22 Haziran 2023 Perşembe

KADİM ŞEHRİMİZİN KADİM İNSANLARI Ali Şevki Erek

 Kadim Şehrimizin Kadim İnsanları yazı dizisinde bu hafta duayen bir siyasetçi, gönül insanı, Avukat sayın Ali Şevki Erek ile birlikte anılarda yolculuk edeceğiz ve 87 yıllık yaşam tecrübelerini bizimle paylaşan kıymetli büyüğümüzü daha yakından tanıyacağız. İsmini büyüklerimizden çok duydum ama tanışma fırsatım olmadı. Tokat En’ ler 21. İstiklal ödül töreninde yılın duayen siyasetçisi onur ödülünü alan ve yılın araştırmacı yazarı ödülünü aldığımda beni tebrik etmek için telefonla arayan sayın bakanımızın sesini duyduğumda çok duygulandım. Babacan bir ses çok güzel taktir kelimeleriyle beni onurlandırdı. Oradan aldığım güçle yoluma sağlam ve emin adımlarla yürümeye devam ettim. Bu şehrin kalbine taht kuran yüce gönül benimde kalbimi fethetmişti. Kadim şehrimizin kadim insanları yazı dizisinde kendisi ile sözleştiğimizde GOP üniversitesinin 30. yıl kuruluş etkinlikleri için Tokata geleceğini ve orada sorduğum soruları yanıtlayacağını söylediğinde çok sevindim ve bir yıl bu günün gelmesini iple çektim. Gün vakit saat geldiğinde büyük bir heyecanla randevulaştığımız yerde 17 Ekim 2022 saat 14:30 da Dedeman Otelde buluştuk. Hayata dair yaptığımız bu samimi sohbeti şimdi sizlerle paylaşıyorum. 


1- Hoşgeldiniz sefalar getirdiniz. Öncelikle bizimle birlikte olduğunuz için çok çok teşekkür ederim. Tokatın efsane isimlerindensiniz. Sizi herkes yakından tanıyor ama tanımayanlar için kendinizi kısaca tanıtır mısınız?


87 yıl önce 28 Ağustos 1935 yılında yolu ve elektriği olmayan Tokatın çay bağlarında sabaha karşı dünyaya gelmişim. Çay bağlarından Tokat’a panoramik bir bakış ile baktığımızda vadinin içinde yeşile boyanmış bir Tokat görürsünüz. Dört kardeşiz. Çocukluğum bağlar, bahçeler içinde ve babamın dükkanı arasında geçti. İlk okulu ibni Kemal ilkokulun da okudum. Tokat GOP lisesinden mezun oldum. İstanbul üniversitesi Hukuk fakültesi bölümünü bitirdim. Avukat oldum. Vekil öğretmenlik yaptım.1973 yılında Adalet Partisinden Tokat Milletvekili seçildim. 1975-78 yılları arasında 39. Cumhuriyet Hükümetinde Gençlik ve Spor Bakanlığı yaptım. 1977 yılında tekrar millet vekili seçildim ve 41. Hükümet yönetiminde Devlet Bakanlığı görevinde bulundum. Sonra tekrar ikinci kez Gençlik ve Spor Bakanlığı yaptım. 


12 Eylül askeri ihtilal sonrası siyasi yasaklı listesine alındım. Bu süreç11 yıl sürdü, serbest avukatlık yaptım. Adalet partisi başkanımız Süleyman Demirel’in avukatlığını üstlendim.1991’ de yapılan seçimlerle yeniden milletvekili seçildim. 1993-95 yılları arasında 50., 51., 52. Cumhuriyet hükümetleri döneminde Gümrüklerden ve özelleştirmeden sorumlu Devlet, sonra da Ulaştırma Bakanlığı görevilerinde bulundum. 1995-1999 yıllarında yapılan genel seçimlerde yeniden millet vekili seçildim. AP genel başkanımız Süleyman Demirel’in partisinde 2 yıl Genel Merkez Hukuk Bürosu Başkanlığı ve DYP 3 yıl Kadın Ve Gençlikten Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı, Prof. Dr. Tansu Çiller’in DYP Genel Başkanlığı döneminde Genel Başkan Yardımcılığı ve 2 kez Genel Sekreterlik görevlerini yerine getirdim ve 12 yıl Genel İdare Kurulu üyeliği yaptım. Daha sonra aktif siyaseti bıraktım. Hayatıma çizgimi bozmadan Ankara’da devam ediyorum. Eşim, rahmetli Tokat Millieğitim Müdürlerinden Ahmet ve öğretmen Rabia Çakıroğlu’nun kızı öğretmen Gülay Erek’tir. Kızım Feza ve oğlum Çınar, üç de torunum var..


Babam Cevdet Erek binbir çeşit malzemeyi bir arada bulunduran bir mağazası vardı. Bugünkü AVM tarzında diyebiliriz. Ticaretle uğraşıyordu.1930 ile 1951 yılları arasında Tokat Ticaret ve Sanayi Odası başkanlığını yapan bir tüccardı.3 Aralık 1973 yılında vefat etti. Rahmetli annem, zamanın öğretmeni ve babası, emekli hakim, Tokat’ın ilk Baro Başkanı Rüşdü Kuyulu’dur. Baba dedem Erek Müdürüzade zamanın mutasarrıflık maarif memuru ve yabancı okullar Osmanlıca hocası Ali Şevki’dir. 


Dört kardeşiz. Üç erkek bir kız. Prof Doktor Ekrem Erek cerrah paşa nefroloji bölüm başkanlığı yaptı. Türkiye’de nefroloji üzerine kitap yazan ilk hekimdir. Dünyadaki bütün nefrologları İstanbul’da bir kongre de toparlayan ilk hekimdir. 2020 yılında rahmetli oldu. Bir kız kardeşim var. Kardeşim İhsan iktisatçıdır. Çok erken vefat etti. 

2- İnsanın çocukluğu anavatanıdır. Sizde çocukluğunuza dair bize neler söylemek istersiniz?

Çok güzel bir çocukluk geçirdim. Çay bağlarında büyüdüm. Babam atla işe gelir giderdi. Çocukken taştan kaleler yapardık. Ramazan topu ile birlikte o kaleleri topla yıkardık. Geven otundan meşale yapardık. Teravihden önce ve sonra bu ateşi yakardık bu ateşi Tokatın her yerinden görürlerdi. Bir, birbuçuk metre büyüklüğünde uçurtmalarımız vardı, gök yüzünde kaybolana kadar uzun yağlı iplerle uçururduk. Bazende ipimiz kopar uçurtmamız sonsuzluğa doğru uçardı. Güzel günlerdi. 

3- Şimdiki çocuklar mı şanslı? Yoksa sizin çocukluğunuz mu ? 

Verilere göre değişir. Şimdiki çocuklar elindeki aletten dünyayı seyrediyor. Şimdiki çocuklar teknolojik açıdan şanslılar. Dünya avuçlarının içinde anında herşeyi öğreniyorlar. Doğal açıdan şanssızlar. Koyunlarla, kuzularla, atlarla, eşeklerle, köpeklerle büyümüşlükleri yok. Bize gazete İstanbul’dan dört gün sonra gelirdi. Biz dünyayı dört gün sonradan takip ediyorduk. Yediğimiz çökeleklinin tadı çok güzeldi. Şimdiki çocuklar çökeleği bilmiyor. Şanslı tarafları da var şanssız taraflarıda var iki taraftan bakmak lazım. 

4- En çok etkilendiğiniz siyasetçi kimdir?

Bugün Türkiye de 120 nin üzerinde parti var. Herkes kendi liderini beğenir. Herşeyden münezzeh olan Allah’tır. Kul hatalıdır. Herkesin kusuru vardır. Ben siyasi hayatımda Demirel’in yaşamından birikiminden ve siyasi anlayışından çok etkilendim. Vatanperver bir insandır. Türkiye’nin meselelerini derinlemesine bilen bir liderdir. Demirel benim için çok değerliydi. 

5-Tokat’ın siyasi ve coğrafi açıdan Türkiyedeki önemi ve değeri nedir?

 81 vilayetin içinde kesinlikle çok ayrı önemli niteliklere sahip bir bölgedir. Tokat’ımız üstün nitelikleri itibarı ile çok ayrıcalıklı kendine has muhteşem bir memlekettir. Tokat yeşillik bakımından zengin bir memleket Bursa’yı solda bırakır. Tarihi eser bakımından Selçuklu, Osmanlı, Bizanslı şaheserlerinin benzeri yoktur. 

Tokatta sebze ve meyvecilik çok gelişmiştir. Bir yanı buğday deposudur. Tokat çavuş üzümünün yer yüzünde örneği yoktur. Tokatta Kırk çeşit armut vardır. Boynueğri, bıldırcın budu, göğ sulu, limoni…bilirmisiniz? desem kim bilir. 

Tokat’ımızı gıda üretimi, gıda ve teknoloji sanayi, turizm ve sağlık tedavi merkezi haline getirmek hepimizin ideali olmalıdır. 

Bir yanı ova, bir yanı yayla 7 ovası olan ve bol bol suları akan bir memleket. Tokat’ımı çok seviyorum. 

6- Yeni yetişen gençlerimize siyasete girerken asıl temel almaları gereken değerlerimiz nelerdir diye sorsam bize ne tavsiye edersiniz? 

Siyasete girmek tercih meselesidir. O bir heves, iştiyak tercihtir. Ben kimseye bir şey demem. Ama siyasete girdiklerinde Türkiye Cumhuriyetinde asgari müştereklerin tespit edilerek, bu asgari müştereklerde birleşmenin çaresi çözümü bulunmalıdır. Türkiye’de kim hangi görüşte olursa olsun, kim hangi kanaatte , hangi meşrepte olursa olsun, sevgi ve saygı tabanını kaybetmemeliyiz. Politikaya girenden beklentim budur. Sevgi saygı tabanının çekirdeğini kaybetmemeliyiz. Volter demişki “seni sevmiyorum, senden hoşlanmıyorum senin fikrini onaylamıyorum ama senin fikirlerini savunman için canımı veririm, elimden geleni yaparım.”diyor . Ben bu düşünceyi çok beğenirim. Bizim dinimiz de kin, nefret, fesat, husumet, hile hurda yoktur. Bizim dinimizde iyi ahlak vardır. Temelde hangi düşüncede olursa olsun Türkiye kutuplaşmadan ve kavgadan çok çekti. Türkiye kavgadan kaçınmalı. Fesat ve fitne üreten kavramlardan uzak durmalı. Türkiye ayrımcılık, bölücülük söylemlerinden kaçınmalı. Sevmeye bilirsin ama incitmeye, kırmaya, dökmeye, ötelemeye ve itmeye gerek yok. Bu dünyada 8 milyar insan 200 devlet var bir düşüncede birleştirmemiz imkansız. Farklılıklarımız zenginliğimizdir. Birbirimizin varlığına Saygı duyacağız ve sevgiyle bir arada yaşayacağız. 

7- Hayatınızda keşke dediğiniz bir şey var mı?

Bile bile yanlış yapmadım zannediyorum. Ama “keşkem”muhakkak olmuştur. İstanbul’da keşke akademik kariyerime devam etseydim diyorum. Ama Anne baba hasreti beni Tokata getirdi. Ve bugün buradayım. 

8- 87 yıllık hayat size ne öğretti.?

87 yıllık hayat bana insanlara faydalı olmayı, topluma güler yüzlü olmayı, huzuru ve mutluğu aramayı  öğretti. Mutluluğum, bugün davet edildiğim GOP üniversitesin sempozyumlarında karşılaştığım insanların gönlünde yer aldığımı görmek beni çok çok memnun etti. Çok mutlu oldum. Bunu sağlaya bilildiysem ne mutlu bana şükürler olsun. 

9- Pandemiden önce ve sonrasını nasıl değerlendirirsiniz? İnsanlık nereye gidiyor?

Çok kara günlerimiz oldu. Biz hepsini bir şekilde aştık. Dünya artık yetmiyor. Gıda yiyecek ihtiyaçlarının karşılanma dozajının azalması. İhtiyaçların çoğalması. Bir kilo buğdaya ihtiyacın varken elinde 750 gr buğdayın olması yoksulluktur. Burada problem var demektir. “Dünya yetmiyor dan kastım”bu. Dünya nimetlerinin paylaşımında dünya liderlerinin kendi yararlarına gözlerini kırpmadan ellerinden gelen her şeyi yapma istidatında olmaları. Bu bir yaşam mücadelesidir. Bu bir hayat mücadelesidir. Bu hayat mücadelesinde bilim, teknoloji konusunda ön saflarda yer almalıyız. Kavgayı, gürültüyü bırakıp ilme yönelmeli ve ileri dünya yarışında var olmalıyız. Bunun için bilgili olmalıyız, huzurlu olmalıyız ve çok çalışmalıyız. 

Efsane siyasetçi  kıymetli büyüğümüz sayın Ali Şevki Erek tecrübelerinizi bizimle paylaştığınız için çok teşekkürler ederim iyiki varsınız diyerek sözü bağlıyorum. 

Değerli büyüğümüz söze şöyle devam ediyor…

“Kıymetli Ayla hocam sizi yürekten kutluyorum. Bu bir Allah vergisidir. Sorularınızın muhteviyatı sabaha kadar konuşmamıza vesile olur, Allah’ın size verdiği bu yeteneği ailenizden aldığınız bu terbiyeyle birleştirip bizi bugün burada bu sohbeti yapmamıza vesile olan görev aşkınızdan dolayı sizi kutluyorum. Yolunuz açık olsun başarılarınızın devamını diliyorum.” 

diyerek beni onure eden yüce gönüllü vatan sevdalısı memleketlim kıymetli büyüğümüze Allah’tan hayırlı ömürler diliyorum. Güzelliklerde buluşmak dileğiyle…

Dünya Köylüsü 

Ayla Bağ

21 Haziran 2023 Çarşamba

Kadim Şehrimizin Kadim İnsanları

              Kadim şehrimizin Kadim insanları yazı dizisinde bu hafta Tokat Böbrek ve Diyaliz Hastaları Yardımlaşma Derneği Başkanlığı yapan ve 23 yıldır diyaliz hastası olan kıymetli Turan Melek beyefendi ile hayata dair yaptığımız söyleşiyi sizlerle paylaşmak istiyorum. 

           Turan Melek beyefendi ile ilk tanışmam sosyal medya üzerinden oldu. İlerleyen zamanlarda düzenlediği etkinliklerle dikkatimi çekti. Yüz yüze tanışmamız Tokat Devlet Hastanesinin Hemodiyaliz bölümünde karşılaşmamız ile oldu. Orhan Veli’ nin şiirinde 

Ağlasam sesimi duyar mısınız, 
Hastane köşelerinde 
Dokunabilir misiniz, 
Gözyaşlarıma, ellerinizle? 

Bilmezdim Hemodiyalizin bu kadar güzel, 
Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu 
Bu derde düşmeden önce. 

İşte bu şiirin  “bu derde düşmeden önce” satırı benim  bi haber olduğum bu dertle dertlenmemi sağladı. 72 yaşında ki Annemin üç ay önce doktorların aldığı kurul kararıyla kalıcı diyaliz hastası olduğunu öğrendiğimiz gün bu düzenin içinde bulduk kendimizi. İçimizde ki var olan ümit inş bir gün makineye bağlanmadan yaşamına devam eder düşüncesi hep tazeliğini koruya dursun, işin ciddiyetini 23 yıllık  kronik diyaliz hastası olan Turan Melek beyefendi ile derinlemesine yaptığım sohbette kavradım. O gün anladım annem için diyaliz bundan sonraki hayatının vazgeçilmez bir parçası olacağını. Hemodiyaliz en yaygın uygulanan böbrek yerine koyma tedavi yöntemidir. Dünya genelinde diyaliz hastalarının % 90’ı Türkiye de ise % 95’i HEMODİYALİZ tedavisi altındadır. 

HEMODİYALİZ vücut dışına alınan kanın makina aracılığı ile yapay bir filtreden geçirilerek birikime uğrayan zararlı maddelerden ve fazla sıvıdan arındırılması ve sonra vücuda geri verilmesi işlemidir.

Turan Melek haftada 4 gün diyalize giriyor ve enerjisi ile oradaki hastalara ve hasta yakınlarına destek veriyor. İstedim ki bu güzel yürekli adamı daha yakından tanıyalım ve yaptığı çalışmalar hakkında bilgi alalım.  Sohbetimize  hoşgeldiniz diyerek başlıyorum ve ilk sorumu yöneltiyorum. 

1- Kendinizi kısaca tanıtır mısınız? Turan Melek Kimdir.? 

Kısaca kendimden bahsedecek olursam, 1977’de Tokat merkeze bağlı Madas  Köyünde  dünyaya geldim. İlköğretimi köyümde bitirdim. Evliyim. İki dünyalar tatlısı kızım, bir tanede oğlum var. Kronik böbrek yetmezliği dolayısıyla malülen emekli oldum. İkâmetgah ettiğim sitede yöneticiyim.                         

 2-Çoçukluğunuza  dair unutamadığınız bir anınızı bizimle paplaşır mısınız? Anne baba deyince aklınıza ne geliyor?

Anne baba deyince aklıma koruyucu, şefkatli, ilgili ve sevecen olmaları ve herşeyde kendilerinden  fedakarlık edip çocuklarının geleceği için ellerinden gelen gayret ve çabayı göstermeleri. 

İlkokuldan çıktıktan sonra Hüseyin Akbaş spor salonuna güreşe başlamıştım. Annem her sabah kalktığımda sabah aç karnına bir bardak süt ile çiğ yumurta içirmeden beni antrenmana göndermezdi. Babam ise köyden Tokat’a spor salonuna her sabah beni getirir, ben çıkana kadar bekler, kendi işlerini halleder benle birlikte köye tekrar dönerdi. Bunu unutamıyorum. 

3-Kaç yıldır dernek başkanlığı yapıyorsunuz? 

Tokat Böbrek ve Diyaliz Hastaları Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği 2009 yılında Tokat Devlet Hastanesine  çalışan  Multebet Bedrettin Narlıçay Bey, Dahiliye Uzmanı Duran Kaya,  İl Sağlık Müdür Yardımcısı Nail Umay, Eczacılar Oda Başkanı Muhammet Ali Durmaz Bey ve Turan Melek kurucu üye olarak derneği kurup faaliyetlerine başlamıştır. 6 ay sonra genel kurulda tek liste olarak aday gösterilip başkan seçildim. 2009-2013 yılları arasında 4 yıl dernek başkanlığı yaptım. 2009-2023 yılları arası her yıl Dünya Böbrek Günü Organ Bağışı haftasında kıymetli profesör hocalarımızı ilimize davet edip organ bağışının önemini yerel basın, ulusal basın aracılığı ile herkese duyurmaya çalışıyoruz. 

4-Gençlerimize ve bu röportajı okuyan okuyucularımıza böbrek yetmezliği konusunda neler  söylemek istersiniz? 

Böbrek yetmezliği ile ilgili bahsedecek olursak gençlerimize, orta yaş ve yaşlılarımıza şunları ifade etmek isterim: Böbrek yetmezliği çok sinsi ilerlemektedir.  Birle beşinci evre dediğimiz evreler arasında bazı hastalarımızda 3. hatta 4. Evreye kadar böbrek yetmezliğini hissedememe anlaşılamama olabiliyor. O yönden sosyal medyadan aralıklı yaptığım paylaşımlarda belirttiğim gibi tansiyonumuzu, şekerimizi kontrol altında tutup, doktor tavsiyesi dışında hiçbir ilacın kullanılmamasını, günde en az 2-2.5 Lt su içilmesi, ve yılda en az 1 kez Nefroloji polikliniğine gidip kan tahlili, idrar tahlili  ve ultrasonla muhakkak  böbrek değerlerine baktırmalarını tavsiye ediyorum. 

5-Hayata dair bakış açınız çok olumlu ve yapıcı bu gücü nerden alıyorsunuz?

Böbrek yetmezliğimin kışın askerde akşam 5 sabah 5 arası 12 saat sabit nöbet tutarak üşütmem ve idrar yolları iltihabı ile başlayan zamanla kronik böbrek yetmezliğine çevrilmesi ve askerden geldikten  yaklaşık 1.5 yıl sonra diyalize başlamış olmam, haftada 4 seans 4 saat hala askerde nöbet tutuyormuş gibi beni motive ediyor. Ve böbrek yetmezliğine bağlı diyalize girmenin hasta diyetisyenlerimizin, diyaliz hekimlerimizin tavsiyelerine uyduklarında seans arası herhangi bir sorun yaşamayacaklarını, normal sağlıklı kişilere yakın yaşam sürdüreceklerini bildirmek isterim. 

6-Hayatta pişmanlık duyduğunuz ve keşke dediğiniz bir olay var mı? 

22.05.2010 tarihinde eşimin böbreğini vermesi ile nakil olup diyalize ara vermiştim. Köyden Tokat merkeze göç ederken göç taşıma esnasında arkadaşlara yardım etmemle nakil olduğum böbreğimin değerlerinde yükselmeye başladığını hissettim. Kontrol olduğum  Ankara  Yüksek İhtisas hastanesine gittiğimde değerlerin yüksek olduğunu, kontrol altına alınması için gerekli çalışmaların yapılmasına rağmen sonuç alınamaması, nakil olduğum böbreğimi koruyamamam en büyük pişmanlığım. Keşke olmasaydı diyebileceğim bir olay. Bu yolculukta en çok eşimin verdiği destek beni ayakta tuttu. Ona minnettarım. 

7- 45 yıldırTokat’ta yaşıyorsunuz. Tokat diyince aklınıza ilk ne geliyor?

Selçuklu, Osmalı İmparatorluğundan günümüze kadar gelen 900 adımda 900 yıllık tarihi, otantik yerlerinin olması ve Gazi Osman Paşa gibi onlarca kahramanlarımızın olduğu, insanlarının merhametli, şevkatli, koruyucu, sevincinle mutlu olmaları, üzüntünü paylaşmaları bu yöre insanını ayrıcalıklı kılıyor.

8-Türkiye genelinde böbrek hastası kaç kişi var? Tedavileri yeterli mi? Ne gibi önlemler almalıyız? 

Türkiye genelinde poliklinik hizmeti alan, Hemodiyalize ve Perotin diyaliz yapan yaklaşık 100 bin hastamız var. Türkiye genelinde özel diyaliz merkezleri, Üniversite hastanesi ve Devlet hastanelerinde ünitelerde olan hizmetlerin yeterli olduğuna inanıyorum. Hastalanmamak için günde en az 2-2.5 Lt su içilmesi diyabet ve hipertansiyonu olan hastalarımızın kontrol altında olmaları genetik rahatsızlıkları varsa muhakkak kontrol süresini sıklaştırmaları  tavsiyemdir. 

9-Derneğinizin faaliyetlerinden kısaca bahseder misiniz? 

Yaklaşık 23 yıldır diyalize giriyorum. Daha önce  bahsettiğim gibi 2009-2023 yılı arası her yıl Dünya Böbrek Günü ve Organ Bağışı haftasında seminerler düzenleyip, hasta, hasta yakını yerel ve ulusal basın aracılığı ile böbrek yetmezliğinin ve organ bağışının önemini anlatmaya çalışıyoruz. Yaptığımız seminerler sonucu canlı vericiden ve kadavradan onlarca arkadaşımızın nakil olmasına vesile olup geri kalan ömürlerini sağlıklı bir şekilde geçirmelerinin mutluluğunu yaşıyoruz. Bilgilendirici faaliyetlerimize devam ediyoruz. 

10-Hayat size ne öğretti. Bir cümle ile özetlersiniz ne söylemek istersiniz?

Sevgi, saygı, hoşgörü, sabır. 

11-Son olarak neler söylemek istersiniz? Kıymetli zamanınızı bizimle paylaştığınız için çok teşekkür ederim.

Organ bağışı için kişi Sağlık Müdürlüklerine yetkilendirilmiş Özel ve Devlet Hastanelerine yada Sağlık Ocaklarına başvurabilir, organ bağışı formunun doldurulmasının ardından kişiye organ bağışçısı olduğuna dair kart verilir ve bu bilgi Sağlık Bakanlığına ait Organ ve Doku Bağış Bilgi Sistemine girilir. Bizler bunun yeterli olmadığını düşünüyoruz. Bağışçının yakınlarına vasiyet etmelerini de tavsiye ediyoruz  ve bağışlanan her organ filizlenen bir candır diyoruz, herkesi organ bağışına davet ediyoruz.

Kadim şehrimizin kadim insanları yazı dizisinde bu hafta yaşadığı hayatın ve bulunduğu konumun sorumluluklarının bilinciyle gönül hanesini bize samimiyetle açan 23 yıllık diyaliz hastalığı süresi içinde bir askerin nöbet tuttuğu ciddiyetiyle hayata sarılan ve başkaları bu derde düşmesin diye etrafını aydınlatan, bilgilendiren, yeri geldiğinde yardıma koşan bir nefer Turan Melek. Bizimle hayat hikayenizi paylaştığınız için çok teşekkür ederiz. Çalışmalarınızda kolaylıklar diliyorum. 

Buradan Turan Meleğin kaleme alacağı 23 yıllık bir diyaliz hastasının yaşadığı zorlukları, anıları ve hayata tutunmasını konu alan bir kitap çalışmasının ayak seslerini duyurmak isterim.

Haftada üç gün Tokat Devlet Hastanesi Hemodiyaliz merkezinde diyalize giren canım annem değerli hemşirelere “ Tokatlı mısınız? diye soruyor ve arkasından “Tokatlıysanız çok tatlısınız çok farklısınız, sizi çok seviyorum diyor” kıymetli HEMODİYALİZ bölümü doktorlarına, sağlık personeli ve çalışanlarına göstermiş oldukları güler yüzleri ve itinalı çalışmalarından dolayı çok çok teşekkür ederim. İyiki varsınız…

Dünya Köylüsü 

Ayla Bağ


25 Mayıs 2023 Perşembe

FARKINDA MISIN?

Bilmem bu gidişin farkında mısın?

Ademden geldik topraktan yaratıldık.

Huylarımız farklı, algımız farklı

Renk renk çiçek açsakta ayrı ayrı dallarda 

Tadımız farklı, kokumuz farklı. 

Bilmem faydasının farkında mısın? 


Suyun üstüne yazı yazılmaz bilesin

Ferhat gibi aşk ile dağı taşı delesin 

Yağmur olup bulutlarla gelesin 

Değirmende çalap çalap diye dönesin 

Bilmem varlığının  farkında mısın? 


Düşte gördüğün rüyayı hayra yor hevayı 

Kaş altında gördüğün gözde gör devayı

Çok çalış çok çabala aşta bul nevayı 

Sen bu gidişle zor bulursun sevdayı 

Bilmem aşkın farkında mısın?


Şimdi seyreyle garbın duvarını afakta

Her sabah doğuyor iman tanı şafakta 

İliklerinde hisset koma bu canı muğlakta 

Şahit ol kendindeki yaradana

Bilmem bu zamanın farkında mısın? 


Dört bir yandan yürürsen hakka  

Varırsın erenlerin divanına o dakka

Kurulursun gönül sarayında tahta 

Bir olur birlik olursun tende 

Bilmem ayrılığın farkında mısın?

Dünya Köylüsü

Ayla Bağ 

20 Mayıs 2023 Cumartesi

Çiğ Süt Damlası

 ÇİĞ SÜT DAMLASI


“İnsan dediğin peynir misali, sabırla helva olur ama kimsede sabır kalmadı. Üstelik kusuru hep başkasında arıyorlar” diye söylendi.


O ihtiyar peynirciyi ve kahvaltı dükkânını sora sora güçlükle bulabilmiştim. Çarşı esnafına klasik Bergama tulum peyniri aradığımı söyleyince “varsa onda vardır” diyerek yönlendirdiler.


Bergama eski kent merkezinin arka sokaklarından birinde “Kahvaltı Salonu” yazan tabelasıyla o küçücük dükkânı bulmam biraz zaman aldı.


Açıkçası market veya mandıra gibi bir yer bekliyordum. Bir kaç masası olan derme çatma küçücük bir dükkandı.


Öğleye geliyordu. İhtiyar peynirci dükkânın önünde oturuyordu. Şöyle bir süzüp “kahvaltı mı istiyorsun?” diye sordu. Başımı sallayıp masalardan birine oturdum. Sıcak süt, bal, kaymak, ekmek ve peynirden oluşan mütevazı kahvaltıyı hazırlayıp titreyen elleri ile masama bıraktı. Tekrar kapının yanındaki sandalyeye oturdu.


Karnımı doyurduktan sonra camlı buzdolabını işaret edip “Eski tip Bergama tulum peyniri arıyorum. Varsa sende varmış. Öyle dediler” dedim.


Cevap vermeden öylece oturduğu yerden sokağı seyretmeyi sürdürdü. “Kuru sert Bergama tulumu, çocukluğumdaki tadı arıyorum. Şimdikiler kaşar gibi yağlı ve gevşek. Klasik Bergama tulumu bulamıyorum. Çarşıda kime sorsam sizi tarif etti. Sizde de yoksa hiç arama dediler.” Diye üsteledim.


Ayağa kalktı. “Az bekle” diyerek dükkândan çıktı gitti.


Dükkânda bir başıma öylece kaldım. Bu arada gelen giden olsa ne diyeceğimi düşünürken bekleme süresi uzadıkça tedirginliğim arttı.


Tabelasından masa, sandalyesine, pirinç kefeli, döküm terazisinden buzdolabına kadar her eşyası yıllar öncesinden izler barındıran “köhne” kahvaltı salonunda on dakika kadar bekledikten sonra bizim ihtiyar kapıda belirdi.


Titreyen elleri ve hayli kambur ağır yürüyüşüyle getirdiği peynir kalıbını tezgâhın üzerine koyduğu yağlı kâğıdın üzerinde kesip çıkardığı iki dilimi bıçağının ucuyla tabağıma bıraktı.


Tüm bunları yaparken yine konuşmadı.


Aradığım peyniri bulmuştum. Hazır bulmuşken çokça alayım istedim. Vakum olanağı var mı? Diye sordum. “Kaç kilo istiyorsun?” diye sordu. Sonra “Yarın bu saatlerde gel al” dedi.


Yine sandalyesine oturdu.


Beklesem gün içinde alabilir miyim? Kargo olanağı var mı? Diye üsteledim. Sadece “Yarın gel al” dedi.


İzmir’e doğru yola devam etmeyi planlamıştım. Evdekilere de bu güzel peynirden götürürüm diye düşünüp peynir uğruna Bergama’da konaklamaya karar verdim.


Ertesi sabah kahvaltı için erkenden dükkânın yolunu tuttum.


hhi2-2


Dükkânın önündeki sundurmada kahvaltısını bitirmiş üç kişilik aile kalkmaya hazırlanıyordu. İçeride aile reisi olduğu anlaşılan sakallı irice adam ise bizim ihtiyarla tartışıyordu.


Adam bir gün önce başıma geldiği gibi peyniri beğenip dolabın içinde gördüğü peynirlerden satın almak istemiş ihtiyar ise “onlar sahipli” diyerek satmayınca söylenmeye başlamıştı. Sesini yükseltip “Böyle esnaflık mı olur? Madem satmayacaksın niye vitrine koyuyorsun?” diye söylenince araya girmek istedim.


İhtiyar bana bir sus işareti yapıp karışmamı istemedi.


Hesabı ödeyip bağıra çağıra söylenerek arabalarına binip uzaklaştılar. Arkalarından öfkeyle bakan peynirci “İnsan dediğin peynir misali, sabırla helva olur ama kimsede sabır kalmadı. Üstelik kusuru hep başkasında arıyorlar” diye söylendi.


Dün sipariş verdiğim peynirlerin vakumlanmış ve hazır olduğunu görünce teşekkür ettim. Kahvaltı yapmak istediğimi söyledim. Kahvaltı için hazırlık yaparken neden karışmamı istemediğini sordum.


Az önceki müşteriye içerlemiş olduğu halinden belli oluyordu.


- Parayla her iş olur sanıyorlar. Hak edeceksin önce. Sen o peynir için bir gün bekledin. Akşamüstü köye gidip yükleyip geldim. Sabah vakuma gönderdim. Hazırı görünce farkı neyse verir alır giderim diye düşünüyorlar.


- Ne dedin adama?


- Biri ayırttı. Akşamüstü uğra, ayırtan almaya gelmezse veririm dedim. İnsanın mayası şişkin olmaya görsün, böyle eline yüzüne bulaşır rezil eder.


- Sahi insan dediğin peynir misali dedin az önce. Merakımı mazur gör. Nasıl oluyor peynire benzemek?


hhi3


Titrek elleriyle bardağa doldurduğu sıcak sütü tabağın yanına bırakıp masanın öte yanına oturdu.


Çocukluğundan beri ata mesleği mandıracılık yaptığını, ömrünün hemen hepsinin bu dükkânda geçtiğini, öğrendiklerini baba yadigârı dükkân ve mandıraya borçlu olduğunu anlattı.


Masanın üzerine damlayan süt damlasını parmağının ucuyla alıp elini havaya kaldırdı. “Rahmetli dedem her insanın dünyaya geldiğinde çiğ bir süt damlasına benzediğinden söz ederdi” dedi.


- Küçük bir çocukken dedeme sütün nasıl peynire dönüştüğünü sormuştum. “İnsan gibi” demişti. Dedeme göre insan ham bir süt damlası gibi dünyaya gelir, ailede pişer sonra kendi gibilerin arasına karışıp mayalanıp yoğurt, peynir olur olgunlaşırdı.


- Süt damlasını anladım da maya nerede çalınıyor? Okullarda mı?


- Dedem okuma yazma bilmezdi ama pek çok okumuştan deneyimliydi. Mayalanması için insanın başkalarına karıştığı her yerin işe yaradığından söz ederdi. Yani içine doğduğu ülke, toprak, iklim insanın mayasıydı. Adını kimliğini kişiliğini oradan alırdı. Sonuçta çiğ bir süt damlasının o kocaman tenekenin içinde peynir kırıntısına dönüştüğünden söz ederdi.


- Peki ya sonra? Peynir olunca ne oluyoruz?


- Ben de hep bunu sorardım dedeme. “Büyüyünce öğrenirsin.” Derdi.


- Ben büyüdüm, dedem rahmetli oldu. Soruyu yanıtsız bıraktı. Madem peynire benziyoruz peynirin başına gelenler bizim de başımıza geliyor olmalı diye düşünüyorum.


- Nasıl yani?


- Her peynir gibi hayat da bizleri tüketiyor olmalı. Peynir misali dedik ya. Kimi peynir gençten kimi ise olgunlaşması beklenerek tüketilir. Kimi ise tenekede tulumda mahzende kalarak hayata direnmeye çabalasa da sonuç değişmez.


Bu arada yerel kıyafeti ve kasketi ile dükkâna giren yaşlıca köylü bir çay söyleyip sandalyelerden birine oturdu. Bizimki çay servisini yaparken köydekilerin halini hatırını sordu. Masaya döndüğünde köylere giden minibüslerin az ötedeki garajdan kalktığını, gelen giden sayesinde köylerden haber alabildiğini anlattı.


Az önce kendine çıkışan müşteriyi unutmuş, öfkesi yatışmıştı.


“İnsanın peynirle benzeştiğini anlatıyordun” diyerek devam etmesini istedim. Bir süre susup öylece dışarı sokağa baktı. “İnsan dediğin peynir misali, hepsinin karakteri var” diyerek tekrar anlatmaya başladı.


- Bilirsin her insanın içinde gelgitler olur. Suskun veya konuşkan yanı olduğu gibi, ürkek, korkak veya cesur yanı da vardır. Tuttuğunu koparanı da görürsün sünepe olanını da. Hepsi içimizde. Hepsinden herkeste biraz bulunur. Üstelik yaş ilerledikçe bunların artıp eksildiğine de şahit olursun.


Anlamamış gözlerle baktığımı görünce devam edip etmemekte tereddüt etti. “İyi de bunların peynirle ilgisi ne?” diye sordum.


- Peynir de insan gibi. Beyaz peynir yanına başka peynir istemez. İçe dönük vurdumduymaz tipler gibidir. Kaşar ise tespih böceği gibi ürkek korkaktır. Bulunduğu yere uyum göstermeye çalışır, pasiftir. Kendini kalabalığın içinde unutturmak isteyenlere benzer. Kimi peynir yumuşaktır bulunduğu yere yayılır kendini çabuk bırakır bulaşmaya gelmeyen insanları andırır, kimi ise gravyer peyniri gibi duruşunu koruyan dirayetli güvenilir arkadaştır. Eğlenceli arkadaş gibi olanları da vardır. Yemeğe mezeye lezzete karışır renklendirir. Kimi ise öyle sünepedir ki yediğinin peynir olduğunu bile anlamazsın. Şu peşine düştüğün tulum peyniri de Ege efesini andırır. Seni beni peşinden koşturur,  sözü dinlensin ister. Dedim ya insan da peynir misali. Aynı sütten geldiğini unutup kendini önemseyeni de vardır, heder edeni de…


- Bu kadar mı ?


- Dahası da var ama uzun hikaye. İnsan dediğin hep aynı kalmıyor. Peynir gibi eskidikçe tadı da karakteri de değişiyor. Gençliğimdeki kavgacı halimi hatırladıkça utanır orta yaşlı halime imrenirim.


- Peki ya şimdiki halin?


- Şimdiki halimi gereğinden fazla bekleyip ekşimiş, kızışmış peynire benzetiyorum. Hiç alışamadım. Hepsi aynı sütten olsa da vade dolmadan teneke tükenmiyor.


Bu sözlerden sonra ayağa kalkıp gelen müşterinin boşalan çay bardağını aldı. Müşterinin elini cebine attığını görünce “sonra verirsin” diyerek almadı. “Az önce aksilik eden adam için “mayası şişkin” demiştin. O ne anlama geliyor?” diye sordum.


- Süt aynı süt olsa da mayayı boca edersen peynir gereğinden fazla kabarır. Olgunlaşamadan ekşimeye başlar. Dışarıdan alımlı görünse de tadı berbattır.  Adama bakıyorsun kerli ferli. Ama içi çocuk kalmış. İsteği olmayınca zırlayıp duruyor, bulaştığına pişman ediyor insanı.


- Hangi peynire dönüşeceğine kim karar veriyor? Kendimiz seçebiliyor muyuz?


- Valla beğensen de beğenmesen de içine doğduğu yer mayalıyor, insanı. Mayanın hakkını vermeye, yani olgunlaşmaya çabalamaktan öte sanırım yapılacak pek bir şey yok. Neyse çok uzattım. Hepsi hayat işte.


Kahvaltımı bitirdiğimi görünce dolaptan çıkardığı vakumlanmış peynir kalıplarını tek tek tartıp tezgâhın üzerindeki kâğıda kurşun kalem ile yazdıktan sonra topladı. Yekûnu bana uzatırken “kahvaltı benden olsun” dedi. Vakumlanmış peynir paketlerini irice bir torbaya yerleştirirken “Peyniri saklamak için vakum işe yarıyor mu?” diye sordum.


- Eh, biraz. Vakuma giren peyniri yaşlanmaya direnen insanlara benzetirim. Tenekeden çıkmışsın. Hayatla bağın kopmuş ölüyorsun ama yine de hayattasın. Vazodaki çiçek gibi.


- Ne var bunda. Herkes uzun yaşamak ister.


- İtirazım yok. Nasıl istiyorlarsa öyle olsun. Ama vakumun da bir şerefi var. Az önceki tipler gibi olgunlaşmadan vakuma girenlerin yaşlılığı hiç çekilmiyor. Çocuk gibi mızmızlanan huysuz ihtiyara dönüyorlar.  Neyse çok konuştuk. Hadi git artık. Yolcu yolunda gerek.


Bu sözlerden sonra hazırladığı büyücek torbayı bir torbaya daha koyup elime tutuşturdu. Masada kalanları toplayıp lavaboya bıraktı.


İhtiyar peynirciyle helalleşip dükkândan çıktım. O ise her zamanki yerine kapının girişindeki beyaz sandalyesine oturdu. Uzaktan el salladım. Elini kaldırarak yanıt verdi.


Yola çıktığımda güneş yükselmiş İzmir yolu trafiği yükünü almıştı.


Bir ara gözüm yandaki koltuğa bıraktığım peynir torbasına takıldı. Dikiz aynasında kendime bakıp iyi ki benim için bir benzetmede bulunmadı diye düşündüm. Biraz zorlayıp kendime yakışır peynir bulmaya çalıştım.


Sonra ihtiyar peynircinin “Hepsi hayat işte.” deyişini hatırladım.


MEHMET UHRİ

15 Mayıs 2023 Pazartesi

Fatoş Ünsal Zile Kültür Konağı

              Memleketime değer katan güzel insanları gezdiğim gördüğüm yerlerde rastladığımda içime dolan umut beni çok çok mutlu ediyor. Girişimci kadının gücü ve bakış açısı fark yaratarak yaptığı işin kalitesine yansıyor. Bulunduğu çevreyi hayallerini hayata geçirerek güzelleştiren bir Anadolu kadını Fatoş Ünsal hanımefendi. İlk tanışmamız 2020 yılında sosyal medya üzerinden yaptığım BİZİM ELLERDE KADIN projesine gönderdiği kısa videoda ” bizim ellerde Kadın, yoktan var edendir. Dokunduğu yeri güzelleştiren, onaran, emektir, vefadır, özveridir.” diyerek Anadolu kadınını tarif ederken aslında kendisinden söz ediyormuş. 

               Yıllar sonra Mayıs ayının bereketiyle 2023 te Zile Kültür konağına kıymetli ustalarım Tokat Geleneksel El Sanatları derneği Başkanı ve aynı zamanda Türkiye’nin ilk ve tek  Kadın urgan ustası Ayşe Demir Darende Ustam ile ve Tokat Çini markasıyla butik üretim yapan ve ürettiği ürünleri yurt dışına ihraç eden sanatkar çini ustası Ömür Özfalay ile yaptığımız ziyarette bizi kanun ve ud eşliğinde kontağında karşılayan ve ağırlayan, yaptığımız kültür gezisinde bizleri güzelliklerle buluşturan Fatoş hanımefendiye çok çok teşekkür ederim. Yaşanan tecrübelerin olgunluğunda pişen bizlere gönül kapılarını samimiyetle açan hikayesini bizimle paylaşan bu güzel insanı daha yakından tanıyalım. 

           “ 1966 yılında Zile de dünyaya geldim. İlk okulu Sakarya ilköğretim okulunda okudum. Orta okula giderken babam beni okuldan aldı. Öğretmenim evimize kadar geldi yalvardı babama, kızınız çok başarılı, bu kızı okutun dedi. Ama babam al sana  “Yiyeceğin kadar et, yiyeceğin kadar ekmek.” dedi. Öğretmenimi dinlemedi. Beni okuldan aldı. Çok uzun saçlarım vardı belime kadar gelirdi.  Babam saçlarımı çok severdi. Bende sen beni okula göndermezsen, saçlarımı keserim dedim ve saçlarımı kökünden kestim. Babama küstüm. Daha sonra dikiş nakış kurslarına gittim. Halk eğitim merkezlerinde usta öğretici olarak çalıştım. Aşık olduğum adamla evlendim ve dört yıl evli kaldıktan sonra boşandım. Baba evine geri döndüm. 2. Evliliğimi Zile’nin ileri gelen zengin bir ailenin oğlu ile görücü usulüyle evlendim. 17 yıl evli kaldım. İki kızım oldu. Sonra boşandım. Kızlarımı Üniversitede kendi el emeğimle yaptığım ürünleri satarak okuttum. Herşeyin ilkini yapmasını seviyorum. Zile’de imitasyon takı dükkanını ilk ben açtım. Çok büyük bir yarayı sardım.  Zile kadınlarını büyük bir eksiklikten kurtardım. Kocaları düğünde takılan altınları kadınların elinden alıyor bozduruyor ve içkiyle kadınla kumarla yiyordu. Kadınlar altınları olmadan insan içine çıkamıyorlardı. İmitasyon takı kadınların kurtarıcısı oldu. 18 yıl bu mesleği yaptım. 

Boşandıktan sonra küçümsediğim gece kondu baba evine geri döndüm. Beni bu dönemde okuma yazma bilmeyen annemin komşuları teselli etti, gözümün yaşını sildi. 10 yıldır birlikte oturduğum annemi 2016 yılında kaybettim. Annem öldükten sonra bir çok şeyle yüzleştim. Annem varken hiç bir derdim yokmuş. Annemin yokluğu beni yıktı. Hayat denen bu yolculukta, yaşamla mücadele ederken her savaşta bir uzvumu kaybettim. Ama her şeyi doya doya yaşadım. En dibi de gördüm en zirveyide yaşadım. Bazen şöyle düşünüyorum. Hayatta herkese yetiştim ama kendime geç kaldım diyorum. Üzülüyorum. Son 10 yıldır kavgayı bıraktım. Geriye dönüp baktığımda, Hamdım, Yandım, Piştim, diyorum. 

Hayatta keşkem olmadı ama keşke beni anlayabilseler, Yapmak istediklerime destek olsalar daha nice güzelliklere imza atacağım. 2019 yılında kızımı evlendirdim. Yalnız kaldım. Şimdi kendim için bir şeyler yapmak istiyorum dedim ve hayalim olan bu konağı hayata geçirdim. 57 yıllık bilgi ve görgü birikimimi bu kültür konağında yaşatmak, anlatmak ve gurbetten gelen hemşerilerimizi nostalji yaşatmak için bu konağı Zile Belediyesinin desteğiyle hayata geçirdim. Konakta taş plaktan müzik çalarak ve otantik değerlerimizi sergileyerek gelen turist misafirleri 4 yıldır çok severek ağırladım ve ağırlamaya devam ediyorum. Konağın içinde zileli kadınların el emeği göz nuru el işi ürünlerini satıyorum. Zile kalesinde düzenlediğimiz defile bir ilkti. Çok ses getirdi. Tüm Tokat’ın İlçeleriyle birlikte gönül köprüleri kurarak düzenlediğimiz gezilerde kültür alışverişinde bulunduk ve güzel dostluklar kurduk.  Zile de bir ilk olan konak,  Zile Resimleri Sergisi, Defile, Kermes, İl ve ilçelerle Kültür Köprüsü, Duvar resimleri,  Konakta Kanun dersleri, Türk Sanat Müziği kadınlar Korosu kurulması Bahar Konseri, Zile panayırında stand açtım. Ve daha benzer bir sürü etkinlik.. Ve akın akın zileye gelen çoğunu fasıllarla karşılayıp ağırladığım onca yerli ve yabancı turist..

Bir şeye duyduğunuz aşırı sevgi aşk, gerçekleri görmeniz için sizin gözünüzü kör, kulağınızı sağır etmesin. Objektif bakmayı öğrenmek gerekiyor. Ben olaylara objektif bakan bir kadınım. Bir çok siyasi parti ile çalıştım. 2013 yılında ehliyetimi aldım. 

Ben gelenekçi bir insanım değerlerimize çok kıymet veriyorum. Çocuklarıma dik durmayı ve hayatla mücadele etmeyi, asla vazgeçmemeyi öğrettim. 

Kızlarımdan Allah razı olsun. Bugün oturduğum evin kirasını kızım karşılıyor. Babamdan maaş alıyorum. Konakta gönüllü çalışıyorum. Hayat bana bundan sonra ne getirir bilemiyorum. Sağlığım el verdiği sürece hayatın içinde var olmaya üretmeye memleketime hizmet etmeye devam edeceğim.

Okuyamadığım için çok üzüldüm. Bu düzene karşı çıkacağım dedim. Boş durmadım. Çalıştım, ürettim.  Okusaydım herşey çok farklı olurdu. Şimdi bulunduğum çevrede elimden geldiği kadar kültürüme sahip çıkmaya ve gelen misafirlere gönüllü turizm kültür elçiliği yapmaya çalışıyorum. Hayatı ve insanları çok seviyorum. Bu konağın sayesinde bir çok güzel insanla tanıştım. Hayat aşk ile yaşamaya değer.

Son söz olarak Fatoş Ünsal hanımefendi şöyle diyor “eğer bir gün karada gemi yapmak zorunda kalırsanız, hani bunun denizi diyenlere kulak asmayın. Yeri ve zamanı geldiğinde Allah denizi sizin ayağınıza gönderecektir.” Yolunuz Tokata düşerse muhakkak görmeniz gereken yerlerden birisi Zile’de 3700 adet ahşap konaklarıyla süslü tarih kokan sokaklarıyla, Fatoş hamımın kültür konağını ziyaret edebilirsiniz. Hanlarıyla, hamamlarıyla bir çok medeniyeti koynunda büyüten, Anadolunun ilk dolma kalesi olan Zile kalesinde açılan müzeyi gezin. Kırık leblebisinin, cevizli köme’sinin ve zile pekmezinin tadına bakmadan geçmeyin. 41 milyon yıllık ağaç opal taşından yapılan takılardan almayı unutmayın… 

Geldik, gördük sevdik…Teşekkürler teşekkürler Anadolu’nun bilge kadını Fatoş Ünsal hanımefendi Yaşam sevincinizle, hayallerinizle ve yaptığınız projelerinizle bizlere örnek olduğunuz için teşekkürler…İyiki varsınız…

Güzelliklerde buluşmak dileğiyle…

Dünya Köylüsü

Ayla Bağ 


7 Nisan 2023 Cuma

TOKAT

 1. BÖLÜM 

900 ADIMDA 900 YIL

Türklerin Anadolu’daki

900 yıllık mimarlık serüveninin tamamının

900 adım yürüyerek görülebileceği tek şehir

TOKAT

 

Adından bahsedilince, Tokat’a hiç gelmemiş olanların, neden bilinmez bozkırın ortasında sarı, sıcak, sıkıcı bir kent canlanır zihinlerinde. Karadeniz kıyısındaki, içeriye yağış geçişini engelleyen sıra dağların yüksekliği, bu şehirde yağış geçişine müsaade edecek bir rakıma düşmesi sebebiyle oldukça dengeli bir iklime sahiptir Tokat; ne Karadeniz sahilleri kadar aşırı yağışlı ve nemli, ne orta Anadolu kadar kurak, ne aşırı soğuk ne aşırı sıcak. Birbirine paralel ve yeşil ırmağın üç kolunun geçtiği, üç bereketli ovası vardır. 200 metre rakımlı Kelkit Ovasını Kelkit kolu, 600 metre rakımlı Kazovayı Tozanlı kolu, 1000 metre rakımlı Artova’yı Çekerek kolu sular. Tokat’ın en kuzeyinde hem iklim ve bitki örtüsü hem köylerdeki mimari hem de insanlar Karadeniz’le bire bir benzer. Kuş uçuşu 100 km. ötede Tokat’ın en güneyinde ise iklim, bitki örtüsü ve insanlar orta Anadolu ile aynıdır. Farklı yüksekliklerdeki bu ovalar Akdeniz bitkileri hariç bütün Anadolu’daki bitki çeşitlerinin burada görülmesi yanında endemik türleri de içinde barındırır.   Dünyadaki en önemli 12 gen merkezinin dördü Türkiye’de bunlardan ikisi Tokat’tadır.

 

Bu bitki örtüsü zenginliğinin yanında, ticari zenginliği nedeniyle Ermeniler, Rumlar Yahudiler ve çalışmak için diğer şehirlerden gelen zanaatkarlar ve iş gücü ile zaten oldukça çeşitli olan nüfus yapısı; 1877 Osmanlı Rus Savaşı esnasında yaşanan göçlerle; doğudan Çerkezler, Gürcüler, Lazlar, Lezgiler, Karapapaklar, Karaçaylar, Karslılar, Artvinliler, Erzurumlular, Gümüşhaneliler; Balkan Savaşı sebebiyle de batıdan Romanya Göçmenleri, Bulgaristan Göçmenleri, Makedonya Göçmenleri, Selanik Göçmenleri ve Arnavutlar bu şehre göçmüşler ve nüfus çeşitliliğini daha da artırmışlardır.

 

Buna rağmen bu kadar farklı insan kavgasız, gürültüsüz günümüze kadar yaşayıp gelmişlerdir.

 

Sebep nedir? Bunu İbn-i Haldun’un Mukaddimesinden bir alıntı ve Evliya Çelebinin anlatımıyla açıklayabiliriz sanırım.

 

Sosyoloji ilminin babası İbn-i Haldun insanın yaşadığı coğrafyanın ve iklimin, karakterine etki ettiğini söyler.

 

Evliya Çelebi, Seyahatnamesinde Tokat'tan  şöyle bahseder.

 

" Bu havası hoş şehrin dört tarafında bahçe ve bostanlar içinden sular akar. Her bağında birer köşk, havuz, fıskiyeler ve çeşitli meyveler bulunur.

Halk zevk ehlidir. Gariplerle dostturlar, kin tutmaz, hile bilmez, yumuşak huylu insanlardır.

 ​Cami, saray, köşk ve imaretleri o kadar sağlam ve güzel olur ki buralara girenler hayran olurlar.

 ​Hacı Bektaş-ı Veli'nin hayırlı ve bereketli duaları ile bu eski ve tarihi şehir " alimler konağı, fazıllar yurdu ve şairler yatağıdır."

 

Türk’lerin Anadolu’ya gelişinden önce de önemli bir merkezdir Tokat.

 

Bilimsel kazılar sonucunda Kalkolitik/Bakır Çağı’nın (M.Ö 5500-M.Ö. 3000) sonundan itibaren yerleşim gördüğü belirlenmiştir.

 

Pontus krallarının yazlık saraylarının bulunduğu, Roma Pontus Savaşlarına sahne olmuş ve haşmetli Roma İmparatorluğunun, Pontus’lulardan ard arda aldığı yenilgilerden sonra JULİUS CESAR’ın M.Ö. 47 yılında II. Farnakes’i mağlup etmesi sonucunda VENE, VİDİ, VİCİ sözünün söylendiği yerdir, Tokat.

 

Hitit Döneminden itibaren, ipek yolunun önemini tamamen kaybetmesine kadar Tebriz’den,–doğudan- Bağdat’tan –mezepotomya- gelip Karadeniz’e, Bursa’ya ve İstanbul’a –Helenlere, Romalılara, Bizansa, Osmanlıya- giden yolun en önemli duraklarından biri olmuş ve yol sebebiyle hem kültürel hem de ticari olarak oldukça zenginleşmiş bir yerleşimdir.

 

Bizans döneminde bölgenin dini merkezdir.

 

Tokat kent merkezi M.S. 4. yüzyıla kadar, yalnızca yol güzergâhında bulunan bir Roma Kalesi iken Tokat’ın 10 km. doğusundaki paganist bir merkez olan, Komana kentinden İseviliği kabul eden ilk insanların inançlarına yapılan baskı sebebiyle bu kentten ayrılarak, Tokat kalesi etrafında imparatoriçe Eudoksi’ nin himayesinde kurdukları bir kenttir. Şehrin ismi Doksi isminden; Doksiya, Dükiyye, Düket, Tokat  olarak dönüşmüştür.

 

Pek bilinmez ama;

 

Türklerin Anadolu’daki 900 yıllık mimarlık serüveninin tamamının 900 adım yürüyerek görülebileceği tek şehirdir Tokat (Alıntı)

28 Mart 2023 Salı

Babıl

 

BABIL’IN SEVGİSİ

           Bazı hikayeleri dinlersiniz inanamazsınız. Üstüne birde gerçek mi? gerçekten mi yaşanmış? yoksa uydurma mı, yok canım bu senaryo dersiniz. Bazende şaşkınlıktan hadi ordan canım yok öyle şey olmaz, olamaz deyip duyduklarınıza inanamazsınız. Yıllar yıllar önceydi. Televizyonda bir sinema kuşağında japon bir köpeğin hikayesini anlatan bir film izlemiştim. Adı üstünde film işte senaryo ne kadar gerçeklik payı olabilr ki hadi %10 olsun gerisi hikayedir dedim ve film bittiğinde kişiler ve senaryo gerçek bir öyküden alınmadır yazıyordu. Şok olmuştum. Günlerce olabilirlik ihtimalini düşündüm durdum. Demek ki olabiliyormuş dedim en sonunda. Ve bugün o film kahramanı Akito cinsi köpek HAÇİTO japonyanın simgesi durumuna gelmiş. O kasabayı ziyarete giden turistleri heykeliyle metro istasyonunda karşılayan ve sahibine duyduğu sevgiyi her gün istasyonda onu bekleyerek gösteren sevgi dolu sadık bir dost. 

Şimdi size masal tadında gerçek bir hikaye anlatacağım. Bir varmış bir yokmuş. Evvel zaman içinde kalbur saman içinde birbirlerini çok seven musmutlu yaşayan bir karı kocanın  ela gözlü sarışın bir oğlu varmış. Annesi onu çok çok severmiş.Babası onu çok çok sevmiş. Kadın Oğlunu kucağına ilk aldığında dünyada ki en değerli varlığın evlat olduğunu ve emanet olarak verilen yavrusuna çok güzel şekilde bakması gerektiğinin bilinciyle yavrusunu büyütmüş. Annesi oğlunun ismini Kağan koymuş. Kağan çok zeki bir çocukmuş. Okulda çok başarılıymış. Girdiği sınavları kazanmış. Ve Üniversite de tek tercih yaparak istediği okula girmiş ve mühendis olmuş. 

Üniversite yıllarında aileden ayrı kalmanın özlemini, memleketten uzakta yaşamanın hasretini ve derslerin stresini biraz olsun atlatabilmek ve yalnızlığına arkadaş olması için evinde bir köpek beslemeye karar vermiş. Arkadaşından aldığı üç aylık enik köpek can yoldaşı olmuş. Kağan köpeğini çok sevmiş, beyaz renkli köpeğin sırtındaki siyah yuvarlak beneği balona benzetmiş ve adını BABIL koymuş. Onunla oyunlar oynamış, birlikte parklarda  yürüyüşe çıkmışlar. 2.5 yıl birlikte yaşamışlar. Evde onu dört gözle bekleyen bir canlı sevdiğinin olması Kağan’ın sorumluluklarını pekiştirmiş. Okul yıllarında ona can yoldaşı olan köpeğini çok sevmiş. Kağan okulu bitince iş hayatına atılmış. Ve köpeğini emin ellere annesine ve babasına emanet etmiş. Ayrılması çok zor olmuş ama çalışmak için gideceği şehirde ona bakma imkanı olmadığı için bu ayrılığa katlanmak zorunda kalmış. 

Babası Kağan’ın köpeğini almak için taksi kiralamış, 2 bin km yol gitmiş gelmiş ve köpeği yaşadığı şehre getirmiş. Oğlunun emanetine gözü gibi bakmış. Babası  köpeğe daha iyi şartlarda bakabilmek için köyde yaşayan annesinin yanına bir kulübe yapmış ve oraya götürmüş. Her hatta sonu köpeği ziyarete gidermiş. İşlerinin yoğunluğu sebebiyle iki haftadır köye köpeği ziyarete gidememişler. Annesi köpeği çok özlemiş. O kadar çok özlemiş ki Babıl’ı rüyasında görmüş. Bu hafta sonu babası söz vermiş Babılı görmeye gideceğiz demiş. Demiş ama birde ne görsünler. Kağanın annesi babasını işe uğurlarken kapının önünde Babıl havlayarak babasının üstüne atlamış. Herkes çok  şaşırmış. Babılın burda ne işi var.? Köyde olmalıydı. Babıl köyden şehire 45 km’lik yolu nasıl gelmiş.? Ve 200 bin nüfuslu bu şehirde apartmanı nasıl bulmuş?  Hayretler içinde özlemle Babıla sarılmışlar. Kağanın Babası hemen köyü aramış, Anne köpek nerede? Annesi; “oğlum köpek üç gündür kayıp. Zincirini kırmış kaçmış. Nerede olduğunu bilmiyorum demiş. Sizede üzülmeyesiniz diye haber vermedim.” demiş. Kağan’nın babası “köpek şehire bizim eve gelmiş. Şimdi kapının önünde bizimle birlikte merak etmeyin,” demiş. Telefonu kapatmış. Kağanın annesinin gözleri dolmuş ve aklına yıllar önce televizyonda izlediği “hacito” gelmiş. Hemen balkonda ona güzel bir yer hazırlamış. Karnını doyurmuş, suyunu içirmiş. Ağlayarak çok çok uzaklarda çalışan oğlu Kağan’ı telefonla aramış. “Oğlum Babıl köyden kaçmış 45 km’lik yolu bizi görmek için gelmiş. İnanamıyorum. demiş. Oğluda inanmamış. Kağan telefonda olmaz öyle şey anne demiş göz yaşlarını tutamamış. Bu hikayeyi araştıracağım anne “demiş ve telefonu kapatmış. Biraz sonra yeniden tel çalmış ve Kağan telefonda ağlayarak “anneciğim bu bir mucize Google da yaptığım araştırmada çok az bir cins köpek bunu başarabilirmiş demiş. Sevgi ile büyüyen ve sahibinin sevgisinden mahrum kalmak istemeyen Babıl kendi mucizesini yaratmış ve 45 km’lik yolu yürüyerek sırt sizi görmek için gelmiş,” demiş. Kağan Gönülden gönüle kurulan görünmez bu bağın adı sevgi olmalı diye düşünmüş. Bir hayvandan karşılıksız sevgiyi öğrenen Kağanın annesi ve Kağan çok mutlu olmuşlar. 

Köy gibi bir yerden kalkıp şehirde apartman dairesinin balkonunda yaşamayı tercih eden Babıla hayran kalmışlar.

Sevginin olduğu yerde samanlık seyran olurmuş. Babıl’da  sevgi ile balkonda yaşamayı köye tercih etmiş.    

Kağanın annesi bugün çok mutluyuz. Dünyadaki en güçlü bağın görünmez bağlarla birbirimize bağlı olduğumuz sevginin en masum ve çıkarsız halini sadık bir dost Babıl’dan öğrenmemiz  şükür sebebimiz oldu. Bir daha ayrılmamak dileğiyle...hep birlikte yaşayalım demiş. 

Teşekkürler Babıl bize unuttuğumuz değerleri yeniden hatırlattığın için...
Gideceğin bir çok yer varken bizi tercih ettiğin için...
“Gönülden gönüle bir yol vardır”sözünü bize hatırlattığın için.
Bülbülü altın kafese koymuşlarda illede vatanım demiş sende köy gibi bir ortamı bırakıp apartman dairesinde balkonda bizimle yaşamayı tecih etmenin altında sevilme isteği ve beraber olalımda nasıl olursa olsun dediğin için.
Gelişinle buraları bayrama çevirdiğin için çok çok teşekkürler Babıl.
Hoşgeldin gönül hanemize hoşgeldin Babıl.

O günden sonra Babıl’ın balkonda yaşamasına gönlü razı olmayan Kağanın babası bahçeli bir ev satın almış ve hep birlikte bu bahçeli evde yaşamaya başlamışlar. Günler geçmiş. Babıl kilo almış şişmanlamış. İkibuçuk ay sonra Babıl doğum yapmış ve sekiz yavru dünyaya getirmiş. Babıl çok güzel bir anne olmuş, yavrularına gözü gibi bakmış. Onları sütüyle beslemiş büyütmüş. Enikler üç aylık olunca Kağanın annesi hepsini sahiplendirmiş. Babılla baş başa kalmışlar. Birbirleriyle gözlerinin içine bakarak anlaşıyorlarmış. Kağanın Annesi yazılarını yazarken Babıl karşısına oturup onu seyrediyormuş. Arada sırada birbirlerine laf atıyorlarmış.

Seni çok seviyorum Babıl dediğinde 

Babıl iki kere havlıyormuş. Hav hav (Bende seni) der gibi. 

Dışarıya çıkalım mı ? Babıl 

Hav ( çıkalım)kuyruğunu sallamaya başlıyormuş. 

Birlikte mutlu mesut yaşamışlar. 

Gökten üç elma düşmüş 

Birisi anlatana, birisi dinleyenlere biriside hayvanları çok sevenlere…

Köpeklere Ait İlginç Özellikler

  1. Köpekler, küçük bir çocuğun zekasına sahiplerdir.
  2. Eğitilmeye yatkın canlılar olan köpekler, insanlar gibi öğrenebilme yetisine sahiptirler.  
  3. Cinslere göre değişmek üzere bir köpek 150- 200 civarında kelime öğrenebilir.
  4. Sahiplerinin el hareketlerini hafızalarına kazırlar.
  5. Köpeklerin de zaman algısı vardır.
  6. Renkleri flu algılarlar ama karanlıkta insanlardan daha iyi görürler.
  7. Köpeklerin gözlerini korumak için üçüncü bir göz kapakları daha vardır.
  8. Köpeklerin koku alma yetileri insanlarınkinden bin kat daha iyidir. İnsanların koku alma hücrelerinin 400 katı fazla imiş.
  9. Köpeklerin burun izleri insanların parmak izleri gibi biricik ve kendilerine hastır.
  10. Köpeklerin burunlarının ıslak olması kokuları daha iyi alabilmelerini sağlar.
  11. İnsanların 32 dişi varken köpeklerin diş sayısı 42’dir.
  12. Köpeklerin dillerinde tat almayı sağlayan yaklaşık 17000 reseptör bulunur. Bu sayı insanlarda ancak 9000’dir.
  13. İnsanların bir kulağında 6 kas bulunurken köpeklerde bu sayı 18’dir.
  14. İnsanların duyduğu mesafenin dört katı kadar uzaklıktaki sesleri de duyabilirler.
  15. Vücut ısıları insanlardan daha yüksek derecededir.
  16. Köpeklerin tüm vücutları tüylerle kaplı olsa da üşürler.
  17. Tez bezlerine sahip olmadıkları için patilerinden terlerler.
  18. Köpeklerin ilk gelişen duyuları dokunmadır.  Bu nedenle köpekler fiziksel temasa olumlu tepki verirler.
  19. Köpekler de insanlar gibi sağ ya da sol patilerinden birini daha etkin olarak kullanarak solak ya da sağlak olabilirler.
  20. İnsanların duygu durumunu yüzlerinden anlayan tek canlılardır.
  21. Köpekler de insanlar gibi sevdiklerini özlerler.
  22. Köpeklerde kıskanma duygusu mevcuttur.
  23. insanların fiziksel rahatsızlıklarını anlayabilirler.
  24. Köpekler de insanlar gibi depresyona girebilirler.
  25. Doğduklarında kör, sağır ve dişsizdirler.
  26. İçgüdüsel olarak iyi birer yüzücüdürler.
  27. Doğada sürüler halinde yaşarlar.
  28. Bir köpeğin sağlıklı olduğu dilinin pembeliğinden anlaşılır. Ama Chow Chow gibi bazı köpek ırklarının dilleri siyahtır.
  29. Bazı köpek ırkları doğuştan belirli bir oranda sağırdırlar. Bu ırklardan biri Dalmaçyalı’dır.
  30. Bazı tazı türleri çitalardan daha hızlı koşabilirler.
  31. Kısırlaştırma operasyonu geçirmiş köpekler diğerlerinden daha uzun yaşarlar.
  32. Antik Mısır’da köpeklere çok saygı duyulur, köpeği ölen insanlar günlerce yas tutarlardı.
  33. Dünyada en çok evcil köpek Amerika Birleşik Devletleri’ndedir. İkincilik ise Fransa’nındır.
  34. Yapılan çalışmalara ve bulunan fosillere göre yaklaşık 33 bin yıldır yeryüzünde olan köpeklerin günümüzde dünya üzerindeki sayıları 400 milyon civarındadır.
  35. Sizinde bir köpeğiniz varmı ?
  36. Gözlemlediğiniz bir olayı bizimle paylaşırmısınız?