Çok severim şu sözü"bugün geriye kalan ömrünüzün ilk günü" yeniden doğmak gibi gelir bana. İlk gün yeni gün ve böyle diye diye biriktiririz heybemize yaşlarımızı.Birde bakarızki dizlerdeki derman kalpteki ferman ve gözlerdeki fer yavaş yavaş azalmış,kendimize yetecek kadar bile kalmamış başkalarına muhtaç hale gelmişiz işte o zaman ihtiyarlamışız demektir.
Nicelerini gördük 90'lık dedeler nineler gençlere taş çıkartırlar,çivi gibiler,nede olsa eski topraklar.yedikleri içtikleri her şey doğal katışıksız.innaçlarıda güçlü kirlenmemiş,alınteriyle kazanmışlar helalinden yemişler lokmalarını.ondanmıdır nedir bilinmez hep mutlular dillerinden şükürü hiç düşürmüyorlar halada etrafındakilere bakın biz geldik gidiyoruz der gibi öğrendiklerinden çıkarttıkları sonuçları en güzel şekilde aktarmaya çalışmaları öğüt almak isteyenler için bulunmaz bir nimet.Akıl sahibi olupta yaşamdan ders çıkatrmayanlara kur-an'ı kerimde "siz bu hayatta başı boş bırakılacağınızımı zannettiniz" der.yine yasin süresinde "Ve biz kime uzun ömür verirsek,oluşturuluşta onu tersine çeviririz, tepesi üstü dikeriz.buna rağmen hala akıllanmayacaklar mı."ayetininde bize söylediği ey insan oğlu sana her şeyden çeşit çeşit örnek verdim.bak insana senden önce yaşayanlara ibret al .Bu senin akletmen için bir fırsat ,düşünme yetini devreye sokup insan ne halden ne hale geliyor demen için.Gençliğine güvenme ,malına güvenme ,sıhatine güvenme, aklına hele hiç güvenme,hepsini bir gün verir ve bir gün tersine çeviririm.sen yeterki insan ol,seni yarattığım istikamette yürü imanla.gerisini bana bırak.Aslında her şey bizim için bir nimet,yine kurandan öğreniyoruz diyor ki ayet "eğer annen baban senin yanında yaşlandıysalar onlara öf bile deme" onlar sana küçükken nasıl baktıysalar sende onlara öğle bak ihtiyaçlarını gider,kalplerini kırma hallerini hatırlarını sor elini üstlerinden çekme.bütün bunlara uyarsan sen doğru ahlak üzerinde nimet verdiklerinin yolunda yürüyorsun demektir.kısacası Allah ömür verirse seninde sonun böyle olacak.kendine yapılmasını istemediğin bir şeyi başkasına yapma buradada sosyolojik açıdan baktığımızda empati duygumuzu geliştirmemiz ve ona göre hareket etmemizin öneminin altını kalın çizgiyle çiziyor kuran.Bize tersten düşünmeyi öğretiyor .Hiç yaşlanmayacakmış gibi ,hiç ölmeyecekmiş gibi kendini unutma nihayetinde ölümlüsün bunu sana her gördüğün yaşlı her gördüğün hasta her aldığın nefes hatırlatıyor uyanık ol .Çok sevdiğim Diyarbakır'lı 88 yaşındaki Aliye teyzeme bir gün sordum,altı tane erkek çocuğu var ,hepsini okutmuş evlendirmiş torunlar gelinler derken epeyce kalabalıklar-teyzecim en çok hangi evladını seviyorsun dedim .O'da Ayla hanım kimin ahlakı güzelse onu daha çok seviyorum dedi ahlaktır güzel olan ayrım yapmıyorum dedi.Çok doğru söyledi teyzem farkına varmadan aslında bizide hayırlarda güzelliklerde yarışmaya davet etti.Kalıcı olan ahlaktı yüzü güzele kırk günde,ahlakı güzele kırk yılda doyamazmışsın.Günümüz türkülerinden oğuz yılmazın yazıp söylediği
Gençlik gitmiş gördünmü
Benzin solmuş gördünmü
Pilin bitmiş gördünmü
Gördünmü gördünmü'ye döner insan Allah korusun...
Kayın validem aman ha kızım sakın yaşlılığı kapınıza koymayın bize geldi size gelmesin...Elimizde olsa tamam ama mevlam ömür verirse hepsini göreceğiz .Sağlıklı sıhatli başkalarına muhtaç olmadan elden ayaktan düşmeden üç gün döşşek dördüncü gün ölüm olan yaşlılıklardan diler bütün büyüklerimiz .Yaradan hakkımızda en hayırlısını en alasını bilir.Ne mutlu yetiştirdiği ağacın altında gölgelenenlere...
2 Ekim 2015 Cuma
22 Eylül 2015 Salı
BAYRAM
Bayram demek her şeyin apaçık ortada olması demek yani duygularımızın hal ve hareketlerimizin meydanda sergilenmesi hakkın gerçek manada ortaya koyulması demektir. Nefsimizle ruhumuzun karşı karşıya gelip ruhumuzun galip gelmesidir. Gelip geçici olana değil baki olana yüz çevirmemiz demektir. Bunu fark edip buna göre yaşayanlara her gün bayram.
Bayramların en büyük ve en önemli özelliği birlik ve beraberlik içinde kardeşlik duygularının ağır bastığı küslerin barıştığı özel günler olduğundan dolayı senede iki kez bizim için sunulmuş bu fırsatları değerlendirmek insanın kendi elinde. Çocukluğumdaki bayramları özlemle anar olduk. Bir beklentimiz vardı bayramlardan, bayram gelecek yeni elbiseler yeni ayakkabılar alınacak, çoktandır görmediğimiz akrabalarla eşle dostla hasret gidermek için sabırsızlanırdık. Bu duyguları yaşarkende heyecandan sabaha kadar uyku uyumazdık. Sabahleyin erkenden kalkar elimizi yüzümüzü yıkar yeni elbiselerimizi giyinir ev halkıyla bayramlaştıktan sonra kendimizi sokağa atar o ev senin bu ev benim akşama kadar gezerdik, bu da yetmezmiş gibi şekerimiz daha çok olsun diye komşu köye bayram ziyaretine giderdik. Çocuk olmak vardı anasını satayım...
Biz büyüdük ve kirlendi dünya. İnsan insandan kaçar oldu üç beş günlük bayram tatillerini de özelleştirdik.Topluca anneyle babayla eşle dostla olacak olan beraberlikleri şehirden anneden babadan uzak tatil yerlerinde çekirdek aileyle yada kendi başımıza geçirmek şimdi moda, paramparça olduk. Herkes böyle mutlu, geçenlerde bir yerlerde okumuştum teknoloji insanları eğitmiyor, yabanileştiriyor. Katılıyorum çünkü herkesin elinde cep telefonu facelerde sanal alemlerde sahte duygularla negatif enerjiyle yüklenen insanın elbetteki sahteliklerde yarışır gibi yol alması gayet normal. Heyecanımızı yitirdik, uzakları yakın eden facelerden hergün eşin dostun ne yediğine ne giyindiğini nerede yattığını göre göre özlemeyi unuttuk.
Kurban bayramının kelime manasındaki yakınlık yaradana yakın ola bilmek için kendimizdeki kötü huylarımızın terbiyesini yapmak ve Allah'ın yap dediğini yapmak,"kestiğiniz kubanların eti ve kanı bana ulaşmaz " ayetinin dediği acaba O'na yakın olabilmek için açı doyurmak, yetimin hakkını yememek, çalmamak, firavunlaşmamak, insan gibi insan olmak için bu bayram yerinin er meydanında kendimizin ne halde olduğunu görmemizi sağlayacak olan hal ve hareketlerimizin ne halde olduğunu düşünmek için bir fırsat olduğunu kurban bayramının anlamının bilincinde olmak ahlakımızın düzgün olması manasınıda taşıyor kanaatimce. Yani herkesin kurbandan anladığı hayvanı kesip dolaplara doldurmak olduğu, zenginle fakirin arasının bu kadar çok açıldığı bir memlekette, manevi değerlerin paramparça edildiği vatanın bölünmeye çalışıldığı bir ortamda ne kadar bayram havası eser onuda siz tasavvur edin.garibin yanında olanlara, yetim hakkı yemeyenlere, kul hakkından sakınanlara etrafını gözetip elini onlardan çekmeyenlere, annesinin babasının kıymetini bilenlere nankörlük etmeyenlere vicdanının sesini dinleyenlere, Nefsani davranmayanlara, selam olsun onlara zaten her gün bayram...
Hayallerle gerçeklerin bir olduğu bir dünyada yaşamak dileğiyle...Bayramımız bayram ola...
Bayramların en büyük ve en önemli özelliği birlik ve beraberlik içinde kardeşlik duygularının ağır bastığı küslerin barıştığı özel günler olduğundan dolayı senede iki kez bizim için sunulmuş bu fırsatları değerlendirmek insanın kendi elinde. Çocukluğumdaki bayramları özlemle anar olduk. Bir beklentimiz vardı bayramlardan, bayram gelecek yeni elbiseler yeni ayakkabılar alınacak, çoktandır görmediğimiz akrabalarla eşle dostla hasret gidermek için sabırsızlanırdık. Bu duyguları yaşarkende heyecandan sabaha kadar uyku uyumazdık. Sabahleyin erkenden kalkar elimizi yüzümüzü yıkar yeni elbiselerimizi giyinir ev halkıyla bayramlaştıktan sonra kendimizi sokağa atar o ev senin bu ev benim akşama kadar gezerdik, bu da yetmezmiş gibi şekerimiz daha çok olsun diye komşu köye bayram ziyaretine giderdik. Çocuk olmak vardı anasını satayım...
Biz büyüdük ve kirlendi dünya. İnsan insandan kaçar oldu üç beş günlük bayram tatillerini de özelleştirdik.Topluca anneyle babayla eşle dostla olacak olan beraberlikleri şehirden anneden babadan uzak tatil yerlerinde çekirdek aileyle yada kendi başımıza geçirmek şimdi moda, paramparça olduk. Herkes böyle mutlu, geçenlerde bir yerlerde okumuştum teknoloji insanları eğitmiyor, yabanileştiriyor. Katılıyorum çünkü herkesin elinde cep telefonu facelerde sanal alemlerde sahte duygularla negatif enerjiyle yüklenen insanın elbetteki sahteliklerde yarışır gibi yol alması gayet normal. Heyecanımızı yitirdik, uzakları yakın eden facelerden hergün eşin dostun ne yediğine ne giyindiğini nerede yattığını göre göre özlemeyi unuttuk.
Kurban bayramının kelime manasındaki yakınlık yaradana yakın ola bilmek için kendimizdeki kötü huylarımızın terbiyesini yapmak ve Allah'ın yap dediğini yapmak,"kestiğiniz kubanların eti ve kanı bana ulaşmaz " ayetinin dediği acaba O'na yakın olabilmek için açı doyurmak, yetimin hakkını yememek, çalmamak, firavunlaşmamak, insan gibi insan olmak için bu bayram yerinin er meydanında kendimizin ne halde olduğunu görmemizi sağlayacak olan hal ve hareketlerimizin ne halde olduğunu düşünmek için bir fırsat olduğunu kurban bayramının anlamının bilincinde olmak ahlakımızın düzgün olması manasınıda taşıyor kanaatimce. Yani herkesin kurbandan anladığı hayvanı kesip dolaplara doldurmak olduğu, zenginle fakirin arasının bu kadar çok açıldığı bir memlekette, manevi değerlerin paramparça edildiği vatanın bölünmeye çalışıldığı bir ortamda ne kadar bayram havası eser onuda siz tasavvur edin.garibin yanında olanlara, yetim hakkı yemeyenlere, kul hakkından sakınanlara etrafını gözetip elini onlardan çekmeyenlere, annesinin babasının kıymetini bilenlere nankörlük etmeyenlere vicdanının sesini dinleyenlere, Nefsani davranmayanlara, selam olsun onlara zaten her gün bayram...
Hayallerle gerçeklerin bir olduğu bir dünyada yaşamak dileğiyle...Bayramımız bayram ola...
30 Ağustos 2015 Pazar
Zafer bayramı
Anadolunun düşmanlardan temizlenmesinin 93.yıl dönümünde bugünkü huzurun temelini atan atalarımıza minnet borçluyuz binlerce kez şükürler olsun binlerce kez teşekkürler.
Yılar önceydi Tokat'a ilk geldiğimiz yıllardı 1991senesinde dedemle sokaklarda 30 ağustos zafer bayramını kutlamak için sabahleyin erkenden kalkıp stadyuma gittik yerimizi aldık .Şiirler okunduktan sonra geçiş töreni başladı şehrin tüm güzelliğini ortaya koyan resmi geçit töreninde bizde çoşkuyla alkışlayarak onlara eşlik ettik.Sıra askerlerin yürüyüşüne geldiğinde dedem kendini tutamayıp ayağa kalktı bastonuna yaslanarak askerlerin geçiş töreni bitene kadar ayakta izledi o kalkınca bende kalktım ayağa onunla beraber alkış tuttum. dedemi ilk defa bu kadar duygulu coşkulu olduğunu gördüm .dedemin dilinden övgü sözleri dökülüyordu aslanlarım benim yiğitlerim koçlarım hakkım size helal olsun Allah sizi başımızdan eksik etmesin diye ağzından çıkan sözlerin çok içten ve yürekten geldiğini hissettiğimde sesinin titrediğini fark ettim .bir ara yüzüne baktım gözlerinden yaşlar akıyordu belliki çok duygulanmıştı vatanın vatansızlığın ne olduğunu en çok dedem bilirdi .iki yaşında selanikten gelmişler 1914 te mubadelede, çok insanı öldürmüş yunan gavuru. Dedemlerin köyüne bir önceki köyden kurtulan birisi koşarak gelmiş ve haber vermiş kaçın yunan gavuru sizi öldürmeye geliyor demiş ve köylü o gece köyü boşaltmış.Ormanlık araziden giderken kucağında kundaktaki bebesinden vaz geçen anne çocuğunu bir ağacın dibine bırakır ve yoluna yavrusuz devam eder ,arkadan gelenler çocuğu bulurlar bu çocuk bizim önden gidenlerdendir alalım yavrucağı demişler ve kucaklarına alıp yola devam etmişler. İlerleyen vakitte bir yerde buluşmuşlar .Bir annenin feryadı geriden gelenlerin dikkatini cekiyor öğreniyorlarki ağacın altında kundakta sarılı bebenin annesi ,çocuğu anneye teslim ediyorlar .bir anlık kararla canından ve çocuğundan vaz geçen anne çocoğunu karşısında görünce çok seviniyor ve yeniden doğmuş gibi yoluna devam ediyor.ölüme terkedilen çocuğun içeçek su ve yiyecek ekmeği olunca mevlam yaşamasına sebep kılıyor geriden gelenleri.Onlarda bizim köye gelip yerleşiyorlar çocuk büyümüş çoluk çocuk sahibi olmuş ve ismi eyüp aga olmuş bende az bucuk hatırlıyorum bu dedeyi . zor günler zorlu günlermiş ogünler .Şimdi bedava yaşıyoruz oyüzden hiç bir şeyin kıymeti yok .Nefsani yaşıyoruz küçük hesaplar peşinde koşup olursa mutlu olmassa mutsuz oluyoruz.bize bu vatanı kanlarıyla canlarıyla ödeyerek hediye eden atalarınıza layık olmak bu vatan ve insanlık için çalışmak bizim onlara olan şükran borcumuzun bilincine varmak ve bu bilinçte olmanın göstergesi işini iyi yapmaktır diye düşünüyorum.Bu topraklarda yaşamak Anadolu insanı olmak dünya insanlığına öncü olmak demektir ,tarih yazmak demektir,adaleti hakkı savunmak demektir,gitiğin yere huzur götürmen demektir,sözünün eri olmak demektir, sadece ve sadece Allaha kul olmak demektir, yoksulluğa çare köleye özgürlük demektir.1071 de kapılarını Alpaslan'la açan Anadolu toprakları, Mustafa Kemal Atatürk'ün ve silah arkadaşlarının imza attığı ve yazmış olduğu tarihle 30 ağustos zafer bayramıyla kilitlemiştir kapılarını emperyalistlere.
"Ben ezelden beridir hür yaşadım hür yaşarım
Hangi çılgın zincir vuracakmış şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim bendimi çiğner aşarım;
Yırtarım dağları ,enginlere sığmam taşarım "...diyen Mehmet Akif Ersoy'un bu dizeleri anlatmış bütün gerçekleri.
İstiklal marşını yazdıran şerefli bir milletin torunu olmaktan gurur duyuyorum.varlığım Türk varlığına armağan olsun ."Ne Mutlu Türk'üm Diyene"
Dünya köylüsü
Yılar önceydi Tokat'a ilk geldiğimiz yıllardı 1991senesinde dedemle sokaklarda 30 ağustos zafer bayramını kutlamak için sabahleyin erkenden kalkıp stadyuma gittik yerimizi aldık .Şiirler okunduktan sonra geçiş töreni başladı şehrin tüm güzelliğini ortaya koyan resmi geçit töreninde bizde çoşkuyla alkışlayarak onlara eşlik ettik.Sıra askerlerin yürüyüşüne geldiğinde dedem kendini tutamayıp ayağa kalktı bastonuna yaslanarak askerlerin geçiş töreni bitene kadar ayakta izledi o kalkınca bende kalktım ayağa onunla beraber alkış tuttum. dedemi ilk defa bu kadar duygulu coşkulu olduğunu gördüm .dedemin dilinden övgü sözleri dökülüyordu aslanlarım benim yiğitlerim koçlarım hakkım size helal olsun Allah sizi başımızdan eksik etmesin diye ağzından çıkan sözlerin çok içten ve yürekten geldiğini hissettiğimde sesinin titrediğini fark ettim .bir ara yüzüne baktım gözlerinden yaşlar akıyordu belliki çok duygulanmıştı vatanın vatansızlığın ne olduğunu en çok dedem bilirdi .iki yaşında selanikten gelmişler 1914 te mubadelede, çok insanı öldürmüş yunan gavuru. Dedemlerin köyüne bir önceki köyden kurtulan birisi koşarak gelmiş ve haber vermiş kaçın yunan gavuru sizi öldürmeye geliyor demiş ve köylü o gece köyü boşaltmış.Ormanlık araziden giderken kucağında kundaktaki bebesinden vaz geçen anne çocuğunu bir ağacın dibine bırakır ve yoluna yavrusuz devam eder ,arkadan gelenler çocuğu bulurlar bu çocuk bizim önden gidenlerdendir alalım yavrucağı demişler ve kucaklarına alıp yola devam etmişler. İlerleyen vakitte bir yerde buluşmuşlar .Bir annenin feryadı geriden gelenlerin dikkatini cekiyor öğreniyorlarki ağacın altında kundakta sarılı bebenin annesi ,çocuğu anneye teslim ediyorlar .bir anlık kararla canından ve çocuğundan vaz geçen anne çocoğunu karşısında görünce çok seviniyor ve yeniden doğmuş gibi yoluna devam ediyor.ölüme terkedilen çocuğun içeçek su ve yiyecek ekmeği olunca mevlam yaşamasına sebep kılıyor geriden gelenleri.Onlarda bizim köye gelip yerleşiyorlar çocuk büyümüş çoluk çocuk sahibi olmuş ve ismi eyüp aga olmuş bende az bucuk hatırlıyorum bu dedeyi . zor günler zorlu günlermiş ogünler .Şimdi bedava yaşıyoruz oyüzden hiç bir şeyin kıymeti yok .Nefsani yaşıyoruz küçük hesaplar peşinde koşup olursa mutlu olmassa mutsuz oluyoruz.bize bu vatanı kanlarıyla canlarıyla ödeyerek hediye eden atalarınıza layık olmak bu vatan ve insanlık için çalışmak bizim onlara olan şükran borcumuzun bilincine varmak ve bu bilinçte olmanın göstergesi işini iyi yapmaktır diye düşünüyorum.Bu topraklarda yaşamak Anadolu insanı olmak dünya insanlığına öncü olmak demektir ,tarih yazmak demektir,adaleti hakkı savunmak demektir,gitiğin yere huzur götürmen demektir,sözünün eri olmak demektir, sadece ve sadece Allaha kul olmak demektir, yoksulluğa çare köleye özgürlük demektir.1071 de kapılarını Alpaslan'la açan Anadolu toprakları, Mustafa Kemal Atatürk'ün ve silah arkadaşlarının imza attığı ve yazmış olduğu tarihle 30 ağustos zafer bayramıyla kilitlemiştir kapılarını emperyalistlere.
"Ben ezelden beridir hür yaşadım hür yaşarım
Hangi çılgın zincir vuracakmış şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim bendimi çiğner aşarım;
Yırtarım dağları ,enginlere sığmam taşarım "...diyen Mehmet Akif Ersoy'un bu dizeleri anlatmış bütün gerçekleri.
İstiklal marşını yazdıran şerefli bir milletin torunu olmaktan gurur duyuyorum.varlığım Türk varlığına armağan olsun ."Ne Mutlu Türk'üm Diyene"
Dünya köylüsü
24 Ağustos 2015 Pazartesi
ŞEHİT
Her gün şehit haberi almaya başladık. Her gün bir fidanın bir erin bir polisin yok olduğunu görmeye şahidlik etmek insanı umutsuzluğa sevk ediyor olsada ...
" Korkma! sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak,
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak" mısralarının yazarı Mehmet Akif Ersoyun sözlerinden aldığımız güç ve imanla sen bize hakkını helal ediyormusun şehidim.?
Ocaklara düşen ateşlerin yaktığı yüreklerin acısına bizde ne kadarına ortak oluyoruz. Ah vah demekten başka..Yıllar önceydi yıl 1996 - 97'de Kuzey Irak operasyonunda pusuya düşürülen eşimin ve arkadaşlarının teröristlerin açtığı ateş sonucunda iki şehit ve eşimin yaralı olduğu çatışmadan sağsalim kurtulanların da aslında büyük bir tramva yaşadıkları piskolojik çöküntüyü kimse tahmin edemez ancak bu acıyı yaşayan bilir. Ateş düştüğü yeri yakıyor. Güney Doğu kanayan bir yara .bu yarayı bile bile sarmak istemeyen, siyasi hedefler uğruna, makamlar mevkiler, rütbeler ve çıkarlar uğruna gencecik mehmetcikleri ölüme bilebile süren yöneticilerdir aslında şehitlerin katili. Ne dağdaki kandırılmış cahil yobaz terörist nede şehirdeki eline silah tutuşturulmuş zavallı eşkiya. Bunlar buz dağının görünen kısmı. Hangi komutan vurulan erinin yanına gelip geçmiş olsun koçum demeden acısını sormadan paylaşmadan yüreğinde hissetmeden yaralı ere "bizim hanımında artık konuşacak anlatacak bir olayı oldu ee anlatbakalım nasıl oldu "sorusunu futursuzca soran sözde komutanların belasını mevlam versin biz elimizden geldiğince vermeye çalışsakta ne çare...yanına gelip kendine malzeme ve rütbe için pirim toplayan bu insanlardan sözde komutanlardan vatana millete ne hayır gelir ölümden ve ocak söndürmeden başka ...hepsi yalan ucuz kahramanlık peşinde ağlaya ağlaya ben cepheye gitmem diyen komutan müsvettelerinin böbürlene böbürlene rütbe aldıklarına şahitlik etmek, kendi evlatlarını bedelliyle ve çürük raporlarıyla askere göndermeyen "bende şehit olmak istiyorum " diyen siyasilerin iki yüzlülerin yaşadığı bu arenada meydanda herkesin bildiği gerçekleri bir kez daha söylemek bize kaldı. İçlerinde gerçekten vatanını seven uğruna canını seveseve feda eden komutanların varlığıda aşikar. Her kurumda olduğu gibi bu kurumdada çürük elmaların olması gayet doğal. İşin ilginç tarafı bu zamanda onların revaçta olması ve pirim yapması arkadan gelen güzel nesillere yanlış örnek olmaları insanı üzüyor. Ben doğru bildiğimiz yoldan yürüyen hakkı konuşmaktan korkmayan yürekli bir avuç insanın tüm çirkinliklere galip geleceğine canı yürekten inanıyorum.
Tüm bu olanlardan yaşadığımız ve şahitlik yaptığımız bu kısa ömrümüzde iyiden ve güzelden doğrudan yana olmamız, mevlamın bize verdiği aldığımız her nefeste sadece ve sadece hakkı konuşmamız öldükten sonra şehidlik mertebesinin yaşarken bize sunduğu şahidlik etmenin verdiği huzura ermek içindir. Her daim huzurda olmak ve huzurlu olmak dileğiyle... Tüm bu gerçekleri göz önüne serdikten sonra sana sahip çıkamadığımız için, seni seçtiğimiz yöneticilere kurban verdiğimiz için, senin kanın ve canın üzerinden beslendiğimiz için hakkını bize helal ediyor musun şehidim?
" Korkma! sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak,
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak" mısralarının yazarı Mehmet Akif Ersoyun sözlerinden aldığımız güç ve imanla sen bize hakkını helal ediyormusun şehidim.?
Ocaklara düşen ateşlerin yaktığı yüreklerin acısına bizde ne kadarına ortak oluyoruz. Ah vah demekten başka..Yıllar önceydi yıl 1996 - 97'de Kuzey Irak operasyonunda pusuya düşürülen eşimin ve arkadaşlarının teröristlerin açtığı ateş sonucunda iki şehit ve eşimin yaralı olduğu çatışmadan sağsalim kurtulanların da aslında büyük bir tramva yaşadıkları piskolojik çöküntüyü kimse tahmin edemez ancak bu acıyı yaşayan bilir. Ateş düştüğü yeri yakıyor. Güney Doğu kanayan bir yara .bu yarayı bile bile sarmak istemeyen, siyasi hedefler uğruna, makamlar mevkiler, rütbeler ve çıkarlar uğruna gencecik mehmetcikleri ölüme bilebile süren yöneticilerdir aslında şehitlerin katili. Ne dağdaki kandırılmış cahil yobaz terörist nede şehirdeki eline silah tutuşturulmuş zavallı eşkiya. Bunlar buz dağının görünen kısmı. Hangi komutan vurulan erinin yanına gelip geçmiş olsun koçum demeden acısını sormadan paylaşmadan yüreğinde hissetmeden yaralı ere "bizim hanımında artık konuşacak anlatacak bir olayı oldu ee anlatbakalım nasıl oldu "sorusunu futursuzca soran sözde komutanların belasını mevlam versin biz elimizden geldiğince vermeye çalışsakta ne çare...yanına gelip kendine malzeme ve rütbe için pirim toplayan bu insanlardan sözde komutanlardan vatana millete ne hayır gelir ölümden ve ocak söndürmeden başka ...hepsi yalan ucuz kahramanlık peşinde ağlaya ağlaya ben cepheye gitmem diyen komutan müsvettelerinin böbürlene böbürlene rütbe aldıklarına şahitlik etmek, kendi evlatlarını bedelliyle ve çürük raporlarıyla askere göndermeyen "bende şehit olmak istiyorum " diyen siyasilerin iki yüzlülerin yaşadığı bu arenada meydanda herkesin bildiği gerçekleri bir kez daha söylemek bize kaldı. İçlerinde gerçekten vatanını seven uğruna canını seveseve feda eden komutanların varlığıda aşikar. Her kurumda olduğu gibi bu kurumdada çürük elmaların olması gayet doğal. İşin ilginç tarafı bu zamanda onların revaçta olması ve pirim yapması arkadan gelen güzel nesillere yanlış örnek olmaları insanı üzüyor. Ben doğru bildiğimiz yoldan yürüyen hakkı konuşmaktan korkmayan yürekli bir avuç insanın tüm çirkinliklere galip geleceğine canı yürekten inanıyorum.
Tüm bu olanlardan yaşadığımız ve şahitlik yaptığımız bu kısa ömrümüzde iyiden ve güzelden doğrudan yana olmamız, mevlamın bize verdiği aldığımız her nefeste sadece ve sadece hakkı konuşmamız öldükten sonra şehidlik mertebesinin yaşarken bize sunduğu şahidlik etmenin verdiği huzura ermek içindir. Her daim huzurda olmak ve huzurlu olmak dileğiyle... Tüm bu gerçekleri göz önüne serdikten sonra sana sahip çıkamadığımız için, seni seçtiğimiz yöneticilere kurban verdiğimiz için, senin kanın ve canın üzerinden beslendiğimiz için hakkını bize helal ediyor musun şehidim?
20 Ağustos 2015 Perşembe
"DEPREM"
Yıl 1999 saat gece yarısı 03 suları, yer Afyonkarahisar özdilek dinlenme tesisleri. Tatil için çıktığımız yolculukta dinlenmek için girdiğimiz bu mekanda arabanın içinde sallanmaya başladık Gazi uyuyor bende ne olduğuna anlam veremediğim bir sarsıntıyla ayıldım. Dışardan gelen çığlık sesleriyle ve ağlama sesleriyle uykudan uyandım. Arabadan indim çekinerek ne oldu diye telefonda konuşan kadına sordum. O'da istanbul'da deprem olmuş çocuklarım evde yanlız yan bina yıkılmış dedi, bende hemen teyzemleri aradım eniştem çıktı telefona korku dolu bir ses tonuyla yiyenim çok kötü sallandık çok şükür bizde bir şey yok ama dışarlardayız evlere giremiyoruz dedi. Bizde telaşlanacak bir şey yok diyerek yolumuza kaldığımız yerden devam ettik.
Sabahleyin foça'ya vardık. Kahvaltıyı yaparken televizyonu da açtık haber dinliyoruz. Duyduklarımıza inanamadık "gölcükte deprem oldu, yalova gölcük arasından haber alınamıyor "diye bir anons geçti. Yıkıldım elimden lokmayı bıraktım eşimin yüzüne bakıp dona kaldım. Aklımdan binbir çeşit soru geçti nerdeler neyapıyorlar ....eşim kalk gidiyoruz karamürsele dedi. Hemen toparlandım. Herkes kendi derdiyle uğraşır benim bacıma kim destek olur o cehennemde dedim ve yola çıktık. Uzun bir yolculuktan sonra gece yarısı saat12 gibi karamürsele vardık. Kız kardeşim ve eşi sağlık personeli olunca ilk önce hastaneye gittik. Sorduğumuz soruya nasıl bir cevap alacağımızı bilmeden Yelizi ve Fatihi sorduk beyaz önlüklü birilerine, hemen çağırdılar. Derin bir nefes aldık.Yeliz bizi karşısında görünce çok şaşırdı. Ayla abla bu cehenneme bu çocukları niye getirdin dedi. Onları sağ salim karşımızda görünce çok sevindik. Çok şükür bin şükür sevinelimmi üzülelimmi bilemedik. Bir kaç saat sonra babamda Tokat'tan geldi. Sarıldık birbirimize sardık yaralarımızı sevgiyle. Heryer mahşer yeri gibi insanlar sarhoş gibi, hamile kadınlar çoçuklarını doğurmuş günü gelmezden evvel, analar enkaz altında koymuş canlarını bebelerini. Kırk yıllık eşleri ayırmış bir kirişin kolonu, ikizler kalmış enkazda anne feryatlarda ....nice ibretlik manzara hastanenin bahçesinde herkes can derdinde. Elimizden geldiğince insanlara yardımcı olmaya çalıştık. Kızını damadını ve torunlarını enkaz altında bırakan bir anne gelininin doğumuna şahitlik yaparken yavrum sevineyimmi üzüleyimmi bilemiyorum Allahım bu ne biçim bir haldir derken yaradana karşı vakur duruşu hala gözlerimin önünde Allah kimseye bir daha böyle acılar yaşatmasın. Aradan 16 yıl geçmiş biz bütün bu olanlardan ne kadar ders çıkara bildik.? Bugün bakıyorumda geçmişi unutmuş gibiyiz, yapılan binalardaki yüksek katlara, çıkmalara hala izin veriliyor. Birinci dereceden deprem bölgesi olan yerlere 25 katlı imar izni verilmesi neyin göstergesi size soruyorum? yıkılan sahil kenarlarının yeniden imara açılması bizim nasıl bir zihniyet taşıdığımızın göstergesi değilmi. Pek ders almışa benzemiyoruz. Unutuyoruz unutkanız. Günü birlik çıkarlara göre yaşıyoruz. Geleceğe yönelik uzun vadeli insan odaklı düşünmüyoruz. Sorgulayan ve düşünen yöneticilere ve halka ihtiyaç var. Sarsıntıyı yüreğimizde hissetmedikce yüreğimizdeki sese kulak vermedikçe ilimin ve bilimin öncülüğünde yürümedikce biz daha çokkk .......
Züleyha hanım anlatmıştı. Annesini depremde kaybetmiş."Annem gece yatarken pijama giyinmez, gecelik giyinir. Ogün deprem oldu telefonla annemlere ulaşamadım, haber alamayınca karamürselden gölcüğe yanlarına gittik ve babam dışarda annem yok yanında baba annem nerde? diye sordum ...önüne baktı boynunu büktü cevap veremedi...Son sözleri kelime şehadet getirmek olmuş ikikere getirdikten sonra üçüncüde sesi duyulmaz olmuş.Umudumuzu yitirmeden dualar eşliğinde uzun bekleyişler sonunda annemin cansız bedenine ulaştık. Annemi bizden ayıran yatak odasındaki kirişti. Sağa dönse kurtulacakmış ama sola döndüğü için kirişe denk gelmiş. Cesedi belirlemek için enkazın yanına vardığımda annemde el dikişli beyaz bir pijama giyili olduğunu gördüm önce bu benim annemin değil dedim. Çünkü annem pijama giyinmez annemin böyle bir pijaması yok dedim.Çok düşündüm neydi bu pijamanın sırrı diye günlerce düşündüm...Anneme onu kim giydirmişti? Sonra aklıma annemin yaşarken çok dikkat ettiği hassasolduğu konu geldi ,teninin bacağının görünmemesi için çok itina gösterirdi. Edepli giyinirdi edep ölçüsünde hareket ederdi.dedi "anladım ki yani yaşarken senin gösterdiğin hassasiyeti ben sen öldükten sonrada senin için gösteririm diyen bir sahibimizin yaradanımızın olduğunu bilmek ve ona sığınmak onun gölgesinde olmak ne güzel" Ruhun şad olsun teyzecim mekanın cennet olsun ne güzel evlat yetiştirmişsin ne güzel annesin ne güzel bir kadınsın senin şahsında depremde kaybettiğimiz tüm canlara Allah'tan rahmet diliyorum.
Bütün bu yaşananlardan çıkarttığımız dersler bizi bir adım daha iyiye ve güzele yönlendiriyorsa, yaradana yaklaştırıyorsa insan odaklı düşünmeyi ön plana çıkartıyorsa, inşaatları deniz kumundan değil adam gibi ilmine uygun yapmamız için bize uyarı veriyorsa depremin bize anlatmak istediğini anlıyoruz demektir.silkelenip kendimize gelmemiz ve içimizdeki katışıksız olan öze ulaşa bilmek için bir fırsat olduğunun göstergesidir diye düşünüyorum.
Sabahleyin foça'ya vardık. Kahvaltıyı yaparken televizyonu da açtık haber dinliyoruz. Duyduklarımıza inanamadık "gölcükte deprem oldu, yalova gölcük arasından haber alınamıyor "diye bir anons geçti. Yıkıldım elimden lokmayı bıraktım eşimin yüzüne bakıp dona kaldım. Aklımdan binbir çeşit soru geçti nerdeler neyapıyorlar ....eşim kalk gidiyoruz karamürsele dedi. Hemen toparlandım. Herkes kendi derdiyle uğraşır benim bacıma kim destek olur o cehennemde dedim ve yola çıktık. Uzun bir yolculuktan sonra gece yarısı saat12 gibi karamürsele vardık. Kız kardeşim ve eşi sağlık personeli olunca ilk önce hastaneye gittik. Sorduğumuz soruya nasıl bir cevap alacağımızı bilmeden Yelizi ve Fatihi sorduk beyaz önlüklü birilerine, hemen çağırdılar. Derin bir nefes aldık.Yeliz bizi karşısında görünce çok şaşırdı. Ayla abla bu cehenneme bu çocukları niye getirdin dedi. Onları sağ salim karşımızda görünce çok sevindik. Çok şükür bin şükür sevinelimmi üzülelimmi bilemedik. Bir kaç saat sonra babamda Tokat'tan geldi. Sarıldık birbirimize sardık yaralarımızı sevgiyle. Heryer mahşer yeri gibi insanlar sarhoş gibi, hamile kadınlar çoçuklarını doğurmuş günü gelmezden evvel, analar enkaz altında koymuş canlarını bebelerini. Kırk yıllık eşleri ayırmış bir kirişin kolonu, ikizler kalmış enkazda anne feryatlarda ....nice ibretlik manzara hastanenin bahçesinde herkes can derdinde. Elimizden geldiğince insanlara yardımcı olmaya çalıştık. Kızını damadını ve torunlarını enkaz altında bırakan bir anne gelininin doğumuna şahitlik yaparken yavrum sevineyimmi üzüleyimmi bilemiyorum Allahım bu ne biçim bir haldir derken yaradana karşı vakur duruşu hala gözlerimin önünde Allah kimseye bir daha böyle acılar yaşatmasın. Aradan 16 yıl geçmiş biz bütün bu olanlardan ne kadar ders çıkara bildik.? Bugün bakıyorumda geçmişi unutmuş gibiyiz, yapılan binalardaki yüksek katlara, çıkmalara hala izin veriliyor. Birinci dereceden deprem bölgesi olan yerlere 25 katlı imar izni verilmesi neyin göstergesi size soruyorum? yıkılan sahil kenarlarının yeniden imara açılması bizim nasıl bir zihniyet taşıdığımızın göstergesi değilmi. Pek ders almışa benzemiyoruz. Unutuyoruz unutkanız. Günü birlik çıkarlara göre yaşıyoruz. Geleceğe yönelik uzun vadeli insan odaklı düşünmüyoruz. Sorgulayan ve düşünen yöneticilere ve halka ihtiyaç var. Sarsıntıyı yüreğimizde hissetmedikce yüreğimizdeki sese kulak vermedikçe ilimin ve bilimin öncülüğünde yürümedikce biz daha çokkk .......
Züleyha hanım anlatmıştı. Annesini depremde kaybetmiş."Annem gece yatarken pijama giyinmez, gecelik giyinir. Ogün deprem oldu telefonla annemlere ulaşamadım, haber alamayınca karamürselden gölcüğe yanlarına gittik ve babam dışarda annem yok yanında baba annem nerde? diye sordum ...önüne baktı boynunu büktü cevap veremedi...Son sözleri kelime şehadet getirmek olmuş ikikere getirdikten sonra üçüncüde sesi duyulmaz olmuş.Umudumuzu yitirmeden dualar eşliğinde uzun bekleyişler sonunda annemin cansız bedenine ulaştık. Annemi bizden ayıran yatak odasındaki kirişti. Sağa dönse kurtulacakmış ama sola döndüğü için kirişe denk gelmiş. Cesedi belirlemek için enkazın yanına vardığımda annemde el dikişli beyaz bir pijama giyili olduğunu gördüm önce bu benim annemin değil dedim. Çünkü annem pijama giyinmez annemin böyle bir pijaması yok dedim.Çok düşündüm neydi bu pijamanın sırrı diye günlerce düşündüm...Anneme onu kim giydirmişti? Sonra aklıma annemin yaşarken çok dikkat ettiği hassasolduğu konu geldi ,teninin bacağının görünmemesi için çok itina gösterirdi. Edepli giyinirdi edep ölçüsünde hareket ederdi.dedi "anladım ki yani yaşarken senin gösterdiğin hassasiyeti ben sen öldükten sonrada senin için gösteririm diyen bir sahibimizin yaradanımızın olduğunu bilmek ve ona sığınmak onun gölgesinde olmak ne güzel" Ruhun şad olsun teyzecim mekanın cennet olsun ne güzel evlat yetiştirmişsin ne güzel annesin ne güzel bir kadınsın senin şahsında depremde kaybettiğimiz tüm canlara Allah'tan rahmet diliyorum.
Bütün bu yaşananlardan çıkarttığımız dersler bizi bir adım daha iyiye ve güzele yönlendiriyorsa, yaradana yaklaştırıyorsa insan odaklı düşünmeyi ön plana çıkartıyorsa, inşaatları deniz kumundan değil adam gibi ilmine uygun yapmamız için bize uyarı veriyorsa depremin bize anlatmak istediğini anlıyoruz demektir.silkelenip kendimize gelmemiz ve içimizdeki katışıksız olan öze ulaşa bilmek için bir fırsat olduğunun göstergesidir diye düşünüyorum.
31 Temmuz 2015 Cuma
"MÜCADELE"
Her son bir başlangıç değilmi.çalışma hayatımızın memuriyet kısmı bitti şimdi selbest çalışma hayatının ilk başlangıcındayız. Hayat devam ediyor.verdiğimiz kararlar doğrultusunda ilerlemek kararlı olmak ve mücadeleye kaldığımız yerden devam etmek çok zor gibi görünsede bu zorluğun üstesinden gelmek elbetteki destek ve dayanışmayla daha kolay olacak.En önemlisi eşlerin birbirlerine olan desteğinin güven sevgi ve saygıyla devam etmesi ve enerjimizi doğru yönde kullanmak ve doğru yöne kanalize edip demoralize olmadan yola devam edebilmek en güzeli.
Benim hayallerim var hedeflerim var .Bütün bunlara ulaşmam için önüme çıkan engelleri bir bir zamanla aşıp yola devam etmek,eşimin bana verdiği destekle işlerin kolaylaştığını görmek insana manevi güç veriyor.Girdiğim ortamlarda gözlemlediğim kadarıyla herkes bir geçim savaşı içersinde insanlığını unutmuş ,desinler diye yaşayan ,maddiyatsızlığın içinde boğulan zenginmiş gibi görünen nefislerinin oyuncağı olmuş zavallı insanların birbirleriyle sidik yarışı yaptıklarını görmek beni çok ama çok üzdü.hayallerim yıkıldı buralardaki yozlaşmanın aşırılığı aile içindeki bağların zayıflamasına ve kişisel çıkarların ön plana çıkmasına sebebiyet veriyor.herkes ben diyor biz diyen yok.herkes çok bilmiş uygulama yok.herkes çok konuşuyor kararlara saygı yok.sınırsızlık diz boyu herkes herşeye müdahil oluyor.Büyüyün küçüğe küçüğün büyüye saygısı kalmamış,herkesin birbirini küçümsediği hor gördüğü dedikodunun bol olduğu bu yerde bilmem ne kadar dayana bilirim.güzellikten beslenen insanlara gönlümün kapıları açık sonuna kadar ,ama çirkinliklerden boğulmuş ,yaptıklarının yanlış olduğunun farkına varmayan, Yaptığını doğru yapıyorum zannıyla hareket eden insanları nasıl uyandırırız o beni çok düşündürüyor.insanlar kendilerini unutmuş,üzerlerine vazife olmayan her şeyde söz hakkını kendilerinde gören bu bilmiş ve aydınmış gibi görünen bu kara cahil insanların arasında olmak beni biraz korkutuyor açıkçası.Olduğundan farklı görünmeye çalışan bu insanların halini en iyi şu ata sözü açıklıyor "Ayranı yok içmeye at ile gidiyor ....."daha dün ceplerinde beş kuruş yokken bugün ellerine milyarlık ev verilen bu insanların değişiminden ve gelişiminden Bahsedebilirmiyiz? Değişim ve gelişim insanların beyninde düşüncelerinde ve davranışlarında olmalı.sindire sindire insan kendisini eğitmeli .damdan düşer gibi gelen bu zenginliklerin aslında insanları uçuruma sürüklediği gerçeğini bilmem görebildiniz mi?gönül gözleri kapalı ,insanları şekilleriyle ve görünüşleriyle değerlendiriyorlar.Öze değer veren yok.bütün bu yozlaşmışlığın içinde ki çirkinliklerden hasar almadan çıkmak çok zor gibi görünüyor."bulgurunan tarhana
Fakirlik bizden yana
Kurban olayım ana
İnsanın yozu kaldı"Unutulmuş değerleri hatırlatmak ve unutturmamak güzelliklerde yarışmak ,dileğiyle.
İzindeyken Tokat'amı geldim yoksa Paris'emi anlayamadım.ev fiyatları ve kiralar çok pahalı .kiralık daire bulmak çok zor.Tokat sanayisi olan bir memleket değil hatta en çok göç veren iller arasında ama gel görki ev fiyatları faiş fiyatlarda arz talep meselesi diyorlar demekki alan memnun satan memnun bizede ağzımızı yormak kalıyor.Ben köye yerleşmeye karar verdim .yirmi beş katlı akıllı evleriniz sizin olsun.Birinci dereceden deprem kuşağı olan bu şehirde yirmi beş katlı akıllı evlere pirim verenlerin aklından şüphe ettiğimi dile getirmeden geçmeyeceğim.Geri dönüşüm yasasının uygulandığı bu şehirde rant kapılarının sonuna kadar açık olduğunu ve bunu bazı gözü açıkların değerlendirdiğini bütün bunlar olurken halkın çıkarlarının göz ardı edildiği bir gerçek.günü birlik yaşıyoruz .Allah sonumuzu hayreylesin.
Edindiğim bu izlenimlerimde umarım ben yanılmışımdır.karamsar bir tablonun içinde sabırla ekilen umut çiçeklerinin yeşereceğine canı yürekten inanıyorum.beraber yürümek için geldiğim memleketimde şimdilik yanımda pek kimseyi göremedim .zaman içinde bunun değişeceğini umut ederek iyiliğe ve güzelliğe yol almak isteyenlerle beraber bende varım ...yarınlardan hep umutluyum...yüreği sevgiyle atan herkese selam olsun.
Dünya köylüsü
Benim hayallerim var hedeflerim var .Bütün bunlara ulaşmam için önüme çıkan engelleri bir bir zamanla aşıp yola devam etmek,eşimin bana verdiği destekle işlerin kolaylaştığını görmek insana manevi güç veriyor.Girdiğim ortamlarda gözlemlediğim kadarıyla herkes bir geçim savaşı içersinde insanlığını unutmuş ,desinler diye yaşayan ,maddiyatsızlığın içinde boğulan zenginmiş gibi görünen nefislerinin oyuncağı olmuş zavallı insanların birbirleriyle sidik yarışı yaptıklarını görmek beni çok ama çok üzdü.hayallerim yıkıldı buralardaki yozlaşmanın aşırılığı aile içindeki bağların zayıflamasına ve kişisel çıkarların ön plana çıkmasına sebebiyet veriyor.herkes ben diyor biz diyen yok.herkes çok bilmiş uygulama yok.herkes çok konuşuyor kararlara saygı yok.sınırsızlık diz boyu herkes herşeye müdahil oluyor.Büyüyün küçüğe küçüğün büyüye saygısı kalmamış,herkesin birbirini küçümsediği hor gördüğü dedikodunun bol olduğu bu yerde bilmem ne kadar dayana bilirim.güzellikten beslenen insanlara gönlümün kapıları açık sonuna kadar ,ama çirkinliklerden boğulmuş ,yaptıklarının yanlış olduğunun farkına varmayan, Yaptığını doğru yapıyorum zannıyla hareket eden insanları nasıl uyandırırız o beni çok düşündürüyor.insanlar kendilerini unutmuş,üzerlerine vazife olmayan her şeyde söz hakkını kendilerinde gören bu bilmiş ve aydınmış gibi görünen bu kara cahil insanların arasında olmak beni biraz korkutuyor açıkçası.Olduğundan farklı görünmeye çalışan bu insanların halini en iyi şu ata sözü açıklıyor "Ayranı yok içmeye at ile gidiyor ....."daha dün ceplerinde beş kuruş yokken bugün ellerine milyarlık ev verilen bu insanların değişiminden ve gelişiminden Bahsedebilirmiyiz? Değişim ve gelişim insanların beyninde düşüncelerinde ve davranışlarında olmalı.sindire sindire insan kendisini eğitmeli .damdan düşer gibi gelen bu zenginliklerin aslında insanları uçuruma sürüklediği gerçeğini bilmem görebildiniz mi?gönül gözleri kapalı ,insanları şekilleriyle ve görünüşleriyle değerlendiriyorlar.Öze değer veren yok.bütün bu yozlaşmışlığın içinde ki çirkinliklerden hasar almadan çıkmak çok zor gibi görünüyor."bulgurunan tarhana
Fakirlik bizden yana
Kurban olayım ana
İnsanın yozu kaldı"Unutulmuş değerleri hatırlatmak ve unutturmamak güzelliklerde yarışmak ,dileğiyle.
İzindeyken Tokat'amı geldim yoksa Paris'emi anlayamadım.ev fiyatları ve kiralar çok pahalı .kiralık daire bulmak çok zor.Tokat sanayisi olan bir memleket değil hatta en çok göç veren iller arasında ama gel görki ev fiyatları faiş fiyatlarda arz talep meselesi diyorlar demekki alan memnun satan memnun bizede ağzımızı yormak kalıyor.Ben köye yerleşmeye karar verdim .yirmi beş katlı akıllı evleriniz sizin olsun.Birinci dereceden deprem kuşağı olan bu şehirde yirmi beş katlı akıllı evlere pirim verenlerin aklından şüphe ettiğimi dile getirmeden geçmeyeceğim.Geri dönüşüm yasasının uygulandığı bu şehirde rant kapılarının sonuna kadar açık olduğunu ve bunu bazı gözü açıkların değerlendirdiğini bütün bunlar olurken halkın çıkarlarının göz ardı edildiği bir gerçek.günü birlik yaşıyoruz .Allah sonumuzu hayreylesin.
Edindiğim bu izlenimlerimde umarım ben yanılmışımdır.karamsar bir tablonun içinde sabırla ekilen umut çiçeklerinin yeşereceğine canı yürekten inanıyorum.beraber yürümek için geldiğim memleketimde şimdilik yanımda pek kimseyi göremedim .zaman içinde bunun değişeceğini umut ederek iyiliğe ve güzelliğe yol almak isteyenlerle beraber bende varım ...yarınlardan hep umutluyum...yüreği sevgiyle atan herkese selam olsun.
Dünya köylüsü
8 Temmuz 2015 Çarşamba
DÖNÜŞ
Nihayet yirmibeş yıllık emekli olma özlemi geldi çattı.Çok zor kararlar bunlar,boşa koyuyorsun dolmuyor, doluya koyuyorsun almıyor.Bu kadar zor olacağını hiç tahmin etmemiştim.Nereye yerleşeceğine karar vermek ,emekli olduktan sonra neyle uğraşacağına ne yapacağına karar vermek insanı zorlayan dönüm noktası sayılan bu kararlarda kararsızlık yaşamak ,akşamdan sabaha fikir değiştirmek insanın dengesini alt üst ediyor. Uykularını kaçırıyor.nihayet uzun uğraşlar ve cabalar sonucunda kararımızı verdik pusula memleketi gösterdi.içimiz rahatladı ve ılk defa uzun zamandan beri rahat bir uyku uyuduk.
Göcebe hayatımız nihayet yerleşik hayata dönmeye başladı. Yıllar Yıllar önceydi ,büyük bir hüzünle ayrıldığımız memleketimize geri dönme kararında bizi ençok çeken elbetteki sevdiklerimiz ve onlarla daha yakın ilişkiler içinde olmak ve güçlerimizi birleştirip voltran gücü oluşturmak ve yola kaldığımız yerden tecrübelerimizden de faydalanıp daha güzele doğru yürümek.insallah hepimiz için hayırlısı olur.Babam öğretmendi onunlada epeyce yer gezmiştik çeşit çeşit kültürlerden arı misali balımızı alıp kendimizi güzelliklerle inşa etmek için kardığımız harcın yine eşimin sayesindede çok memleket gezip çok çok insanla muhattap olup onlardaki güzellikleri var olan harcın içine katıp yeşermesine vesile olması insanda unutulmaz anılar bırakıyor,insanı insana hatırlatıyor bu güzellikler.
Annem babamın tayini çıktığında hep aynı türküyü söylerdi.
"dağlar seni delik delik ederim
Kalbur alır toprağını elerim
Sen bir kara koyun bende bir kuzu
Sen döndükçe ardınsıra melerim
Dağlar senin nekaranlık ardın var
Lale sümbül boynun eğmiş derdin var
Elalemin vatanı var yurdu var
Benim yurtsuz kalışıma ne deyim "
Benimde aynı türküyü yılardır çağırmam ondandır,emanetci gibi oturduk her gittiğimiz yerde, her evin penceresine uydurduk perdelerini,halıyı kilimi yerlere .Hayallerde kendi evimize sakladık tüm güzellikleri ,olsun öylede olurdu böylede idare ettik var olanla .modern çingene derler bazen bize,benimseyemedik evlerini yollarını sokaklarını ,gelip geçici olan bu ömürde gelip geçici hayatlar yaşadık.kimilerinde derin izler bulduk kimilerine teğet geçtik.koca bir ömürde arkana dönüp baktığında bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar dost bir sürüde arkadaş hepsinin yeri ayrı ayrı doldurulamayacak niteliklere sahip güzel insanlar.nicelerinide unuttuk hatıralarımızda yer vermedik üstünü bir kalemde çizi verdik belkide çizildik.
İlk memleketten annemden babamdan sevdiklerimden gözü yaşlı ayrılıp ,telli duvaklı izmire gelin geldim.çok sevdim izmiri insanını havasını suyunu.Garip değildim izmirde halam vardı.yusuf dayım ,cevat dayım beni yanlız bırakmadılar buralarda.komşularım arkadaşlarım Müzeyyen Ozan,Gülhan abla,Filiz,Ayşe abla ,Melek abla,Suzan teyze,Havva abla,Gülüzar abla,Şerife abla,Leman abla ,Hülya,Figen.Sütcü abilerimiz,çınar altı büfe...bütün bunlardan elimde kalan birtek müzeyyen.sonra Ankaraya geldik,on yılda burada oturduk.çok güzel dostlar arkadaşlar edindik.Nurten hanım,Zeliha abla,Nuray abla Azize abla Türkan hanım ,Aysel, Özlem,Emine,Hanife abla,Gülgün hanım,Dilek hanım,Taştan abi halide abla,Ergül abla ,Aylin abla,Vicdan teyze,Fatma teyze,Fatma abla,Hatice öğretmen, Yeter hanım,Meryem abla,Yücel abla...elimde kalan Ergül abla ,aylin abla nurten hanım ,Hanife abla ve güzellikler...
En son geldiğimiz yer yalova/ altınova eğitim merkezi .Buranında adından anlaşıldığı üzere her yönüyle eğitim merkezi .Hayat bizi eğitmeye ve pişirmeye buradada devam etti .Acı tatlı hatıralarıyla çok güzellikler yaşadık.paylaşmayı,dayanışmayı burada pekiştirdik.Kur-anı kerimde cennetin tarif edildiği ayetler buradaki yaşantıya çok uygun yaradana binlerce kez şükürler olsun böyle bir yerde görev icabı da olsa oturduğumuz için bize kattığı değerler için.Kimden başlasam bilemiyorum ilk buraya geldiğimizde kızımın sınıf annesinin davetiyle güne katıldım orada başladı ilk tanışmalar.Züleyha hanım,Nimet,ilknur hanım ,Sevinç ,Sibel,Nurcan, Hatice hanım,Süheyla,Nevin,hanım,Didem hanım,Nurdan,Nurdan hanım,canan,saliha,Reyhan,Melek abla,özlem ve annesi,Hülya,Nesrin,Hatice,Pervin,Songül,Münüre,Fatoş,Ayşegül hanım,Melike,Esra,Belgin hanım,Asuman hanım, Nazik hanım,Pelin,Gülşen hanım,Ulube,Aylin,Melahat,Nilüfer hanım,Serap,Derya öğretmen,Nuray hanım,Emel hanım,...
Aklıma gelen gelmeyen ismini sayamadıklarım da dahil olmak üzere hepsine bana kattıkları değerler için teşekkür ediyorum.
Toplasan hepsini bir elin parmaklarını geçmez dost dediğin.daha nice isimler,nice güzellikler.bütün bu yaşanmışlıklardan çıkarttığımız sonuç memlekete gidip çok sevdiğin annemle ve babamla kardeşim akrabalarımla beraber geçirmek isteğinin ağır basması bizi geri dönüşe davet etti.uzun ve uykusuz gecelerin ardından çıkan bu kararın hakkımızda hayırlı olmasını diler.hayatımdan gelip geçen tüm kardeşlerime teşekkürü bir borç bilir hepsine bolca selamlarımı iletiyorum.iyiki varsınız iyiki sizleri tanımışım asker olmanın verdiği bu güzellik memleketin her yanından insanlarla tanışıp her ilde çalınacak bir kapının olduğunu bilmek insana huzur veriyor.Annemin şu sözü yıllardır aklımdan hiç çıkmadı"kızım Tokatın yarısı benim çok arkadaşım ve akrabam var ama candan gelmiş diyenim yok "dedi bir gün sohbet esnasında.Geliyorum Anne yıllardır özlemini çektiğim hayaller için geliyorum.Ansızın kapı çalındığında karşımda seni görmek ve hoşgeldin annecim deyip boynuna sarılmak ve çay kahve eşliğinde sohpetler edebilmek için geliyorum.Beraber yollarda yürümek için ,sinemaya gimek için yaylarda piknik yapmak için alışverişe beraber gitmek için yanlızlığını paylaşmak için Canı gönülden kapını açmak için geliyorum anne.Hepinizi çok ama çooookkkkk seviyorum.
Dünya köylüsü
Göcebe hayatımız nihayet yerleşik hayata dönmeye başladı. Yıllar Yıllar önceydi ,büyük bir hüzünle ayrıldığımız memleketimize geri dönme kararında bizi ençok çeken elbetteki sevdiklerimiz ve onlarla daha yakın ilişkiler içinde olmak ve güçlerimizi birleştirip voltran gücü oluşturmak ve yola kaldığımız yerden tecrübelerimizden de faydalanıp daha güzele doğru yürümek.insallah hepimiz için hayırlısı olur.Babam öğretmendi onunlada epeyce yer gezmiştik çeşit çeşit kültürlerden arı misali balımızı alıp kendimizi güzelliklerle inşa etmek için kardığımız harcın yine eşimin sayesindede çok memleket gezip çok çok insanla muhattap olup onlardaki güzellikleri var olan harcın içine katıp yeşermesine vesile olması insanda unutulmaz anılar bırakıyor,insanı insana hatırlatıyor bu güzellikler.
Annem babamın tayini çıktığında hep aynı türküyü söylerdi.
"dağlar seni delik delik ederim
Kalbur alır toprağını elerim
Sen bir kara koyun bende bir kuzu
Sen döndükçe ardınsıra melerim
Dağlar senin nekaranlık ardın var
Lale sümbül boynun eğmiş derdin var
Elalemin vatanı var yurdu var
Benim yurtsuz kalışıma ne deyim "
Benimde aynı türküyü yılardır çağırmam ondandır,emanetci gibi oturduk her gittiğimiz yerde, her evin penceresine uydurduk perdelerini,halıyı kilimi yerlere .Hayallerde kendi evimize sakladık tüm güzellikleri ,olsun öylede olurdu böylede idare ettik var olanla .modern çingene derler bazen bize,benimseyemedik evlerini yollarını sokaklarını ,gelip geçici olan bu ömürde gelip geçici hayatlar yaşadık.kimilerinde derin izler bulduk kimilerine teğet geçtik.koca bir ömürde arkana dönüp baktığında bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar dost bir sürüde arkadaş hepsinin yeri ayrı ayrı doldurulamayacak niteliklere sahip güzel insanlar.nicelerinide unuttuk hatıralarımızda yer vermedik üstünü bir kalemde çizi verdik belkide çizildik.
İlk memleketten annemden babamdan sevdiklerimden gözü yaşlı ayrılıp ,telli duvaklı izmire gelin geldim.çok sevdim izmiri insanını havasını suyunu.Garip değildim izmirde halam vardı.yusuf dayım ,cevat dayım beni yanlız bırakmadılar buralarda.komşularım arkadaşlarım Müzeyyen Ozan,Gülhan abla,Filiz,Ayşe abla ,Melek abla,Suzan teyze,Havva abla,Gülüzar abla,Şerife abla,Leman abla ,Hülya,Figen.Sütcü abilerimiz,çınar altı büfe...bütün bunlardan elimde kalan birtek müzeyyen.sonra Ankaraya geldik,on yılda burada oturduk.çok güzel dostlar arkadaşlar edindik.Nurten hanım,Zeliha abla,Nuray abla Azize abla Türkan hanım ,Aysel, Özlem,Emine,Hanife abla,Gülgün hanım,Dilek hanım,Taştan abi halide abla,Ergül abla ,Aylin abla,Vicdan teyze,Fatma teyze,Fatma abla,Hatice öğretmen, Yeter hanım,Meryem abla,Yücel abla...elimde kalan Ergül abla ,aylin abla nurten hanım ,Hanife abla ve güzellikler...
En son geldiğimiz yer yalova/ altınova eğitim merkezi .Buranında adından anlaşıldığı üzere her yönüyle eğitim merkezi .Hayat bizi eğitmeye ve pişirmeye buradada devam etti .Acı tatlı hatıralarıyla çok güzellikler yaşadık.paylaşmayı,dayanışmayı burada pekiştirdik.Kur-anı kerimde cennetin tarif edildiği ayetler buradaki yaşantıya çok uygun yaradana binlerce kez şükürler olsun böyle bir yerde görev icabı da olsa oturduğumuz için bize kattığı değerler için.Kimden başlasam bilemiyorum ilk buraya geldiğimizde kızımın sınıf annesinin davetiyle güne katıldım orada başladı ilk tanışmalar.Züleyha hanım,Nimet,ilknur hanım ,Sevinç ,Sibel,Nurcan, Hatice hanım,Süheyla,Nevin,hanım,Didem hanım,Nurdan,Nurdan hanım,canan,saliha,Reyhan,Melek abla,özlem ve annesi,Hülya,Nesrin,Hatice,Pervin,Songül,Münüre,Fatoş,Ayşegül hanım,Melike,Esra,Belgin hanım,Asuman hanım, Nazik hanım,Pelin,Gülşen hanım,Ulube,Aylin,Melahat,Nilüfer hanım,Serap,Derya öğretmen,Nuray hanım,Emel hanım,...
Aklıma gelen gelmeyen ismini sayamadıklarım da dahil olmak üzere hepsine bana kattıkları değerler için teşekkür ediyorum.
Toplasan hepsini bir elin parmaklarını geçmez dost dediğin.daha nice isimler,nice güzellikler.bütün bu yaşanmışlıklardan çıkarttığımız sonuç memlekete gidip çok sevdiğin annemle ve babamla kardeşim akrabalarımla beraber geçirmek isteğinin ağır basması bizi geri dönüşe davet etti.uzun ve uykusuz gecelerin ardından çıkan bu kararın hakkımızda hayırlı olmasını diler.hayatımdan gelip geçen tüm kardeşlerime teşekkürü bir borç bilir hepsine bolca selamlarımı iletiyorum.iyiki varsınız iyiki sizleri tanımışım asker olmanın verdiği bu güzellik memleketin her yanından insanlarla tanışıp her ilde çalınacak bir kapının olduğunu bilmek insana huzur veriyor.Annemin şu sözü yıllardır aklımdan hiç çıkmadı"kızım Tokatın yarısı benim çok arkadaşım ve akrabam var ama candan gelmiş diyenim yok "dedi bir gün sohbet esnasında.Geliyorum Anne yıllardır özlemini çektiğim hayaller için geliyorum.Ansızın kapı çalındığında karşımda seni görmek ve hoşgeldin annecim deyip boynuna sarılmak ve çay kahve eşliğinde sohpetler edebilmek için geliyorum.Beraber yollarda yürümek için ,sinemaya gimek için yaylarda piknik yapmak için alışverişe beraber gitmek için yanlızlığını paylaşmak için Canı gönülden kapını açmak için geliyorum anne.Hepinizi çok ama çooookkkkk seviyorum.
Dünya köylüsü
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)