26 Nisan 2022 Salı

KADIM ŞEHRİMİZİN KADİM İNSANLARI HAMİ KARSLI

                Kadim şehrimizin kadim insanları yazı dizisinde bu hafta Niksar’lı duayen emekli öğretmen, araştırmacı yazar değerli Hami KARSLI hocamı daha yakından tanıyacağız. Eğitime dair düşüncelerini “Kıvılcımla ateş yakmaktır. Boş bir kabı doldurmak değil” çocuklarımıza dogmaları değil, eleştirel aklı öğretmeliyiz.”sözleriyle özetleyen, Gönül kapılarını samimiyetle bize açan ve 81 yıllık hayata dair edindiği kıymetli tecrübelerini ve anılarını bizimle paylaşan kıymetli hocama çok çok teşekkür ederim. Pandeminin kalkmasıyla birlikte  inş ilk önce  Çamiçi yaylasında ki evinde ziyaret edeceğim insanlardan birisi olarak adını defterime not ediyorum. 

Sosyal medya üzerinden iletişime geçerek sorduğum soruları  yanıtlayan hocama 

Hoşgeldiniz diyerek ilk sorumu yöneltiyorum. 1-Hami karslı kimdir? Kendinizi kısaca tanıtır mısınız? Neden öğretmenlik? Öğretmen olmasaydınız ne olmak isterdiniz?

Yanıt:  08 Şubat 1941 tarihinde Tokat/Niksar’da doğdu. 

İlk ve ortaokulu Niksar’da okudu. Tokat İlköğretmen Okulu’nu 1959’da bitirdi. Milas/Alatepe Köyü, İstanbul Beykoz/Kaynarca Köyü, İstanbul Kartal/ Bülbülderesi İlkokulu ve İstanbul Eyüp/Alibeyköy İlkokullarında çalıştı.

1963’te Balıkesir Necati Eğitim Enstitüsü Edebiyat Bölümü’nü bitirdikten sonra sırasıyla Erzurum/İspir, Sivas/Şarkışla Ortabucak Ortaokullarında öğretmenlik ve yöneticiliklerde bulundu. Bu arada TÖS Şarkışla Şubesi’ni kurarak başkanlığını yaptı. 1968’de –evlendiği gün– Kastamonu/Taşköprü Lisesi’ne sürüldü. Orada da TÖS Taşköprü Şubesi’ni kurarak öğretmenleri örgütlediği için Küre Ortaokulu’na gönderildi. Sendika çalışmalarını orada da sürdürdü.

 1971’den askere gittiği 1973 yılına kadar Sakarya Ali Dilmen Lisesi’nde çalıştı. Tank asteğmeni olarak yedek subaylığını Çorlu’da yaptıktan sonra Sakarya Adapazarı Lisesi’ne atandı.

 12 Mart 1971 darbesinden sonra kapatılan TÖS’ün yerine kurulan TÖB-DER’de görev aldı.

 1976 yılında İstanbul Beyoğlu/Fındıklı Lisesi’ne, 1978’de de İstanbul Ortaköy Eğitim Enstitüsü’ne nakledildi. Eğitim Enstitüsü kapatılınca İstanbul Üsküdar Cumhuriyet Lisesi Müdürlüğü’ne atandı. Daha sonra MC Hükümetleri iktidarlarında sırasıyla Kadıköy Akşam Ticaret Lisesi’ne, Danıştay kararıyla tekrar Cumhuriyet Lisesi Müdürlüğü’ne, aynı gün Göztepe İnönü Ortaokulu’na, bir ay sonra Kütahya Kurtuluş Ortaokulu’na, orada göreve başlar başlamaz Tavşanlı Tunçbilek Lisesi’ne gönderildi.

 Bu arada Ankara’da Hacettepe Hastanesi’nde diyaliz makinesine bağlı yaşayan büyük oğlu öldü(21 Kasım 1981) ve Ankara Gazi Lisesi’ne atandı. Siyasi nedenlerle 1985’te tutuklandı. Bir ay DAL’da işkence gördü. Ankara Merkez Kapalı Ceza ve Tutukevi’nde yattı. DGM’de yargılandı, aklandı. Haksız tutuklandığı için Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde açtığı davayı kazanarak devletten tazminat aldı. Ancak, Gazi Lisesi’nden alınarak Delice/Büyükyağlı Lisesi’ne sürüldü. 1987’de emekli oldu.

 “Tarsus Yenice Haber”, “Niksar Çamiçi Yayla Haber” ve “Tokat Niksar Haber” adlı yerel gazeteleri çıkarttı. Çeşitli edebiyat dergilerinde ve gazetelerde yazılar yayımladı. Niksar’ın sosyal tarihi ile ilgili incelemelerde bulundu, bunları kitaplaştırdı. Şimdi Tokat Niksar/Çamiçi Yaylası’ndaki küçük evinde yaşıyor ve “yazı yazma eylemi” ne devam ediyor. Kendisi gibi edebiyat grubu öğretmeni olan Güngör Karslı ile evli.

 Biri çalışma ekonomisi ve endüstri ilişkileri uzmanı diğeri veteriner olan iki oğlu var. 

Öğretmenliği tesadüfen seçtim. Ben, çocukluğumda hep avukat olmak isterdim. Hatta ilkokula gittiğim yıllar evimizin bahçesindeki kiraz ağacına çıkar, kirazlarımızı yiyen kargalara kızan anneme karşı o kargaları savunurdum. Tokat Öğretmen Okulu yeni açılmıştı. GOP Lisesi’nin pansiyonunda birkaç oda öğretmen okuluna verilmişti. Ortaokulu bitirdiğim yıl, girdiğim sınavları kazanınca kendimi, yatılı olarak o okulda buldum. Ama hiç pişman olmadım. Mesleğimi çok sevdim. Bugün yaşları 70 civarında olan eski öğrencilerimin büyük çoğunluğu aynı zamanda arkadaşlarım oldular.

 

2- insanın ana vatanı olan Çocukluğunuza dair unutamadığınız bir anınızı bizimle paylaşır mısınız? 

Yanıt:    Herkes gibi benim de çocukluğuma ait birçok acı-tatlı anım var. Galiba 2.5-3 yaşlarındaydım. Niksar’da benim içinde doğduğum evin bitişiğinde, Babam yeni bir ev yaptırıyordu. Evin temellerinden üç metre kadar yüksekte bir bahçemiz vardı. O bahçede oynarken, oradaki bir taşı evin temeline atmak istemiş ancak taşla beraber ben de düşmüştüm. Bu kaza sol gözümde bir arıza bırakmıştı. Bunun üzüntüsünü yıllarca çekmiş, ancak 25 yıl sonra 1968 yılında, İst. Özel Sen Jorj Avusturya Hastanesi’nde yapılan başarılı bir ameliyatla gözümdeki arıza düzeltilmişti.

İkinci unutamadığım bir anım da yine 3-4 yaşlarıma aittir. Ben küçüklüğümden beri köpekleri çok severim. Yaz aylarında Niksar’ın Gülebi Yaylası’na çıkardık. Çam ağaçları içinde taştan yapılmış bir evimiz vardı. Ben korkusuzca o büyük çoban köpekleriyle oynardım. Babamın getirdiği çikolataların sarı kalaylı kâğıtlarıyla köpeklerin dişlerini kaplar, onlara altın diş yapar, hatta ata biner gibi onlara binerdim. Onlar da benim kendilerine dostça yaklaştıklarımı bilir bana bir şey yapmazlardı. Yalnız bir gün bir gün yine bir köpeğe altın diş yaparken başka bir köpek bana saldırdı ve ıssırdı. Çok sonraları benim altın diş yaptığım köpeğin dişi olduğunu ve beni ısıran köpeğinde erkek olduğunu ve dişi köpeği benden kıskandığını öğrendim. O yıllarda Niksar’da bulunan tek dispanserde günlerce kuduz iğnesi yediğimi hiç unutmam.

Üçüncü bir anımı da hiç unutmam. İlkokul 4. Sınıfta idim. Tokat ve ilçelerinde İlkokul 4. Sınıflar arasında “Mehmetçik” konulu bir kompozisyon yarışması açılmıştı. Yıl galiba 1951’di. Ben, dereceye girmiş ve ödül olarak ta 10 tane çocuk kitabı, bir bloknot, bir de tükenmez kalem kazanmıştım. Tükenmez kalemi ilk defa görüyor ve arkadaşlarıma “Bu kalemin mürekkebi hiç tükenmiyor” diye hava atıyordum. Ama kalem bir gün yazmaz oldu. Babam, bu kalemin mürekkebi bitmiş, dedi. Ben “Bu tükenmez kalem” diye ısrar ettim. Durumu öğretmenime de söyledim. O da “kalemin mürekkebi bitmiş” deyince çok üzülmüştüm. 

 

3- Hami karslı nasıl bir ailede ve nasıl bir evde büyüdü idolünüz kimdi.? 

Yanıt: Ben çok mutlu bir çocukluk dönemi geçirdim. Annem çok güzel ve çok akıllı bir kadındı. Babam, anneme âşıktı. Ölünceye kadar da hep âşık kaldı. Evde birinci derecede annemin sözü geçerdi. Babamın ona hiç kaba davrandığını anımsamıyorum. O, her gittiği yerden bizlere hediyeler getirir ama annemin çok sevdiği badem ezmesini getirmeyi hiç ihmal etmezdi. Her sabah annemden önce kalkar, annemin kahvesini pişirir, bahçeden kopardığı bir mevsim çiçeğini (bir şebboy, karanfil ya da gül gibi) annemin kahve tepsisinin içine koyar, annemin yatağına götürürdü. Sabah kahvaltılarını da genelde babam hazırlardı. Evimizde o zamanın imkânlarına göre son derecede güzel bir banyomuz vardı. Odunla ısınan bir termosifon, mermer bir kurnası hatta kubbemsi bir tavanı vardı. Ama çocukluğumda, haftada bir gün tüm aile bireyleri, sadece bize ayrılmış bir hamama giderdik. Daha sonraları bu toplu hamam yerine annemler ayrı, bizler ayrı gitmeye başladık. Annemlerin hamam gününde babam erkenden eve gelir, akşam yemeğini de o hazırlardı. O’nun maltızda yaptığı taskebabının tadını hiç unutmam. Annem, başını bir eşarpla örterdi. O, hem namazını kılan, hem de eve giren günlük gazeteleri okuyan bir insandı. Babamın manifatura mağazası vardı. Aynı zamanda Phılıps ve Körting marka radyoların Niksar bayii idi. Niksar’daki bütün sosyal konularda o vardı. Niksar Jimnastik Kulübü’nde, Niksar Halkevi’nde, Niksar CHP teşkilatında başkandı. Çok şık giyinirdi. O’nu kolalı gömleksiz, kravatsız ve fötr şapkasız göremezdiniz. Ama en büyük özelliği çok okumasıydı. Evimizde bir duvarda, kestane ağacından yapılmış zengin bir kitaplık vardı. Bu kütüphanede eski Türkçe ve yeni yazıyla yazılmış kitaplar, ansiklopediler vardı. Küçükken babamın bana yatarken kitap okuduğunu anımsıyorum. Annem de babam da müziği –özellikle Türk Sanat müziğini- çok severlerdi. Babamların, yatak odalarında duvara gömülü kapakları aynalı kestane ağacından yapılı gardırobunun içinde –yan duvarlara asılı bir keman ve bir ud vardı. Ben böyle bir evde büyüdüm.

 

4- Hayata dair keşke dediğiniz bir şey var mı ? 

Yanıt: Evet, özellikle gençlik yıllarımda henüz hayatta olan büyüklerimden –özellikle babamdan ve Tahmisçioğlu Hakkı ve Sait amcalardan- gereği gibi Niksar’ın sosyal tarihi ile ilgili bilgiler alıp, bunları yazıya geçirmediğim için üzülür, pişmanlık duyarım. İkinci pişmanlık duyduğum şey ise oğullarımla ilgilidir. Bugün birisi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Uzmanı diğeri Veteriner Hekim olan iki oğlumu, okuma konusunda iyi yetiştiremedim. Onları çocukken bilgisayardan biraz uzaklaştırıp daha çok okumaya yönlendirebilirdim.

 

5- Duayen bir eğitimci olarak bir çok öğrenci yetiştirdiniz. Eğitim alanında ki engin tecrübelerinizi bizimle ve Gençlerimizle paylaşırsanız neler söylemek istersiniz. İnsanlık Nereye gidiyor? 

Yanıt: Bir yerde okumuştum: “Güney Afrika’da bir üniversitenin girişinde şöyle bir yazı asılıdır: Bir ülkeyi yok etmek için atom bombası veya uzun menzilli füzelere gereksinim yoktur. Bunun için eğitim seviyesini düşürmek yeterlidir. Bunun sonucunda: Hastalar doktorların elinde can verir, binalar mühendislerin elinde çöker, para ekonomistlerin elinde kaybolur, adalet yargıçların elinde yok olur, insanlık dinci akademisyenlerin elinde ölür.” Eğitimin önemini bu kadar güzel anlatan bir ifade zor bulunur. Eğitimi, yurdumuza, insanlığa faydalı üretim için yapmak, ezberlerden kaçınarak iş içinde iş vasıtasıyla iş için eğitim yapmak gereklidir. (Aynen 1940-46 yıllarında Köy Enstitülerinde olduğu gibi) Eğitim, bir düşünürün dediği gibi: “Kıvılcımla ateş yakmaktır. Boş bir kabı doldurmak değil” Çocuklarımıza dogmaları değil, eleştirel aklı öğretmeliyiz. Yoksa, OECD raporlarında açıkça görüldüğü gibi, yüzde 85’i ateist olan İsveç, yolsuzlukta dünya sonuncusu, yüzde 99’u Müslüman olan Türkiye yolsuzlukta dünya ikincisi olur. Bu konu çok uzun bir konu. Bir gün topluca,  sadece bu konuyu konuşuruz. İnsanlığın nereye gittiğini söylemek benim haddimi aşar. Ama Türkiye’nin nereye gittiğini görmemek için in sanın kör ve sağır olması gerekir.

 

6- 80 yıllık hayat size ne öğretti. Hayatın anlamı nedir sizce? 

Yanıt:  Bu soruya yanıt verdiğim şu anda 81 yıl, 2 ay, 12 günlük bir ömre sahibim. Yaşamın bana öğrettiği en büyük şey, mutlu olmak ve hayal kırıklığı yaşamamak için yapılacak en önemli şey, hiç kimseden, hiçbir şey beklememektir. Bu iş söylendiği kadar kolay değildir. Çünkü her insanın yaşamında iki türlü insan vardır. Bir kendi seçtikleri bir de kendi seçemedikleri. Annemizi, babamızı, kardeşlerimizi, amcamızı, halamızı kısacası kan bağıyla bağlı olduğumuz kişileri biz seçmiyoruz. Onlar bir olgu olarak yaşamımızda yerlerini alıyorlar. Dolayısıyla onlardan bir şeyler bekliyorum. Eğer, onları yargılamadan, onlardan sevgi, sadakat, şefkat, iyilik, yardım vs. gibi bir şey beklemeden yaşayabiliyorsanız ne âlâ!... Bizim seçtiğimiz kişilerden –eş, arkadaş, dost gibi- beklemediğimiz davranışlar görürsek, bu bizim kabahatimizdir. Çünkü iyi seçememişiz demektir. Bence yaşamın anlamı, kendi gücümüzün dışında hiç kimseden hiçbir şey beklememeyi becerebilmektir.

 

7- Son yılllarda yaşadığımız salgın, savaş ve ekonomik krizin etkileri sizi nasıl etkiledi. Bu kaoslar hakkında ne düşünüyorsunuz? 

Yanıt: Doğrusu yaşadığımız salgın beni pek etkilemedi. Bilimin yol göstericiliğine inanan birisi olarak tüm aşılarımı yaptırdım. Doktorların önerilerini yerine getirdim. Ancak ekonomik krizden herkes gibi ben de etkilendim. Kentlerden uzakta, bir yaylada, kendi evimde kira vermeden yaşamama karşın, özellikle mutfaktaki o yüksek enflâsyon tüm 

dengemi bozdu. Birinci dereceden emekli bir devlet memuruyum. Hiçbir yere, hiçbir kimseye bir kuruş borcum yok. Ama, şimdi kırmızı et ve balığı daha az yiyorum. Kahve, çay makinesi, ketıl gibi elektrikli aletleri mutfaktan kaldırdım. Çamaşır ve bulaşık makinesini gece saat 22’den sonra çalıştırıyorum. Günlük aldığım iki gazeteyi bire indirdim. Ekonomik kriz beni daha tutumlu yaşamaya zorladı. Bu krizin tek sorumlusunun siyasi iktidar ve özellikle siyasi iktidarın başı olan Sayın AKP Genel Başkanı olduğunu düşünüyorum.

 

8- Meslek hayatınıza dair unutamadığınız bir anınızı bizimle paylaşır mısınız? 

YanıtMeslek yaşamımda beni mutlu eden yüzlerce anım vardır. Bunlardan bir tanesi 1985 yılında siyasî olarak Devlet Güvenlik Mahkemesince tutuklandığımda beni savunan ünlü bir avukatın benim ortaokuldan öğrencim olmasıdır. 

            Bir de öğretmenliğimin ilk yılında Milas Alatepe Köyü’ndeki bir anımı hiç unutmam. O zaman ilkokullarda ev-el işi diye bir ders vardı. Ben, köy şartlarını hiç düşünmeden bu dersin kitabındaki tüm konuları şöyle bir anlatıp geçiyor ve sözlü sınav yaparken de her ünitede yazılı soruları tek tek yazıp bir kutuya koyarak öğrenciye kutudan bir soru seçmesini istiyordum.  Bir kız öğrencinin çektiği soru “Pileli elbiseler nasıl ütülenir?” sorusuydu. Kız, durdu, düşündü ve sonra: “Öğretmenim, elbiseyi alır, kapının önüne çıkar, pireleri silkeler uçurur sonra da elbiseyi ütüleriz” dedi. Bu yanıt aslında benim salaklığıma verilen bir yanıttı. 1950’li yıllarda, daha o köyde ütü, pileli elbise yokken benim böyle bir soruyu sormam ne kadar büyük bir yanlıştı. Aklıma geldikçe hem güler, hem de yaptığım salaklığa kızarım.

 

9-Tokat ve Niksar deyince aklınıza gelen ilk şey nedir? Memleketimize dair bize neler söylemek istersiniz?

Yanıt:  Bir yazar, kentleri aynaya benzetir ve “kişi hangi kentte kendini mutlu hissederse, o kenti çok sever” der. Niksar, benim doğduğum ve ortaokulu bitirdiğim yıla kadar içinde yaşadığım, tüm çocukluğumun geçtiği kent. Ortaokulu bitirdiğimde Niksar’da daha yüksek bir okul yoktu. Lise ve dengi okullar Niksar’da henüz açılmamıştı. Bırakın televizyonu, her evde radyo bile yoktu. Kentimiz çok küçüktü. Herhangi bir mahallede bir çocuk doğsa tüm kent hemen öğrenirdi. Herkes birbirini tanırdı. Mahalledeki komşularımızla, sanki tek bir aile imiş gibi yaşardık. Bu nedenle ben, en mutlu günlerimi bu kentte yaşadım. Sokaklarında bezden dikilmiş toplarla oynadım. Elektrik üretimi için yapılmış ve çanakçı çayının suyu ile dolan bir havuzda yüzdüm. Bizim olsun olmasın, bağlarında, bahçelerinde ağacından kopardığım meyveleri yedim. Öğretmen okulunu Tokat’ta üç yıl yatılı okudum. Tokat’tan Niksar’a gelirken, akşamüstü Dönekse’den Niksar’ın ışıklarını görünce içim pır pır ederdi. Ben çocukken, Niksarda hangi mahallede oynarsam oynayım, acıktığımda o mahallede bulunan bir evde karnımı doyurabilirdim. Öylesine bir samimiyet ve sıcaklık vardı. Bir yaş büyüğümüze bile ağabey, abla derdik.  Kentimizin bir ruhu vardı. Bugün o ruh yok. Eskiden İlkokul Müdürümüz Ahmet Örs (nam-ı diğer Sağır Hoca) Niksar Çarşısından geçerken, esnaf kalkar saygıyla selamlardı. Liyakat çok önemli idi. Bugün ise Niksar’da egemen olan tek şey parasal güç!.. Acı olan budur.

 

9- Hayata dair özlem duyduğunuz bir şey var mı? Hayalleriniz nedir? 

Yanıt: Hayata dair özlem duyduğum o kadar çok şey var ki… Bunların tümünü anlatmam olanaksız. Ancak sadece şunu söylemek isterim. Keşke, insanlardan olan beklentimi kaybetmeseydim… Keşke insanlar arasında sadece çıkara değil de sevgiye, saygıya, vefa duygusuna dayalı bir ilişki olsaydı. Özlem duyduğum tek şey budur. 

 

10- Son olarak neler söylemek istersiniz? Şimdiden her şey için çok teşekkür ederim.

Yanıt: Kimin dizeleri olduğunu bilmiyorum. Ben tiyatrocu Zihni Göktay’dan duymuştum.

 

“Ne Akdeniz'de yatım ,

ne Ege'de katım ,

bir kütüphanem 

bir çekyatım 

bir de mütevazı hayatım var. “ var diyerek söyleşiye son veriyoruz. 

Kadim şehrimizin kadim insanları yazı dizisinde bu hafta Niksar  dediğimizde aklımıza ilk gelen isimlerden birisi olan kıymetli hocamın Danişmentlilerin baş şehri Niksar kültürüne dair yaşamsal örnekler sunduğu harika bir söyleşide eğitime dair düşüncelerini bir yerde okuduğu şu cümlelerle dile getirerek 

       “Güney Afrika’da bir üniversitenin girişinde şöyle bir yazı asılıdır: Bir ülkeyi yok etmek için atom bombası veya uzun menzilli füzelere gereksinim yoktur. Bunun için eğitim seviyesini düşürmek yeterlidir. Bunun sonucunda: Hastalar doktorların elinde can verir, binalar mühendislerin elinde çöker, para ekonomistlerin elinde kaybolur, adalet yargıçların elinde yok olur, insanlık dinci akademisyenlerin elinde ölür.”  bizlere yaşayan bir efsane olarak aktardığı güzelliklerin altını çizmesi umarım hepimize yol gösterir. Eğitimci, araştırmacı yazar, emekli öğretmen çok kıymetli HAMİ KARSLI hocama Allah’tan uzun ömürler diliyorum. Saygı ve hürmetlerimi iletiyorum. Güzelliklerde buluşmak dileğiyle…

Dünya Köylüsü 

Sosyolog yazar 

Ayla Bağ 

  

 Değerli Ayla Hanım, Sorularınıza olabildiğince kısa yanıtlar verdim. Aslında her sorunuza sayfalarca yanıt verebilirdim.  Eğer, evime gelirseniz, yukardaki dizeler gibi bir yaşantım olduğunu görür ve kahvelerimizi içerken tekrar söyleşiriz.

                Saygılarımı sunuyorum. Esen kalınız.

 

-- 
Hami KARSLI
Emekli Yazın Öğretmeni
GSM: 0535. 441 22 20
------------------------------------------
E. posta : hamikarsli@gmail.com
WEB: http://www.hamikarsli.com
P.K. 36       60600/ Niksar- Tokat

28 Mart 2022 Pazartesi

TOKATIN AK SAÇLI KÜLTÜR ELÇİLERİ

 AK SAÇLILAR 

HALK OYUNLARI EKİBİ

Kadim şehirler tarihiyle, kültürüyle ve yaşayan efsanelerinin folklorüne yansımasıyla adından binlerce yıl söz ettirir. Benim aklıma Amasya denince şehzadeler şehri, Tokat denince aklıma ilk Hanımefendiler diyarı gelir. Çünkü bizim ellerde kadın omuzlar üzerinde taşınır. Dünyada ilk ve tek sadece bizim ellerde oynanan OMUZ HALAYI bu topraklarda yaşayan yöre insanının yaşam tarzının kadına verdiği değeri, fıtrat ayarında ki bozulmamış ahlaki değerlerinin bir göstergesi olarak, folklorundan damıtılarak süzülmüş ve halk oyunlarına yansımış kısa özetidir. Bu topraklar Anadolu’nun mayası olma özelliği taşımaktadır. Tokat orta karadenizin geçiş bölgesinde yer aldığı için bu şehirde bir çok oyunun yöresel izlerine rastlamak mümkündür. Bu yörede yaklaşık olarak 60 ‘a yakın oyun var. Bunlardan bir kaç örnek verecek olursak Halay, bar, Semah, omuz halayı, ağırlama, Alaçam, sarıkız, mero, temur ağa, üç ayak, sallan gel, horon, ellik…gibi. Bu çeşitlilik yöre insanının kültürel zenginliğini göstermektedir. 

             Kıymetli okuyucularım sizlere bu hafta çok özel ve çok kıymetli değerlerden bahsedeceğim. Ben bu kıymetli insanlarla ilk kez İstanbul Tokat Tanıtım Günleri Fuarında tanıştım. Hepsine hayran kaldım. İyi ki bu topraklarda  yaşıyorlar iyi ki bizim şehrimizin gönüllü kültür elçileri. Yaşları 18 ile 74 yaş arasında hiçbir karşılık beklemeden gönüllü olarak davet edilen yere giden ve şehrimizi yurt dışında festivallerde temsil eden AK SAÇLILAR Halk oyunları ekibinin başkanı Sn. Ahmet Dertli hocamın şahsında hepsine tek tek şükranlarımı bildiriyorum. Bu güzel insanları AK SAÇLILAR çatısı altında toplayan kıymetli Belediye Başkanımız Sn. Av. Eyüp Eroğlu’na otantik kültürümüzün yaşatılması için verdiği destek için  çok teşekkür ederim. Şimdi size tek tek bu güzel insanları kısaca tanıtacağım. Çok değerli 

Ak SAÇLILAR Halk Oyunları Ekibi başkanı

Sn. AHMET DERTLİ-(Emekli memur)

“1966 yılında Sulusaray’ın Dutluca Köyünde dünyaya geldim. Evliyim iki çocuğum var. Halk oyunları ile ortaokul yıllarımda tanıştım. Lise, yüksek okul derken o gün bu gündür folklorün içindeyim. Tokat sağlık meslek lisesinde usta öğretici olarak 8 yıl çalıştım. 1996 yılında MEB yapmış olduğu hakemlik sınavını kazanarak HALK OYUNLARI HAKEMİ oldum. Gezdiğim şehirlerde gördüğüm kamu çalışanlarından oluşan folklor ekibini bizde Tokat’ta kuralım dedik ve bu grubu kurduk. Hobi olarak birçok insan buraya halk oyunlarını öğrenmeye geldi. Çok çeşitli mesleklerden insanlar bir araya gelerek sosyalleşme ve kalıcı dostlukların kurulmasına sebep oldu. Doktor, hemşire, sağlıkçı, esnaf, öğretmen, ev hanımı, işçi, polis, avukat, memur…Bir çok kursiyer yetiştirdik. Grup büyüdü. Ses getirdi. TRT de haberimiz yapıldı. Şehrimizi bir çok ülkede temsil ettik. 15 yıldır bu grubun başındayım. Çekirdek kadro 20 kişiden oluşuyor. Gelen herkese kapımız açık. 

Yaptığımız Bu gönüllü etkinliklerde festivallere katılıyoruz. Davet gelen yerlere gidiyoruz. 15 ülke gezdik. Farklı kültürlerle tanıştık. Bunlardan bazıları, Yunanistan, Makedonya, Bulgaristan, Kıbrıs, Kosova, Romanya, İtalya…gibi

Herkes birbirini tanıyor, iyi günde kötü günde birbirimizin yanındayız. Acılarımızı paylaşarak küçültüyoruz, sevinçlerimizi paylaşarak büyütüyoruz. Yılların vermiş olduğu Samimiyet ve güvenilirlikle yolumuzda ilerliyoruz. Şu anda Tokat Belediyesi adına çalışıyoruz. AK SAÇLILAR HALK OYUNLARI EKİBİ sıfatını bize verdiler. Gönüllü kültür elçiliği yapmaktan çok mutluyuz. Ben sağlık teknikerliğinden emekli oldum. Eşimle birlikte halk oyunları ekibinin içinde oyun oynamaktan çok mutluyuz. Tüm arkadaşlarıma çok çok teşekkür ederim. Emek ve gayretlerinden dolayı hepsini yürekten kutluyorum. Belediye Başkanımıza bize verdiği desteklerden dolayı çok teşekkür ederim. 

İşimizi aşk ile yapmaya devam ediyoruz”

Yaşını göstermeyen daima güler yüzüyle pozitif enerji dağıtan kadın

LEYLA TEMUÇİN-(esnaf)

“1968 yılında Tokatın Artova ilçesinde dünyaya geldim. Hobi olarak 15 senedir folklor oynuyorum. Evliyim iki çocuğum 4 torunum var. 39 yaşında bu grupla tanıştım. Esnafım. Kırtasiye işletiyorum. Çok severek oynuyorum. Gençliğimi ve güzelliğimi bu hobime borçluyum. 54 yaşındayım.”diyor 

Saygın duruşu ve babacan tavırları ile

MUZAFFER GÜNDÜZ - (memur)

“1960 Reşadiye doğumluyum. Tokat devlet hastanesinde çalışıyorum. Evliyim. İki çocuğum, bir de torunum

var. 48 yaşında Ahmet hocamın sayesinde halk oyunları ile tanıştım. Birçok festivale katıldık. 14 yıldır folklor oynuyorum. Mutluyum. Severek oynuyorum. Haftada iki gün çalışmamız var. Salı ve perşembe günlerini iple çekiyorum. Gönüllüyüz. Davet gelen yere gidiyoruz. 62 yaşındayım.”diyor

İşini çok severek yapan kadın

NEFİSE ÇAKMAZ- (usta öğretici)

“1985 yılında Almus Çevrelide dünyaya geldim. Evliyim. İki çocuğum var. 20 yıldır halk oyunlarını oynuyorum. 15 yıldır bu gönüllü grubun içindeyim. Halk eğitimde usta öğretici folklor öğretmeni olarak çalışıyorum. Mutluyum. Şehrimi ve kültürümü çok seviyorum. 37 yaşındayım.”

Sert duruşunun altında otoriter yapısıyla halay başı çeken adam

NUMAN ELÇARPAR-(öğretmen)

“1967 yılında Tokatın Artova ilçesinde dünyaya geldim. 1988 den beri yani 34 yıldır folklor oynuyorum. 20 senedir bu gönüllü grubun içinde kültürü yaşatmak için varım. Evliyim 4 çocuğum var. MEB öğretmenim. Dostlukların ve arkadaşlıkların pekiştiği, gönüllü AK SAÇLILAR grubununda olmaktan mutluyum. 55 yaşındayım.”

Kadınları omuzunda taşıyan adam

NACİ BÜLBÜL-(emekli işçi)

“1966 yılında Tokatta doğdum. Evliyim iki kızım var. Davul zurna ile düğünlerde halay çekerdim. Daha sonra Ahmet hocamla tanıştım ders aldım. 15 yıldır gönüllü folklor ekibinin içindeyim. Bu sayede kendi kültürümüzü daha yakından tanıdım. Kendimi keşfettim. Birçok dostluklar edindim. 56 yaşındayım.”

Aydınlık güler yüzüyle…

AYDAN AYDIN-(memur)

“1988 zile doğumluyum. Özel idarede harita teknikeri olarak çalışıyorum. Bekarım. 10 yıldır halk oyunları ile ilgileniyorum. Bu sayede dostluklar kurdum ve kültürümüzü tanıdım. 34 yaşındayım.”

Enerjisi ve güler yüzü ile herkesin gönlünü fetheden adam

METİN KALAYCI- (memur)

“1970 Almus çevrelide doğdum. Evliyim. 3 oğlum var. 2004 yılında folklor oynamaya başladım. Bize has olan Otantik değerlerimizi yaşatmak için bu gönüllü ekibin içindeyim. Hayatı dolu dolu yaşamak var, hoşgörü var, paylaşım var, iyi günde kötü günde hep bir aradayız. Gençlere tavsiye ediyorum. Sosyalleşmek ve psikolojik olarak rahatlamak istiyorlarsa hobi olarak halk oyunlarını öğrensinler. Biz birçok farklılığın bir arada olduğu gönüllü AK SAÇLILAR ekibiyiz. 52 yaşındayım.”

Mavi gözleri ile istikbali hatırlatan

Gençlik 

BETÜL DEMİR-(öğrenci)

“20 yaşındayım. İlkokuldan beri 10 yıldır halk oyunlarını oynuyorum. 5 aydır bu gönüllü ekibin içindeyim. Çok iyi dostluklar ve arkadaşlıklar edindim. Burada insan kendisini çok değerli hissediyor.”

Varlığı ile değer katan kadın

NURŞEN KOÇHİSAR-(Emekli-öğretmen)

“1975 Tokat Erbaa doğumluyum. Emekli öğretmenim. Bekarım. 12 yıldır folklor oynuyorum. Kendi memleketimizin değerlerini otantik kültürünü başka memleketlerde temsil etmek benim için çok kıymetli. Ahmet hocamın sayesinde bu gönüllü grubun içindeyim. Bana çok kıymetli insanlar kazandırdı. 

Mutluyum. Hobi olarak halk oyunları oynuyorum. 48 yaşındayım.”

Sesi ile bizleri mest eden adam

ADEM AKÇA-(memur)

“1978 Tokat Reşadiye doğumluyum. Evliyim. İki çocuğum var. 

Ortaokuldan beri halk oyunlarını oynuyorum. 6 yıldır halk eğitim merkezinin açtığı bu kurslar sayesinde bu grupla tanıştım. Gönüllü olarak bu gurubun içindeyim. Kendimi çok kıymetli hissediyorum. Pozitif enerji doluyorum. 44 yaşındayım.”

Vakur duruşu ile mütevazi engin yürekli adam

YILMAZ YANMAZ-(memur)

“1966 Reşadiye doğumluyum. Tokat Devlet Hastanesinde çalışıyorum. Evliyim. Üçüz çocuğum var. İkisi tıp fakültesinde birisi hukuk fakültesinde okuyor. Eşim öğretmen. Halk oyunları ile Ahmet bey sayesinde tanıştım. 2010 yılından beri folklor oynuyorum. Orjinal ellik oyununu oynamasını çok seviyorum. 12 yıldır bu grubun içindeyim. Çok güzel dostluklar kurduk. Üzüntümüzü, sevincimizi birlikte paylaştık. Oyun oynayarak günün yoğunluğunu ve stresini atıyoruz. Saçlarımız ak ama oynadığımız oyun kadar gene oyun oynarız. 56 yaşındayım.”

Entel duruşu ile fark yaratan adam

CELAL İŞERİ-(öğretmen)

“1965 yılında Tokat’ın Kızık Köyünde dünyaya geldim. Evliyim. İki tane çocuğum var. Kızım Avukat. İlkokuldan beri halk oyunlarını oynuyorum. Kızık köyü olarak halk oyunlarında derece aldık. Bu grupla halk eğitim merkezi aracılığı ile tanıştım. Meslek ayrımı, insan ayrımı yok bu grupta. Çok candanlar. Hepsini çok seviyorum. 

57 yaşındayım.”

İşini aşk ile yapan adam 

MUHİTTİN AYDIN-(davulcu)

“Erkilet var pazar var da yavrum sende nazar var. “ işte ben o Erkilette 1948 de doğdum. 

40 yıldır davul çalıyorum.Halk eğitimden emekliyim. Evliyim. Bir kızım var. 25 sene halk oyunlarında oynadım. 74 yaşındayım

İşini aşk ile yapan adam 

KADİR SARI-(zurnacı)

1966 yılında Keşlik Köyünde doğdum. 28 yıldır zurna çalıyorum. Evliyim 5 tane çocuğum var. 2001 yılından beri bu grupla beraberim. 

56 yaşındayım. 

Masumiyeti ile huzur veren gençlik

BURCU TOPLAR- (Ev kızı)

2001 Tokat doğumluyum. Lise mezunuyum. 10 yıldır folklor oynuyorum. 5 yıldır bu gönüllü grubun içindeyim. Kültür elçiliği ve kurulan dostluklar beni çok mutlu etti. 

Gamzeli gülüşüyle gençlik 

ELİF KARAKAYA-(öğrenci)

“2002 Tokat doğumluyum. GOP üniversitesi Devlet Konservatuarı 1. Sınıf öğrencisiyim. Nefise hocamın sayesinde bu gönüllü gurupla tanıştım. Çok Samimi dostlukların olduğu bir yer. Bu kıyafetler benim eskiyle bağ kurmamı sağladı. Çok severek geliyorum ve oynuyorum.”

İşini çok seven Başkan 

DİLEK İŞBİLİR-(memur)

“1974 doğumluyum. Sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakfında çalışıyorum. Bir oğlum var. 15 yıldır folklor oynuyorum. En güzel dostlukları bu sayede kurdum. Bir çok ülke gezdim, festivallere katıldık. Ben burada insanlara güvenmeyi öğrendim. Ak SAÇLILAR gönüllü halk oyunları ekibinin içinde olmaktan mutluyum.”

Serçe parmağından hayata tutunan kadın 

FATMA KILIÇARSLAN-(usta öğretici)

“1968 yılında Amasya’da doğdum. Eşim vefat edince üç çocuğumu ben büyüttüm. Çocuklarım üniversiteyi bu şehirde okudular. Bende 2008 de buraya onları okutmak içim geldim. Halk oyunlarını öğrenmeye gittim. Oyunlar benim mesleğim oldu. 2. Kademe Halk oyunları antrenörlük yaptım. Mili eğitim Okullarında halkoyunları öğretmenliği yapıyorum. 2010 yılında bu gönüllü gurubuyla tanıştım ve o gün bu gündür kültür elçiliği yapıyoruz. Birçok ülke gezdik festivallere katıldık, dostluklar kurduk. Kendi ayaklarımın üzerinde durmasını öğrendim.”

Kara gözlerinde çok şey okuduğum kadın

NECLA ÖZÇELİK-(hemşire)

“1975 Malatya doğumluyum. İki çocuğum var. 1992 yılında sağlık meslek lisesinde okurken tanıştım halk oyunları ile. 30 yıldır, o gün bu gündür oynuyorum. Çok güzel arkadaşlıklar edindim. Sosyal çevrem genişledi. Bu grupta hepimiz serçe parmağımızdan birbirimize bağlıyız. Bir telefon uzağındayız. İyi gün, kötü gün dostuyuz. Mutluyum.”

First Leydi hanımefendi

HANİFE DERTLİ-(emekli-hemşire)

1970 yılında Tokat’ta doğdum. Evliyim. iki çocuğum var. Halk oyunları ile Eşimden dolayı tanıştım. İlk önceleri hiç sevmiyordum. Çocuklarımı büyüttüm. Sonra bu guruba bende dahil oldum. 10 yıldır çok severek oynuyorum. Vazgeçilmezlerim arasında. Birçok ülke gördük bu sayede. Tarihimizi, kültürümüzü daha iyi tanıdık. Arkadaşlarımı çok seviyorum. Eşimle birlikte folklor oynamak harika bir duygu.52 yaşındayım “ diyor Hanımefendiler diyarının hanımefendisi.


         AK SAÇLILAR HALK OYUNLARI EKİBİ ile tanışmaktan dolayı ben çok mutlu ve onurluyum. Çünkü işini hiç bir karşılık beklemeden aşk ile yapan bu yüce gönüllü insanlarla bir arada olmak, aynı şehirde yaşamak bana güç veriyor. Kültür elçiliği sıfatını en güzelinden ve özelinden hak eden kadim ŞEHRİMİZİN kadim insanlarını yürekten kutluyorum saygıyla selamlıyorum. Yaş ortalaması 18 ile 74  yaş arasında olan ve gönüllülük esasına dayanarak hobi olarak oynadıkları halk oyunlarını bir sonraki nesle aktarmak, kurdukları dostluklarla insanlığımızı pekiştirmek ve dertlerden, tasadan, stresten biraz olsun uzak kalmak, çalışmak, üretmek, gezmek, görmek ve geçmişi geleceğe bağlayan köprü oldukları için gösterdikleri bu olağanüstü çabayı ayakta alkışlıyorum. Sizlerde ücretsiz olarak verilen bu kurslardan almak isterseniz kaydınızı yaptıra bilir, haftada 3 gün, akşam saat 7 ile 9 arası yöresel halk oyunlarını öğrenebilir kursun sonunda eğitim sertifikanızı alabilirsiniz. Umarım Ak SAÇLILAR  ekibi birçok insana da örnek olur. 

Hayata ve birbirlerine serçe parmağıyla bağlı olan bu güzide insanlara, şehrimizin gönüllü kültür elçilerine selam olsun

Güzelliklerde buluşmak dileğiyle…

Dünya Köylüsü 

Ayla Bağ 

24 Mart 2022 Perşembe

En Verimli Çağ

 BİR KİŞİNİN EN ÜRETKEN YAŞI


Değerli okurlarım, yaşımı bilen iki değerli arkadaşım bana aşağıdaki bilgiyi gönderdi.


***

ABD'de yapılan büyük bir araştırma şunu buldu: 

• Bir kişinin en üretken yaşı 60 ile 70 arasındadır...

• En üretken 2. insan aşaması 70-80 yaşları arasıdır...

• En verimli 3. aşama - 50 ve 60 yaş...

• Bundan önce, kişi henüz zirveye ulaşmamıştır...

• Nobel Ödülü kazananların yaş ortalaması 62'dir...

• Dünyanın en büyük 100 şirketinin başkanlarının yaş ortalaması 63...


***

Ve devam ediyor. Bu çalışma, NEW ENGLAND JOURNAL OF MEDICINE'da doktor ve psikologlardan oluşan bir ekip tarafından yayınlanmış. Şöyle bir cümle ile bitiyor: “Bu nedenle 60, 70 veya 80 yaşında iseniz hayatınızın en iyi seviyesindesiniz... Aileniz ve arkadaşlarınızın yaşlarıyla gurur duyabilmeleri için bu bilgileri gönderin...” Dediğim gibi yaşımı bilen iki dost bu araştırmayı benimle paylaşmış. Kendilerine teşekkür ediyorum. Gerçekten de üretici bir dönemimde olduğumu hissediyorum.


Ama ben bu yazıyı size şu soruyu sormak için yazıyorum: İnsanla ilgili bu tür araştırmalar neden hep dış kaynaklı? Acaba Türkiye’de bu gibi konularda araştırmalar yapılıyor da yayın ve haber verme konusunda aksayan bazı yönlerden dolayı bizim mi haberimiz olmuyor? 

2020 yılı itibariyle Türkiye’de 130 devlet 73 özel üniversite olmak üzere toplam 203 üniversite var. Bu üniversitelerde toplam 174 bin 494 akademisyen var. Akademisyenlerin 28 bin 514'ü profesör, 16 bin 664'ü doçent, 40 bin 998'i doktor öğretim üyesi, 37 bin 651'i öğretim görevlisi, 50 bin 667'si araştırma görevlisi olarak çalışıyor. Bu gurur duyulacak güçlü bir bilim kadrosu. İnsanımızın sosyal ve psikolojik durumu ile ilgili araştırmaların yoğun olarak ülkemizde de yer almasını istiyorum. Örneğin,


- Meslek seçiminde gençlerin yüzde kaçı rehberlik alabiliyor? Kimler ne gibi rehberlik yapıyor?


- Öğretmenler emekli olduktan sonra zamanlarını nasıl değerlendiriyorlar? Kadın ve erkek öğretmenler arasında bir fark var mı?


- Türkiye’de iş kurmuş ve işini son 30 yıldır sürdürebilmiş kişilerin ne gibi sosyal ve psikolojik özellikleri var? Mesela, içine doğup büyüdükleri ailenin sosyal -ekonomik-psikolojik-kültürel özellikleri; eğitim düzeyleri ve eğitim türleri; kendisine rehberlik yapmış insanlar var mı, var ise onların özellikleri; karakter yapıları ve yaşam felsefeleri ne, gibi.


Bilmem bu tür sorular sizin de ilginizi çekiyor mu? Türkiye’yi Türk bilim insanları tarafından yapılan bilimsel araştırmalarla tanımak bana önemli görünüyor. Planlama ve projeler yapılırken bilimsel araştırmalardan elde edilen bilgiler yol gösterici olur. Aklıma gelen diğer araştırma konularını sizinle paylaşmamı ister misiniz? Okuduğunuz için teşekkür ederim. Selamlar, sağlıklı günler. 


(Doğan Cüceloğlu / 27 Aralık 2020)

18 Mart 2022 Cuma

KADIM ŞEHRİMİZİN KADİM İNSANLARI RASİM CANBOLAT

 KADIM ŞEHRİMİZİN KADIM İNSANLARI “Kadim Şehrimizin Kadim İnsanları”yazı dizisinde bu hafta 1964 yılından beri Tokat’ta yaşayan ve bir çok öğrenci yetiştiren 6 kitaba imza atan Edebiyat öğretmeni çok kıymetli Rasim Canbolat hocamı daha yakından tanıyacağız. Gönül kapılarını samimiyetle bize açan ve “Kadın evin orta direğidir”diyerek kadının hane içindeki varlığının değerini ve önemini bu cümle ile  altını çizen hocam “Öğretmenlikten başka meslek düşünemiyorum.”Tanrı gökten inse de bir meslek seçse, mutlaka öğretmenliği seçerdi” sözünü çok beğeniyorum. Tekrar dünyaya gelsem ve seçme şansım olsa yine öğretmenliği seçerim” diyerek 27 yıllık eğitim öğretim hayatında bir çok insan yetiştiren duayen eğitimci öğretmen Rasim Canbolat hocamla hayata dair yapacağımız sohbetimize başlıyorum. Malum pandemi şartlarından dolayı bir araya gelip yüz yüze röportaj yapmak mümkün olmadı ama sosyal medya üzerinden sorularıma içtenlikle cevap veren ve engin bilgilerini bizimle paylaşan gönül kapılarını sonuna kadar açan hocama çok çok teşekkür ederim. Hürmetle ve saygıyla ellerinden öperim. 

Sorularıma hoşgeldiniz diyerek başlamak istiyorum. 

1-Rasim Canbolat kimdir? Bize kendinizi kısaca tanıtabilir misiniz? 

1-Rasim Canbolat: Çorum – Alaca Küre Köyü, 1940 doğumlu Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır. Emekli Edebiyat öğretmeni, evli, iki çocuk babası ve dört torun büyükbabasıdır. Aydınlığa Doğru, Benimle Gezer misin, Düzey, Katkısız, Giderayak ve Kalem Dostlarımın Yorumlarıyla adlarında basılı altı kitabının yanında, bir de basıma hazır Zaman Akarken adlı bir kitabı vardır. 1964 yılından beri Tokat’ta oturmaktadır.

Soru 2-İnsanın ana vatanı çocukluğudur der Doğan Cüceloğlu hocam. Çocukluğunuza dair unutamadığınız bir anınızı bizimle paylaşır mısınız kıymeti hocam?

2-Yokluk, yoksulluk öksüz ve yetim geçen çocukluğumla ilgili geriye dönüp bakınca beş yaşımda annemi, dokuz yaşımda babamı kaybetmem unutamadığım ve de en acı anılarımdır.

ANNEM

Beş yaşlarımdayken kaybettiğim annemi hayal meyal anımsıyorum. Kısaya yakın orta boylu, esmerdi. Ön dişlerinden birinde bembeyaz bir leke vardı. İddiacıydı. Hatta komşulara göre ölümü de bu iddiacılığı yüzünden olmuş: o yıllarda Köy Enstitüsü mezunu öğretmenlere köylüye örnek tarım yapsın diye at, araba, pulluk gibi tarım aletleri ve de ekmesi, biçmesi için tarla verilirmiş. Tarlamızın bir bölümü ile üzerine öğretmen lojmanı yapılması için harmanımızın yarısını öğretmene vermişler. Bu durumu haksızlık sayan annemin devletin haksız tasarrufuna yana yana hastalandığını ve vefat ettiğini söylerler...

(Yine derler ki: Annem ölünce altı aylık kardeşimi cesedin üstüne koymuşlar bakalım emecek mi diye. Ele seyir lazım, n’olacak!)

Annemin ölümünden sonra emsallerim, bana her zamankinden daha çok değer verir, oyalamak için ellerinden geleni yaparlardı.

Sürekli ağlama sesi duyulduğu için evimizi sevmiyordum.


Babamın vefatı:

Bir sabah, evimizin dam başından duyulan ayak seslerine uyandık, beraber yattığımız dört yaşındaki kardeşimle. Bu ayak sesleri, Kurban Bayramı’nın arifesinde sabaha karşı vefat eden babamın cenazesine gelenlerin ayak sesleriymiş.


Oysa akşam babam, “Yarın Camili köyündeki bacınız ve enişteniz de gelecekler. Kurbanı beraber keseceğiz” demişti. 


Benden yedi yaş büyük olan ablamın anlattığına göre biz yatınca rahatsızlanan babam, bana bir şey olursa çocuklar korkmasınlar diye yeğeni Haydar Ağabeyi, komşumuz Cemal amcayı çağırtmış. Onlarla konuşa konuşa teslim etmiş ruhunu... 


Kalabalıklar avlumuzu doldururken dört yaşındaki kardeşimle duvarın dibine oturduk güneşleniyorduk. Önümüzden geçen teyze ve ablalar, bize acıyarak bakıyorlardı.


Soru 3- Öğretmen olmasaydınız ne olmak isterdiniz? Okul yıllarınıza ait unutamadığınız bir anınızı bizimle paylaşır mısınız?


3-Öğretmenlikten başka meslek düşünemiyorum.”Tanrı gökten inse de bir meslek seçse, mutlaka öğretmenliği seçerdi” sözünü çok beğeniyorum. Tekrar dünyaya gelsem ve seçme şansım olsa yine öğretmenliği seçerim. Çünkü sınıfa girip kapıyı kapayınca vicdanınla baş başa, sınıfın tek hâkimi sensin, özgür ve tam yetkiyle

(Okulla ilgili anı)             FENNİ KOVAN


Öğretmen okulu tarım öğretmenimiz bizi güneşli bir günde güzel bir çayırlıkta kara kovandan fenni kovana arı aktarmaya götürdü. Hepimize birer maske dağıttı. Orada beni bir arı, saçımla alnımın birleştiği yerden soktu. Alnım yavaş yavaş şişmeye başladı. Yatılıydık. Revire gitmek için nöbetçi öğretmenden izin istedim. “Bir arı sokması için revire gitmeyi delikanlılığına yediriyorsan git” dedi. Tabii yediremedim ve gitmedim.


Ertesi sabah aynaya baktığımda kafam şişmiş, gözlerim birer çizgi olmuştu. Hemen hastaneye gönderdiler. Doktor, “Bir arı sokması, adamı öldürebilir. İnşallah geç olmamıştır” diyerek hemşireye “Kalsiyum yap” talimatı verdi. Kalsiyumun ateşini ayak parmaklarımda duydum. Bu olayı kolay kolay unutamam. 

Soru 4-Hayatınızda keşke dediğiniz bir şey var mı? 

4-Tokat’ta iki yıllık öğretmendim. Küçük kardeşim askerliğini şoför olarak bitirmiş sivil ehliyet almak için Tokat’a, yanıma gelmişti. Ehliyetini aldıktan sonra durmadı. Çünkü çocukluk arkadaşlarının hepsi Ankara’da çalışıyorlardı. Köye dönünce ev, tarla, harman yeri ne bulduysa satıp Ankara’da almış soluğu...


 Zorlayıp Tokat’ta bir işe yerleştirmeyi akıl edemediğime pişmanım. Gerçi teklif etsem durmazdı ki inatçının tekiydi rahmetli. Ayrıca “Askerden gelenler, kırk gün burnu havalarda gezerlermiş.” Belki başka pişmanlıklarım da olmuştur ama en büyük, en unutamadığım pişmanlığım budur hayatta… 

Soru 5- 82 yıllık gözlemlerinize dayanarak, Eskiyle yeniyi kıyasladığımızda şimdiki gençler nereye gidiyor? Bir öğretmen gözü ile baktığınızda bize neler söylemek istersiniz? 

5-Eskinin gençleri, terbiyeli, büyüğünü küçüğünü bilir, saygıda kusur etmez, ne verirsen almaya hazır, genellikle büyüklerinin yönlendirmesini beklerlerdi. Şimdi bir karış çocuğa söz geçiremiyorsun. Herkes burnunun doğrultusuna gidiyor. Ayrıca günümüzün gençliği, internet ortamına çabuk uyum sağladı. Merak ettikleri her şeyi orada buluyorlar. Onlara öğretecek bir şeyimiz kalmadı. Ama onlardan öğrenecek çok şeyimiz var.


Bence gerekli ortamı hazırlayıp gençleri serbest bırakmalıyız. Çeşit çeşit ansiklopediler aldık hiç birinin kapağını açmadılar. Çünkü aradıkları her bilgi, akıllı telefonlarında hazır ve nazırdır.  


Soru6-Bir edebiyat öğretmeni olarak binlerce öğrenci yetiştirdiniz? Öğrencilerinizle karşılaştığınızda neler hissediyorsunuz?

6- 1964-65 öğretim yılında Tokat GOP lisesi’nde göreve başladım. 1972 yılında liseden ayrılan Plevne Ortaokulu’nda emekli oldum. Bir bakıma Tokat’ın her evinde bir ya da birkaç öğrencimin bulunması mümkündür.  Ne var ki onlar söylemeyince öğrencim olduklarını bilemiyorum. Geçen gün beraber çalıştığımız, hatta müdür yardımcısı olan bir öğrencimi birisiyle tanıştırmak istedim. “Bahattin, Zekeriya ile tanıştırayım, öğrencimdir” dediğimde “Hocam, dersimize gelmiştiniz. Aynı sınıftaydık ya!” demez mi?

Öğrencimin biri başıma müdür oldu. Bana Türkçe dersi bile verdi. Ders defterine “Sınav soruları YANITLANDI” yazmışım. Müdür Bey, kırmızı kalemle YANITLANDI sözcüğünü çizmiş. CEVAPLANDI yazmış. Meğerse yanıt sözcüğü cevap anlamına geliyormuş. (Matematik öğretmeninden Türkçe öğretmenine Türkçe dersi)

Şoför yardımcıları, milletvekilleri, profesörler, karşılaştığımızda siz bizim öğretmenimizdiniz deyip saygı gösteriyorlar. Ben de memnun oluyorum. Yurt ya da dünya çapında öğrencilerimle de karşılaşıyorum, bir kurumda temizlik görevlisi olanlarla da… 

Herkese eşit davrandığıma inanıyorum. Kimseye özel ders vermedim. Başardıysa da kendi gayret ve çabası, başaramadıysa da kendi maddi ve manevi yetersizliğindendir. Başarandan pay da çıkarmam. Başaramayandan suçluluk da duymam…

 Soru 7- Şairler yatağı, âlimler Konağı, fazıllar yurdu Tokat’ı kısaca tanımlarsanız neler söylemek istersiniz? 

7- Tokat, fizikî olarak en şanslı illerimizden birisidir. Yeşil Irmak’ın suladığı Kazova, Çekerek Irmak’ının suladığı Artova ve Zile ovaları, coşkun sulu Kelkit’in suladığı Niksar ve Erbaa Ovaları bu ilimizin sınırları içindedirler. 

Tarihi yönden ipek yolu güzergâhında olduğu için hanları, hamamları, Sulusaray kalıntıları, Maşhat Höyük, Jül Sezar’ın “Vini vidi vici” geldim gördüm yendim dediği ünlü sözü, Zile kalesinde kazılıdır. Caddelere, statlara üniversite dâhil her dereceli eğitim kurumuna adını veren ünlü Plevne Kahramanı Gazi Osman Paşa Tokat’ta yaşamaktadır, adıyla…  

Küçük bir vadi içine yerleşen Tokat şehri, ilk bakışta ufak tefek gibi görünür ama yaylaları ovaları, yaygın kültürü ile hatırı sayılır illerimiz arasında kendine has, özgür ağırlığı olan sayılı şehirlerden birisidir…  

Soru 8- Hayalleriniz nedir? 

8- Bu yaştan sonra ne hayalim olabilir ki, sağlıklı yaşamdan başka? Ayakta durabilmek, kimsenin gözüne bakmadan çoluğu çocuğu, hısım akrabayı utandırmadan dünyamızı değiştirelim yeter. Hastayı utandırmadan, bakanı usandırmadan vedalaşmak kadar güzel bir şey var mıdır? Rahmetli babam da öyle yummuş gözlerini…


Soru 9-Aile de kadının önemi, Anadolu coğrafyasında kadının yeri ve önemini bir kaç cümle ile açıklar mısınız? 

9- Kadın evin orta direğidir. Her ne kadar hane reisi erkek sanılırsa da asıl reis kadındır. Belki erkek karar verir ama kadınının onay vermediği karar, koftur, çürüktür. Karardan önce kadının görüşü alınmalıdır ki sonradan pişmanlık duyulmaya. Kadının en sevdiği et, erkeğin başının etiymiş, (Anadolu’da kadının yeri) Eksiden han kadar hanımın da sözü geçerdi. Arabın etkisine girmeyen Türk boylarında kadın halen baş tacıdır, erkekle yan yana yürür. Arap etkisindeki Türklerde ise kadın, erkeği en az yedi adım geriden izlemelidir.

Dul kalan kadın kendi kendini gayet güzel yönetirken, dul erkekler rezil rüsva oluyorlar. Yani kombiyi ne kadar açarsan aç, yine de ısıtmazsın kadınsız evi.


Soru 10-Dünya gündeminde var olan savaşlar, pandemi, ekonomik kriz, göçler, gıda ve yakıta yapılan zamlarla mücadele etmeye çalışıyoruz. Siz bütün bunlardan emekli bir öğretmen olarak nasıl etkilendiniz? İnsanlık Nereye gidiyor? 

10- Eşimle iki kişi yaşıyoruz. Çift maaşız. Ben bire dörtten emekli olduğum halde banka emeklisi eşim benden bir buçuk kat fazla alıyor. Çok şükür sıkıntımız yok. Üstelik çocuk okutuyorlar diye çocuklarımıza yardım bile ediyoruz. Tek maaşlı emeklilerin Allah yardımcıları olsun. Hele de kiracı iseler, geçimlerinin daha da zor olduğunu tahmin ediyorum. Gerçi, geçim sırdır derler…

(“İnsanlık nereye gidiyor?” sorunuzun yanıtı) İnsanlık, bir bilinmeze doğru pupa yelken gidiyor. Aklı başında sandığımız kimi liderler de şaşırdı yörüngesini. “Bindik bir alamete gidiyoruz kıyamete” bakalım…

Soru 11-82 yıllık hayat size ne öğretti. Hayatın anlamı sizce nedir? 

11- 82 yıllık hayattan her alanda ölçülü olmayı öğrendim. Mal da mülk de edinilen dostluk ta, konuşma ta, susmak ta…  Aklımıza gelen her şeyde ölçüyü kaçırmayalım ne aşırı iyi, ne aşırı kötü olalım. “İleri gitme kafana, geri kalma arkana vururlar” sözü düsturumuz olmalı diyorum. Ama uyabildim mi, uyamadım mı? O ayrı. Ahkâm kesmek kolay da…

Soru 12- Son olarak neler söylemek istersiniz? 

12- Son olarak söylemek istediklerimi Âşık Mahsuni Şerif iki kıtada özetleyivermiş. Âşığın sözünün üstüne söz mü söylenirmiş? Mahsuni’ye katılıyorum… R. C.

Ey erenler bir kâmile danıştım

Er olana edep erkân hoşumuş

Kalırsa dünyada insanlık kalır

Kuru hayal fani dünya boşumuş


Dünyada delinin teki Mahsuni

Yaktı seni içindeki Mahsuni

Dile kolay içindeki Mahsuni

Yıllar yılı taşımışta taşımış


dizeleriyle röportajımızı tamamlıyoruz. 


Kadim Şehrimizin Kadim İnsanları yazı dizisinde bu hafta 58 yıldır bu şehirde yaşayan Emekli öğretmen, yazar Rasim Canbolat hocamı daha yakından tanıdık. Çocukluk anılarına dair yaşadığı anne yoksunluğunu “YANİ KOMBİYİ NE KADAR AÇARSAN AÇ YİNEDE ISITAMAZSIN KADINSIZ EVİ ” diyerek” kadının değerini, kıymetini Kadın evin orta direğidir. Her ne kadar hane reisi erkek sanılırsa da asıl reis kadındır. Belki erkek karar verir ama kadınının onay vermediği karar, koftur, çürüktür. Karardan önce kadının görüşü alınmalıdır ki sonradan pişmanlık duyulmaya “ sözleriyle     tecrübelerini dile getirdi. Mahsuni Şerifin “Ey erenler bir kâmile danıştım

Er olana edep erkân hoşumuş

Kalırsa dünyada insanlık kalır

Kuru hayal fani dünya boşumuş”dizeleriyle hayatı özetleyen kıymetli büyüğümüz Rasim Canbolat hocama bizimle birlikte olduğu için çok çok teşekkür ederim. 

Güzelliklerde buluşmak dileğiyle…

Dünya Köylüsü 

Ayla Bağ

28 Aralık 2021 Salı

YENİKAPI TOKAT GÜNLERİ

Anadolu’nun mayası olan bu topraklardan Anadolu’nun kalbi İstanbul  “Yenikapı Tokat Günlerinde”  23-26 Aralık tarihleri arasında İstanbul’daki Tokatlılarla ve tüm hemşerilerimizle kültürümüzle, doğal organik ürünlerimizle, en önemlisi fıtrat ayarında doğal insanımızla Anadoluyu mayalandırmak için yeni kapıda buluşmak harikaydı. 

Havanın buz gibi olmasına rağmen sevginin buzları erittiği ve aşk ile yakılan memleket sevdasının ateşinde yüreklerin ısındığı bir fuardan herkese selamlar sevgiler…  

Fuar izlenimlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum. İlki 2019 da düzenlenmiş. Ben ilk defa bu yıl katılım sağladım. İlk gün Kültür çadırında Kalemin Gücü Platformunun davetlisi olarak Tokatlı Şairler ve Yazarlar standında yerimizi aldık. 

Aynı zamanda Gıda çadırında stant açan Köyüm Köy Pazarının davetlisi olarakta bu stantta doğal organik ve yöresel ürünlerin satışında İstanbul’da yaşayan Tokatlılarla tanışma fırsatı buldum. 

Bu stantta şunu gözlemledim.  Annesinin, babaannesinin, köyünde yendiği lezzeti tadı arayanlar çoğunlukta idi. İnsanlar esnafa olan güveni kaybetmişler. Köylerden Ayşe teyze, Fatma teyzeden toplanan çökeleğin tadında gerçeği ararken çok sorguladılar. “Bir kilo alalım bir tadına bakalım yarın yine gelir alırız “dediler.  Ve ertesi günü 5-10 kilo birden alıp gittiler. Onların Yüzlerindeki mutluluğu görmek bizide çok sevindirdi. 

Saadet teyzeyi anlatmadan geçemeyeceğim.

En az 75 yaşlarında, Yaşlı bir teyze ve dede elinde bastonları ile geziyorlar bizim tezgahın önünde durdular çökeleğin,  peynirin tadına baktılar. Nine “aynı anamın yaptığı çökeleğin tadına benziyor “dedi ve 3 kilo aldı. Bir kaç bişeyler daha aldı ve “ne iyi ettinizde geldiniz. Kızım biz yıllardır gidemedik memlekete. Siz geldiniz bugün buralar Bayram oldu, çok mutluyum. Bu çadır Tokat kokuyor “dedi ve gülen gözler ile yanımızdan ayrıldılar. Bunun gibi bir çok hikaye biriktirdim heybeme…

Kültür çadırında bizleri yalnız bırakmayan Tokat Belediye Başkanımız sayın Av. Eyüp Eroğlu Beyefendiyi ve Tokat Milletvekilli Sn Kadim Durmaz Beyefendiye ve bizler için oraya gelen tüm gönül dostlarımıza çok çok teşekkür ederim. 

Gıda çadırındaki esnafların yüzde sekseni Tokatlı olmayan esnaftan oluşuyordu. Gıda çadırında denetleme muhakkak yapılmalı çakma ürünler, sahte lezzetler çok fazlaydı.Bu tür gıda terörü hem şehrimize hemde yerli esnafımıza çok zarar vererek itibarımızı zedeler diye düşünüyorum. Ayrıca gıda çadırındaki stant fiyatları çok yüksekti. Madem ki faydaya iş yapılıyor fiyatlar daha makul bir seviyeye çekilebilirdi. 

Fuarda canla başla işini aşk ile yapan tüm canlara sanatçılara yürekten teşekkür ediyorum. Çok zor koşulllarda görevini icra eden tüm olumsuz hava şartlarına rağmen çalışan ve basın yayında görev yapan canlarada selam olsun…

Tokatın yüz akı kültür-sanat yapısını en iyi şekilde yansıtan zanaatkarlarlarımız; Anadolu’nun mayası olan bu topraklarda yerel tohumların içinde evrensel değerleri barındıran birer hazinedir. Tokat Geleneksel El Sanatları Derneği Başkanı kıymetli Ayşe Demir Darende ustamın şahsında hepsini yürekten kutluyorum. 

Fuarın yıldızları, Tokat’lının Kadına  verdiği değerin yansıması olarak Türkiye’de hatta ve hatta dünyada ilk ve tek olan OMUZ HALAYI mızı fuarda aşk ile sergileyen folklor ekibine değerli Ahmet Dertli hocamın şahsında çok çok teşekkür ediyor, başarılarının devamını diliyorum. 

Kurdukları kooperatiflerle bir araya gelen Ürettikleri yöresel ürünleri en güzel şekilde hemşerilerimize sunan “Kadının Gücü Tokatın Gücü” sloganı ile fuarda Tokatı temsil eden çalışkan kadınlarımızı yürekten kutluyorum.

Fuarın bir diğer kusuru kış aylarında olması idi. Bahar aylarında yapılmasında çok çok daha faydalı olacağına olan kanaat çok fazlaydı. Gıda çadırındaki stant fiyatları çok yüksekti. Bu zorlu süreçte daha uygun ve makul bir fiyata çekilebilirdi. Mülki amirlerin tüm stantları ayrım yapmadan gezmesi, hemşerilerle buluşması çok çok daha güzellik getireceği hoş olacağı ve birleştirici bir güç olarak gönül alacağı kanaatindeyim. 

Ulaşım metro ve Marmara’yla çok kesintisizdi. Minibüs Ringleri saat başı değilde yarım saatte bir olsaydı daha iyi olurdu. 

Kültür çadırında belediyelerin, derneklerin, sivil toplum örgütlerinin ve siyasilerin birbiriyle buluştuğu görsel anlamda şova dönüşen sosyal medya paylaşımlarıyla tanıtımın en alası yapıldığı kanaatindeyim… 

Herşeye rağmen olumsuz hava koşulllarına bakmadan sıcacık yuvalarından çıkıp bizleri ziyarete gelen tüm Tokatlı İstanbullulara çok çok teşekkür ederim. 

“İstanbuldaki biz siziz, 

Tokattaki siz bizsiniz”ayrım gayrım görmeyen gönül insanlarına bizi tezgah başında yalnız bırakmayan Savaş, Serkan, Özkan Özdemir kardeşlerimize çok çok teşekkür ederim. Köyüm Köy Pazarının Sahibi Murat Özdemir’e bizi sizlerle buluşturduğu için çok teşekkür ederim. 

Hasretliğin giderildiği, memlekete gidemeyenlerin ayağına giderek onlara bayram havası yaratan, tanış olmanın, bir olmanın, iri olmanın gücünü gördüğümüz, kardeşliğin temellerinin atıldığı, yeni dostlukların kurulduğu, ticaretin büyüdüğü, insanların sosyalleştiği, yöresel seslerin yöresel ezgilerinin eşliğinde bam teline dokunan özlemlerin giderildiği fuarların devamını yürekten diliyorum. 

Bu fuarda a’ dan z’ye emeği geçen herkese etkinliği düzenleyen sivil toplum kuruluşlarına, Kadim şehrimizin Mülki amiri sayın OZAN BALCI Beyefendinin şahsında yürekten kutluyorum. Fuarların devamını canı gönülden diliyorum…

Dünya Köylüsü 

Sosyolog yazar 

Ayla Bağ 




22 Kasım 2021 Pazartesi

Direkler

 İnsanoğlunun yapısı direkli olur

Gözü kara olan yürekli olur

Sen genede meyletme ast olana 

Yüzün dön yapıyı direksiz yapana 


Vardan var edeni çepiklersin 

Tezgahında demir, ateşi körüklersin 

Haramı helalden ayıklarsın

Yüzün dön yoktan var edene 

Dünya Köylüsü 

Ayla Bağ 

18 Kasım 2021 Perşembe

Dua

 TÜRKLER ARAPLARDAN BİN YIL ÖNCE TANRI'YI BİLİYORDU, 

Arapların putlara Perslerin ateşe taptıkları dönemden 800 sene önce, bir ve tek olan Tanrı’ya inanan Türk Hun Hükümdarları şu duayı okurlardı:

“Ulu Tanrı. 

Her şeyi yaratan Tanrı. 

Yenilmez, yıkılmaz, ölmez, bitmez, yitmez, yok olmaz Tanrı. 

Suyu donduran, buzu eriten, buzdan su yürüten, sudan ırmak coşturan, ırmaktan göl dolduran, gölde balık gezdiren Tanrı. 

Kuru derelere pınar koşturan, ota ağaca can yürüten, ottan ağaçtan çiçek çıkartan, çiçeklerden oğul veren, arıya bal yaptıran Tanrı. 

Günümüzü aydınlatan, gecemizi yıldızlarla süsleyen Tanrı.

Bize yeni bir yıl veren Tanrı.

Bu yıl bize bol ver, bolluk ver!

Otumuz otlağımız bol ver.

Kulunlarımız kuzularımız bol ver.

Yapağımız yünümüz, yağımız sütümüz, peynirimiz, kımızımız bol ver.

Yağmurumuz suyumuz bol ver.

Avlağımız avımız bol ver.

Urısı, kızı oğulumuz bol ver.

Anamızı balamızı, oğulumuzu kızımızı, gencimizi yaşlımızı, bu Kara Yer üzerinde hepimizi kara çorlardan sakla, isizlikten bizi esirge Yüce Tanrı.

Yayımız yaman, okumuz şaşmaz, kılıcımız keskin kıl.

Yağının başını munsuz, bileklerimizi güçsüz, yüreklerimizi umutsuz koma.

Bahar geçsin yaz gelsin, yaz geçip güz gelsin, güz buduna yeğni gelsin.

Kuzumuz, kulunumuz, oğulumuz çok olsun.

TÜRK çoğalsın Acun üze bey olsun.

Aç, çıplak kalmasın, acun düzen dirlik bulsun.

Yer ve gök ülüşü için, atalarımız tini için sunduğumuz iduklarımızı una.

Yüce Tanrı.

TÜRK Budun ilsiz kılma, TÜRK Budun başsız kılma, TÜRK Budun töresiz kılma, Hun Budun yüzün yere vurma, TÜRK Budun tutsak kılma, hatun olacak kızlarımızı kun, bey olacak oğullarımızı kul kılma.

TÜRK budununu koru.”..

Kaynak : Ronald Cohn Jesse Russell, Tengriism,bookwika, VSD (1 Jan. 2012)