30 Mart 2016 Çarşamba

NEY'sen O' Sun

Her şey içindekini açığa çıkarır.
Gülün kendisini görmesende kokusundan bilirsin varlığını
Ihlamur ,leylak,iğde,akasya...
Neysen osun ,
Testi içindekini dışarıya sızdırır,
İnsan oğluda ya iyidir yada kötü
Erik ağacından elma beklemezsin
Bilirsinki o erik ağacıdır,
Ama insan iradesiyle neyi beslerse onun meyvesini verir.
Sen sen ol sakın kimseye meyletme
Meyletmekten kasıt benzeme
Sen kendin ol al bütün öğretileri
Geçir süzgecinden ,at fazlalıkları
Çekil aradan sana kalsın yaradan
Herkes kendi hayatının başrolünü oynuyor
Sakın kimseye baş rolünü kaptırma .
Son gününde son sözün selam olsun.
Keşke dememek için fırsat varken
Değerlendir zamanını ve kendini
Selam olsun bütün bu karanlıklardan
Aydınlığa yol alanlara....
"Kamış ses verince ney oldum sanır,
İp gerilince yay oldum sanır
Aptal ata binince bey oldum sanır"
                Dünya köylüsü

23 Mart 2016 Çarşamba

ŞANI YÜCE HOCA' içimizden biri

              Eşimden gelen telefonla bugün içim içime sığmıyor.çok mutlu oldum saatin gelmesini iple çektim.dayanamadım bir saat erkenden yola çıktım.geze geze onbeş dakkikada varmıştım Tokat Kültür Merkezindeki ALİŞAN KAPAKLIKAYA'nın eğitimde bahar konferansını dinlemeye.
             Konferansın başlamasına  kırkbeş dak var benim gibi erken gelen yasemin hanımla tanışıp  sohpet etmeye başladık.yanında dördüncü sınıfa giden oğlu selimle beraber bilimden gelecekten ve ışığın parcalanmasından söz ederken nekadar geri kaldığımı farkettim zamane çocuklarından.zaman nasıl geçti anlamadım proğramın başlama anonsu yapıldı hocam çıktı sahneye bir kaç kişiye takıldıktan sonra başladı anlatmaya çocukluğundan evliliğine babalığından öğretmenliğine ve en son format atılmış haliyle kendisini anlattı.anlattığı hikayeler çok tanıdık içten annende babanda kardeşinde eşinde bazende kendinden bir parçaya şahitlik etmenin verdiği içtenlikle işte ben diyebildiğimiz eksik yönlerimizi görüp komik yerlerde bastık kahkahayı kapıp koyverdik bütün duyguları bazende okadar duygulandık ki gözyaşlarımıza hakim olamadık boğazım boğum boğum oldu nefes alamadım.insanın pişmesi bu olsa gerek bütün yaşadıklarını önüne serip kendisiyle yüzleşip sıradan birisi olduğunu fark edip yaşadıklarından ders çıkartıp aldığı eğitimlerle kendisinin eksiğini tamamlayıp hayatın önüne çıkarttığı engelleri aşa bilmeyi öğrenmek problemlere çözüm üretecek kapasiteye erişmek insanın olgunlaştığının ibaresi sanırım.Anadolunun  bir köyünde dünyaya gelip aldığı öğretilerle insanın iki tanrısının olduğunu açıklayan ve biz kendimizi fark edene kadar bu tanrıların kölesi olduğumuzu vurgulayan hocama canı yürekten katılıyorum.bunların birincisi Allah inancı ikincisi elalem neder tanrısı biz ikincisinin kölesi olarak kırk yıl yaşar fark ettikten sonra Allahın köleliğine döner iman eder ve özgürleşiriz.işte ozaman "sen hiç kendini yaşadın mı " sorusunu kendine sorar ve bundan sonra içinden gelen sese kulak verir "yüreğini yaşa " sözcüklerinin altını çizer ve o doğrultuda kendini yönlendirirsin. Teşekkürler hocam sevgiyi bu kadar güzel bu kadar yalın anlattığınız için yüreğimize dokunup bizi bize hatırlattığınız için sevgi okyanusunda bize yüzmeyi öğrettiğiniz için  kızınızın dediği gibi "baba karnımızı mı doyuracaksın ama bizim burası kalbimiz aç  onu doyur baba "dediği gibi açlığımızı doyurduğunuz için teşekkürler ne güzel yaratmış sizi yaratan binlerce kez hamd olsun yaradana .yüce bilgilerinizle şanımıza şan katan her anımızla hayatımızı kapak yapan kaya gibi dik duran bu koca yürekli adama sevgiler...
            Tokat'ta eğitim baharı adı altında hanemize hoşgeldiniz baharı getirdiniz yüreklerdeki kiri pası temizleyip bahar temizliği yaptığınız için yürek ısıtan ufuk açan başarıya götüren huzur ve ilham veren yüreğinizden  yüreklere atılan sevgi tohumlarının dünya köylülerinin bahçıvanları eliyle  yeşertilmesi fidana dönmesi fidanların ağaca ağaçların ormana dönmesi ve meyve verip tekrar tohumun toprağa ekilmesi  dileğiyle ...

22 Mart 2016 Salı

HOŞGELDİN KÖYÜMÜZE

                  Bundan iki yıl önceydi. Çıktığımız yurt gezisinin dönüş yolunda  Sivas'ın Şarkışla ilçesine geldiğimizde karnımız çok acıkmıştı mola verdik.Güzel bir kır lokantasında karnımızı doyurduk. İlçe küçük iki adımda her yanını gezebilirsiniz tam orta yerinde Aşık Veysel Kültür Merkezini gezdik. Onun adına bir oda ayırmışlar , doğumundan ölümüne resimlerle süslemişler tüm duvarları bize yardımcı olan bey asıl  kendi köyündeki Kültür Bakanlığının orijinaline uygun olarak inşa ettiği evi ziyaret edebileceğimizi söyledi.
                 Köyün ilçeye uzaklığı 30 km dediler.Yolun tarifini aldıktan sonra yola düştük. Kah asfaltlı kah çakıl taşlı uzun ince yollardan  ve köylerden geçtik .Geçtiğimiz köyler çok dikkatimi çekti hepsi modern betonarme iki katlı evlerden oluşuyordu. Damlı ev ve köye rastlamadım yol boyunca. Nihayet Sivrialan Köyüne ulaştık ve hoşgeldiniz yazısıyla karşılandık. Köyün içine doğru ilerlediğimizde sokakta bir amcayla karşılaştık VEYSEL'in evini ziyarete geldik dedik hoşgelmişsiniz, bende oraya gidiyorum siz gidin ben geliyorum dedi. Biz arabayı uygun bir yere park ettik arabadan indik. Amcada geldi tekrar selamlaşıp  tokalaştıktan sonra elindeki anahtarlarla kapıyı açtı. Bizim gibi ziyarete gelen iki aile daha vardı. Onlar yakın köylerden gelmişlerdi bize sordular nereden geliyorsunuz diye bizde Yalova'dan geldiğimizi söyledik.  Amca  buraya ancak araştırmacılar uzaktan gelir sizdemi araştırmacısınız dedi bizde yok amca AŞIK VEYSEL'i çok seviyoruz gelmişken ziyaret edelim dedik. Sevgimizin bir çok sebebi var ama benim için en önemli sebebi kadına verdiği değer, eşinin kendisini terk edeceğini anlıyor ve gittiği yerde dara düşmesin diye ayakkabısının içine yerleştirdiği  parayı ve notu eşi mola verdiğinde  buluyor. Notta " Al bu para ananın ak sütü gibi helal olsun , gittiğin yerde kendini ezdirme , güzelliğin on para etmez bu bendeki aşk olmasa der"  böyle yüksek bir düşünceye ancak ve ancak ulular erebilir ." Sen hiç AŞIK VEYSEL gibi baktın mı kadına baksaydın bugün cinayetle bitmezdi ayrılıklar" diyorum ve Araştırmacı olmadığımızı anlayan amca o zaman alevimisiniz diye sordu hayır dedik . Bu sefer bir anlam veremedi kafasını iki yana salladı hayret edercesine bizi süzdü. Hayret edecek bir şey yoktu ortada oysa ki o bütün insanlığın öncüsüydü ve bütün insanlığa örnekti.
              " Kim okurdu kim yazardı, bu düğümü kim çözerdi. Koyun kurt ile gezerdi ,fikir başka başka olmasa " dizelerindeki evrensel düşünceyle  bağdaşmış sade yaşantısının yansıtıldığı evi orjinaline uygun dayayıp döşemişler, ilk girişte hayat iki tarafa açılan odalar ve ocak başılı bir mutfak kenarında bulaşıkların yıkandığı ve aynı zamanda banyo yapılan yer cağ. Misafirlerini kabul ettiği  yatağının olduğu odada elinde sazıyla olan heykeli sizi karşılıyor, kullandığı özel eşyaları piposu ,cigara tabakası, yerde kilimi, pencerelerinde işlemeli perdesiyle çok güzel olmuş. Hayattaki duvardan arka tarafa doğru açılan kapıdan zifiri karanlığın içindeki koridordan geçerken bir anda şimşek gibi yanan ışıkla camekanın içindeki VEYSEL'in  balmumu heykeliyle karşılaşmak biraz ürkütsede insanı aslında  karanlıkları aydınlatan bir ışık misali onu oraya yerleştirmişlerdi kanımca. Bu koridordan geçtikten sonra sinevizyon gösterisinin yapıldığı salonda tüm arşivine ulaşabiliyorsunuz.  Hatta bu odaya girerken yıldız yağmuru altında ozanın güzel sözlerinin şiirlerinin yazıldığı kağıtlardan birini seçip ozanla orada konuşabilirsiniz.mesela;
"beni hor görme kardeşim ,
sen altınsın ben tuçmuyum ,
aynı vardan var olmuşuz
sen gümüşsün ben saçmıyım"
size verdiği öğüdü alıp büyük bir heyecanla oradan ayrılabilirsiniz.
            Görevli  amcaya köyde görüşebileceğimiz bir yakını var mı diye sorduk. O da kimse kalmadı herkes büyük şehirlere göç etti ded.  Yalnız bir kızı köyde yaşıyor o da hasta dedi. Ziyaret edebilirmiyiz dedik kimseyle görüşmüyor size kapıyı açmaz dedi. Bizde AŞIK VEYSEL'in mezarını ziyaret etmek üzere amcaya teşekkür ettikten sonra ayrıldık. Mezarını köyün mezarlığının karşı yakasına yapmışlar, annesi onu hayvan güderken orada doğurmuş. Ölmeden öncede, ölürsem beni doğduğum yere gömün demiş. Çok güzel hakim bir tepe köye karşıdan bakıyorsun bin bir ceşit çiçek kokusu içinde yüksek havadar yayla gibi bir yer , arkası orman yanı başında da akan bir çeşme var. Orada elimizi yüzümüzü yıkayıp iki yudum su içtik, mezarı başında bir fatiha okuyup çiçekleri suladıktan sonra ayrıldık.
                   Köye gitmeden Sarkışlada karnımızı doyurmuştuk. Eşim bir çay içelim dedi bende VEYSEL'in köyünde içeriz dedim.  Zaman kaybetmeden yola koyulduk geldik gördük ,insanlığa öncü olmuş bir insanın kendi köyüne öncü olamaması ,köylerdeki samimiyetin içtenliğin öldüğünü görmek beni çok üzdü . Bir bardak ayran bir bardak çay hadi ondan da vazgeçtim bir bardak su bile ikram etmeyi düşünemeyen köylünün bugünkü hali beni gerçektende çok üzdü. Çok içerledim olamaz  olmamalıydı yakışmadı bu köye dedim içimden. Gözü yaşlı birazda düşünceli bir vaziyette köyden  ayrıldık epeyce gittikten sonra bir yerde durup iki bardak çay içtik .  Kaldığımız yerden yola devam ettik....
        iki gün sonra hala etkisindeyim. Benmi büyüttüm olayı  normal birşeymiydi içimden hala atamıyorum neden böyle birşey olsun. Siz aydın bir köysünüz AŞIK VEYSEL gibi bir insanı bu topraklar yetiştirdiyse sizi körelten neydi ? sorusunu oraları bilen birilerine yönelttim. Dediler ki köyde has köylü yok. Hepsi Almancı yazın gelirler bir iki ay kalırlar giderler . Yinede bu mazeret  değil bizim  özümüzü yok ettiyse bu gelmeler gitmeler bizi bizden kopardıysa bunun adına uygarlık medeniyet  denmez bunun adı yozlaşmanın ta kendisidir diye düşünüyorum. Gelen misafire buyurun bir çayımızı için bile diyemiyorsan yazıklar olsun, sen önümden geçte ben teşekkür edeyim vaktimiz yok diyeyim. Yiğitlik sende kalsın. Bütün bu olanların düşüncesiyle iki gün sorhoş gibi gezdim. o gece rüyamda AŞIK VEYSEL'i gördüm. Başında şapkası takım elbiseli güler yüzüyle köyün orta yerinde karşıdan kollarını açmış gözleri görüyor bana doğru gelerek "hoşgeldin hoşgeldin deyip bana sarıldı, iyiki geldin hoşgeldin köyümüze dedi."içim bir anda  huzurla doldu uyandım ki rüyaymış.  Sonra anladım ki ben onu ziyarete gitmiştim.  O da bizim bu ziyaretimizden memnun olmuştu. Gerisi teferruattı." Ben giderim adım kalır dostlar beni hatırlasın"selam olsun özünde yaradanı bulup onu dillendirenlere ve dillendirdiğini yapanlara.....
                                                                                Dünya köylüsü
   

20 Mart 2016 Pazar

HEY ONBEŞLİ ONBEŞLİ

Hey onbeşli onbeşli,
Farkındamısın gidişatımızın.
Televizyonlardan mı öğrendin ?
Evliliği,komşuluğu,arkadaşlığı
Dizilerde ki aşka  segiye mi özendin?
O yüzdenmi bunalımdasın
O yüzden mi arayışlarda.
İhaneti güvensizliği aşıladılar
Kardeşi kardeşe vurdurttular
Sınıf yaratıp arayı açtılar
Şucusun bucusun öcüsün dediler
Bizi bizimle vurdular.
Hey onbeşli onbeşli
Gördünmü memleketin halini
"Sana yok ırkıma yok izmihlal
Hakkıdır hür yaşamış bayrağımın hürriyet
Hakkıdır Hakka tapan milletimin istiklal"
Kendine gel özüne gel...onbeşli



19 Mart 2016 Cumartesi

MUHTACIM

Her şey değişiyor değişmeyen,
Sana olan sevgim,
Çocuğun anneye mecburiyeti gibi
Sana muhtacım
Her doğan ölmeye mahkum
Diri olan bir tek sensin.
Dirilmek için sana muhtacım
Görünenden öte görünmeyendesin
Elle tutulmaz gözle görülmessin
Hissetmek için sana muhtacım
Uyumayan uyku tutmayansın
Sanadır yollarım ümitlerim yalvarışlarım
Sanadır şikayetim efkarım sevincim
Adaletin için sana muhtacım
Gücüm senden gelir senden beslenirim
Sen bende varsan ben varım
Varım diye bilmek için sana muhtacım
Nimetin kıymetini bilir hamdımı yaparım
Kulluğuna kabul buyur yarabbim.
Kulum demene muhtacım.

13 Mart 2016 Pazar

İKİ ÜSTAD TEK VATAN

            Bu toprakların yetiştirdiği, edebiyatımızın ve bu vatanın milli şairleridir onlar, onlarsız şiir şiir olmaz, edebiyat edebiyat sayılmaz. Duygularını düşüncelerini en yüksek şekilde dile getiren ve hayata farklı pencerelerden bakmamıza vesile olan bu güzide öncü insanların eserlerine baktığımızda satır aralarını okuduğumuzda aslında aynı yere baktığımızın, aynı şeyi dillendirdiğimizin ve aynı duyguyu paylaştığımızın farklı şekillerde  dile gelişi ve yansımasıdır.
               Bende bu şairlerin etkisi edebi yönden bıraktıkları iz elbetteki tartışılmaz ama daha ziyade iki ulu çınarın insani boyutlardaki yaşadıkları içtenlikleri ve vatan hasretidir. Vatandan ayrı kalmanın  verdiği acıyı dile getiren şiirlerinde  insan olmayı hissedip oradan aslında ne kadar birbirimize yakın ve bizden ne kadar içimizden biri olduğunu  göre bilmek, ortak noktada buluşup hepimizin aynı şeyleri hissettiğine şahitlik edebiliyoruz. Haksız yere sürgüne gönderildiklerinde canına tak eden o vatan özlemini Nazım Hikmet'in şu dizelerle dile getirmesi beni çok içten yaralamıştır.
"Karlı kayın ormanında yürüyorum geceleyin
Efkarlıyım efkarlıyım, elini ver nerde elin
Memleket mi yıdızlar mı gençliğim mi daha uzak?
Kayınların arasında bir pencere sarı sıcak
Ben ordan geçerken biri
Amca dese, gel içeri
Girip yerden selamlasam hane içindekileri
Yedi tepeli şehirde bıraktım gonca gülümü
Ne ölümden korkmaktayım
Ne de düşünmek ölümü."
        Ölüm duygusunun  yar hasretinin bile önüne geçen,  bu satırlar ne kadar vatan özlemiyle yandığının en somut delilidir sanırım. Bu sözleri ilk duyduğumda idrak ettiğimde çok etkilendim, kendimi onun yerine koydum gözlerimi kapadım ve hıçkırarak ağladım. Yaşayan dizelerin büyüsü benide bu derin dehlizlerin içinde alıp götürmüştü o zamanlara. Bu günde aynıydı bu duygu, vatan sınırları içinde dahi olsa insan ayrılığa gurbete düşerde bundan bile bu kadar etkilenirse gerçek ayrılığın verdiği acıyı tasavvur edemiyorum hayalimde ...
           Yine Mehmet Akif Ersoy'un Mısır'a sürgün edilmesinde ki hikaye bana aynı duyguyu bir kez daha hatırlattı ve aynı şeyleri tekrar yaşattı. Mehmet Akifin ölümünden sonra Mısıra giden bir gazeteciye oturduğu mahalledeki sık sık gittiği dükkan sahibi anlatıyor," her gün gelir  şu sandelyeye oturur en az iki saat karşıda duran zeytin tenekesinin üstündeki resmi seyrederdi  diyor. Bende bir gün sordum ne var orda gözünü hiç ayırmadan bakıyorsun dedim,-Akif o resimde ki yer TÜRKİYE benim memleketim dağlarını ovalarını  ağaçlarını seyrediyorum kokusunu hissediyorum bu resme bakınca özlemim azalıyor biraz teselli oluyorum " der uğradığı haksızlığın karşısında vatanından istemeyerek te olsa uzak kalması  kaderine razı olup yaşamını burada sürdürmeye devam ederken vatan özlemiyle yanıp tutuşan yüreğini teselli edecek  etrafında tanış bir şey arayan ona memleketini hatırlatacak her neyse bu, bir resim bir insan bir koku olabilir, onu bulduğunda hayallere dalan koca bir insanlık deryasının küçücük bir zeytin tenekesindeki memleket resmine daldığı ve oradan aldığı huzurla günlerini geçirmeye çalışması  beni yine  en derunumdan hançerlemiş  ve yaralamıştı. Ne kadar acı kendimi bu haksızlık karşısında tutamayıp gözyaşlarımı bırakıyorum seller gibi. Nasıl bir özlem nasıl bir duygu ne kadar tanıdık ne kadar içten bizdeki gurbetle kıyaslanmaz elbetteki ama yinede zerrede bütünü görebilmeyi tasavvur ediyorum kafamda.
"Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda
Şu heda fışkıracak toprağı sıksan şu heda
Canı cananı bütün varımı alsında hüda
Etmesin tek beni vatanımdan dünyada cüda"
Bu dizelerdeki duanın kabulunun bir ıspatı olarak yıllar sonra vatanına tedavi olmak için geri döner ve yaralarını hasretle  ve büyük bir yanlızlıkla sarmaya çalışır, koca dev çınar sessizce.
Bülbülü altın kafese koymuşlarda illede vatan demiş . Bu iki bülbül üzerinden  zorla vatanlarından uzaklaşmanın insan üzerindeki derin özlemini hissediyor ve yıllar sonrada olsa bu topraklara geri dönmenin ve bir çınar gölgesinde yatmanın huzurunu vicdanlarımızda hissede biliyorsak insanız demektir. Yaşarken kıymetini bilemediğimiz değerlerin öldükten sonra değer görmesi ve geleceğe ışık tutması bizim için köklerimizden kopmadığımızın bir göstergesi. Geride bıraktıkları eserleriyle insanlığın ve Türk milletinin gönlüne taht kuranlardan olmak sanırım en büyük ödül.İstiklal
 marşımızın yazarı Mehmet Akif Ersoy verilen ödülü almayıp benim ödülüm Allah'a aittir diyen
,"işin sonucunu Allah'a bırakanların  asıl kurtuluşa ereceklerini "ayette haber veren mevlam ,onun adınıda tarihe yazdırıp tüm insanlığa öncü yapar ,"uyun sizden ücret istemeyenlere"davranışlarıyla ve hayatlarıyla örnek olanlara selam olsun bu yüreklere...
      Üstadları bu hikayede birleştiren şey vatanlarına olan hasret, vatan sevgisi .Savaşların bitmesi için tüm insanlığın bir ortak noktası mutlaka ve mutlaka vardır. İnsanlık değerleri üzerinde buluşmak ve görüşmek dileğiyle...

6 Mart 2016 Pazar

KADINLAR AH ŞU KADINLAR

Günlerden çocuk,aylardan kız,yıllardan kadın
Saniyeler tebessüm,dakikalar gülmek,saatler kahkaha
Dört mevsim kadın,yirmidört saat kadın
Kadınlar günü bugün yine boy boy kutlamalar ,
Afişler tebrikler eğlenceler anmalar ....
Hepsi boş bir anlık gösteriş bir anlık şatafat
Ve buna figüranlık yapan yine kadınlar ah şu kadınlar ,
Yine kaptırdık  baş rolde erkekler...
Kaçıncı yüz yılda yaşıyoruz ,hala bir arpa boyu yol alamadık.
Yine şiddet yine ölüm ve yine enkaz bir yaşamın cenazesi kılınıyor.
Onun için toplandık bugün dünya kadınlar günü
Haydi elbirliği ile yeniden inşa edelim güzellikleri
Kadın güllerin açmasına yardımcı olalım,fırsat verelim
Lalelere de yer açalım sümbüllerle beraber
Hoş kokulu bir bahçede bahçıvanlar dolaşsın
Mevsiminde açmadan solan gül kalmasın.