30 Ağustos 2015 Pazar

Zafer bayramı

          Anadolunun düşmanlardan temizlenmesinin 93.yıl dönümünde bugünkü huzurun temelini atan atalarımıza minnet borçluyuz binlerce kez şükürler olsun binlerce kez teşekkürler.
           Yılar önceydi Tokat'a ilk geldiğimiz yıllardı 1991senesinde dedemle sokaklarda 30 ağustos zafer bayramını kutlamak için sabahleyin erkenden kalkıp stadyuma gittik yerimizi aldık .Şiirler okunduktan  sonra geçiş töreni başladı şehrin tüm güzelliğini ortaya koyan resmi geçit töreninde bizde çoşkuyla alkışlayarak onlara eşlik ettik.Sıra askerlerin yürüyüşüne geldiğinde dedem kendini tutamayıp ayağa kalktı bastonuna yaslanarak askerlerin geçiş töreni bitene kadar ayakta izledi o kalkınca bende kalktım ayağa onunla beraber alkış tuttum. dedemi ilk defa bu kadar duygulu coşkulu olduğunu gördüm .dedemin dilinden övgü sözleri dökülüyordu aslanlarım benim yiğitlerim koçlarım hakkım size helal olsun Allah sizi başımızdan eksik etmesin diye ağzından çıkan sözlerin çok içten ve yürekten geldiğini hissettiğimde sesinin titrediğini fark ettim .bir ara yüzüne baktım gözlerinden yaşlar akıyordu belliki çok duygulanmıştı vatanın vatansızlığın ne olduğunu en çok dedem bilirdi .iki yaşında selanikten gelmişler   1914 te mubadelede,  çok insanı öldürmüş yunan gavuru. Dedemlerin köyüne bir önceki köyden kurtulan birisi koşarak gelmiş ve haber vermiş kaçın yunan gavuru sizi öldürmeye geliyor demiş ve köylü o gece köyü boşaltmış.Ormanlık araziden giderken kucağında kundaktaki bebesinden vaz geçen anne çocuğunu bir ağacın dibine bırakır ve yoluna yavrusuz devam eder ,arkadan gelenler çocuğu bulurlar bu çocuk bizim önden gidenlerdendir alalım yavrucağı demişler ve kucaklarına alıp yola devam etmişler. İlerleyen vakitte bir yerde buluşmuşlar .Bir annenin feryadı geriden gelenlerin dikkatini cekiyor öğreniyorlarki ağacın altında kundakta sarılı bebenin annesi ,çocuğu anneye teslim ediyorlar .bir anlık kararla canından ve çocuğundan vaz geçen anne çocoğunu karşısında görünce çok  seviniyor ve yeniden doğmuş gibi  yoluna devam ediyor.ölüme terkedilen çocuğun içeçek su ve yiyecek ekmeği olunca mevlam yaşamasına sebep kılıyor geriden gelenleri.Onlarda bizim köye gelip yerleşiyorlar çocuk büyümüş çoluk çocuk sahibi olmuş ve ismi eyüp aga olmuş bende az bucuk hatırlıyorum bu dedeyi .  zor günler zorlu günlermiş ogünler .Şimdi bedava yaşıyoruz oyüzden hiç bir şeyin kıymeti yok .Nefsani yaşıyoruz küçük hesaplar peşinde koşup olursa mutlu olmassa mutsuz oluyoruz.bize bu vatanı kanlarıyla canlarıyla ödeyerek hediye eden atalarınıza layık olmak bu vatan ve insanlık için çalışmak bizim onlara olan şükran borcumuzun bilincine varmak ve  bu bilinçte olmanın göstergesi işini iyi yapmaktır diye düşünüyorum.Bu topraklarda yaşamak Anadolu insanı olmak dünya insanlığına öncü olmak demektir ,tarih yazmak demektir,adaleti hakkı savunmak demektir,gitiğin yere huzur götürmen demektir,sözünün eri olmak demektir, sadece ve sadece Allaha kul olmak demektir, yoksulluğa çare köleye özgürlük demektir.1071 de kapılarını Alpaslan'la açan Anadolu toprakları, Mustafa Kemal Atatürk'ün ve silah arkadaşlarının imza attığı ve yazmış olduğu tarihle 30 ağustos zafer bayramıyla kilitlemiştir kapılarını emperyalistlere.
                                                "Ben ezelden beridir hür yaşadım hür yaşarım
                                                  Hangi çılgın zincir vuracakmış şaşarım!                
                                                  Kükremiş sel gibiyim bendimi çiğner aşarım;
                                                   Yırtarım dağları ,enginlere sığmam taşarım "...diyen Mehmet Akif Ersoy'un bu dizeleri anlatmış bütün gerçekleri.
           İstiklal marşını yazdıran şerefli bir milletin torunu olmaktan gurur duyuyorum.varlığım Türk varlığına armağan olsun ."Ne Mutlu Türk'üm Diyene"
            Dünya köylüsü

24 Ağustos 2015 Pazartesi

ŞEHİT

          Her gün şehit haberi almaya başladık. Her gün bir fidanın bir erin bir polisin yok olduğunu görmeye şahidlik etmek insanı umutsuzluğa sevk ediyor olsada ...
" Korkma! sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak,
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak" mısralarının yazarı Mehmet Akif Ersoyun  sözlerinden aldığımız güç ve imanla sen bize hakkını helal ediyormusun şehidim.?
         Ocaklara düşen ateşlerin yaktığı yüreklerin acısına  bizde ne kadarına ortak oluyoruz. Ah vah demekten başka..Yıllar önceydi yıl 1996 - 97'de Kuzey Irak operasyonunda pusuya düşürülen eşimin ve arkadaşlarının teröristlerin açtığı ateş sonucunda iki şehit ve eşimin yaralı olduğu çatışmadan sağsalim kurtulanların da aslında büyük bir tramva yaşadıkları piskolojik çöküntüyü kimse tahmin edemez ancak bu acıyı yaşayan bilir. Ateş düştüğü yeri yakıyor. Güney Doğu  kanayan bir yara .bu yarayı bile bile sarmak istemeyen, siyasi hedefler uğruna, makamlar mevkiler, rütbeler ve çıkarlar uğruna gencecik mehmetcikleri ölüme bilebile süren yöneticilerdir aslında şehitlerin katili. Ne dağdaki kandırılmış cahil yobaz terörist nede şehirdeki eline silah tutuşturulmuş zavallı eşkiya. Bunlar buz dağının görünen kısmı. Hangi komutan vurulan erinin yanına gelip geçmiş olsun koçum demeden acısını sormadan paylaşmadan yüreğinde hissetmeden yaralı ere "bizim hanımında artık konuşacak anlatacak bir olayı oldu ee anlatbakalım  nasıl oldu "sorusunu futursuzca soran sözde komutanların belasını mevlam versin biz elimizden geldiğince vermeye çalışsakta  ne çare...yanına gelip kendine malzeme ve rütbe için pirim toplayan bu insanlardan  sözde komutanlardan vatana millete ne hayır gelir ölümden ve ocak söndürmeden başka ...hepsi yalan ucuz kahramanlık peşinde ağlaya ağlaya ben cepheye gitmem diyen komutan müsvettelerinin böbürlene böbürlene rütbe aldıklarına şahitlik etmek, kendi evlatlarını bedelliyle ve çürük raporlarıyla askere göndermeyen "bende şehit olmak istiyorum " diyen siyasilerin iki yüzlülerin yaşadığı bu arenada meydanda  herkesin bildiği gerçekleri bir kez daha söylemek bize kaldı. İçlerinde gerçekten vatanını seven uğruna canını seveseve feda eden komutanların varlığıda aşikar. Her kurumda olduğu gibi bu kurumdada çürük elmaların olması gayet doğal. İşin ilginç tarafı bu zamanda onların revaçta olması ve pirim yapması arkadan gelen güzel nesillere yanlış örnek olmaları insanı üzüyor. Ben doğru bildiğimiz yoldan yürüyen hakkı konuşmaktan korkmayan yürekli bir avuç insanın tüm çirkinliklere galip geleceğine canı yürekten inanıyorum.
            Tüm bu olanlardan yaşadığımız ve şahitlik yaptığımız bu kısa ömrümüzde iyiden ve güzelden doğrudan yana olmamız, mevlamın bize verdiği  aldığımız her nefeste sadece ve sadece hakkı konuşmamız öldükten sonra şehidlik mertebesinin yaşarken bize  sunduğu şahidlik etmenin verdiği huzura ermek içindir. Her daim huzurda olmak ve huzurlu olmak dileğiyle... Tüm bu gerçekleri göz önüne serdikten sonra sana sahip çıkamadığımız için, seni seçtiğimiz yöneticilere kurban verdiğimiz için, senin kanın ve canın üzerinden beslendiğimiz için  hakkını bize helal ediyor musun şehidim?
   

20 Ağustos 2015 Perşembe

"DEPREM"

        Yıl 1999 saat gece yarısı 03 suları, yer Afyonkarahisar özdilek dinlenme tesisleri. Tatil için çıktığımız yolculukta dinlenmek için girdiğimiz bu mekanda arabanın içinde sallanmaya başladık Gazi uyuyor bende ne olduğuna anlam veremediğim bir sarsıntıyla ayıldım. Dışardan gelen çığlık sesleriyle ve ağlama sesleriyle uykudan uyandım. Arabadan indim çekinerek ne oldu diye telefonda konuşan kadına sordum. O'da istanbul'da deprem olmuş çocuklarım evde yanlız yan bina yıkılmış dedi, bende hemen teyzemleri aradım eniştem çıktı telefona korku dolu bir ses tonuyla yiyenim çok kötü sallandık çok şükür bizde bir şey yok ama dışarlardayız evlere giremiyoruz dedi. Bizde telaşlanacak bir şey yok diyerek yolumuza kaldığımız yerden devam ettik.
        Sabahleyin foça'ya vardık. Kahvaltıyı yaparken televizyonu da açtık  haber dinliyoruz. Duyduklarımıza inanamadık "gölcükte deprem oldu, yalova gölcük arasından haber alınamıyor "diye bir anons geçti. Yıkıldım elimden lokmayı bıraktım eşimin yüzüne bakıp dona kaldım. Aklımdan binbir çeşit soru geçti nerdeler neyapıyorlar ....eşim kalk gidiyoruz karamürsele dedi. Hemen  toparlandım. Herkes kendi derdiyle uğraşır benim bacıma kim destek olur  o cehennemde dedim ve yola çıktık. Uzun bir yolculuktan sonra gece yarısı saat12 gibi karamürsele vardık. Kız kardeşim ve eşi sağlık personeli olunca ilk önce hastaneye gittik. Sorduğumuz soruya nasıl bir cevap alacağımızı bilmeden Yelizi ve Fatihi sorduk beyaz önlüklü birilerine, hemen çağırdılar. Derin bir nefes aldık.Yeliz bizi karşısında görünce çok şaşırdı. Ayla abla bu cehenneme bu çocukları niye getirdin dedi. Onları sağ salim karşımızda görünce çok sevindik. Çok şükür bin şükür sevinelimmi üzülelimmi bilemedik. Bir kaç saat sonra babamda Tokat'tan geldi. Sarıldık birbirimize sardık yaralarımızı sevgiyle. Heryer mahşer yeri gibi insanlar sarhoş gibi, hamile kadınlar çoçuklarını doğurmuş günü gelmezden evvel, analar enkaz altında koymuş canlarını bebelerini. Kırk yıllık eşleri ayırmış bir kirişin kolonu, ikizler kalmış enkazda anne feryatlarda ....nice ibretlik manzara hastanenin bahçesinde herkes can derdinde. Elimizden geldiğince insanlara yardımcı olmaya çalıştık. Kızını damadını ve torunlarını enkaz altında bırakan bir anne gelininin doğumuna şahitlik yaparken yavrum sevineyimmi üzüleyimmi bilemiyorum Allahım bu ne biçim bir haldir derken yaradana karşı vakur duruşu hala gözlerimin önünde Allah kimseye bir daha böyle acılar yaşatmasın. Aradan 16 yıl geçmiş biz bütün bu olanlardan ne kadar ders çıkara bildik.? Bugün bakıyorumda geçmişi unutmuş gibiyiz, yapılan binalardaki yüksek katlara, çıkmalara hala izin veriliyor. Birinci dereceden deprem bölgesi olan yerlere 25 katlı imar izni verilmesi neyin göstergesi  size soruyorum? yıkılan sahil kenarlarının yeniden imara açılması  bizim nasıl bir zihniyet taşıdığımızın göstergesi değilmi. Pek ders almışa benzemiyoruz. Unutuyoruz unutkanız. Günü birlik çıkarlara göre yaşıyoruz. Geleceğe yönelik uzun vadeli insan odaklı düşünmüyoruz. Sorgulayan ve düşünen yöneticilere ve halka ihtiyaç var. Sarsıntıyı yüreğimizde hissetmedikce yüreğimizdeki sese kulak vermedikçe ilimin ve bilimin öncülüğünde yürümedikce biz daha çokkk .......
          Züleyha hanım anlatmıştı. Annesini depremde kaybetmiş."Annem gece yatarken pijama giyinmez, gecelik giyinir. Ogün deprem oldu telefonla annemlere ulaşamadım, haber alamayınca karamürselden gölcüğe yanlarına gittik ve babam dışarda annem yok yanında baba annem nerde? diye sordum ...önüne baktı boynunu büktü cevap  veremedi...Son sözleri kelime şehadet getirmek olmuş ikikere getirdikten sonra üçüncüde sesi duyulmaz olmuş.Umudumuzu yitirmeden dualar eşliğinde uzun bekleyişler sonunda annemin cansız bedenine ulaştık. Annemi bizden ayıran yatak odasındaki kirişti. Sağa dönse kurtulacakmış ama sola döndüğü için kirişe denk gelmiş. Cesedi belirlemek için enkazın yanına vardığımda annemde el dikişli beyaz bir pijama giyili olduğunu gördüm önce bu benim annemin değil dedim. Çünkü annem pijama giyinmez  annemin böyle bir pijaması yok dedim.Çok düşündüm neydi bu pijamanın sırrı diye günlerce düşündüm...Anneme onu kim giydirmişti? Sonra aklıma annemin yaşarken çok dikkat ettiği hassasolduğu konu geldi ,teninin bacağının görünmemesi için çok itina gösterirdi. Edepli giyinirdi edep ölçüsünde hareket ederdi.dedi "anladım ki yani yaşarken senin gösterdiğin hassasiyeti ben sen öldükten sonrada senin için gösteririm diyen bir sahibimizin yaradanımızın olduğunu bilmek ve ona sığınmak onun gölgesinde olmak ne güzel" Ruhun şad olsun teyzecim mekanın cennet olsun ne güzel evlat yetiştirmişsin ne güzel annesin ne güzel bir kadınsın senin şahsında depremde kaybettiğimiz tüm canlara Allah'tan rahmet diliyorum.
         Bütün bu yaşananlardan çıkarttığımız dersler bizi bir adım daha iyiye ve güzele yönlendiriyorsa, yaradana yaklaştırıyorsa insan odaklı düşünmeyi ön plana çıkartıyorsa, inşaatları deniz kumundan değil adam gibi ilmine uygun yapmamız için bize uyarı veriyorsa  depremin bize  anlatmak istediğini anlıyoruz demektir.silkelenip kendimize gelmemiz ve içimizdeki katışıksız olan öze ulaşa bilmek için bir fırsat olduğunun göstergesidir diye düşünüyorum.

31 Temmuz 2015 Cuma

"MÜCADELE"

        Her son bir başlangıç değilmi.çalışma hayatımızın memuriyet kısmı bitti şimdi selbest çalışma hayatının ilk başlangıcındayız. Hayat devam ediyor.verdiğimiz kararlar doğrultusunda ilerlemek kararlı olmak ve mücadeleye kaldığımız yerden devam etmek çok zor gibi görünsede bu zorluğun üstesinden gelmek elbetteki destek ve dayanışmayla daha kolay olacak.En önemlisi eşlerin birbirlerine olan desteğinin güven sevgi ve saygıyla devam etmesi ve enerjimizi doğru yönde kullanmak ve doğru yöne kanalize edip demoralize olmadan yola devam edebilmek en güzeli.
        Benim hayallerim var hedeflerim var .Bütün bunlara ulaşmam için önüme çıkan engelleri bir bir zamanla aşıp yola devam etmek,eşimin  bana verdiği destekle işlerin kolaylaştığını görmek insana manevi güç veriyor.Girdiğim ortamlarda gözlemlediğim kadarıyla herkes bir geçim savaşı içersinde insanlığını unutmuş ,desinler diye yaşayan ,maddiyatsızlığın içinde boğulan zenginmiş gibi görünen nefislerinin oyuncağı olmuş zavallı insanların birbirleriyle sidik yarışı yaptıklarını görmek beni çok ama çok üzdü.hayallerim yıkıldı buralardaki yozlaşmanın aşırılığı aile içindeki bağların zayıflamasına  ve kişisel çıkarların ön plana çıkmasına sebebiyet veriyor.herkes ben diyor biz diyen yok.herkes çok bilmiş uygulama yok.herkes çok konuşuyor kararlara saygı yok.sınırsızlık diz boyu herkes herşeye müdahil oluyor.Büyüyün küçüğe küçüğün büyüye saygısı kalmamış,herkesin birbirini küçümsediği hor gördüğü dedikodunun bol olduğu bu yerde bilmem ne kadar dayana bilirim.güzellikten beslenen insanlara gönlümün kapıları açık sonuna kadar ,ama çirkinliklerden boğulmuş ,yaptıklarının yanlış olduğunun farkına varmayan, Yaptığını doğru yapıyorum zannıyla hareket eden insanları nasıl uyandırırız o beni çok düşündürüyor.insanlar kendilerini unutmuş,üzerlerine vazife olmayan her şeyde söz hakkını kendilerinde gören bu bilmiş ve aydınmış gibi görünen bu kara cahil insanların  arasında olmak beni biraz korkutuyor açıkçası.Olduğundan farklı görünmeye çalışan bu insanların halini en iyi şu ata sözü açıklıyor "Ayranı yok içmeye at ile gidiyor ....."daha dün ceplerinde beş kuruş yokken bugün ellerine milyarlık ev verilen bu insanların değişiminden ve gelişiminden Bahsedebilirmiyiz? Değişim ve gelişim insanların beyninde düşüncelerinde ve davranışlarında olmalı.sindire sindire insan kendisini eğitmeli .damdan düşer gibi gelen bu zenginliklerin aslında insanları uçuruma sürüklediği gerçeğini bilmem görebildiniz mi?gönül gözleri kapalı ,insanları şekilleriyle ve görünüşleriyle değerlendiriyorlar.Öze değer veren yok.bütün bu yozlaşmışlığın içinde ki çirkinliklerden hasar almadan çıkmak çok zor gibi görünüyor."bulgurunan tarhana
                    Fakirlik bizden yana
                     Kurban olayım ana
                    İnsanın yozu kaldı"Unutulmuş değerleri hatırlatmak ve unutturmamak güzelliklerde yarışmak ,dileğiyle.
        İzindeyken Tokat'amı geldim yoksa Paris'emi anlayamadım.ev fiyatları ve kiralar çok pahalı .kiralık daire bulmak çok zor.Tokat sanayisi olan bir memleket değil hatta en çok göç veren iller arasında ama gel görki ev fiyatları faiş fiyatlarda arz talep meselesi diyorlar demekki alan memnun satan memnun bizede ağzımızı yormak kalıyor.Ben köye yerleşmeye karar verdim .yirmi beş katlı akıllı evleriniz sizin olsun.Birinci dereceden deprem kuşağı olan bu şehirde yirmi beş katlı akıllı evlere pirim verenlerin aklından şüphe ettiğimi dile getirmeden geçmeyeceğim.Geri dönüşüm yasasının uygulandığı bu şehirde rant kapılarının sonuna kadar açık olduğunu ve bunu bazı gözü açıkların değerlendirdiğini bütün bunlar olurken halkın çıkarlarının göz ardı edildiği bir gerçek.günü birlik yaşıyoruz .Allah sonumuzu hayreylesin.
         Edindiğim bu izlenimlerimde umarım ben yanılmışımdır.karamsar bir tablonun içinde sabırla ekilen umut çiçeklerinin yeşereceğine canı yürekten inanıyorum.beraber yürümek için geldiğim memleketimde şimdilik yanımda pek kimseyi göremedim .zaman içinde bunun değişeceğini umut ederek iyiliğe ve güzelliğe yol almak isteyenlerle beraber bende varım ...yarınlardan hep umutluyum...yüreği sevgiyle atan herkese selam olsun.
   Dünya köylüsü

8 Temmuz 2015 Çarşamba

DÖNÜŞ

         Nihayet yirmibeş yıllık emekli olma özlemi geldi çattı.Çok zor kararlar bunlar,boşa koyuyorsun dolmuyor, doluya koyuyorsun almıyor.Bu kadar zor olacağını hiç tahmin etmemiştim.Nereye yerleşeceğine karar vermek ,emekli olduktan sonra neyle uğraşacağına ne yapacağına karar vermek insanı zorlayan dönüm noktası sayılan bu kararlarda kararsızlık yaşamak ,akşamdan sabaha fikir değiştirmek insanın dengesini alt üst ediyor. Uykularını kaçırıyor.nihayet uzun uğraşlar ve cabalar sonucunda kararımızı verdik pusula memleketi gösterdi.içimiz rahatladı ve ılk defa uzun zamandan beri rahat bir uyku uyuduk.
       Göcebe hayatımız nihayet yerleşik hayata dönmeye başladı.  Yıllar Yıllar önceydi ,büyük bir hüzünle ayrıldığımız memleketimize geri dönme kararında bizi ençok çeken elbetteki sevdiklerimiz ve onlarla daha yakın ilişkiler içinde olmak ve güçlerimizi birleştirip voltran gücü oluşturmak ve yola kaldığımız yerden tecrübelerimizden de faydalanıp daha güzele doğru yürümek.insallah hepimiz için hayırlısı olur.Babam öğretmendi onunlada epeyce yer gezmiştik çeşit çeşit kültürlerden arı misali balımızı alıp kendimizi güzelliklerle inşa etmek için kardığımız harcın yine eşimin sayesindede çok memleket gezip çok çok insanla muhattap olup onlardaki güzellikleri var olan harcın içine katıp yeşermesine vesile olması insanda unutulmaz anılar bırakıyor,insanı insana hatırlatıyor bu güzellikler.
Annem babamın tayini çıktığında hep aynı türküyü söylerdi.

"dağlar seni delik delik ederim
Kalbur alır toprağını elerim
Sen bir kara koyun bende bir kuzu
Sen döndükçe ardınsıra melerim

Dağlar senin nekaranlık ardın var
Lale sümbül boynun eğmiş derdin var
Elalemin vatanı var yurdu var
Benim yurtsuz kalışıma ne deyim "

     Benimde aynı türküyü yılardır çağırmam ondandır,emanetci gibi oturduk her gittiğimiz yerde, her evin penceresine uydurduk perdelerini,halıyı kilimi  yerlere .Hayallerde kendi evimize sakladık tüm güzellikleri ,olsun öylede olurdu böylede idare ettik var olanla .modern çingene derler bazen bize,benimseyemedik evlerini yollarını sokaklarını ,gelip geçici olan bu ömürde gelip geçici hayatlar yaşadık.kimilerinde derin izler bulduk kimilerine teğet geçtik.koca bir ömürde arkana dönüp baktığında bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar dost bir sürüde arkadaş hepsinin yeri ayrı ayrı doldurulamayacak niteliklere sahip güzel insanlar.nicelerinide unuttuk hatıralarımızda yer vermedik üstünü bir kalemde çizi verdik belkide çizildik.
       İlk memleketten annemden babamdan sevdiklerimden gözü yaşlı ayrılıp ,telli duvaklı izmire gelin geldim.çok sevdim izmiri insanını havasını suyunu.Garip değildim izmirde halam vardı.yusuf dayım ,cevat dayım beni yanlız bırakmadılar buralarda.komşularım arkadaşlarım Müzeyyen Ozan,Gülhan abla,Filiz,Ayşe abla ,Melek abla,Suzan teyze,Havva abla,Gülüzar abla,Şerife abla,Leman abla ,Hülya,Figen.Sütcü abilerimiz,çınar altı büfe...bütün bunlardan elimde kalan birtek müzeyyen.sonra Ankaraya geldik,on yılda burada oturduk.çok güzel dostlar arkadaşlar edindik.Nurten hanım,Zeliha abla,Nuray abla Azize abla Türkan hanım ,Aysel, Özlem,Emine,Hanife abla,Gülgün hanım,Dilek hanım,Taştan abi halide abla,Ergül abla ,Aylin abla,Vicdan teyze,Fatma teyze,Fatma abla,Hatice öğretmen, Yeter hanım,Meryem abla,Yücel abla...elimde kalan Ergül abla ,aylin abla nurten hanım ,Hanife abla ve güzellikler...
      En son geldiğimiz yer yalova/ altınova eğitim merkezi .Buranında  adından anlaşıldığı üzere  her yönüyle eğitim merkezi .Hayat bizi eğitmeye ve pişirmeye buradada devam etti .Acı tatlı hatıralarıyla çok güzellikler yaşadık.paylaşmayı,dayanışmayı burada pekiştirdik.Kur-anı kerimde cennetin tarif edildiği ayetler buradaki yaşantıya çok uygun yaradana binlerce kez şükürler olsun böyle bir yerde görev icabı da olsa oturduğumuz için bize kattığı değerler için.Kimden başlasam bilemiyorum ilk buraya geldiğimizde kızımın sınıf annesinin davetiyle  güne katıldım orada başladı ilk tanışmalar.Züleyha hanım,Nimet,ilknur hanım ,Sevinç ,Sibel,Nurcan, Hatice hanım,Süheyla,Nevin,hanım,Didem hanım,Nurdan,Nurdan hanım,canan,saliha,Reyhan,Melek abla,özlem ve annesi,Hülya,Nesrin,Hatice,Pervin,Songül,Münüre,Fatoş,Ayşegül hanım,Melike,Esra,Belgin hanım,Asuman hanım, Nazik hanım,Pelin,Gülşen hanım,Ulube,Aylin,Melahat,Nilüfer hanım,Serap,Derya öğretmen,Nuray hanım,Emel hanım,...
Aklıma gelen gelmeyen ismini sayamadıklarım da dahil olmak üzere hepsine bana kattıkları değerler için teşekkür ediyorum.
Toplasan hepsini bir elin parmaklarını geçmez dost dediğin.daha nice isimler,nice güzellikler.bütün bu yaşanmışlıklardan çıkarttığımız sonuç memlekete gidip çok sevdiğin annemle ve babamla kardeşim akrabalarımla beraber geçirmek isteğinin ağır basması bizi geri dönüşe davet etti.uzun ve uykusuz gecelerin ardından çıkan bu kararın hakkımızda hayırlı olmasını diler.hayatımdan gelip geçen tüm kardeşlerime teşekkürü bir borç  bilir  hepsine bolca selamlarımı iletiyorum.iyiki varsınız iyiki sizleri tanımışım asker olmanın verdiği bu güzellik memleketin her yanından insanlarla tanışıp her ilde çalınacak bir kapının olduğunu bilmek insana huzur veriyor.Annemin şu sözü yıllardır aklımdan hiç çıkmadı"kızım Tokatın yarısı benim çok arkadaşım ve akrabam var ama candan gelmiş diyenim yok "dedi bir gün sohbet esnasında.Geliyorum Anne yıllardır özlemini çektiğim hayaller için geliyorum.Ansızın kapı çalındığında karşımda seni görmek ve hoşgeldin annecim deyip boynuna sarılmak ve çay kahve eşliğinde sohpetler edebilmek için geliyorum.Beraber yollarda yürümek için ,sinemaya gimek için yaylarda piknik yapmak için alışverişe beraber gitmek için yanlızlığını paylaşmak için Canı gönülden kapını açmak için geliyorum anne.Hepinizi çok ama çooookkkkk seviyorum.
      Dünya köylüsü

     

29 Haziran 2015 Pazartesi

Barış Manço

Kendimi bildim bileli yollarda tükettim koskoca bir ömrü
Bir uçtan bir uca gezdim şu fani dünyayı
Okumuşu, cahili, yoksulu, zengini hiç farkı yok hepsi aynı
Sonunda bende anladım hanyayı Konyayı
Sanki insanlık pazara çıkmış ekmek aslanın ağzında
Bir sıcak çorba içermisin diyen yok
Dört duvarı ören çatısını kapatıp içten kilitlemiş kapıyı
Bir döşekte sana serelim buyur diyen yok
Tek bir soru hemşerim memleket nire?
Bu dünya benim memleket
Hayır anlamadın hemşerim esas memleket nire
Bu dünya benim memleket
Tövbe, tövbe, tövbe
Kardeşlik ve eşitlik üzerine uzun uzun nutuklar çekip
Niye senin derin benden koyu diye soran çok
Kaşının altında gözün var diye silahlanıp ölüme koşarken
Kalan dul ve yetim ne yer ne içer diye soran yok
Barış garibim bulamadı çözümü oturdu etti bunca sözü
Gelin hepberaber anlaşalım diyen yok
Zaten paramparça bölünmüş ve yaşanmaz olmuş dünyamız
Daha fazla kesip bölmeye hiç gerek yok
Tek bir soru hemşerim memleket nire?
Dedim ya yahu bu dünya benim memleket
Hayır anlamadın hemşerim esas memleket nire
Bu dünya benim memleket
Tövbe, tövbe, tövbe
                                                       Barış Manço

 Barış Manço - Hemşerim Memleket Nire  
 (Dinlemek için bağlantıya tıklayınız.)

14 Haziran 2015 Pazar

Yaşar Nuri Öztürk

     O günü bugünkü gibi hatırlıyorum . Yıl  1980 günlerden perşembe  öğlenden sonra saat üç dört gibi  televizyon açık, bende kardeşlerimle oyun oynuyorum odada kulağımda televizyonda, "inanç dünyası "diye bir proğram var ,iki kişi oturmuş karşılıklı sohbet ediyorlar televizyonda. Orada anlatılan bir hikaye çok dikkatimi çekti ve dikkat kesilip hikayeyi dinlemeye koyuldum,hikaye bittikten sonra televizyonda kim konuşuyor diye göz attığımda adını aklıma mıh gibi ,resmini beynime dikkatle çekmişim o ismi  Yaşar Nuri Öztürk yazıyordu. Gıyabında televizyondan tanışmam ilk ozaman oldu hocamla.
       O günkü dinlediğim hikaye benim çıkış noktam oldu. Her şey niyetlere ve amellerinize göre değerlendirilir dedi.Hocam o gün "yolda yürüyen bir kişi yolun biraz bayır ve dik olması sebebiyle, yolun kenarında duran taşı yolun ortasına almış ve koymuş, kendince yukardan aşağıya doğru gelen arabanın fireni tutmazda bu taş onu durdurur diye düşünür, başka bir adamda bu yolun ortasına bu taşı kim koydu der ve aşağıdan gelen bir araba tam hızını almış yukarı doğru çıkarken bu taş onun çıkışını engeller der ve taşı ortadan kaldırır kenara koyar. " Şimdi bu adamlardan hangisi iyilik yaptı. İkiside iyilik yaptı çünkü ikisininde niyeti  iyiydi, dedi hoca çok hoşuma gitti ve hocamın ismini sekiz yaşındayken beynime yazdığım bugün ise gönül sayfama yazdığım isimlerin başında gelir.yıllar sonra onun adını tekrar 1993 te Ayşe Özgün'le  yaptığı proğramda raslamam ,sanki yıllardır kaybettiğim bir şeyi bulmuş gibi çok sevindim, nasıl sevindim anlatamam. Ondan sonra bilinçlendim ve hocamı bilinçli olarak kitaplarını ve proğramlarını takip etmeye başladım. Beynimdeki iyilik şimşeğini ilk çaktıran hocamdır. Çaktırdığı bu ışıkla yolumda yürüdüm ve sonunda  kur-an'la tanıştım. Her yer aydınlandı karanlık bir yer kalmacasına. İyiki varsın hocam iyiki sizinle aynı zamanda ve aynı çağda yaşamışım, çok şanslı hissediyorum kendimi. Bize Atatürk'ü gerçek manada anlatan tanıtan, kur-an'la bağ kurduran, eğriği doğruyu ayırt etmemiz için bize düşünceleriyle fikirleriyle yorumlarıyla  öncülük eden,üzeri örtülen gerçeklerin ortaya çıkmasında bize yardımcı olan ulu önder Atatürk'ten sonra bu ülkenin yetiştirdiği ender insanlardan birisiniz. Bunu benim söylemem neyi değiştirir ki sizin yaptıklarınıza Allah şahid. Siz rüştünü dünya çapında ıspatlamış, dünyada yapılan bir araştırmada ki sıralamada yedinci gelen dünya ilmiyle ve maneviyat ilmiyle donanan hayat üniversitesinden  mezun olmuş çifte diplomalı ve iki dünyalı bir adamsınız. Tek dünyalı insanların sizi anlaması imkansız, çünkü ilimleri yetmez. O yüzden yanlız ve o yüzden tek adamsınız. Çünkü bu çağda bu asırda kimse sizin kadar yürekli ve cesurca  gerçekleri haykırmadı. Kimse sizin kadar zifiri karanlıklarda ışığını kutup yıldızı gibi yansıtmadı, cesur yiğit yürekli cep herkülü dev adam.
       Yazdığınız kitaplarla bizlerin gözünü  kulağını açan bizleri bilgilendiren çıkışın kurtuluşun kur-an ahlakında olduğunu her defasında avazı çıktığı kadar bağıran bizi Allah'a davet eden, bizi bu dünyanın çarpıklıklarını anlamamız için "Allah ile Aldatmak"isteyenlere karşı uyaran bu asırda Muhammed nurunu taşıyan  bu güzide insanın susturulmak istemesini "Abuzer" adlı kitabındaki anlatılarıyla daha iyi anlıyor ve doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar  ama Onuncu köyde belki dinlerler kulak verirler diye, rabbimin ona verdiklerinin şükrünü eda edebilmek için oradan oraya koşan bu zatı kur-anın fetih süresindeki 29. Ayetinde "Muhammed, Allahın peygamberidir. Onunla birlikte olanlar, kafirlere karşı kararlı  çetin ve başı dik,kendi aralarında sevgi ve merhametle dopdoludurlar" ayetinin gereğini yerine getirmesi  bizi çok sevmesindendir, pir sultan abdalın dediği gibi "bin cefalar etsen almam üstüme gayet şirin geldi dillerin dostum" dediği gibi hocamın kızması celallenmesi dost olarak kabul edenlere müjde dost olarak görmeyenlerede  uyarıdır zor ve çetindir ağır gelir bu sözler onlara  arkalarını dönüp giderler. Tevbe-128"And olsun içinizden size sıkıntıya düşmeniz kendisine ağır gelen size düşkün sadece inananlara çok şefkatli kolaylık sağlayan çok merhametli bir elçi gelmiştir" ayetini manasıyla hareket ettiğinden adım kadar eminim sevgidendir sevgiden. Bütün bunlara rağmen yinede gerçeklerden uzaklaşırlarsa "bana Allah yeter, ondan başka ilah yoktur. Ben sadece ona işin sonucunu havale ettim. O çok büyük tahtın sahibidir." Kur-an ışığında yaptığım bu değerlendirmeyi bu nuru taşıyan tüm hocalarıma gıyabında tanıdığım Y.Nuri Öztürk hocanın şahsında (Mehmet Okuyan, Cemalnur Sargut, Muhammet Nurdoğan, Hakkı yılmaz, İhsan Eliaçık, Namık Kemal Zeybek, Mustafa Öztürk, Mukaddem Demirci, Ali Yüce, Hasan Elik, Şaban Düzgün, Caner Taslaman, Abdülcabbar Boran, Ali Akın,Bayraktar Bayraklı...)tüm bu yolda bize gerçekleri elinizden geldiği kadar aktarmaya çalışmalarınızdan dolayı yaşadığımız bu çağda  O nuru taşıyan özündeki sese ışığa kulak veren vicdanının sesini dinleyen sağ duyulu öncülere önden gidenlere bu türden olan tüm insanlara teşekkür ederim. Allah büyük armağan sahibidir. İyiki varsınız iyiki sizleri tanımışım. Selam olsun bu yolun tüm yolcularına....
                  Dünya köylüsü