Ezandan önce uyanırdı annem.!
Kadın dediğin güneş üstüne doğmadan uyanmalıydı çünkü.
Bereketi kaçarmış evin, rızkı kesilirmiş adamın,
öyle derdi hep.
Çatlamış dudaklarından dualar süzülürdü sabahın soğuğunda.
Buz tutardı yazmasındaki oyalar...
Elleri hamur kokardı her daim.
Sanki annem demek hamur demekti.
Elinde kuruyan hamurları bile ziyan etmez, ovalayıp karınca yuvalarına serpiştirirdi.
Her şeye yeterdi annem! Çünkü
Anne demek yetmek demekti.
Ağrıyan yerlerini susturur, acıyan göğsünü bastırırdı.
İşi gücü emeği, ocakta yemeği vardı onun.
Bir ıhlamurla geçiştirdigi soğuk algınlığı, bir evlat gülümsemesiyle unuttuğu gönül dalgınlığı vardı.
Akşam olunca evinin perdesini kapatmaya alışkın elleri, bir de her sabah sulamayı farz edindiği gülleri vardı.
Kimse öksüz değildi o varken, kimse sahipsiz değildi.
Çünkü anne demek sahip demekti...
Ezandan önce uyanırdı annem.
Güneşi kucağına alır, yorganımızın içine saklardı.
Kınalı ellerinde kireç tutan parmakları vardı, çıtırtıları beyaz bir gece gibi kalbime batardı.
Yorgunluk gözlerinden damlardı, çünkü anne demek yorulmak demekti.
Çünkü anne demek ömrünü bağışlamak demekti.....
www.instagram.com/dusunenakil
14 Temmuz 2018 Cumartesi
4 Temmuz 2018 Çarşamba
işte oldum demeyince olgunlaşır insan
Olgunlaşır insan;
Yenilmenin yeniden başlamak olduğunu öğrenince,
Beklememenin hafifliğini hissedince,
Mutluluğun bakış açısında olduğunu anladıkça,
Karşılıksız sevmeyi başarabilince,
Kötünün içinde iyiyi, iyinin içinde kötüyü fark edince,
Söylenilene değil söylenmek istenileni anlayınca,
Kelimeleri değil, gözleri okumaya başlayınca,
Asıl sevilmeye layık olanı bulunca,
Kendini tanıyınca,
Boş gururdan vazgeçince,
Kâinatı okumayı öğrenince,
Güzele değil güzeli yaratana aşık olunca,
Her doğan günün bir nimet olduğunu anlayınca,
Anı yaşamayı başarınca,
Affetmenin kendine iyilik olduğunu
Kinin, nefretin kalbini
Kötü sözlerin dengeni bozduğunu fark edince,
Kendi kendinin gözlemcisi olunca,
Kendini eleştirip kendiyle barışık olunca,
Olgunluğun sonu olmadığını anlayınca,
İşte oldum demeyince
Olgunlaşmaya başlamıştır insan
Alıntı
Yenilmenin yeniden başlamak olduğunu öğrenince,
Beklememenin hafifliğini hissedince,
Mutluluğun bakış açısında olduğunu anladıkça,
Karşılıksız sevmeyi başarabilince,
Kötünün içinde iyiyi, iyinin içinde kötüyü fark edince,
Söylenilene değil söylenmek istenileni anlayınca,
Kelimeleri değil, gözleri okumaya başlayınca,
Asıl sevilmeye layık olanı bulunca,
Kendini tanıyınca,
Boş gururdan vazgeçince,
Kâinatı okumayı öğrenince,
Güzele değil güzeli yaratana aşık olunca,
Her doğan günün bir nimet olduğunu anlayınca,
Anı yaşamayı başarınca,
Affetmenin kendine iyilik olduğunu
Kinin, nefretin kalbini
Kötü sözlerin dengeni bozduğunu fark edince,
Kendi kendinin gözlemcisi olunca,
Kendini eleştirip kendiyle barışık olunca,
Olgunluğun sonu olmadığını anlayınca,
İşte oldum demeyince
Olgunlaşmaya başlamıştır insan
Alıntı
27 Haziran 2018 Çarşamba
OLGUNLAŞMAK
HARİKA BİR YAZI
Yaşlı kadın, bir antika dükkanından aldığı yüzyıllık fincanı özenle salon vitrinine yerleştirdi. Fincanın biçimi, üzerindeki işlemeler, renkler onun bir sanat eseri olduğunu söylüyordu. Ödediği fiyatı hatırladı; hayır, hiç de pahalıya almamıştı.
Hayranlıkla fincanı seyretmeye devam etti.
Derken, birden fincan dile geldi ve kadına şöyle dedi;
"Bana hayranlıkla baktığının farkındayım. Ama bilmelisin ki, ben hep böyle değildim. Yaşadığım sıkıntılar beni bu hale getirdi.”
Kadın şimdi hayret içindeydi. Önündeki kahve fincanı konuşuyordu!
Kekeleyerek: "Nasıl? Anlayamadım?" diyebildi yaşlı kadın.
"Demek istiyorum ki, ben bir zamanlar çamurdan ibarettim ve bir sanatkâr geldi. Beni eline aldı, ezdi, dövdü, yoğurdu. Çektiğim sıkıntılara dayanamayıp:
"Yeter! Lütfen dur artık!" diye bağırmak zorunda kaldım.
Ama usta sadece gülümsedi ve; "Daha değil!" diye cevapladı beni aldı "Sonra beni alıp bir tahtanın üzerine koydu. Burada döndüm, döndüm, döndüm. Döndükçe başım da döndü. Sonunda yine haykırdım:
"Lütfen beni bu şeyin üzerinden kurtar. Artık dönmek istemiyorum!"
Ama usta bana bakıp gülümsüyordu:
"Henüz değil!"
"Derken beni aldı ve fırına koydu. Kapıyı kapayıp ısıyı arttırdı. Onu şimdi fırının penceresinden görebiliyordum. Fırın gitgide ısınıyordu. Aklımdan şöyle geçiyordu: Beni yakarak öldürecek"
Fırının duvarlarına vurmaya başladım. Bir taraftan da bağırıyordum:
"Usta usta! Lütfen izin ver buradan çıkayım!"
"Pencereden onun yüzünü görebiliyordum. Hala gülümsüyor ve "Daha değil!" diyordu.
"Bir saat kadar sonra, fırını açtı ve beni çıkardı. Şimdi rahat nefes alabiliyordum, fırının yakıcı sıcaklığından kurtulmuştum. Beni masanın üstüne koydu ve biraz boyayla bir fırça getirdi.
"Boyalı fırçayla bana hafif hafif dokunmaya başladı. Fırça her tarafımda geziniyor ve bu arada ben gıdıklanıyordum.
"Lütfen usta! Yapma, gıdıklanıyorum!" dedim. Onun cevabı ise aynıydı: "Henüz değil!"
"Sonra beni nazikçe tutup yine fırına doğru yürümeye başladı. Korkudan ölecektim. "Hayır! Beni yine fırına sokma, lütfeeen!" diye bağırdım.
Fırını açıp beni içeri iteleyip kapağı kapattı. Isıyı bir öncekinin iki katına çıkardı. "Bu sefer beni gerçekten yakıp kavuracak!" diye düşündüm. Pencereden bakıp ona yine yalvardım, ama o yine "Daha değil!" diyordu.
Ancak bu defa ustanın yanaklarından bir damla gözyaşının yuvarlandığını gördüm.
"Tam son nefesimi vermek üzere olduğumu düşünüyordum ki, kapak açıldı ve ustanın nazik eli beni çekip dışarı çıkardı. Derin bir nefes aldım, hasret kaldığım serinliğe kavuşmuştum. Beni yüksekçe bir rafa koydu ve usta şöyle dedi:
"Şimdi tam istediğim gibi oldun. Kendine bir bakmak ister misin?"
Ona "Evet" dedim.
Bir ayna getirip önüme koydu. Gördüğüme inanamıyordum. Aynaya tekrar tekrar baktım ve "Bu ben değilim. Ben sadece bir çamur parçasıydım."
"Evet bu sensin!" dedi usta. Senin acı ve sıkıntı diye gördüğün şeyler sayesinde böyle mükemmel bir fincan haline geldin.
Eğer seni bir çamur parçası iken üzerinde çalışmasaydım, kuruyup gidecektin.
Döner tezgahın üstüne koymasaydım, ufalanıp toz olacaktın.
Sıcak fırına sokmasaydım, çatlayacaktın.
Boyamasaydım, hayatında renk olmayacaktı.
Ama sana asıl güç ve kuvveti veren ikinci fırın oldu.
Şimdi arzu ettiğim her şey var üzerinde."
Ve ben kahve fincanı, şu sözlerin ağzımdan çıktığını hayretle fark ettim:
"Ustam! Sana güvenmediğim için beni affet!
Bana zarar vereceğini düşündüm.
Beni benden fazla sevip iyilik yapacağını fark edemedim.
Bakışım kısaydı, ama şimdi beni harika bir sanat eseri yaptığını görüyorum.
Benim sıkıntı ve acı diye gördüğüm şeyleri bana verdiğin için teşekkür ederim. Teşekkür ederim."
USTA FİNCANI, YARATICI İNSANI ŞEKİLLENDİRİR..
www.instagram.com/dusunenakil
Yaşlı kadın, bir antika dükkanından aldığı yüzyıllık fincanı özenle salon vitrinine yerleştirdi. Fincanın biçimi, üzerindeki işlemeler, renkler onun bir sanat eseri olduğunu söylüyordu. Ödediği fiyatı hatırladı; hayır, hiç de pahalıya almamıştı.
Hayranlıkla fincanı seyretmeye devam etti.
Derken, birden fincan dile geldi ve kadına şöyle dedi;
"Bana hayranlıkla baktığının farkındayım. Ama bilmelisin ki, ben hep böyle değildim. Yaşadığım sıkıntılar beni bu hale getirdi.”
Kadın şimdi hayret içindeydi. Önündeki kahve fincanı konuşuyordu!
Kekeleyerek: "Nasıl? Anlayamadım?" diyebildi yaşlı kadın.
"Demek istiyorum ki, ben bir zamanlar çamurdan ibarettim ve bir sanatkâr geldi. Beni eline aldı, ezdi, dövdü, yoğurdu. Çektiğim sıkıntılara dayanamayıp:
"Yeter! Lütfen dur artık!" diye bağırmak zorunda kaldım.
Ama usta sadece gülümsedi ve; "Daha değil!" diye cevapladı beni aldı "Sonra beni alıp bir tahtanın üzerine koydu. Burada döndüm, döndüm, döndüm. Döndükçe başım da döndü. Sonunda yine haykırdım:
"Lütfen beni bu şeyin üzerinden kurtar. Artık dönmek istemiyorum!"
Ama usta bana bakıp gülümsüyordu:
"Henüz değil!"
"Derken beni aldı ve fırına koydu. Kapıyı kapayıp ısıyı arttırdı. Onu şimdi fırının penceresinden görebiliyordum. Fırın gitgide ısınıyordu. Aklımdan şöyle geçiyordu: Beni yakarak öldürecek"
Fırının duvarlarına vurmaya başladım. Bir taraftan da bağırıyordum:
"Usta usta! Lütfen izin ver buradan çıkayım!"
"Pencereden onun yüzünü görebiliyordum. Hala gülümsüyor ve "Daha değil!" diyordu.
"Bir saat kadar sonra, fırını açtı ve beni çıkardı. Şimdi rahat nefes alabiliyordum, fırının yakıcı sıcaklığından kurtulmuştum. Beni masanın üstüne koydu ve biraz boyayla bir fırça getirdi.
"Boyalı fırçayla bana hafif hafif dokunmaya başladı. Fırça her tarafımda geziniyor ve bu arada ben gıdıklanıyordum.
"Lütfen usta! Yapma, gıdıklanıyorum!" dedim. Onun cevabı ise aynıydı: "Henüz değil!"
"Sonra beni nazikçe tutup yine fırına doğru yürümeye başladı. Korkudan ölecektim. "Hayır! Beni yine fırına sokma, lütfeeen!" diye bağırdım.
Fırını açıp beni içeri iteleyip kapağı kapattı. Isıyı bir öncekinin iki katına çıkardı. "Bu sefer beni gerçekten yakıp kavuracak!" diye düşündüm. Pencereden bakıp ona yine yalvardım, ama o yine "Daha değil!" diyordu.
Ancak bu defa ustanın yanaklarından bir damla gözyaşının yuvarlandığını gördüm.
"Tam son nefesimi vermek üzere olduğumu düşünüyordum ki, kapak açıldı ve ustanın nazik eli beni çekip dışarı çıkardı. Derin bir nefes aldım, hasret kaldığım serinliğe kavuşmuştum. Beni yüksekçe bir rafa koydu ve usta şöyle dedi:
"Şimdi tam istediğim gibi oldun. Kendine bir bakmak ister misin?"
Ona "Evet" dedim.
Bir ayna getirip önüme koydu. Gördüğüme inanamıyordum. Aynaya tekrar tekrar baktım ve "Bu ben değilim. Ben sadece bir çamur parçasıydım."
"Evet bu sensin!" dedi usta. Senin acı ve sıkıntı diye gördüğün şeyler sayesinde böyle mükemmel bir fincan haline geldin.
Eğer seni bir çamur parçası iken üzerinde çalışmasaydım, kuruyup gidecektin.
Döner tezgahın üstüne koymasaydım, ufalanıp toz olacaktın.
Sıcak fırına sokmasaydım, çatlayacaktın.
Boyamasaydım, hayatında renk olmayacaktı.
Ama sana asıl güç ve kuvveti veren ikinci fırın oldu.
Şimdi arzu ettiğim her şey var üzerinde."
Ve ben kahve fincanı, şu sözlerin ağzımdan çıktığını hayretle fark ettim:
"Ustam! Sana güvenmediğim için beni affet!
Bana zarar vereceğini düşündüm.
Beni benden fazla sevip iyilik yapacağını fark edemedim.
Bakışım kısaydı, ama şimdi beni harika bir sanat eseri yaptığını görüyorum.
Benim sıkıntı ve acı diye gördüğüm şeyleri bana verdiğin için teşekkür ederim. Teşekkür ederim."
USTA FİNCANI, YARATICI İNSANI ŞEKİLLENDİRİR..
www.instagram.com/dusunenakil
19 Haziran 2018 Salı
Şehit Annesi Fatma Uyumaz
Fatma teyze nin adı gibi tertemiz nur gibi yüzü var gülen gözleri uyumaz olmuş yirmibir yıldır.Şehit oğlunun acısını içinde kanayan ve durmak bilmeyen taze kor ateş olarak tarif ediyor. Şehitlik şahitlikten gelir yani Allah'ın birliğine ve varlığına şahitlik etmek bilgilenmek bilgi sahibi olmak bilge insan demektir. Cannınzdan ve malınızdan vermedikçe iman etmiş olmazsınız. Salih uzmanımızda vatanın bekası ve huzuru için canını seve seve veren yiğitlerden. Tokat tarihinde sınırları içinde hiç savaş yaşamamış ama Vatan topraklarını korumak için en çok şehit veren illerden birisidir.
Şehid piyade uzman çavuş Salih Uyumaz'ın teskeresinin üstünde yazılı olan iki satır dikkatimi çekti .
"Tarihine yalnız kılıcın gölgesi azdı
Irkın medeniyeti ,güneşsiz yaşamazdı."
Tokat 1972 doğumlu Ahmet ve Fatma çiftinin oğlu .Orta okul mezunu .Evli ve bir çocuk babası görevine Mardin Midyatta başladı.06.04.1996 yılında girdiği teröristlerle silahlı çatışmada şehit oldu."
Kısa öz geçmişiyle ebedi hayatı şehitlik makamı olan evladına duyduğu özlemi susarak yutkunarak bize anlatmaya çalışıyor Fatma teyze.
Eledim eledim höllük eledim
Aynalı beşikte yavrum bebek beledim
Büyüttüm besledim asker eğledim
Gittide gelmedi yavrum buna neçare
"Küçükken silahla oynamayı çok severdi.Çok zeki bir çocuktu . Okumadı orta okul mezunuydu. İş bulamadı.Asker olmayı çok istedi .O zaman ortalık çok karışıktı yağmur gibi şehit yağıyordu her gün, "şehit olursam ne mutlu bana "derdi dediği gibi de oldu yavrum. Acısı ilk günkü gibi içimde.On aylık evliydi hanımı beş aylık hamileydi.Yavrusunu göremedi 4 ay sonra kızı dünyaya geldi.Gelinimle beraber büyüttük torunumu.Özel okullarda okudu şehit kontenjanından. Çok zeki bir çocuk babası gibi,şimdi Samsun 19 mayıs Üniversitesi Tıp fakültesinde okuyor.Gelinim evlenmedi.Devlet bize şehit parası verdi,karşılıklı ev aldık, aynı apartmanda oturuyoruz.Gelinimden çok memnunum.Hiç bir şey beklemiyorum ondan, torunumla mutlu olsunlar bana yeter.Allah devletimizden milletimizden razı olsun. Yetkililer her zaman arayıp soruyorlar.Bizi yanlız bırakmadılar.Hala şehit oğlumun ekmeğini yiyoruz. İki oğlum bir kızım daha var. Kızım okudu öğretmen oldu, oğlumun birisi babası gibi kamyon şöförü,biriside hastanede çalışıyor.Okumam yazmam yok. Ama okuyorum.Atalarımız mübadele zamanında Selanikten gelmişler.Annem bizi fakirlikle büyütmüş. Beş kardeşiz, üç erkek iki kız.18 yaşında görücü usulüyle Bulgaristan göçmeni kamyon şöförü bir gençle evlendim.Bende okusaydım başbakan olmak isterdim, terörü bitirmek isterdim,evlatlar ölmesin barış olsun kardeş olalım huzur içinde yaşayalım isterdim.
Eskiden yaşadığımız çileleri şimdiki gençler çekemezler,bizler yaşadık içimize attık kimseye bildirmedik derdimizi dayandık tüm çilelere. Amcan şöför olunca evde pek olmazdı herkes bana gelirdi benim kapım tekke gibiydi hiç boş kalmazdı. Mutluyduk komşuluk çok güzeldi. Her şeyimizi paylaşırdık.Oğlum şehit olana kadar şehit nedir bilmezdim başa gelince öğrendim. Ölüm her şeyi öğreti bilmediklerimi bildirdi.En büyük nasihatmış anlayana.
-Kapı çaldı bir gün yukardan seslendim kim o diye
-Aşağıdan birisi Ahmet amca aşağı gelsin dedi.
-Bende pencereye yöneldim, camdan baktımki kapıda bir sürü asker. Çok acı gerisini hatırlamıyorum.
Üç dört kere rüyamda gördüm oğlumu ,taç takmışlar başına ,saçları geriye doğru dalgalanmış bayırdan aşağıya doğru iniyordu can parem.
Şehidimin mezarı Büyük bağlar köyünde .Orda yatıyor yiğidim aslanım yüreğimde yaşıyor.
Dünyada gözüm kalmadı.70 yaşına yaklaştım. Hacca ümreye gittim. Kur-an-ı kerimi öğrendim.Şimdi telefonlar uzağı yakın ediyor.Eskiden öylemiydi mektup gözlerdik aylarca,gelecekte haber verecek sevdiğimizden. Herkes birbirini sevsin sevdiğiyle evlensin.seveni sevene versinler.
Gül deyince aklıma oğlum geldi, gülmek geldi ağlamasın kimse herkes gülsün,birde çiçek geldi"diyor Fatma Uyumaz teyze
- Anlayana ölüm en büyük nasihat
Başka söze gerek.Sözün bittiği yerden devam edelim. "Allah yolunda ölenleri ölüden saymayın onlar Allah katında diridirler."sonsuz ve ebedi hayatı canlarıyla kazananlara, tarih yazanlara Çanakkale geçilmez yazısını kanlarıyla yazan onbeşlilerin,gözü yaşlı kızların diyarından onbeş temmuz şehitlerine selam olsun.Haklarını bizlere helal etsinler.Teşekkürler Fatma teyze bizimle hikayenizi paylaştığınız için.
Şehid piyade uzman çavuş Salih Uyumaz'ın teskeresinin üstünde yazılı olan iki satır dikkatimi çekti .
"Tarihine yalnız kılıcın gölgesi azdı
Irkın medeniyeti ,güneşsiz yaşamazdı."
Tokat 1972 doğumlu Ahmet ve Fatma çiftinin oğlu .Orta okul mezunu .Evli ve bir çocuk babası görevine Mardin Midyatta başladı.06.04.1996 yılında girdiği teröristlerle silahlı çatışmada şehit oldu."
Kısa öz geçmişiyle ebedi hayatı şehitlik makamı olan evladına duyduğu özlemi susarak yutkunarak bize anlatmaya çalışıyor Fatma teyze.
Eledim eledim höllük eledim
Aynalı beşikte yavrum bebek beledim
Büyüttüm besledim asker eğledim
Gittide gelmedi yavrum buna neçare
"Küçükken silahla oynamayı çok severdi.Çok zeki bir çocuktu . Okumadı orta okul mezunuydu. İş bulamadı.Asker olmayı çok istedi .O zaman ortalık çok karışıktı yağmur gibi şehit yağıyordu her gün, "şehit olursam ne mutlu bana "derdi dediği gibi de oldu yavrum. Acısı ilk günkü gibi içimde.On aylık evliydi hanımı beş aylık hamileydi.Yavrusunu göremedi 4 ay sonra kızı dünyaya geldi.Gelinimle beraber büyüttük torunumu.Özel okullarda okudu şehit kontenjanından. Çok zeki bir çocuk babası gibi,şimdi Samsun 19 mayıs Üniversitesi Tıp fakültesinde okuyor.Gelinim evlenmedi.Devlet bize şehit parası verdi,karşılıklı ev aldık, aynı apartmanda oturuyoruz.Gelinimden çok memnunum.Hiç bir şey beklemiyorum ondan, torunumla mutlu olsunlar bana yeter.Allah devletimizden milletimizden razı olsun. Yetkililer her zaman arayıp soruyorlar.Bizi yanlız bırakmadılar.Hala şehit oğlumun ekmeğini yiyoruz. İki oğlum bir kızım daha var. Kızım okudu öğretmen oldu, oğlumun birisi babası gibi kamyon şöförü,biriside hastanede çalışıyor.Okumam yazmam yok. Ama okuyorum.Atalarımız mübadele zamanında Selanikten gelmişler.Annem bizi fakirlikle büyütmüş. Beş kardeşiz, üç erkek iki kız.18 yaşında görücü usulüyle Bulgaristan göçmeni kamyon şöförü bir gençle evlendim.Bende okusaydım başbakan olmak isterdim, terörü bitirmek isterdim,evlatlar ölmesin barış olsun kardeş olalım huzur içinde yaşayalım isterdim.
Eskiden yaşadığımız çileleri şimdiki gençler çekemezler,bizler yaşadık içimize attık kimseye bildirmedik derdimizi dayandık tüm çilelere. Amcan şöför olunca evde pek olmazdı herkes bana gelirdi benim kapım tekke gibiydi hiç boş kalmazdı. Mutluyduk komşuluk çok güzeldi. Her şeyimizi paylaşırdık.Oğlum şehit olana kadar şehit nedir bilmezdim başa gelince öğrendim. Ölüm her şeyi öğreti bilmediklerimi bildirdi.En büyük nasihatmış anlayana.
-Kapı çaldı bir gün yukardan seslendim kim o diye
-Aşağıdan birisi Ahmet amca aşağı gelsin dedi.
-Bende pencereye yöneldim, camdan baktımki kapıda bir sürü asker. Çok acı gerisini hatırlamıyorum.
Üç dört kere rüyamda gördüm oğlumu ,taç takmışlar başına ,saçları geriye doğru dalgalanmış bayırdan aşağıya doğru iniyordu can parem.
Şehidimin mezarı Büyük bağlar köyünde .Orda yatıyor yiğidim aslanım yüreğimde yaşıyor.
Dünyada gözüm kalmadı.70 yaşına yaklaştım. Hacca ümreye gittim. Kur-an-ı kerimi öğrendim.Şimdi telefonlar uzağı yakın ediyor.Eskiden öylemiydi mektup gözlerdik aylarca,gelecekte haber verecek sevdiğimizden. Herkes birbirini sevsin sevdiğiyle evlensin.seveni sevene versinler.
Gül deyince aklıma oğlum geldi, gülmek geldi ağlamasın kimse herkes gülsün,birde çiçek geldi"diyor Fatma Uyumaz teyze
- Anlayana ölüm en büyük nasihat
Başka söze gerek.Sözün bittiği yerden devam edelim. "Allah yolunda ölenleri ölüden saymayın onlar Allah katında diridirler."sonsuz ve ebedi hayatı canlarıyla kazananlara, tarih yazanlara Çanakkale geçilmez yazısını kanlarıyla yazan onbeşlilerin,gözü yaşlı kızların diyarından onbeş temmuz şehitlerine selam olsun.Haklarını bizlere helal etsinler.Teşekkürler Fatma teyze bizimle hikayenizi paylaştığınız için.
31 Mayıs 2018 Perşembe
BABILIN SEVGİSİ
Bazı hikayeleri dinlersiniz inanamazsınız üstüne birde gerçek mi gerçekten mi yaşanmış yoksa uydurma mı yoksa senaryo mu dersiniz. Bazende şaşkınlıktan hadi ordan canım yok öyle şey olmaz olamaz deyip kulaklarınıza inanamazsınız. Yıllar önceydi televizyonda bir sinema kuşağında japon bir köpeğin hikayesini anlatan bir film izlemiştim . Adı üstünde film işte senaryo ne kadar gerçeklik payı olabilr ki hadi %10 olsun gerisi hikayedir dedim ve film bittiğinde kişiler ve senaryo gerçek bir öyküden alınmadır yazıyordu. Şok olmuştum.Günlerce olabilirlik ihtimalini düşündüm durdum. Demek ki olabiliyormuş dedim en sonunda. Ve bugün o film kahramanı Akito cinsi köpek HAÇİTO japonyanın simgesi durumuna gelmiş o kasabayı ziyarete giden turistleri heykeliyle metro istasyonunda karşılayan ve sahibine duyduğu sevgiyi hergün istasyonda onu bekleyerek gösteren sevgi dolu sadık bir dost.
Size bizim köpeğimiz Babıl dan bahsedeceğim. Babıl oğlumun köpeği 2,5 yaşında kırma bir köpek cinsi nedir bilmiyorum ama sırtının ortasında kocaman balon şeklinde bir siyah noktası var oğlum bu noktayı balona benzetmiş ve ismini BABIL koymuş. Üniversite son sınıf öğrencisi olan oğlum onun sevgisiyle ve sorumluluğunu yüklenmekle farklı bir yaşam mücadelesi verirken hayatı insanları sevmeyi ve sorumluluklarının bilincine ermeyi Babıl dan öğrendi. Sevgi dolu bir köpek olarak büyüdü. Köpeği olan bütün arkadaşları köpek bakmayı sokakta yürürken havam olsun ve köpekle kavga ettiğinde kendi köpeğinin gücünü göstermek amacıyla büyüttükleri bu hayvanları egolarını tatmin etmek için kullanırken oğlum bana ait benim olan beni seven benim yolumu gözleyen gözlerimin içine bakan sevgi dolu bir hayvanla yanlızlığını paylaşarak 1,5 yıl bakıp büyüttüğü köpeğinden çalışmak zorunda olduğu için ayrılmak zorunda kaldı ve köpeği bize emanet etti. Bizde elimizden geldiğince emanete bakmaya başladık fakat o kadar çok sevdik ki görmessek duramıyoruz. Daha iyi şartlarda yaşasın diye annemin yanına köye götürdük. Ortamı güzel el bebek gül bebek yediği önünde yemediği arkasında. Her haftasonu gidiyoruz ziyaretine. İşlerimizin yoğun olduğu şu günlerde köye üç haftadır gidemiyoruz.Gözümde tütüyor çok özledim rüyalarıma girdi.Bu hafta sonu onu ziyarete gidecektik.Köyde yanlız değil annemler teyzemler dayımlar herkes orada. Köpek üç gündür kayıpmış. Bizede söylemiyorlar üzülmeyelim diye.Eşimi işe yolcu ederken kapının önünde Babılı gördüm sanki ama imkansız o ne yapsın burda köyde diye düşünürken Babıl diye seslendim aşkım sen ne yapıyorsun burda nasıl geldin kim getirdi demeye kalmadı eşimin üstüne atladı çok mutlu bir şekilde şımararak bize kavuşmanın vermiş olduğu güvenle derin bir nefes aldı ve yere uzandı . Biz şaşkınlıktan ne olduğunu anlayamadık. Hemen balkona yerini hazırladım ve oraya aldım. Suyunu içti yemek yemedi. Biraz birbirimizi sevdik sarıldık, sahibine kavuşmanın verdiği huzurla uzandı ve uykuya daldı. Hemen kızımı aradım ve durumu anlattım. Anne olamaz öyle bir şey nasıl 30 -40 km lik yolu yürüyerek gelir dedi ve telefonda ağlamaya başladı. Ben bunu araştıracağım dedi. Biraz sonra tekrar döndü ve anne bu bir mucize dedi. Böyle bir şey çok nadir görünen bir şeymiş ve şanslı köpekler bunu başarırlarmış. Babıl çok şanslı ve mucize yaratan bir köpek dedi. İkimizde telefonun ucunda ağlıyorduk. Bunun tek bir sebebi vardı sevgi sevildiği yeri bilen köpek üç haftadır görmediği sahiplerini görebilmek için onca yolu üçgün yürüyerek gelmiş ve apartmanın kapısının önünde bizim dışarı çıkmamızı beklemiş ve eşim işe giderken arkasından ben geldim diye üzerine atlaması bizi şoke etti.
Bugün çok mutluyuz dünyadaki en güçlü bağın görünmez bağlarla birbirimize bağlı olduğumuz sevginin en masum ve çıkarsız halini gönül bağıyla size bağlanan bir sadık dostun ansızın beklemediğiniz bir anda karşınıza çıkması size yaradanın yüceliğini ve şu güzel günlerin rahmet ve bereketinden bize düşen pay olarak düşünüyorum. Bir daha ayrılmamak dileğiyle...
Teşekkürler Babıl bize unuttuğumuz değerleri yeniden hatırlattığın için...
Gideceğin bir çok yer varken bizi tercih ettiğin için...
Gönülden gönüle bir yol vardır sözünü bize hatırlattığın için.
Bülbülü altın kafese koymuşlarda illede vatanım demiş sende köy gibi bir ortamı bırakıp apartman dairesinde balkonda yaşamayı tecih etmenin altında sevilme isteği ve beraber olalımda nasıl olursa olsun dediğin için.
İnsan oğlunun hayvanlarla birlikte bir bütün olduğumuzu, hepimiz bir birimiz için bir nimet olduğunu görmemizi sağladığın için
Gelişinle buraları bayrama çevirdiğin için çok çok teşekkürler Babıl.
Hoşgeldin gönül hanemize hoşgeldin Babıl...
Size bizim köpeğimiz Babıl dan bahsedeceğim. Babıl oğlumun köpeği 2,5 yaşında kırma bir köpek cinsi nedir bilmiyorum ama sırtının ortasında kocaman balon şeklinde bir siyah noktası var oğlum bu noktayı balona benzetmiş ve ismini BABIL koymuş. Üniversite son sınıf öğrencisi olan oğlum onun sevgisiyle ve sorumluluğunu yüklenmekle farklı bir yaşam mücadelesi verirken hayatı insanları sevmeyi ve sorumluluklarının bilincine ermeyi Babıl dan öğrendi. Sevgi dolu bir köpek olarak büyüdü. Köpeği olan bütün arkadaşları köpek bakmayı sokakta yürürken havam olsun ve köpekle kavga ettiğinde kendi köpeğinin gücünü göstermek amacıyla büyüttükleri bu hayvanları egolarını tatmin etmek için kullanırken oğlum bana ait benim olan beni seven benim yolumu gözleyen gözlerimin içine bakan sevgi dolu bir hayvanla yanlızlığını paylaşarak 1,5 yıl bakıp büyüttüğü köpeğinden çalışmak zorunda olduğu için ayrılmak zorunda kaldı ve köpeği bize emanet etti. Bizde elimizden geldiğince emanete bakmaya başladık fakat o kadar çok sevdik ki görmessek duramıyoruz. Daha iyi şartlarda yaşasın diye annemin yanına köye götürdük. Ortamı güzel el bebek gül bebek yediği önünde yemediği arkasında. Her haftasonu gidiyoruz ziyaretine. İşlerimizin yoğun olduğu şu günlerde köye üç haftadır gidemiyoruz.Gözümde tütüyor çok özledim rüyalarıma girdi.Bu hafta sonu onu ziyarete gidecektik.Köyde yanlız değil annemler teyzemler dayımlar herkes orada. Köpek üç gündür kayıpmış. Bizede söylemiyorlar üzülmeyelim diye.Eşimi işe yolcu ederken kapının önünde Babılı gördüm sanki ama imkansız o ne yapsın burda köyde diye düşünürken Babıl diye seslendim aşkım sen ne yapıyorsun burda nasıl geldin kim getirdi demeye kalmadı eşimin üstüne atladı çok mutlu bir şekilde şımararak bize kavuşmanın vermiş olduğu güvenle derin bir nefes aldı ve yere uzandı . Biz şaşkınlıktan ne olduğunu anlayamadık. Hemen balkona yerini hazırladım ve oraya aldım. Suyunu içti yemek yemedi. Biraz birbirimizi sevdik sarıldık, sahibine kavuşmanın verdiği huzurla uzandı ve uykuya daldı. Hemen kızımı aradım ve durumu anlattım. Anne olamaz öyle bir şey nasıl 30 -40 km lik yolu yürüyerek gelir dedi ve telefonda ağlamaya başladı. Ben bunu araştıracağım dedi. Biraz sonra tekrar döndü ve anne bu bir mucize dedi. Böyle bir şey çok nadir görünen bir şeymiş ve şanslı köpekler bunu başarırlarmış. Babıl çok şanslı ve mucize yaratan bir köpek dedi. İkimizde telefonun ucunda ağlıyorduk. Bunun tek bir sebebi vardı sevgi sevildiği yeri bilen köpek üç haftadır görmediği sahiplerini görebilmek için onca yolu üçgün yürüyerek gelmiş ve apartmanın kapısının önünde bizim dışarı çıkmamızı beklemiş ve eşim işe giderken arkasından ben geldim diye üzerine atlaması bizi şoke etti.
Bugün çok mutluyuz dünyadaki en güçlü bağın görünmez bağlarla birbirimize bağlı olduğumuz sevginin en masum ve çıkarsız halini gönül bağıyla size bağlanan bir sadık dostun ansızın beklemediğiniz bir anda karşınıza çıkması size yaradanın yüceliğini ve şu güzel günlerin rahmet ve bereketinden bize düşen pay olarak düşünüyorum. Bir daha ayrılmamak dileğiyle...
Teşekkürler Babıl bize unuttuğumuz değerleri yeniden hatırlattığın için...
Gideceğin bir çok yer varken bizi tercih ettiğin için...
Gönülden gönüle bir yol vardır sözünü bize hatırlattığın için.
Bülbülü altın kafese koymuşlarda illede vatanım demiş sende köy gibi bir ortamı bırakıp apartman dairesinde balkonda yaşamayı tecih etmenin altında sevilme isteği ve beraber olalımda nasıl olursa olsun dediğin için.
İnsan oğlunun hayvanlarla birlikte bir bütün olduğumuzu, hepimiz bir birimiz için bir nimet olduğunu görmemizi sağladığın için
Gelişinle buraları bayrama çevirdiğin için çok çok teşekkürler Babıl.
Hoşgeldin gönül hanemize hoşgeldin Babıl...
28 Mayıs 2018 Pazartesi
ÖZLÜ SÖZLER
"Geçmişten günümüze günümüzden geleceğe olan bu yaşantımızda mutlu olmayı başarabilmektir yaşamak."
Cemile Sucu
Cemile Sucu
24 Mayıs 2018 Perşembe
ERDEMLİLER TAKIMI
ERDEMLİLER TAKIMI
Erdemliler takımı 11 kişilik dev yazar kadrosuyla yaşları 11 ile 13 arasında değişen yazdıkları gerçek öykülerle bam telimize dokunan hayale dayalı yazılan öykülerle geleceği tasarlayan değerler eğitimi üzerinden okuyucuya mesaj veren bir değil iki kitap yazan akranları arasında fark yaratarak Türkiye'de bir ilke imza atan küçük dev bir takım.
1984 yılında Tokat karşıyakada dünyaya geldim bir bağ evinde büyüdüm. Annem ev hanımı babam işçi. Ben Anadolu öğretmen lisesinden mezun oldum. Gazi üniversitesi Türkçe öğretmenliği bölümünü bitirdim. Eşim sınıf arkadaşımdı. Severek evlendim ve ikitane çocuğum var. 11 yıllık öğretmenim ve 6 yıldır bu okulda 26 Haziran İlköğretim okulunda görev yapıyorum. Çocukların kitap okumasına çok çok önem verdim. Yılda 90 -100 kitap okudular ve yıllardır kitap okuyan bu çocuklar doldular ve artık boşalma zamanı geldiğinde çocukların yazma yönlerini geliştirmek için böyle bir girişimde bulunduk ve Erdemliler Takımı'nı kurduk. Yaşlarına göre boylarından büyük işler başardılar. Geleceğin yazarlarını yetiştirmek ve özgüvenlerini geliştirmek için çok güzel bir çalışma oldu. Öğrencilerimizle bu çalışmayı yaparken sorumluluk bilincini geliştirmeyi, sorgulamayı, duyarlılığımızı arttırmayı, bakış açılarımızı değiştirmeyi,okuma ve yazma bilincini geliştirmeyi,ben değil biz kavramı içinde bir takım halinde üretmenin ve paylaşmanın şevkini ve hazzını öğrencilerimize kavratmak ve geleceğin temellerinin atıldığı ilköğretim okullarında bunu çocuklarımıza yaşayarak öğretmekti.
Öğrencilerimizin bu çalışmasının alt yapısı çok sağlam. Yüzlerce kitap okuyarak dolan ve boşalmak için yazan öğrencilerin eseri bu iki kitap.İçimdeki resimleri öğrencilerimiz kendileri çizdi. Bugünün küçükleri yarının büyükleri bu öğrencilerimizin yazdıkları öykülerde kendimizden bir şeyler bulabileceğimizden hiç şüphem yok. Kitapları ihtiyacı olan okullara hediye gönderdik. Satarak para kazandık ihtiyacı olan öğrencilere para yardımı yaptık. Her çocuk bir şeyler yapabilir dedik ve atık kapaklardan dev mevlana portresi yaptık. 25 bin tane pano çivisinden Atatürk sülüeti yaptık. Ses getirdi çok güzel bir çalışmaydı. Televizyon kanalı kurduk ve bunu çocuklarımız yönetti. Ben standart iş yapmasını sevmiyorum. Farklı işlerle fark yaratarak öğrencilerimizin dikkatini çekip ve öğrencilerimizi bu işe dahil ederek onlarında sorumluluk almalarını sağlıyoruz. Okumanın önemini çocuklarımıza aşıladığımızı ufuklarını açtığımızı düşünüyorum. Çocuklarımızı devlet tiyatrosuna götürdüm onların gelişmesi için elimden geldiğince her şeyi onlara vermeye çalışıyorum. Bir çok başarıya imza attık hep beraber. Çocukları ve mesleğimi çok seviyorum ve severek yapıyorum." diyen Mevlüt Taşkın öğretmenim yaptığı projelerle fark yaratan ve gönülleri feth eden işini severek yapan koca yürekli sıra dışı bir eğitimci.
Başarılarınız daim olsun Mevlüt Taşkın öğretmenim bize ve öğrencilerinize yaptıklarınızla değer kattığınız için teşekkürler...Kitap kurtlarına şiddetle tavsiye ederim çok güzel öyküler var içinde ...
Erdemliler takımı 11 kişilik dev yazar kadrosuyla yaşları 11 ile 13 arasında değişen yazdıkları gerçek öykülerle bam telimize dokunan hayale dayalı yazılan öykülerle geleceği tasarlayan değerler eğitimi üzerinden okuyucuya mesaj veren bir değil iki kitap yazan akranları arasında fark yaratarak Türkiye'de bir ilke imza atan küçük dev bir takım.
1984 yılında Tokat karşıyakada dünyaya geldim bir bağ evinde büyüdüm. Annem ev hanımı babam işçi. Ben Anadolu öğretmen lisesinden mezun oldum. Gazi üniversitesi Türkçe öğretmenliği bölümünü bitirdim. Eşim sınıf arkadaşımdı. Severek evlendim ve ikitane çocuğum var. 11 yıllık öğretmenim ve 6 yıldır bu okulda 26 Haziran İlköğretim okulunda görev yapıyorum. Çocukların kitap okumasına çok çok önem verdim. Yılda 90 -100 kitap okudular ve yıllardır kitap okuyan bu çocuklar doldular ve artık boşalma zamanı geldiğinde çocukların yazma yönlerini geliştirmek için böyle bir girişimde bulunduk ve Erdemliler Takımı'nı kurduk. Yaşlarına göre boylarından büyük işler başardılar. Geleceğin yazarlarını yetiştirmek ve özgüvenlerini geliştirmek için çok güzel bir çalışma oldu. Öğrencilerimizle bu çalışmayı yaparken sorumluluk bilincini geliştirmeyi, sorgulamayı, duyarlılığımızı arttırmayı, bakış açılarımızı değiştirmeyi,okuma ve yazma bilincini geliştirmeyi,ben değil biz kavramı içinde bir takım halinde üretmenin ve paylaşmanın şevkini ve hazzını öğrencilerimize kavratmak ve geleceğin temellerinin atıldığı ilköğretim okullarında bunu çocuklarımıza yaşayarak öğretmekti.
Öğrencilerimizin bu çalışmasının alt yapısı çok sağlam. Yüzlerce kitap okuyarak dolan ve boşalmak için yazan öğrencilerin eseri bu iki kitap.İçimdeki resimleri öğrencilerimiz kendileri çizdi. Bugünün küçükleri yarının büyükleri bu öğrencilerimizin yazdıkları öykülerde kendimizden bir şeyler bulabileceğimizden hiç şüphem yok. Kitapları ihtiyacı olan okullara hediye gönderdik. Satarak para kazandık ihtiyacı olan öğrencilere para yardımı yaptık. Her çocuk bir şeyler yapabilir dedik ve atık kapaklardan dev mevlana portresi yaptık. 25 bin tane pano çivisinden Atatürk sülüeti yaptık. Ses getirdi çok güzel bir çalışmaydı. Televizyon kanalı kurduk ve bunu çocuklarımız yönetti. Ben standart iş yapmasını sevmiyorum. Farklı işlerle fark yaratarak öğrencilerimizin dikkatini çekip ve öğrencilerimizi bu işe dahil ederek onlarında sorumluluk almalarını sağlıyoruz. Okumanın önemini çocuklarımıza aşıladığımızı ufuklarını açtığımızı düşünüyorum. Çocuklarımızı devlet tiyatrosuna götürdüm onların gelişmesi için elimden geldiğince her şeyi onlara vermeye çalışıyorum. Bir çok başarıya imza attık hep beraber. Çocukları ve mesleğimi çok seviyorum ve severek yapıyorum." diyen Mevlüt Taşkın öğretmenim yaptığı projelerle fark yaratan ve gönülleri feth eden işini severek yapan koca yürekli sıra dışı bir eğitimci.
Başarılarınız daim olsun Mevlüt Taşkın öğretmenim bize ve öğrencilerinize yaptıklarınızla değer kattığınız için teşekkürler...Kitap kurtlarına şiddetle tavsiye ederim çok güzel öyküler var içinde ...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)