6 Ocak 2026 Salı

Yeni Şair Remziye Koyuncu

 


Şair Remziye Koyuncu



Bazı insanlar vardır; yaşadıkları coğrafyanın yalnız havasını solumaz, toprağının sırrını da içine çeker. Sözü türküdür, susuşu şiir… Remziye Koyuncu işte bu nadir insanlardan biridir. Derlediği türkülerle, yazdığı şiirlerle, sabırla biriktirdiği kültür mirasıyla bu toprakların hafızasına emek veren, izi sessiz ama kalıcı olan bir gönül insanıdır.


“Oy tonbulum tonbulum, yoldan geldim yorgunum;

Âlem ne derse desin yar ben sana vurgunum…”


diye başlayan türkü yalnız bir ezgi değil, bir yörenin kalbidir. O kalbin atışını kelimeye döken, sesi söze emanet eden isimdir Remziye Koyuncu.


1953 yılında Tokat’ın Erbaa ilçesinde dünyaya geldi. Annesi Kerime Koyuncu ev hanımı, babası Celal Koyuncu ise esnaftı. Edebiyata olan ilgisinin kökleri ailesinde filizlendi. İlkokulu Erbaa Hakimiyeti Milliye İlkokulu’nda, liseyi Erbaa Lisesi’nde tamamladı. Başarılı bir öğrenci olarak Vakıflar Genel Müdürlüğü bursuyla Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü 1976 yılında bitirdi. Bir yıl da Sümeroloji ve Hititoloji eğitimi aldı.


Meslek hayatına Ağustos 1976’da Urfa Akçakale Lisesi’nde öğretmen olarak başladı. Türkiye’nin çeşitli yerlerinde görev yaptıktan sonra 2003 yılında Erbaa Ticaret Lisesi’nden edebiyat öğretmeni olarak emekli oldu.


Hiç evlenmedi. Sekiz kardeşin en büyüğüydü. Kendisini ailesine adadı. “Evlenmeyi hiç düşünmedim,” derken sesinde bir pişmanlık değil, bir sükûnet vardır. Hayatı boyunca gezdi, okudu, araştırdı, yazdı. Bugün dizleri eskisi kadar yol tutmasa da zihni hâlâ yollardadır. Babasını kaybetti, şimdi hasta annesiyle birlikte yaşıyor ve ona bakıyor. Gül denince aklına anne ve babası geliyor; öte dünyada da onlarla birlikte olmayı diliyor.


Görev yaptığı yıllar boyunca Erbaa’nın manilerini, türkülerini derledi. Besteci Atilla İçli ile TRT’de programlar sundu. Milli Eğitim Bakanlığı Film-Radyo-Televizyon biriminde yazarlık, yapımcılık ve yayıncılık yaptı.


Yayımlanan eserleri arasında:

Çağın Kızı, Karanlığa Övgü Tokat, Erbaa Manileri 100. Yıl Bülteni, Edebiyat Yönüyle Erbaa, Güzel İstanbul’un şiirsel öyküsü, Halili Mevlidi transkripsiyon çalışması yer alır.

Erkan Sürmen’in seslendirdiği “Oy tonbulum tonbulum” türküsünün sözleri de ona aittir.


Şiirlerinde doğa, insan, zaman ve sır iç içedir:


Sır denen bir sırrı var bu âlemin,

Sırdan bir âlem var bu toprakta…


Erbaa’yı anlatırken yalnız bir kasabayı değil, bir ruhu resmeder:


Serin bir yaz karanlığı kapladığında

Türkü denizine çevrilir tarlalar…


Remziye Koyuncu’nun hayatı; iş, emek, aile ve vefa arasında kurulmuş bir denge hikâyesidir. Duygularını şiire, hafızayı türküye dönüştüren; yerelin içtenliğini evrensele taşıyan bir gönül işçisidir. Onun dizelerinde biz kendimizi, sesinde kendi yurdumuzu buluruz.


Bu yüzden ona yalnız teşekkür edilmez; ona minnet duyulur.

Allah rahmet eylesin mekanı cennet olsun 

5 Ocak 2026 Pazartesi

BAYRAKTEPE KÖYÜ

 

Göç Sonrası Köylerde Üçüncü Kuşak Psikocoğrafya:


Mübadil Bayraktepe Köyü Örneğinde Mekânsal Hafıza ve Aktarılan Mekânlar

Öz

Bu çalışma, Türkiye–Yunanistan Nüfus Mübadelesi sonrasında kurulan Bayraktepe Köyü’nü örnek alarak, göç sonrası köylerde üçüncü kuşağın mekânla kurduğu psikocoğrafik ilişkiyi incelemektedir. 

Bu araştırmada veri toplama yöntemi olarak odak grup görüşmesi kullanılmıştır. Odak grup, katılımcıların belirli bir konu etrafında etkileşimli biçimde anlam üretmesini temel alan bir nitel araştırma tekniğidir. Bu yöntem, bireysel görüşmelerin ötesinde, ortak hafızanın, kolektif söylemlerin ve paylaşılan anlamların ortaya çıkarılmasına olanak tanımaktadır. Bu nedenle odak grup çalışması nicel değil, nitel bir veri üretim süreci olarak değerlendirilmiştir. 

Araştırma, nitel saha çalışmasına dayalı olarak, köyde yaşayan yaşlı kuşaklar ile köyde doğmamış ya da sınırlı süre bulunmuş üçüncü kuşak bireylerin mekân algılarını karşılaştırmalı biçimde ele almaktadır. Bulgular, Bayraktepe Köyü’nün üçüncü kuşak için yalnızca yaşanan bir mekân değil; anlatılar, semboller ve kolektif hafıza yoluyla aktarılan bir “hafıza mekânı” hâline geldiğini göstermektedir.

Anahtar Kelimeler: Mübadil köyler, psikocoğrafya, mekânsal hafıza, üçüncü kuşak, Bayraktepe Köyü

1. Giriş

1923 Türkiye–Yunanistan Nüfus Mübadelesi, yalnızca zorunlu bir yer değiştirme değil; köklerin, hatıraların ve mekânsal aidiyetlerin parçalanması anlamına gelmiştir. Mübadil köyler, bu kopuşun ardından yeniden kurulan ancak eski mekânların hafızasını da içinde taşıyan özgün yerleşimlerdir.


Bayraktepe Köyü, bu bağlamda iki katmanlı bir hafıza mekânıdır:

1. Mübadillerin geride bıraktığı eski vatanın hatırası.

2. Göç sonrası inşa edilen yeni köyün deneyimi

Bu çalışma, Bayraktepe Köyü’nde üçüncü kuşağın, bu iki katmanlı hafızayla mekânsal olarak nasıl ilişkilendiğini psikocoğrafik bir perspektifle ele almaktadır.

2. Yöntem: Bayraktepe Köyü Saha Araştırması

2.1. Araştırma Tasarımı

Araştırma, nitel yöntemlere dayalı olarak gerçekleştirilmiştir. Saha çalışması üç temel veri kaynağından oluşmaktadır. 

Mekânsal gözlem ve yürüyüş notları (psikocoğrafik yürüyüş)

Anlatı ve hafıza odaklı belge incelemesi (aile fotoğrafları, ev içi objeler, mezarlıklar)

Odak grup (focus group), belirli bir konu hakkında, küçük bir katılımcı grubunun (genellikle 6–8 kişi) moderatör eşliğinde yürüttüğü yapılandırılmış grup tartışmasına dayalı bir nitel veri toplama yöntemidir.

Amaç: İnsanların ne düşündüğünü değil, nasıl düşündüğünü, Bir konuyu nasıl anlamlandırdığını,Dili, duyguyu, metaforu ve ortak anlam üretimini ortaya çıkarmaktır.


Odak grup görüşmesi, katılımcıların etkileşimli biçimde anlam üretmesini sağlayan bir nitel veri toplama tekniğidir (Morgan, 1997; Yıldırım & Şimşek, 2021).

2.2. Katılımcı Profili

Birinci kuşak mübadil yoktur. 

İkinci kuşak (50–70 yaş): Köyde doğmuş, gençlik döneminde göç etmiş bireyler

Üçüncü kuşak (20–40 yaş): Köyde doğmamış veya kısa süreli bulunmuş bireyler

Bu makalenin odak noktası üçüncü kuşaktır; diğer kuşaklar karşılaştırma amacıyla kullanılmıştır.

3. Bayraktepe Köyü’nün Psikocoğrafik Yapısı

3.1. Fiziksel Mekân

Bayraktepe Köyü, mübadele sonrası planlı biçimde yerleştirilen köy tipolojisini yansıtır:

Bahçeli, tek katlı ve iki katlı cumbalı evler

Merkezde cami, çeşme ve eski okul binası

Köy mezarlığı ve çevresindeki sembolik alanlar( değirmen). Ancak saha gözlemleri, köyün fiziksel mekânının zamanla kullanım dışı kaldığını, birçok evin kapalı veya mevsimlik olduğunu göstermektedir.

3.2. Hafızasal Mekânlar


Üçüncü kuşak için Bayraktepe’de öne çıkan mekânlar şunlardır:

Dede evi: Yaşanmasa bile “asıl ev” olarak anılır

Mezarlık: En güçlü aidiyet noktası

Çeşme ve eski okul: Anlatılarla anlam kazanır. Bu alanlar, gündelik işlevlerinden çok hafızasal işlevler üstlenmektedir.


Bulgular:Mezarlık en güçlü aidiyet noktasıdır. Evler fiziksel olarak kapalı, duygusal olarak açıktır. Okul nostaljik bir simgeye dönüşmüştür.

4. Üçüncü Kuşak Anlatılarında Bayraktepe

4.1. Köyün Anlatılarla Kurulması

Görüşmeler, üçüncü kuşağın köyü şu ifadelerle tanımladığını göstermektedir:

“çocukluğumun geçtiği yer “

“Orası bizim köyümüz”

“Dedemin köyü.”

Bu ifadeler, köyün deneyimleyerek ve sözlü aktarılmış bir aidiyet üzerinden kurulduğunu göstermektedir.

4.2. Eski Vatan – Yeni Köy İkilemi

Bayraktepe’de üçüncü kuşak, yalnızca bu köye değil, hiç görmediği “eski vatan”a da duygusal bağ taşımaktadır. Rumeli, Selanik, Drama gibi yer adları; bir coğrafyadan çok mitik bir mekân olarak anlatılmaktadır.

Bu durum, Bayraktepe Köyü’nü: Yaşanan yer, Anlatılan yer, Hayal edilen yer katmanlarının kesiştiği bir psikocoğrafik alan hâline getirir.

5. Aktarılan Mekân Olarak Bayraktepe Köyü

Saha verileri doğrultusunda Bayraktepe Köyü, üçüncü kuşak için: Zamansız bir köydür(geçmiş-bugün-gelecek)iç içedir, Günlük yaşamın içinde var olan, Kimlik inşasında 4. Kuşak için sembolik , 3. Kuşak için belirgin rol oynar.

Üçüncü kuşak, köyü yeniden üretmez; hatırlanabilir halde tutar. Bu da köyün fiziksel olarak değil, anlatılar yoluyla varlığını sürdürmesine neden olur.


6. Tartışma

Bayraktepe Köyü örneği, mübadil köylerde psikocoğrafyanın yalnızca mevcut mekânla değil, kaybedilmiş mekânların hayalî haritalarıyla da şekillendiğini göstermektedir. Üçüncü kuşak, iki farklı kopuşu birlikte taşımaktadır:

1. Eski vatandan kopuş (miras yoluyla)

2. Köyden kente kopuş (bizzat yaşanan)

Bu durum, mübadil köyleri klasik göç köylerinden ayıran temel unsurdur.

7. Sonuç

Bayraktepe Köyü, üçüncü kuşak için bir yerleşim alanından çok aktarılmış bir mekândır. Psikocoğrafik açıdan köy, fiziksel sınırlarından bağımsız olarak hafızada varlığını sürdürmektedir. Bu bulgular, mübadil köylerin korunması ve anlaşılması için yalnızca mimari değil, hafıza temelli politikaların da geliştirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.


Bayraktepe Köyü Örneğinde Üçüncü Kuşak Psikocoğrafya ve Mekânsal Hafıza


Bu araştırma, mübadil bir yerleşim olan Bayraktepe Köyü örneğinde kuşaklar arası mekân algısını, mekânsal hafızayı ve aktarılan mekân deneyimini incelemeyi amaçlanmaktadır. Çalışma, göç sonrası köylerin yalnızca fiziksel yerleşimler değil, aynı zamanda kültürel bellek ve kimlik üretim alanları olarak işlev gördüğünü ortaya koymaktadır.


Bayraktepe Köyü, Tokat il merkezine 37 km, Niksar ilçe merkezine ise 21 km uzaklıkta yer almaktadır. Köyün adı 1928 kayıtlarında “Fel” olarak geçmektedir. Yerleşim, 1924 Türkiye–Yunanistan Nüfus Mübadelesi sonrasında Selanik ve çevresinden gelen Türk göçmenlerin iskân edilmesiyle bugünkü demografik yapısını kazanmıştır. Köy nüfusu 1985 yılında yaklaşık 260 iken, 2020 yılı itibarıyla 60 kişiye düşmüştür. Bu düşüş, özellikle 1985–1990 yılları arasında gerçekleşen kırdan kente göçle ilişkilidir.


İkinci kuşak mübadillerin önemli bir bölümü 2015 sonrasında emeklilikle birlikte köye mevsimlik geri dönüş yapmaya başlamıştır. Üçüncü ve dördüncü kuşak için köy, gündelik yaşam mekânı olmaktan ziyade “dedemin köyü” veya “ninemin köyü” olarak adlandırılan sembolik bir aidiyet alanı niteliği taşımaktadır. Bu kuşaklar köyü daha çok büyüklerini ziyaret etmek, aile evlerini görmek ve mezarlık ziyaretleri yoluyla deneyimlemektedir.

Köyde bir cami, faal durumda birkaç çeşme ve taşımalı eğitime geçilmesi nedeniyle kapatılmış bir ilkokul bulunmaktadır. Tarımsal üretimde buğday, mısır, fasulye ve nohut başlıca ürünlerdir. Ceviz ve dut ağaçları köyün mekânsal belleğinde önemli sembolik unsurlar olarak öne çıkmaktadır. Aşağı ve yukarı mahalle olarak ikiye ayrılan yerleşim dokusu, büyük ölçüde akrabalık ilişkileriyle örülmüştür ve akraba evliliklerinin yaygın olmadığı belirtilmektedir.


1950’li yıllarda dönemin muhtarı Demir Özdemir’in öncülüğünde gerçekleştirilen ağaçlandırma çalışmaları, köyün orman köyü kimliğinin oluşmasında belirleyici olmuştur. Yerleşim dokusu ağırlıklı olarak kerpiçten yapılmış, iki katlı, avlulu ve cumbalı evlerden oluşmaktadır; bunun yanında bahçeli tek katlı evler de bulunmaktadır.

Köyün ilk yükseköğrenim görmüş bireyi olan öğretmen Necati Özdemir’in 2014 yılında köye yerleşmesi, geri dönüş sürecini sembolik olarak başlatmıştır. Günümüzde Bayraktepe Köyü, Balkan kökenli gelenek, görenek ve mutfak kültürünü yaşatmaya devam eden canlı bir kültürel miras alanı olarak değerlendirilebilir. Dünya Köylüsü mahlasıyla ün yapan sosyolog yazar Ayla Bağ bu köyde doğmuştur. Necati Özdemir’in kızı olan yazarın çocukluğu bu masalsı köyde geçmiştir. 

Bu çalışmada nitel araştırma yöntemi benimsenmiş ve sözlü tarih tekniği kullanılmıştır. Görüşmeler gönüllülük esasına dayalı olarak gerçekleştirilmiş, katılımcılardan bilgilendirilmiş onam alınmış ve tüm veriler anonimleştirilmiştir.


Bayraktepe köyünü şiirle mısra mısra gezmeye ne dersiniz? 


BAYRAKTEPE KÖYÜ 


Havası güzel, suyu şifa köyüm,

Başı dumanlı, yolu kıvrımlı köyüm.

Yüz yıldır akar Koca Çeşmesi,

Tarihten ses verir gözü yaşlı ninesi. 


Balkanlardan kök salmış bir sevda,

Her evinde dua, her kapıda rıza.

Göğü kızçenin yüzü, toprağı ana 

Yolları çamur, duvarı kerpiç köyüm


Rüzgârı türkü çağırır, Çatal tepeden,

Gecesi masal anlatır avlun dereden. 

Bir adım atsak çocukluğumuza,

Güler yüzümüz mutluluk neşeden, 


Tarlasında izi var, bahçesinde emek,

Her gidenin ardında kalan bir yürek.

Muhabbetin tadına doyum olmazdı

Ana baba hakkın ödenmez köyüm. 


Hasan’ın yaylasında durur zaman,

Taş altından sızar bereket, iman.

Taş Altı Çeşmesi anlatır sırrı sessiz 

Nice yolcuya ilim, nice insana can.


Pelitlik’te kayın, çam, meşe el ele,

Orman dua olur yükselir göğe. 

Kökü derinde, gövdesi dik vakur,

Bayraktepe’de insan huzurda durur. 


Uzun Çimen yaylasında yaz olur,

Havası serin, deresinde kaz olur.

Koyun meleyişi, çoban türküsü,

Gönülden dökülen dile söz olur.


Köyün ortasında cemaat kurulur 

Mavi çinili camisinde saflar tutulur 

Asrı gurbet harap etsede insanlığı 

Ben ağayım, paşayım diyenlere duyurulur. 

 

Çalışkandır kadını kızanı köyün eri

Çömerttir toprağı açıktır insanının eli 

Esti mi sabahın vaktinde seher yeli 

Dağıtır üstündeki gam ile hüznü kederi. 


Kumpir pişirdin mi güzinenin gözünde 

Çömlekte kurufasülye meşe közünde 

Saç altından gelir suvan pidesinin kokusu

Hoştur bizim ellerin lezzet dokusu 


Say say bitmez bereketi bolluğu köyümün 

Bağlarında azığı yolluğu çavuş üzümün

Şifadır kullara Dut ile kuşburnu pekmezin

Kaçamağında kaşık kaşık yayık tereyağı yakılır 

Etli, sütlü Tarhanası turşu, pekmez ile yenilir. 


Oktap belini arabayla çıktın mı? 

Mercimek düzünden bakınarak geçtin mi ? 

Dönekseye gelmeden evvel 

Huru sapağından yürüyerek köye geldin mi?


Hatırlatır bize bizi benim köyüm, 

Yolun altı kabristan, üstü okul gülüm 

Ahirete açılan kapıdır mezarlık  

Bir dua bekler merhum atalar gülüm.  


Dünya bir yana sen bir yana 

Nerde olsam döner gelirim sana 

Bir tatlı huzur almaya geldim. 

Adın Kalbimde yazılı köyüm. 

Yüreğimin içine kazılı köyüm. 

KÖYÜM KÖYÜM 

BAYRAKTEPE KÖYÜM. 

Dünya Köylüsü 

Ayla Bağ 

#bayraktepeköyü 

Güzelliklerde buluşmak dileğiyle…


ODAK GRUP GÖRÜŞME FORMU
Bayraktepe Köyü

Bu form Bayraktepe Köyü odak grup çalışması içindir.

Isınma

1. Kendinizi tanıtın.
2. Köyle bağınızı tek kelimeyle ifade edin.

Mekân Algısı

3. Köy denince ilk neresi gelir?
4. Köyün merkezi neresidir?

Hafıza

5. En çok anlatılan hikâye hangisi?
6. Kimden duydunuz?

Mübadele

7. Ailenizin mübadele geçmişi konuşulur mu?
8. Eski vatan ne demek?

Gelecek

9. Köy gelecekte nasıl hatırlanacak?
10. Eklemek istedikleriniz


Bayraktepe Köyü Araştırma Metni

Başlık: Bayraktepe Köyü: Doğal Peyzaj, Tarihsel Bellek ve Sözlü Kültür

Bayraktepe Köyü, doğa ile kurduğu dengeli ilişki, sınırlı teknolojik müdahale ve güçlü toplumsal bağlarıyla kırsal yaşamın özgün bir örneğini sunmaktadır. Elektrik, yol ve içme suyu gibi temel altyapı unsurlarına sahip olmakla birlikte köyde gündelik yaşam modern teknolojinin yoğun etkisinden görece bağımsızdır. Bu durum Bayraktepe’yi özellikle kent yaşamının hızından uzaklaşmak isteyen bireyler için alternatif bir mekân haline getirmektedir.

Köyün arkasında yer alan geniş ormanlık alanlar, bölgenin ekolojik değerini artırmaktadır. Kayın, çam, gürgen ve ladin türlerinin yaygın olduğu bu ormanlık alan, biyolojik çeşitlilik açısından zengindir. Sansar, tavşan, kurt, tilki ve ayı gibi yaban hayvanları ile keklik ve bıldırcın gibi kuş türleri bölgede gözlemlenmektedir. Bu ekosistem, Bayraktepe’yi doğa turizmi, yürüyüş ve kamp faaliyetleri açısından potansiyel bir alan haline getirmektedir.

Tarihsel açıdan Bayraktepe, 1928 kayıtlarında “Fel” adıyla geçen ve mübadele öncesinde Rum Ortodoks nüfusun yaşadığı bir yerleşimdir. 1924 Nüfus Mübadelesi sonrasında Selanik ve çevresinden gelen Türk göçmenler köye yerleştirilmiş, köyün adı “Bayraktepe” olarak değiştirilmiştir. Bu adlandırma, mübadele sonrasında bölgede Türk egemenliğinin simgesel ifadesi olarak değerlendirilmiştir. Günümüzde yaklaşık 60 kişilik nüfusa sahip olan köy, Balkan kökenli ailelerin kültürel mirasını yaşatmaya devam etmektedir. Dedelerinden ve ninelerinden dinledikleri göç hikayeleri köylülerin iki vatanlı kimlik oluşmasına sebep olmuştur. 

Bu araştırmada nitel araştırma yaklaşımı benimsenmiş ve sözlü tarih yöntemi kullanılmıştır. Görüşmeler gönüllülük esasına dayalı olarak gerçekleştirilmiş, katılımcılardan bilgilendirilmiş onam alınmış ve tüm veriler anonimleştirilmiştir. Arşiv belgeleri yerel kurumlar ve aile koleksiyonlarından derlenmiştir. Bu yöntem, Bayraktepe Köyü’nün mekânsal belleğinin ve kültürel aktarım biçimlerinin analiz edilmesine olanak sağlamıştır.

Bu çalışmada sözlü tarih yöntemi kullanılmıştır. Görüşmeler gönüllü katılım esasına dayalı olarak gerçekleştirilmiş, katılımcılardan bilgilendirilmiş onam alınmış ve tüm kayıtlar anonimleştirilmiştir. Arşiv belgeleri yerel kurumlar ve aile koleksiyonlarından derlenmiştir.


Aşağıdaki kaynaklar psikocoğrafya, mekânsal hafıza, mübadele, kuşaklar arası aktarım ve kırsal dönüşüm alanlarını kapsar ve yazdığımız metni teorik olarak destekler.

Kaynakça (APA 7)


Kuramsal Kaynaklar – Mekân, Hafıza, Psikocoğrafya


Halbwachs, M. (1992). On Collective Memory. Chicago: University of Chicago Press.


Nora, P. (1989). Between memory and history: Les lieux de mémoire. Representations, 26, 7–24.


Lefebvre, H. (1991). The Production of Space. Oxford: Blackwell.


Tuan, Y.-F. (1977). Space and Place: The Perspective of Experience. Minneapolis: University of Minnesota Press.


Connerton, P. (1989). How Societies Remember. Cambridge: Cambridge University Press.


Hirsch, M. (2012). The Generation of Postmemory: Writing and Visual Culture After the Holocaust. New York: Columbia University Press.


Debord, G. (1958). Theory of the dérive. Internationale Situationniste, 2.


Göç, Mübadil Çalışmaları ve Türkiye Bağlamı


Hirschon, R. (2003). Crossing the Aegean: An Appraisal of the 1923 Compulsory Population Exchange between Greece and Turkey. New York: Berghahn Books.


Keyder, Ç. (2012). Türkiye’de Devlet ve Sınıflar. İstanbul: İletişim Yayınları.


Yıldırım, O. (2018). Diplomacy and Displacement: Reconsidering the Turco-Greek Exchange of Populations, 1922–1934. New York: Routledge.


Özkırımlı, U., & Sofos, S. (2008). Tormented by History: Nationalism in Greece and Turkey. London: Hurst.


Aktar, A. (2000). Varlık Vergisi ve Türkleştirme Politikaları. İstanbul: İletişim Yayınları.

(Not: Mübadil politikalarının devamlılığı açısından bağlamsal.)


Kırsal Dönüşüm, Köy ve Kuşaklar


Tekeli, İ. (2010). Göç ve Ötesi. İstanbul: Tarih Vakfı Yurt Yayınları.


Şenyapılı, T. (2004). Cumhuriyet’in 75 Yılında Köyden Kente Göç. Ankara: İş Bankası Yayınları.


Bora, T. (2017). Taşraya Bakmak. İstanbul: İletişim Yayınları.


Türkiye’de Bellek, Anlatı ve Kültürel Aktarım


Assmann, J. (2011). Cultural Memory and Early Civilization. Cambridge: Cambridge University Press.


Erll, A. (2011). Memory in Culture. London: Palgrave Macmillan.

3 Kasım 2025 Pazartesi

ALİ’ŞİMİZ VAR

 BİR GÜN BİR RUMELİ’LİYE SORMUŞLAR:

"Neden buradasınız" diye:

-Tuna boylarında Aliş’imiz var!

Yemen Türküsü’ne ağlayışımız,

Nasrettin Hoca’ya gülüşümüz var!

“Alı var” diyorlar “kırmızı güle”

Hasan’ım martini alıyor ele,

Ramizem’in evi kapılmış yele...

Yusuf’la Arda’ya dalışımız var!

Sevda yalan derler, sakın inanma!

Tuna’dan geliyor ince donanma!

Koca Yusuf seni unuttuk sanma!

Deli Ormanlar’da güreşimiz var!

Yunus gibi yüce pirlerim durur!

Sarı Saltuk gibi erlerim durur!

Anıttepe gibi yerlerim durur!

Samsun’dan yükselen 

güneşimiz var!

Akdeniz’de yüzer

Yavuz’umuz var!

Manastır içinde havuzumuz var,

Arda’da, Aras’ta, Zap’da kutlanır,

Nevruz Günü, 

Hıdırellez’imiz var!

Malkoçoğlu eyerler mi kıratı

Eser zaman, yakın eder serhati

Mostar imiş şu dünyanın Sırat’ı

Yıkık köprüsünde bir taşımız var.

Kızanlar hatıra getire bizi

Balkanlar koynuna yatıra bizi

Yıllardır yaşatır hatıra bizi...

Üsküp’te beş yüzyıl kalışımız var..

Uyduk mürteciye, döndük şaşkına!

Döndük bir bir muhacire, düşküne!

Yetiş beylerbeyi Allah aşkına

Üç yüz yıl uykuya dalışımız var..


Küfür saydık, felsefeyi bilimi

Ezberledik hurafeyi zulümü

Hak etmeden katliamı, ölümü,

Üç yüz sene bozgun 

oluşumuz var..

Al bre, al bizi, al götür bu yaz

Tuna’yı, Bosna’yı özledim biraz

Sorma bre sorma ne işimiz var

Tuna boylarında Aliş’imiz var

Samsun’dan yükselen 

güneşimiz var

Gök gözlü, nur yüzlü MUSTAFA KEMAL'imiz var.!”       

-Alıntı**

BALKAN RÜZGARI

 Tokat’ta İki Günlük Dostluk Köprüsünün üstünden Balkan rüzgarı esti. 


26 -27 Eylül tarihlerinde Tokat Balkan Türkleri Derneği’nin ve Rumeli Balkan dernekler Federasyonunun önderliğinde kadim şehrimiz Balkan Rumeli Türkleri Konfederasyonunun yönetim kurulu toplantısına ev sahipliği yaptı. Yurdumuzun dört bir yanından (12 ilinden )gelen misafirlerle İki gün süren bu gezi, hem biz Tokatlılar için hem de misafirlerimiz için unutulmaz anılarla dolu geçti.


900 adımda 900 yıllık tarihe şahitlik etmek için Taşhan ve Gök Medreseden başlayan gezimizin  ardından misafirlerimizle Sulu Sokak’ta yürüdük. Daracık taşlı yollarında dolaşırken, geçmişten bugüne uzanan Tokat’ın ruhu kendini hissettirdi. 


Latifoğlu Konağı’nda geçmişin kapılarını araladık. Odaları gezerken sanki yüzyıllar öncesine gidip Tokatlı bir ailenin misafiri olduk. Mevlâna müzesi ise gönüllere ayrı bir dokundu. O manevi iklim, hem bizlere hem de Balkanlardan gelen misafirlerimize derin bir huzur kattı. Tokatın medarı iftiharı Plevne kahramanı Gazi Osman Paşa heykelinin önünde topluca çekilen fotoğrafla tarihe belge bıraktık. 

Tokat’ın vazgeçilmez lezzetlerinden olmazsa olmazı Tokat kebabı! Taş fırında ağır ağır pişen kebabın kokusu daha sofraya oturmadan içimizi ısıttı. Hep birlikte aynı sofrada buluşmak, adeta dostluğun tadını da aynı lokmalarla paylaşmak gibiydi.


Gezinin en hüzünlü hemde bir o kadar da anlamlı anı Mora Katliamı üzerine verilen konferanstı. “Mübadele masalı “şiiri ile duygu dolu anlara,  tarihin acı hatıralarını dinlerken gözlerimiz nemlendi. Ama aynı zamanda şunu da hissettik: Bizler, ortak acılarımızı paylaştıkça daha çok kenetleniyoruz ve dostluğumuz daha da büyüyor.

Darül Beda-i Sanat Kahvesinde canlı müzik eşliğinde içilen çayların ve samimi sahbetin tadı gönülleri fetteti. Gelen misafirlerimiz bu süreçte Tokata olan hayranlıklarını dile getirdiler ve şimdiye kadar gelip bu şehri görmedikleri için kendilerini hayıfladılar. 


İki gün boyunca kadim şehrimiz Tokat’ın sokaklarında gezerken sadece şehrimizi tanıtmakla kalmadık; gönül köprüleri de kurduk. Tokat, Balkanlardan esen rüzgârla bir kez daha kardeşliğin şehri oldu. Birlik ve beraberliğin kenetlendiği bu güzel organizasyonda emeği geçenleri başta kıymetli Dernek başkanımız Sn. Yavuz Cemil Erdem beyefendinin şahsında tüm yönetim kurulu arkadaşlarımı yürekten kutluyorum. Bizlere desteğini esirgemeyen kadim şehrimizin el emini değerli sayın Mehmet Kemal Yazıcıoğlu’na ayrıca teşekkür ederim. 


Ve elbette ki bütün bu güzelliklerin üstüne Tokatlı insanının misafirperverliği, sıcacık gülümsemesi ve gönül zenginliği damgasını vurdu. Çünkü biz biliriz ki Tokat’ta misafir, sadece ağırlanmaz; baş tacı edilir.

Güzelliklerde buluşmak dileğiyle…

Dünya Köylüsü 

Ayla Bağ 

DERİZ BİZ !

 YÖRE AĞZIYLA DERİZ...!


AKILLIYA : Arif

KİBARA    : Zarif

KONUMA : Tarif 

ERKEĞE   : Herif, deriz biz.   


MUHTARA: Ayan  

KADINA    :  Bayan 

ZARARA   :  Ziyan 

KIRKAYAĞA:Çıyan, deriz biz...


GÖK BONCUĞA :Nazarlık 

EV HARCINA : Pazarlık

BİLGİÇLİĞE 

UKALALIĞA :İşgüzarlık deriz biz.


TIRPANA : Kosa 

BEZ CÜZDANA: Kese 

SAKALI ÇIKMAYAN

ERKEĞE     : Köse 

ASFALTA   : Susa deriz biz...


DÜŞMANA: Hasım 

AKRABAYA: Hısım 

FOTOĞRAFA:Resim, deriz biz...


BAHÇEYE: Harım 

FITIK OLANA:Yarım 

BACADAKİ İSE :Kurum 

SAĞLAM İPE: Sırım 

DEVE YAVRUSUNA: Dorum 

ŞÜKREDERKEN: Allah Kerim deriz biz...


MERMİYE   :Sıkı 

ALTINA       :Takı 

KOCAKARI SARGISINA:Yakı 

EŞKIYAYA   :Şaki deriz biz...


KADIN KILIĞINA 

GİRMİŞ ERKEĞE: Köçek 

YATAĞA : Döşek 

HADDİNİ BİLMEZE :Eşşek deriz biz. 


SU YOLUNA: Savak 

SELVİYE       : Kavak 

GÖSTERİŞLİ EVE: Konak 

ÇORBA TASINA: Çanak 

ENAYİYE : Avanak 

AKLI ERMEYEN 

YAŞLIYA  : Bunak deriz biz...


ÜŞÜMEYE: Buymak 

İŞİTMEYE: Duymak 

AKLI BAŞINA 

GELMEYE: Aymak 

SÜTÜN ÜSTÜNE: Kaymak 

KÜFÜRE : Sövmek 

YÜCELTMEYE: Övmek 

ACELEYE: Evmek 

HOŞ DUYGULARA: Sevmek deriz biz...


SU YOLUNA: Arık 

SEBZE SIRASINA: Karık 

DERİDEN BASİT 

AYAKKABIYA: Çarık 

HAM ÜZÜME: Koruk 

SEVİMSİZ YAŞLIYA: Moruk, deriz biz...


YUFKADAN YAPILAN 

DÜRÜME: Çomak 

USTA YARDIMCISINA: Yamak 

SARILI İPE: Yumak 

İP SALINCAĞA: Hamak, deriz biz.


SURAT ASANA: Mandallı 

YÖRE KOSTÜMÜNE: Bindallı 

SAF KİŞİLERE: Andavallı, deriz biz.


KOMŞUYA SAYGIYA: Hatır 

ET KIYMA BALTASINA: Satır 

GÜVENİLMEZ KİŞİYE: Katır, deriz biz...


PINARIN HATILINA: Yalak 

İNSANIN APTALINA: Salak 

ASIK SURATA : Somurtkan

MANDA YAVRUSUNA: Malak 

BOYUN BAĞINA: Dolak 

PATİKAYA: Yolak,  deriz biz...


SEBZE OTU AYIKLAMAYA: Çapa 

ÇAY BARDAĞINA: Kupa 

ÇOCUĞA KIZINCA: Sıpa, deriz biz


HAYVANIN İPİNE: Örük 

KALAYCININ 

YELLEME ARACINA: Körük 

GÖÇERLERE: Yörük, deriz biz...


SÜLEYMAN'A: Sülek 

ELİ AÇIĞA      : Selek 

İYİ HUYLUYA : Melek 

GÖMLEĞE      : Yelek 

HAM KAVUNA : Kelek, deriz biz...


ÇİMENE         : Çayır 

YOKUŞA        : Bayır 

KARŞILIKSIZ 

İYİLİĞE          : Hayır, deriz biz...


BEBEĞİN SİDİK 

GİDERİNE       : Sibek 

KAHVE 

ÖĞÜTÜCÜYE :Dibek 

EKİN YIĞININA: Öbek 

DAĞ MANTARINA: Göbek 

FIRILDAK KİŞİYE: Şebek 

GÜZELE  : Bebek,  deriz biz...


ÇOCUK YATAĞINA: Beşik 

KAPI GİRİŞİNE : Eşik 

CİLTTEKİ 

KIZARIKLIĞA: Pişik, deriz biz...


BAŞ ÖRTÜSÜNE: Yazma 

GÜZEL AHLAKI 

KAYBETMEYE : Yozma 

KABA SABA ADAMA : Kazma 

SEYAHATE: Gezip-tozma 

BIKKINLIĞA: Bezme, deriz biz...


YEŞİL GÖZE: Çakır 

YOKSULA    : Fakir 

KALAYLANAN 

KABA           : Bakır

BOŞ KİLERE: Tamtakır, deriz biz...


ASKER SOMUNUNA: Tayın 

EŞİN ERKEK KARDEŞİNE: Kayın 

SAYGI DUYULANA: Sayın 

HİLEYE, ENTRİKAYA: Oyun 

HERKESE İTAAT 

EDENE  : Koyun, deriz biz...


TAVUĞUN YUMURTLAMA 

YERİNE: Holluk (folluk)

ÜRÜNÜN BEREKETİNE: Bolluk 

EĞLEŞİ YERİNE: Dulluk 

YOLCU AZIĞINA: Yolluk, deriz biz. 


DÜĞÜN DAVETİYESİNE: Oku 

GÜL SUYU VE YAĞINA : Koku 

TAŞ DİBEĞE: Soku deriz biz...


DEMİR KİRİNE: Pas 

İRİ SAMANA   : Kes 

ÇORBA KABINA:Tas 

SÜRÜYÜ ARDINDA

SÜRÜKLEYEN LİDER 

KOYUNA  :Kös 

MATEME, HÜZNE: Yas, deriz biz...


YEMEĞE    : Aş 

HAYVAN SAYISINA: Baş 

OLMAYACAK İŞE: Yaş 

ACEMİYE, ÇAYLAĞA :Kuş 

RÜYAYA    : Düş, 

deriz biz...


BİRAZA   : Acık 

SALATALIK DOĞRANMIŞ 

YOĞURDA: Cacık 

DERİ CEKETE: Gocuk 

YAŞININ HAKKINI 

VERMEYENE: Çocuk, deriz biz...


YÜKSEK YERE.:Tepe 

KALIN CEKETE: Kepe 

TUTUK KONUŞANA: Pepe 

KULAK TAKISINA: Küpe deriz biz...


KÖRPE KUZUYA: Emlik 

KÖTÜLÜĞE : Kemlik 

ÇAYDANLIK ÜSTÜNE : Demlik 

BAHARLIK OTA : Yemlik, deriz biz...


ASMA YAPRAĞINA: Tefek 

KIRDAKİ MOR ÇİÇEKLİ OTA : Efek 

ATEŞLİ SİLAHA: Tüfek, deriz biz...


ZENGİNLİĞE, BOLLUĞA : Varlık 

YOKLUĞA, FAKİRLİĞE : Darlık 

EZİYETE, GÜÇLÜĞE  : Zorluk 

HOŞ GEÇİME, HUZURA : Dirlik 

DAYANIŞMAYA : Birlik, deriz biz...


TEMELDEKİ KAZIĞA : Söven 

YAMAÇLARDAKİ 

DİKENLİ BİTKİYE : Geven 

HARMAN SÜRME 

ARACINA : Düven 

TATSIZ YİYECEĞE : Yavan 

UZUN BOYLU, 

YAKIŞIKLIYA : Civan, deriz biz...


EVLENME TÖRENİNE : Düğün 

YEMEK 

VAKİTLERİNE: Öğün, deriz biz...


VÜCUTTAKİ ÖZÜRE: Araz 

HASTALIĞA: Maraz 

KİNLE YAPILAN 

KÖTÜLÜĞE : Garaz, deriz biz...


YARAMAZA: Şelet 

KÜÇÜK ÇOCUKLARA: Velet 

SU BİRİKİNTİSİNE: Gölet 

SALGINA: Ölet, 

deriz biz...


TAMAHKARA: Aç gözlü 

DOBRAYA : Açık sözlü, deriz biz...


KEÇİ KILINDAN DOKUNAN 

YER ÖRTÜSÜNE: Çul

DEĞERSİZ PARAYA: Pul

BİAT EDENE: Kul 

EVLİLİK YAPIP 

AYRILMIŞA: Dul 

GICIK KİŞİYE: Kıl, deriz biz...


ATIN OTURAĞINA: Palan 

GERÇEK OLMAYAN

SÖZE : Yalan 

SİNSİ KİŞİYE: Yılan, deriz biz...


ÇÖKELEĞE: Keş 

HAYVAN ÖLÜSÜNE: Leş 

PAY ETMEYE: Üleş 

BEDAVAYA: Beleş, deriz biz...


(Not: Emekli Öğretmen İsmail Sağlam‘dan alıntıdır)

9 Haziran 2025 Pazartesi

YER GÖK

 YERLE GÖĞÜN BİRLEŞTİĞİ YER …

Ayın şavkı vuruyor kıvrılarak nazlı nazlı akan yeşil ırmağın üzerine. Dingin bir gecenin sabahında güneş henüz Yeşil Irmağın sularında ışıldamaya başlamışken, ezandan sonra Tokatın dar sokaklarında yankılanan yağlıcı, simitçi sesleri ile çocukluğum uyanır sabahın seherinde. Bir yanda Danişmentlilerden kalma ANADOLUNUN ilk eseri Garipler Camisinin ezan sesiyle, diğer yanda Osmanlıdan kalan son eser Saat Kulesinin din dong sesi buluşur asumana baş kaldırmış gibi dimdik duran Tokat kalesinin semalarında. Türk islam aleminin ilk dönemine ev sahipliği yapan bu kadim şehir medeniyete açılan kapısı Gök Medrese ile başka bir aleme seyri suluk ettirir insanı. Bu şehri gezmeye, görmeye gelenleri mest ettirir mavi çinisi. Tokatın taşlı yollarında yürümek, sadece bir kentte dolaşmak değil; tarih boyunca yan yana, iç içe yaşayan kültürlerin izinde bir zaman yolculuğuna çıkmaktır aynı zamanda. Kadim şehrimizin yaşayan ruhu bu toprağa ayak basanlara kıvılcım ateşini  tutuşturacak niteliktedir. O yüzden Hz Mevlana” Tokata gitmek gerek “sözünü söylemiştir.

Burada neredeyse her taş, her kapı tokmağı, her sokak ismi bir başka medeniyetin, bir başka inancın tanıklığını yapar adeta. Kadim bir mutfak kültürü, yüzyıllardır değişmeyen el sanatları, sözlü gelenekler ve yerel anlatılar, kentin yaşamına sinmiş şekilde hâlâ varlığını sürdürerek üretilen eserlere semboller olarak sirayet etmiştir. İşte bu nedenle Tokat yalnızca bir şehir değil; yaşayan, soluyan bir açık hava müzesi olarak bilinir.

Bir kenti değerli kılan yalnızca onun nüfusu, altyapısı ya da ekonomisi değildir. Asıl kıymet, o kentin tarih boyunca biriktirdiği kültürel mirasta, bu mirasın kent dokusuna ve insanlarına nasıl sindiğinde ve bugün nasıl sahiplenildiğinde saklıdır.

Kültürel zenginlik yalnızca geçmişin hatırası değil, bugünün kimliği ve yarının mirasıdır. Anadolu tarih boyunca dinler arası hoşgörüye çok kültürlü gündelik hayatla iç içe geçmiş bu katmanlı tarihin izlerine Tokat şehrinde de kolaylıkla rastlanır. Yeter ki gözlerimiz sadece vitrinlere değil, pencerelere, duvarlara, kapılara, dağlara, ovalara seslere ve adımlara da açık olsun.

Şehirler, çoğu zaman modern yaşamın ritmine ayak uydurmaya çalışan kalabalık ve karmaşık yapılar olarak algılanır. Ancak bu karmaşanın altında, yüzyılları bulan bir tarih, çok katmanlı bir kültürel doku ve derin bir kolektif hafıza yatar. Bu açıdan bakıldığında Şehirler yalnızca yerleşim alanları değil, aynı zamanda yaşayan açık hava müzeleridir. Bizim Sulusokak akademisi dediğimiz alan bunun en güzel örneğidir Her sokağı, her yapısı, her meydanı geçmişten bir iz taşır; her yapı taşı, her ağaç gölgesi bir hikâyenin parçasıdır. Yerle göğün birleştiği yerdir Sulusokak. TOKAT. 

“Bir şehri tanımak istiyorsanız müzelerine değil, sokaklarına bakın “ der bazı kent tarihçileri. Çünkü sokaklar, bir kentin gerçek belleğidir. Aynı yoldan yüzyıllar boyunca geçen insanların ayak izleri, taş kaldırımlara sinmiştir. Eski mahallelerdeki taş evler, ahşap kapılar, demir perfoje parmaklıklar yalnızca estetik öğeler değildir; her biri geçmişten bugüne gelen yaşam biçimlerinin, ustalık geleneklerinin ve toplumsal ilişkilerin taşıyıcılarıdır.

Mimariden başlayarak kentsel peyzaj öğelerine kadar pek çok unsur, bir toplumun kültürel kodlarını içinde barındırır. Örneğin Osmanlı dönemi mahalleleri, avlulu evleri, çeşmeleri ve camileriyle yalnızca mimari birer yapı değil; komşuluk ilişkilerinin, mahalle kültürünün ve kolektif yaşamın mekânsal karşılığıdır. Modern kentleşmeyle birlikte çoğu yapı yıkılmış ya da dönüşmüş olsa da, ayakta kalan her eser geçmişle bir bağ kurma imkânı sunar bizlere. 

Kültürel birikimi yüksek kentler, içinde barındırdığı sanat eserleri, mimari yapılar, dini ve sivil anıtlar ile adeta sayfa sayfa açılan katman katman derinliklerine inilerek okunan bir kitap gibidir. Bu kitabı okuyabilmek için dikkatli bir göz ve bilinçli bir farkındalık gerekir. Bir Şehrin sokak isimleri bile tarihsel olayları, unutulmuş kahramanları ya da yerel efsaneleri gün yüzüne çıkarabilir. Örneğin, "setenciler Meydanı", "sulusokak”, çekenli, dabakhane,  “kınalı Ali”, “onbeşliler”gibi isimler, kentin ekonomik , kültürel geçmişini ve zanaatkârlık mirasını bugüne taşır.

Bu farkındalık yalnızca bireysel düzeyde kalmamalıdır. Şehir planlamacıları, yerel yönetimler ve eğitim kurumları, kent kültürünün sürdürülebilirliğini sağlamak için bu mirası görünür kılacak uygulamaları hayata geçirmelidirler. Bilgilendirici levhalar, mobil rehber uygulamaları, kültür rotaları ve tematik yürüyüş yolları gibi araçlarla kentin kültürel hafızası halka açılabilir. Bu sayede kent sadece yaşayanlar için değil, ziyaretçiler için de bir keşif alanına dönüştürülmüş olur. 

Açık hava müzesi kavramı yalnızca geçmişe dair yapıları değil, yaşayan kültürleri de kapsar. Şehirlerde unutulmaya yüz tutmuş geleneksel el sanatlarını yaşatan efsane ustalar, süregelen el sanatları, geleneksel mutfaklar, yerel festivaller, halk dansları ve sözlü kültür öğeleri bu mirasın canlı parçalarıdır. Örneğin Tokatta MEHMET KÜÇÜK ustamın bakırcı dükkânı, yalnızca bir üretim alanı değil; aynı zamanda yüzyıllardır süregelen bir geleneğin günümüzdeki yansımasıdır.

Aynalı çarığın aynası ve mimaride kullanılan Yüksek kahvehanede ki ayna sembolü bize bizi en özünden hatırlatır adeta. 

Bu tür yaşayan kültürel değerler, kentin ruhunu koruyan ve zenginleştiren unsurlardır. Ancak ne yazık ki, bu değerler kentleşmenin ve küreselleşmenin baskısı altında giderek görünmez hale gelmekte ya da ticari amaçlarla yüzeyselleştirilmektedir. Bu nedenle koruma yaklaşımı yalnızca fiziksel yapılarla sınırlı kalmamalı; somut olmayan kültürel miras da dikkatle ele alınmalı ve desteklenmelidir.

Kentlerin açık hava müzesine dönüşmesi yalnızca fiziksel düzenlemelerle değil, halkın bilinçli katılımıyla mümkündür. Kültürel mirasın korunması ve yaşatılması, yalnızca uzmanların ya da yerel yöneticilerin değil, kentte yaşayan her bireyin sorumluluğudur. Bu nedenle okul öncesinden başlayarak kent bilincini geliştiren eğitim programları hazırlanmalı; çocuklara ve gençlere yaşadıkları kentin tarihi, coğrafyası ve kültürel değerleri tanıtılmalıdır. Bu konuda adım atan tüm yöneticileri yürekten kutluyorum. 

Aynı şekilde kentlilerin sürece katılımını teşvik eden projeler geliştirilmelidir. Mahalle ölçeğinde bellek yürüyüşleri, sözlü tarih çalışmaları, kentsel hikâye anlatıcılığı etkinlikleri, kent arşivleri ve dijital bellek platformları bu sürecin önemli parçalarıdır. Kentte yaşayanlar, kendi hikâyelerini paylaşarak hem geçmişi sahiplenir hem de ortak bir gelecek inşa eder.

Kentler, geçmişle gelecek arasında bir köprüdür. Bu köprünün ayakta kalabilmesi, geçmişin izlerini taşıyan yapılar kadar bugünün duyarlılığına da bağlıdır. Bir kent, yalnızca modern gökdelenleriyle değil; korunmuş bir çeşmesi, restore edilmiş bir hanı, yaşatılan bir efsanesi ile (KIRKKIZLAR) anlam kazanır. Kentte yürürken bir an durup çevremize dikkatlice baktığımızda, aslında her şeyin bir anlatısı olduğunu fark ederiz. Bir kapı tokmağı, bir duvar yazısı, bir eski taş badal bile bize bir zamanlar orada yaşanmış hayatlardan söz eder inceden inceden. 

Prof.Dr.Süheyl Ünver  hocanın dediği gibi “Anadoluda hiç bir şehirde göremeyeceğiniz hatta İstanbul dahil 5-6 zaman diliminin anıtsal eserlerini bir fotoğraf karesine sığdıracağınız başka bir  memleket yok “ der Tokat için. 

Bu nedenle kentleri yalnızca fiziksel büyüme ve ekonomik kalkınma üzerinden değerlendirmek yerine; kültürel mirası ile yaşayan, anlatan ve öğreten açık hava müzeleri olarak görmek, onları daha anlamlı, daha yaşanabilir ve daha sürdürülebilir hale getirmek için bilinçli yöneticilere ve bilinçli halka ihtiyaç vardır. 

Yerle göğün birleştiği yerdesin …

Farkındalığımızın farkında olmak dileğiyle…

Dünya Köylüsü 

Ayla Bağ