,gel katmer yapalım ben sana destek olurum ailene katkı sağlarsın dedi ."Böylece ben bu işe başladım.Şimdi her şey yapıyorum ,katmer,dolma ,baklava ,çiflik kurdum köy tavuğu, köy yumurtası,mevsimine göre reçel,makarna mantı yapıyorum .Yirmi kişinin yapacağı işi tek başıma yapıyorum.çok mutluyum rızkı veren mevlam yeter ki sen ona sığın.Bugüne kadar yaptıklarımı hep beğendiler ..Hatta o kadar ün yaptı ki meclise kadar ünüm gitti .Oraya bile baklava ve köy ürünleri ,erişte ,yaprak gönderiyorum.İstanbul'da boğazda bir restoranta organik ürün olarak köy makarnası ve yaprak gönderiyorum "diyor perihan abla bunları anlatırken çok mutlu gözlerinin içi gülüyor. "Tek amacım mutlu etmek ve mutlu olmak için çocuklarım için yaşadım "diyor.Yaptığım işin karşılığını alıyorum çok şükür,çalışma azmimi hiç kaybetmedim,hayatta keşke dediğim tek şey okutsalardı tek isteğim Metematik öğretmeni olmaktı.Bilerek kimseyi üzmedim.güzel dost yüze söyler.Eşimin varlığı yokmuş gibi,şimdi çocuk gibi hiçbir şeye karışmıyor,Artık iktidar benim elimde her şeye ben yön veriyorum."Özünden vaz geçmeden sabrıyla bu savaşı kazanan Perihan abla  şimdi daha mutlu.
        Perihan ablanın bu kemale ermesinde ki kılavuzu kötülüklerden aldığı ders ve sığındığı yer gönlündeki Allah korkusu olmuş.Kanser olan kayın validesine bakarken  hastanede tanımayanlar" teyze kızın mı ?ne güzel merhametli seni incitmeden bakıyor "diyorlarmış.ondan aldığı duaya bağlıyor bugünkü mutluluğunu.Tek isteği var ilerde çok param olursa "huzur evi açarım yaşlılara iyi davranırım "diyor.Mutluluk samimi bir yürekte oluşan iç huzura bağlıdır.Dünyayı daha iyiye doğru götürmek bireylerin kendi iç huzurunu yakalamasıyla olur.Hayattan kopmadığı için ,çalışma azmiyle ve merhametiyle bize kılavuzluk ettiği için teşekkürler.
       

13 Nisan 2016 Çarşamba

DEĞER GÖRMEK

               İyiki böyle bir yolculuğa çıkmışım çok güzel insanlarla karşılaşıp çok güzel yaşanmışlıklara şahitlik etmek İnsana insan olmanın değerini hatırlatıyor.
               1955 doğumlu  şeyda abla bunca yıllık ömründe öğrendiğini birkaç cümleyle açıklıyor.Annesi ev hanımı babası  memur.şeyda ablanın babası çok zeki zamanın da en yüksek puanla tıbbı kazanıyor fakat yoksulluktan harç parası bulamadığı için okula gidemiyor .O dönemde harç parası almadan kayıt alan Orman Mühendislik Fakültesine tam burslu olarak girer ve başarıyla okulunu bitirir .Okul biter bitmez ataması yapılır ve Aydın ilindeki kemer barajının inşasında çalışmaya başlar.Şeyda ablada Aydında dünyaya gözlerini açar .Babası orman mühendisi Osman Karabay devlet memurluğundan emekli olana kadar yurdun çeşitli yerlerinde ve yurt dışında da görev yaparlar. Şeyda abla Ankara Üniversitesi Eczacılık Fakültesini bitirip İzmire yerleşir.25 yıl burada hizmet verdikten sonra emekli olur .Babası ve annesi ara sıra Niksara olan özlemlerini dile getirirler fakat asıl dönmeye sebep dayısının çağrısı olur "gelin artık yeter gurbet ellerde kaldığınız bundan sonra hep beraber olalım bir birimize destek olalım der."Zaten hasta olan annesi bu çağrıyı bir fırsat bilip göçü toplayıp Niksara akrabaların yanına dönerler.Annesinin hastalığı boyunca tüm eş dost seferber olur ellerinden geldiğince yardımcı olurlar .Sıkıntılar ve sevinçler paylaşıldıkça güzel Şeyda abla bu dönemde kendisini çok şanslı hissetmiş.iki yıllık hastalık dönemi onu annesinin ölümüne hazırlamış .Sonra annesi vefat ettiğinde acısını güzel insanlarında desteğiyle hafif atlatmış ."İyiki memlekete gelmişim " diyor. Şeyda ablaya İzmir gibi koca bir medeniyetten sizi köy gibi olan bu yere çeken neydi diye sorduğumda ,"Burada insana verilen değeri gördüm .Çıkarsızca samimi davranışları gördüm.Buraya alışmam zor olmadı çünkü büyük şehirlerin büyük derdi ve sahte  ve iki yüzlü insanları oluyor hep bana hep bana karşılıksız bir gün geçmiyor al gülüm ver gülüm buda insanı korkutuyor ve yoruyor.ya veremeyeceğim gün geldiğinde ne olur benim halim? Buraları öyle değil burası bereketli insancıl çıkarsız insanlarla dolu küçük yer olduğu için herkes bir birini tanıyor belli bir saygınlığın var değer görüyorsun bu değerde senin insan olmandaki önemi dahada arttırıyor.Şükürler olsun ki hala sağlıklıyım ve güzel arkadaşlarım ve güzel dostlarım var.Şu anda (96 yaşında )babamla beraber oturuyorum.birbirimize bu yolda arkadaşlık ediyoruz ."
            Doğduğun yer mi ?doyduğun yer mi ?derler.İnsan gençken  nerede ekmek bulacaksa orada çalışmaya mecbur ama mecburiyet bittikten sonra tercih hakkında özgür. İnsanı doğduğu yere çeken bir güç var  bu akraba olabilir (kan bağı),daha samimi ilişkilere olan özlem olabilir,yeni arayışlar olabilir ,ahde vefa olabilir,çocukluğa ve ana vatana olan özlem olabilir,bir kaçış olabilir ama ne olursa olsun sosyolojik açıdan bakıldığında insan aidiyet duygusuyla yaşayan bir varlık kendisini nereye ait hissederse oraya dönmekte bir mahsur görmüyor ve seve seve koşa koşa bazende mecbur dönüyor.Şeyda abla üzerinden okuduğumuz bu gerçeklik değer görme ve samimi insan ilişkileri.Günümüzde hepimizin aradığı şey değil mi ?Güler yüzlü sıcacık ilişkiler.Tercih sizin .Mevlam hepimize iyilik sağlık muhabet versin...