28 Ekim 2020 Çarşamba

CUMHURİYET BAYRAMI

             Bugün ülkemizin doğum günü. İyiki doğdun. İyiki bu vatan toprakları sınırları içinde dünyaya geldim.  Bugün Atalarımızı  bir kez daha saygı ve minnetle anma günü. Yaşasın Cumhuriyet , Yaşasın 29 Ekim. Bu yıl 97. Kuruluş yıl dönümünü kutlayacağımız Cumhuriyet değerleri  bize ne kazandırdı, biz bu kazanımların  değerleriyle var olduk.

Herkes kendi yaşadığı çağdan sorumlu. Atatürk bu sorumluluğu İsmet İnönü ile şu satırlarla paylaşıyor.

“Bize geri, borçlu, hastalıklı bir vatan miras kaldı, yoksul ve esir ülkelere örnek olacağız, kaderin bizim kuşağımıza yüklediği bir görev bu, özgür bir toplum oluşturmak çağdaşlaşmak, bu ideali gerçekleştirmek zorundayız, bu görevin ağırlığı ve onurunu seninle paylaşmak istedim. Allah yardımcımız olsun” diyor ulu Atatürk. 

Atatürk’ün ustalık eseri TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ dir.

Cumhuriyet fazilettir, cumhuriyetlerde  halkı birleştiren hükümdar değil, vatanseverliktir. Cumhuriyet kimsesizlerin kimsesidir. Cumhuriyet mucizedir. Bu bilinçle hareket eden ben Cumhuriyetin değerleriyle büyüyen kimsesizlerin kimsesi olan laik düşüncenin yeşerttiği bir cumhuriyet kadınıyım.

Bir Cumhuriyet Kadını Olarak;
      "Bir millete şerefin haysiyetin namusun ve insanlığın doğup yaşayabilmesi, o milletin özgürlük ve bağımsızlığa sahip olmasına bağlıdır."
       Özgür düşünmeyi, hür olmayı,  insan yerine konmayı, insan gibi yaşamayı, değerli olduğumu fark edebiliyorsam  bunu Cumhuriyete ve  bu vatanı bize hediye eden atalarımıza minnet borçluyum.
        "Yurta Sulh Dünyada Sulh " sözünden feyz alarak, Sevmeyi, sevilmeyi örnek olmayı muassır medeniyetler seviyesinde uygulaya biliyorsam bunu Cumhuriyete borçluyum.
        Seçme  ve seçilme hakkına sahipsem yani ülkemin geleceğine yön veriyorsam, bunu Cumhuriyete borçluyum.
        "Eğitim bir milleti ya özgür, ya bağımsız, şanlı, yüksek bir toplum haline getirir, yada köleliğe ve yoksulluğa sürükler."
       Eğitimde öğretmen, bilim insanı olup dünya insanlığına öncü olabiliyorsam, istediğim makama gelebiliyorsam, okuyup yazabiliyorsam bunu Cumhuriyetin değerlerine borçluyum.
        Meslek sahibi olabiliyor, kendi ayaklarımın üzerinde durabiliyor ve kendi geleceğimi belirleyebiliyorsam bunu Cumhuriyete borçluyum. Pilot, mühendis, mimar, öğretmen, aşçı, usta, olabiliyorsam...ne mutlu bana.
         Evliliğimde eşimi seçebiliyorsam ve mutlu olamadığım bir evliliği sonlandırma  hakkına sahipsem, dinimi, inancımı özgürce yaşaya biliyorsam bunu Cumhuriyete borçluyum.
          Babamın mirasından eşit hak elde edebiliyor; sanata ve spora gönül verebiliyor ve onları yaşam şeklim haline getirebiliyorsam...Dünyada spor alanında madalyalar alıyor, müzik alanında kalıcı çalışmalar yapabiliyorsam bunu Cumhuriyete borçluyum.
       " Bir millet zenginliğiyle değil, ahlak değerleriyle ölçülür. Samimiyetin lisanı yoktur. Samimiyet sözlerle açıklanamaz. O, gözlerden ve tavırlardan anlaşılır."
        Bu özgür yaşamın bana sunduğu imkanlarla samimi bir şekilde yüksek düşünceyle ve akılla başkalarının değil kendi doğrularımı yaşıyorsam...
Ve evrensel değerlere sahipsem.
         Erkek egemen bir toplumda başbakan, vali, kaymakam, müdür, belediye başkanı oluyorsam bunu Cumhuriyete borçluyum.
   Demem o ki kadın gibi değil insan gibi yaşıyorsam, elbette ki bütün bunları sana borçluyum CUMHURİYET...
"Ey kahraman Türk kadını !
Sen yerlerde sürünmeye değil omuzlar üstünde göklere yükselmeye layıksın" sözüne layık olabiliyorsam...ne mutlu.
           Ben bir Cumhuriyet çocuğuyum...Cumhuriyet kadınıyım...Köklerime, atalarıma, kültürüme, tarihime, vatanıma, bayrağıma dinime aşıksam bütün bunları sevgiyle dillendirip çoşkuyla çocuklarıma anlatabiliyorsam bunu  MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'e borçluyum.
         Aydın bir Türk Kadını ve Türk Vatandaşı olarak; Her ilerleme ve kurtuluşun anası özgürlüktür diyor özgürlük ve bağımsızlığımızın, aydınlanmamızın en önemlisi tüm dünya insanlığının mayası olan medeniyetimizin kuruluşunun 97. Yılında CUMHURİYET BAYRAMIMIZI yürekten  kutluyorum...
        Bize bu vatanı hediye eden atalarımızı minnet ve rahmetle anıyor,  bağımsızlığımızın sembolü olan CUMHURİYET BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN...
Güzelliklerde buluşmak dileğiyle...
Dünya Köylüsü
     Ayla Bağ


31 Mayıs 2020 Pazar

Acun’un Düdüğü ve Annemin Düdüğü

            İki düdük arasında geçen aylar. Ömürde öyle değil mi?”iki kapılı bir handa gidiyoruz gündüz gece bilmiyoruz ne haldeyiz gidiyoruz gündüz gece” Bizde iki düdük arasında üç aydır gidip geliyoruz. Annem bir yıl önce baypas ameliyatı oldu. Kapalı olan üç damarı açıldı yani değiştirildi. Ameliyattan sonra yapması gerekenleri yapamadığı için iyileşme süreci uzadı da uzadı. Bir yıldır gece gündüz hastanede ha bugün ha yarın umudumuzu yitirmeden iyileşeceği günü sabırla bekliyoruz.
           Kız evlat; iyi hoş konfor merhamet iyilik mi ?. Yoksa kötülük mü? Yaşarken öğreniyoruz her şeyi. Annem bir yıldır biraz nazlandı. Dört kız evladın içinde gak dedi, guk dedi, han dediği yere hamam yapıldı, misler gibi bakıldı. Pervane gibi dört döndü etrafında evlatlar. Bu kadar lüks tabi ki tembelliğe ve duygusal sömürüye sebebiyet verdi bir zaman sonra. Bakım tutum iyi, iyileşirsem bu ilgi alaka azalacak, ben ne yaparım dedi belki içinden iyileşmemeye karar verdi ve mağdur rölü yaparak ilgiyi alakayı üzerinde tutmayı başardı annem. Ama biz bizlikten çıktık bu arada laf aramızda.
         Annem 3 oda bir mutfak kocaman bir salonu olan evde yaşıyor. Yatak odası arka tarafta. Ara sıra salona geliyor televizyon izlemek bizimle zaman geçirmek için. Bazende mutfağa yemek yemek için teşrif ediyor. Annemin yattığı oda arka tarafta olunca, seslendiğinde ses salona kadar gelmiyor. Gelsede televizyonun sesinden duyamıyoruz bazen sesini. Bizlerde bu na bir çare olarak düdük taktık boynuna, sesini duyuramazsan düdüğü çal biz geliriz anne dedik. Çünkü kalkarken, otururken, yürürken zorlanıyor ve yardımsız hiç bir işini yapamıyor.   Annemin düdüğü öttüğünde evde kim varsa koşarak yanına gidiyor ve ihtiyacını karşılıyor.
          Malum pandemi günlerinden dolayı üç aydır evdeyiz. Televizyonda survivör yarışmasının müptelası olduk. Gece gündüz onu izliyor, kim ne dedi, kim kazandı, kim elendi merak içinde takipteyiz. Acunun çaldığı düdüğün sesiyle başlayan yarışmaları heyecanla izlemeye devam ediyoruz.  Hal böyle olunca bazen iki düdüğü karıştırıyoruz. Balkonda otururken çalan düdüğü Acun çaldı annemin düdüğü değil diyerek ertelediğimizde, ikinci düdüğün acı acı çalan sesiyle annemin yanına koşuyor derdine derman olmaya çalışıyoruz. Bazende tam tersi annemin yanında otururken Acun’un düdüğünün sesiyle salona koşturuyor başlayan yarışmayı heyecanla izliyor ve kim elendi elenecek sorusunun cevabını bulmak için televizyonun başından ayrılmıyoruz.
        Adadaki yarışmacıların halleriyle annemin halleri bazen birbiriyle çok  örtüşüyor. Barış’ın tatlı kırizine girip tatlıları aşırması, Evrim’in çay kahve krizlerine girerek ağlaması, Nisa’nın çözemediğimiz vakitli vakitsiz psikolojisinin bozuk halleri, Cemalcan’ın duygusallığı ailesine duyduğu özlemi, Ersin’in köpeğine olan sevgisi... Anneminde  hastalığın vermiş olduğu melankolik hallerini yarışmacıların hallerine benzetiyor ve bazen onuda bu zorlu yarışmanın bir yarışmacısı olarak görüyor yaptığı her olumlu davranışı ödüllendiriyorduk.
Koridorda iki tur yürüyüş yapmasının sonucunda bir dilim baklava,
Balon şişirmesinin sonucunda bir kahve,
Oturduğu yerde fiziksel hareketlerini yapmasının sonucunda sevdiği birisiyle bir telefon görüşmesi yapmasına izin veriyorduk.
Bazende Yasin’in sinirli hallerinden ağzından çıkan sözler ve davranışlarından dolayı oyundan Acunun düdüğüyle diskalifiye edilmesini, benim  anneme kızgın davrandığımda düdüğünü çalarak başkasından yardım istemesine ve beni elenmesine benzetiyorum.
          İnişleriyle çıkışlarıyla yaşamın ta kendisi olan sörvayvır bizide bulunduğumuz durumun içinde Acunun düdüğüyle Annemin düdüğü arasında ki git gellerle yakalamış ve bu yarışmanın galibi hep birlikte  olmamız  dileğiyle... yarışmanın sonlanacağı günü dört gözle bekler olduk. İşte böyle bugünde telefonlardan gelen sms sonuçlarına göre Annem birinci. Beş kardeşin birinci önceliği olan annemizin sağlıcakla ayağa kalkacağı günü sabırla bekliyor ve büyük ödülü kazanmak için (annemin sağlığı) elinden geleni yapan biz evlatların emeklerini  zayi etmesin Mevlam diyorum. Selamlar sevgiler
Güzelliklerde buluşmak dileğiyle
Dünya Köylüsü
Ayla Özdemir Bağ

Dünyanın Anlamı

            İnsanın anlam arayışı her çağda süregelmiş ve bu süreçte insanı yaratan yüce yaratıcı yarattığı insanı başı boş bırakmamış. Ve bu dünyada yönünü bulmaya çalışan insana  rehber, kitap ve akıl ile  hayatını dengede tutmak için yol göstermiş.
            Biz insanı bir nefisten, sudan, balçıktan yarattık. İçine iyiyi ve kötüyü yerleştirdik. İnsan kademe kademe ahseni takvim üzere güzele erişecek şekilde vahy ettik. Doğal süreç içinde insan yaşadığı kültür içinde doğruya ulaşabilir ve en doğruya ulaşa bilmek içinde aklını kullanarak araştırma yapabilir. Yüce yaradan ezelden beri insanlara yollarını bulmak için Zebur, Tevrat, İncil ve Kur-anı Kerimi kitapları gönderen, yasalar koyan ve insanlığın zararına olanları kesin hükümle bildiren Allah, yoldan çıkanların yaptıklarını ve varacakları sonuda ayetlerle bize bildirmiş ve bu yolda ki tercihi bize bırakmış. Zorlama yapmamış. İsteyerek veya istemeyerek huzura çıkacak olan insan hesap günü yaradanla yüz yüze geldiği zaman yaptıklarıyla ve yapmadıklarıyla yüzleşip son kararı belkide kendi kendine şahitlik ederek verecek.
         İşte 4. sanayi devrimi dediğimiz dijital çağ teknolojilerinin yani yapay zekanın dünyayı ele geçirme planları karşısında sınırlarını zorlayarak dünyanın hakimi, sahibi, tanrısı rolüne bürünen ve gittikleri yere biz düzen kurucularız size iyiyi, güzeli ve barışı getiriyoruz diyerek var olan doğal dengeyi bozan azmış insanın sonunu hep birlikte yaşayarak göreceğiz. Korkuyla insanları egemenliği altına almaya çalışan güçlerin aslında kendilerinin sonunu hazırladıklarının farkında değiller.
            Bedeni topraktan yaratan ve herşeyin aslına döneceği günde bize emanet olarak verilen ruhun önderliğinde bir gecesinin  bir ömre bedel olduğu vahyin ışığında yol almamız ve hayatı kolaylaştırmamız umarım çok zor olmasa gerek. İnsana dair insanca yaşamak duygularımıza hakim, vicdanen merhamet ve adaletli bir ömrün izlerine yaşarken şahitlik etmek, en yüce davranıştır diye düşünüyorum. Dünya  hayatını paylaştığımız ortak yaşam alanları oluşturduğumuz hayvanlar bitkiler ve insanlar  aleminin üçlüsü içinde birinden vazgeçmek bütün doğal dengeyi alt üst etmek demek olacaktır.  Fıtratı gereği düşünen, sorgulayan, ne, nasıl , neden, nereye niçin, kim, sorularını soran, aklını kullanan sebeb sonuç ilişkisi içinde sonuca ulaşan insanın en doğruya ulaşması çok kolay olacaktır. Kovit 19 pandemi sürecinde bizlere daha doğrusu tüm dünya insanına sunulan yaşam şekli, evlere kapatılan insanların ekolojik doğayla kesilen bağları, duygusal ve psikolojik davranışları etkileyen sosyal mesafe insanın doğasına aykırıdır. Sosyolojik olarak köklerinden koparılmaya çalışılan ananeleri değişikliğe uğratan ve insanı yalnızlaştıran bu yapay sosyallik insanı insanlığından umarım koparmaz. Bu süreçte Virüs korkusu  ile aklının üstü örtülen, dayatılan düzene uyum sağlayan insanın güdümüde çok kolay olacaktır diye düşünüyorum.
           Ayağımızı topraktan kestiler, kök aile dediğimiz anadan, atadan uzak sadece çekirdek aileyi yüceltip çocukları bencil yetiştirdiler. Oysaki bir çocuk dayı, emmi, hala, teyze, arkadaş, babaanne,  anneanne...ve mahallesiyle var olmaya başlar, köyünde büyür, şehrinde gelişir. Şimdiki nesil köklerinden rahatsızlık duyuyor. Ve küçümseyerek aslını inkar ediyor. Kendisini kibir ve beğenmişlikle yapay olana özentilik duyarak sanal olana yöneliyor. Köklerinden kopartılmış bir kütük gibi oradan oraya savrulmakta olduğunun farkına varamayan bir nesil. Ve bunun sonucunda harcanıp heba olan bir ömür.
           Kendi özümüzü koruyarak ancak var olabiliriz. Çağımızın getirilerine uyumlu olmak ve ortak bilgilerden insanlık adına fayda sağlayacak işlerde yarışmak. İşte dünyanın anlamı; biz yaratıldık. Yaratıcı Allah değiliz. Yaratıcıya kuluz, kul olarak yaratıldık. Ben Allah için yaratıldım diye bilmek erdemine, idrakine varmak insanı anlamlı kılar. Allah’a teslim olmak ona ortak koşmamak, yalnızca ve yalnızca ona ibadet etmek ve ondan yardım istemek ve yaratılanlara merhametli olmak, bildiğini paylaşmak insanlığın başıdır. İnsanın kendi acizliğinin farkına varması en büyük erdemdir. Kişinin kendi kendini yeterli görmesi ise en büyük kibirdir. Günümüzde malına, makamına, gücüne , varlığına, tarikatine, siyasi partisine, ağasına , paşasına, güzelliğine, bilgisine, oğullarına, soyuna sopuna, parasına güvenenlerin ve onların hakimiyeti altında ezilenlerin sömürüldüğü bir dünya düzeni içinde firavun olmak mı daha onurlu?  yoksa özgürce bir tek Allah’a inanmak ve  insan kalabilmeyi kul olmayı başarmak mı daha büyük bir onurdur? diye düşünmeden edemiyorum.
           Toprakla, doğa ile iç içe bir hayat, sosyal anlamda kişinin kişiye muhtaçlığının farkına varmak ve birlikte olursak ancak güzelliklerin olacağını idrak etmek, doğaya ve doğal hayatın getirilerine sahip çıkmak adına birlikte olmak, Hacı Bektaşi Veli’nin ”Gelin canlar bir olalım, iri olalım, diri olalım”sözüyle bir olursak iri olursak var oluruz. Yoksa bölünür, parçalanır yok oluruz. Dünyanın anlamı ben varsam var. Ben yoksam bir anlamı yok. Hayatı yaşarken anlamlı kılmak  O’nu hatırdan çıkarmadan yaşamaktır. Güzelleri güzel eğleyen tek güzelin sözlerine ve varlığına hamd ederek yaşamak en güzeli. Kalın sağlıcakla. Güzelliklerde buluşmak dileğiyle
Dünya Köylüsü
Ayla Bağ

26 Mart 2020 Perşembe

ÖZLEDİM

Özledim
İki haftada neyi özledim? diye soracak olursanız bir çok şeyi size sıralayabilirim.
Hoşgeldiniz diyene el uzatıp tokalaşmayı ve candan sarılmayı,
Seni görmek ne güzel diyen dostları özledim.
Bahar kokusunda sokaklarda yürümeyi, bağlarda bahçelerde menekşe dermeyi özledim.
Can bildiğim aynı karında yattığım, kardeşlerimin yüzünü, sohbetini özledim.
Birlikte yol aldığım, yüce gönüllü öğretmenlerimi, söyleşilerde heyecanla buluştuğum öğrencilerin Gülen gözlerini özledim.
Çaya,kahveye eşlik eden konu komşuyu özledim.
Şehrin sokaklarında,caddelerinde yürümeyi,alışveriş yapmayı, yeni yüzlerle tanışmayı özledim.
Dağların eteğinde, yaylaların çimeninde koşmayı, mangal yakmayı özledim.
Sokağımda ki Kediye, köpeğe, kurda kuşa selam vermeyi özledim.
 Köyümde yalın ayak toprağa basmayı, suyu gözesinden içmeyi özledim.
Durakta Otobüs beklemeyi, bastığın kartın yetersiz bakiyesinin sesini, büyüklere gülümseyerek yer vermeyi özledim.
Sinema, tiyatro, hastane, postane alışverişte, bankada kuyrukta beklemeyi özledim.
Sabah eşimi işe gönderirken güle güle git,
Akşam kapı çalınınca hoşgeldin demeyi özledim.
Cenazede sarılıp ağlamayı, düğünde bayılıp oynamayı özledim.
Özledim; herşeyi kısacası hayatın taaaa kendisini...özledim.
Bu süreçte şunu öğrendim...
artısıyla eksisiyle,
inişleri çıkışlarıyla var olmaya çalıştığımız şu dünya köyünde sevgiyle bütünün hayrına iş yaparken bir virüsün nelere Kadir olduğunu öğrendim. Görelim mevlam neyler, neylerse güzel eğler.
Dünya Köylüsü
Ayla Bağ

27 Şubat 2020 Perşembe

Mevlanadan Öğütler

Mevlana’dan 25 Hayat Dersi

Anadolu topraklarının kadim bilgeliğini ve derinliğini bizlere miras bırakan Mevlana‘dan hayatlarımıza ışık tutacak 25 dersi paylaşıyoruz. Yolunuza yoldaş, kalbinize şifa olsun.

1. Kendini küçük görmeyi bırak. Sen yürüyen evrensin.
Büyük bir potansiyelle doğdun. İdeallerin, hayallerin, gerçekleştirmek istediklerin var. Kanatların var. Sürünmek için değil, uçmak ve yaşamak için doğdun. Elinde ipin var olduğunu bilirken ne diye kuyunun dibinde durmaya devam edersin? Evren senin dışında değil, evren senin içinde.

2. Yapman gereken şey, senin için anlamlı olan bir hayat sürmektir, başkalarına değil.
İnsanların ne düşündüğünün gerçekten bir önemi yok. Sadece, kalbine ve aklına yatan hayatı yaşamakla sorumlusun.

3. Kendine dair umutlarından asla vazgeçme.
Zor bir zaman geçiriyor olabilirsin. Herşey sana karşıymış gibi gözükebilir. Bir dakika bile sabrın kalmamış olabilir. İşte o nokta, herşeyin değişeceği noktadır. Hüzünler, sevince hazırlanman içindir. Hüzün, evini temizler, yeniye ve sevince yer açar. Hüzün, kalbindeki sararmış yaprakları temizler. Böylece artık yeni yeşil otlar açabilir. Hüzün kalbini kapladığı zaman rahat ol, yakında çok feraha ereceksin demektir.

4. Cehalet hapishanedir.
Cehalet seni hapishaneye sokar. Bilmek ise Allah’ın sarayıdır. Bilmek lütuftur, bilginin kıymeti yüksektir.

5. Dışarıdaki zenginlikler, içindeki zenginliklerle kıyas bile edilemez
Zaten boynunda var olan elmas gerdanlığa sahip olmak için oradan oraya koşturursun. Eğer kendini bir kaç dakikalığına hakikat penceresinden görebilseydin şaşar kalırdın. Sevinç ve güzelliklerle dolu evine geri dön. Kendine geri dön. İçindeki hazineye geri dön. Evrendeki herşey senin içinde. İçinde sonsuz bir kaynak mevcutken, elinde boş bir kova ile sokaklarda dilencilik yapma.

6. Olduğun kişiyi bırakabilirsen, asıl varlığına uyanırsın.
Güvende olma ihtiyacını bırak. Korktuğun şeylerin üzerine git. Şan, şöhret, görüntü ve sahte kimlikleri bir kenara koy. İnsanların anlattığı sınırlayıcı hikayelere inanma. Kendi hikayeni yarat. Kendi ateşini kendin yak. Kendi ateşiyle eriyen kar gibi ol. Kendini kendinden uzaklaştır, kendini yıka. Sonra yeniden doğ.

7. Dünyadaki herkesten daha iyi yaptığın birşey mutlaka vardır.
Herkesin dünyaya yapmak için geldiği, en iyi yaptığı en az birşey vardır. Ve bunu yapmak için gerekli olan istek herkesin kalbine yerleştirilmiştir.

8. Merdivenin tümünü görmek zorunda değilsin, sadece ilk adımı at.
Yolu yürümeye başla. Başladıktan sonra yolun devamı görünecektir.

9. Bir işi yaparken onu tüm kalbinle yap.
Yarım akılla, yarım kalple Yaradan’a ulaşmaya çalışmak nafile bir çabadır. Yola çıkıyorsun ama yolun yarısında vazgeçip pes ediyorsun. O zaman niye yola çıkarsın? Ruhtan/kalpten gelen istekle yaptığın her iş sevince dönüşür. Eğer istek kalbinden gelmiyorsa, o sevinç yok olur. Her ne yapıyorsan ve her kimsen, kalple yap, kalple ol.

10. İyi şeyler son bulur, böylece daha iyi şeylere yer açılır.
Üzülme. Hüzünlenme. Kaybettiğin herşey başka bir formda sana geri döner.

11. Yaraların, ışığın içeri girdiği yerdir.
Seni acıtan, üzen, yara açan herşey seni aynı zamanda kutsar. Karanlık, senin aydınlatıcı mumundur. Yıkımın olduğu yerde hazine bulunur. Yaralarından kaçma. Yaraların, ışığın içine nüfuz edeceği yerdir. Hüzünlerin olduğu zaman şefkatin artar. Yeter ki açık kalpli ol. Acının, şefkate dönüşmesine izin ver.

12. Sevdiğin işi yap ve onu sevgiyle yap.
Sakince, sevdiğin şeyi yapmaya doğru çekilmene izin ver. Direnme. Gerçekten değer verdiğin şeylerle meşgul ol.

13. Daha az düşün, daha çok hisset.
Söz konusu olan sevgiyse, onun sebeplerinin anlamı yoktur. Düşüncelerini unut. Düşüncelerinin, kalbinin üstüne geçmesine izin verme. Düşünmeyi bırak… Kalbinde yanmayı bekleyen bir mum var. İçinde dolmayı bekleyen bir boşluk var. Hissediyor musun? Endişe etmeyi bırak. Düşünmeyi bırak ve hissetmeye geç.

14. Sevgi için herşeye değer.
Hakiki insan, sevgi için herşeyi kaybetmeyi göze alabilir. Eğer sen o değilsen, bu işe hiç girme. Bırak sevgilin deli olsun. Sevgi için herşeye değer.

15. Hayatındaki iyiye ve kötüye – herşeye eşit şekilde şükret.
Her kim geliyorsa karşına, ona şükran duy. Hepsi sana öte alemden bir hediye ile gelmiştir. Eğer kötü’den dolayı sinirlerin bozuluyorsa da şükret, bu sayede kendini yenileme fırsatın olacak.

16. Kendini değiştir, dünya kendiliğinden değişir.
Dün akıllıydım, dünyayı değiştirmek istiyordum. Bugün bilgeyim, kendimi değiştiriyorum.

17. Bizler sevgiden yapıldık ve sevmek için yaratıldık.
Sevgi bizim hammaddemizdir. Sevgiyi aramak yanlıştır. Sevgiyi arama. Sevmene engel olan bariyerlerini ara, onları bul. Sevgi sayesinde tüm acı azalır, bakır altına, hüzün sevince dönüşür.

18. Ruhun bu dünyadan değildir ama bedenin bu dünyadandır.
Tüm gün düşünürüm bazen, nereden geldim, nereye gidiyorum diye. Bil ki ruh bu dünyadan değildir. Ancak bilirim ki beden bu dünyadandır.

19. Ruh mertebesinde hepimiz biriz.
Güneşin duvarın bir tarafına vuruşu ile diğer tarafına vuruşu farklı sonuçlar doğurur. Ancak güneş tek ve birdir. Doğu ya da Batı.. Kuzey ya da Güney. Fark etmez. Ruh mertebesinde ayrım yoktur.

20. Ruhunuz herşeyden daha kıymetlidir.
Elle tutulur, maddi şeylere fazla önem verme. Kendi ruhunun kıymetini bildiğin zaman, onların ne kadar değersiz olduğunu anlarsın.

21. Eşini bilgece seç.
Aranda rekabet olmayan, daha zengin olma peşinde koşmayan, kaybetmekten korkmayan, benliğine tutunmayan birisini eş olarak seç.

22. Gerçek sevgi madde dünyasını dönüştürür. Bedenleriniz ayrı kalsa bile ruhlarınız her daim birliktedir.
Ayrılıklar sadece gözleri ile görenler içindir. Sevenlerde ayrılık yoktur. Ruh mertebesine ayrılık yoktur.

23. Kelimelerinin gücünü yükselt, sesini değil.
Sesini yükseltmek fayda etmez. Kelimelerinin gücünü arttır. Çiçekleri büyüten şey yağmurdur, fırtına değil.

24. Sessizlik, Yaradan’ın sesidir.
Sessizlik Yaradan’ın sesidir. Diğer seslerin hepsi basit birer çeviri denemesidir. Kelimeler yüzeydedir. İnsanlar, kelimelerin ötesi ile iletişime geçerler. Kelimelerle savrulmayı bırak. Sessizliğe teslim ol, bırak herşey o şekilde açığa çıksın.

25. Hayatta olmak yaşamak demek değildir.
Sadece nefes aldığın için yaşadığını mı sanıyorsun? Bu hayat, hayat değildir. Bu hayat sınırlarla doludur. Sevgiye teslim ol ve gerçekten yaşa. Sevgiye teslim ol ve sonsuza dek yaşa.

Kaynak: themindunleashed.org
PINAR TAŞKIN

Alıntı.

Ağacın Verdiği Ders

*BİR AĞAÇTAN ON DERS*
Bir ağacın gölgesinde adam felsefe kitabı okuyordu. Sorular üstüne sorular adamın kafasını karıştırmıştı. Başını kaldırıp ağaca baktı.
—Keşke ağaç olsaydım, hiç düşünmeden yaşasaydım dedi.
Birden ağaç dile geldi:
—Ben düşünmüyorum belki ama düşünen insanlara o kadar çok ders verebilirim ki, dedi.
Adam heyecanla:
—Seni dinlemek isterim, dedi.
Ağaç konuşmaya başladı:
—At o felsefe kitabını elinden, şimdi bana bak ve beni dinle
sana on tane hayat dersi vereceğim, dedi.
Adam heyecanlanarak:
—Tamam dedi.
Ağaç:
—Dinle o zaman, dedi ve hayat dersini sıralamaya başladı:
*1- Ağaç yaş iken eğilir ya da doğrulur. Her şeyin bir zamanı vardır. Hayat öğrenme sürecidir ama zamanlaması çok önemlidir. Sizde bilirsiniz ki “yaşlı köpeğe yeni oyunlar öğretilmez.”* *“Yaşlı kurda yol öğretilmez.”*
*2- Düşen ağaca balta vuran çok olur. Onun için hayatta düşmemeye dikkat etmek gerek; güçlüyken gölgene sığınanlar düşerken baltayı alıp sana koşarlar.*
*3-Bizi yok etmeye çalışan baltanın sapı bizdendir. Her zaman dış düşmandan korkmayın. İç düşman daha tehlikelidir. Sizin gibi görünüp size hainlik edecek insanlara dikkat edin. Dişi kıran, pirince en çok benzeyen beyaz taştır.*
*4- “Ulu çamlar fırtınalı diyarlarda yetişir” (Cemil Meriç) İnsanı geliştiren mükemmelleştiren zorluklardır. Büyük adamlar büyük engellerle karşılaşıp onu aştıkları için büyük adam olurlar. Büyük devletler büyük badireleri atlatarak büyük devlet olurlar. Uçurtma rüzgâra karşı durduğu için yükselir. Engelleri fırsat bilmelisiniz.*
*5- Bir ağacın kökü ne kadar derinse boyu o kadar yükseğe çıkar. Kökleri zayıf olan büyüklüğü taşıyamaz. Onun için kökünüze sahip çıkmalısınız. Kökünü unutan ya da yok sayan bir ağaç ayakta kalabilir mi? Bir ağaç gücünü gövdesinden değil kökünden alır. Sizin de tarihiniz olmazsa nasıl geleceğiniz olacak? Tarihinizi yok sayar ya da unutursanız nasıl geleceği inşa edebilirsiniz?*
*6- Ağaç yapraklarıyla gürler. Bir insan da ailesiyle, sosyal çevresiyle güzel olur; onlarla tamamlanır. Onlarla varlığını hissettirir. Onun için sosyal ilişkileriniz önemlidir.*
*7- Hiçbir ağaç acaba bahar gelecek mi, çiçek açacak mıyım diye düşünmez. Kök, gövde ve dallar görevini sessizce ve sabırlıca yaparlar. Siz de baharın gelmesini bekliyorsanız görevinizi şamata yapmadan sessizce, hakkıyla ve sabırla yapmalısınız.*
*8- Meyveli ağacı taşlarlar. Bilgili, becerikli, başarılı insanlara haset eden çok olur. Bir işe yaramayan, niteliksiz, silik insanlar kimsenin umurunda olmazlar. Onun için başarılı insanlar atılacak taşlara mukavemet edemezlerse başarılarını sürdüremezler.*
*9- Her ağaç kendi toprağında büyür. Ağaç ancak uygun toprağı bulması halinde gelişmesini sürdürür. İnsan yetenekleri de öyledir; ağaç tohumu gibidir. Uygun zemin bulursa gelişir, yoksa çürür gider.*
*10- Beşikten mezara kadar ağaca muhtaçsınız. Çocukken beşikte, ölünce tabutta bizimle berabersiniz. Bize hep odun gözüyle bakmayın. Biraz da ibret gözüyle bakın. Sözü şöyle bitireyim, insanların kulağına küpe olsun. “Her şey bir ağacı sevmekle başlar.” Bundan sonra bir ağacın yanından geçerken durun ve şarkımızı dinleyin.*

Adam ağaca tekrar baktı, “Aslında odun olan bu ağaç değil
benim yaklaşımım odun gibiymiş meğerse” diye geçirdi içinden. (ALINTIDIR)

25 Şubat 2020 Salı

KADİM ŞEHRİMİZİN KADİM İNSANLARI-3

        Kadim Şehrimizin Kadim insanları yazı dizisinde  eski devlet bakanı Sayın Metin Gürdere ile makamı,  mevkiyi bir yana bırakıp sadece ve sadece insana dair değerleri konuştuk.
Ulu çınarın tecrübelerinden faydalanmak, yaptıklarıyla ve geriye bıraktığı eserleriyle bize yaşam hikayesindeki anılarını aktarırken şehrimize kazandırdığı üç ciltlik eseri "20. yy Tokat  Bir Şehrin ve İnsanlarının Hikayesi" kitapları geçmişin izlerini arayanlara siyasi ve sosyal açıdan ışık olacak nitelikte. Bu şöyleşide iz bırakan anılarının altını çizerken bazen gözlerin dolması, bazen sessizlik insana dair insanca sohbetin temelini oluşturdu. Kendisiyle ilk olarak yüz yüze tanışmam kitap tanıtımı gününde " Dünya köylüsüne , Dünya Şehirlisinden " diyerek attığı imza gününde oldu. Öncelikle bizimle bu söleşiyi kabul ettiği için teşekkür ediyor ve hoşgeldiniz diyerek söze başlıyorum.
Sizde hoşgeldiniz diyor ve sohbete başlıyoruz.
-BİZE KENDİNİZİ KISACA TANITIMISINIZ?
- 1944 yılında Tokat'ta doğdum.ilk orta ve liseyi  Tokat'ta okudum.1966 yılında İTÜ inşaat
fakültesinden mezun oldum.Tokat Bayındırlık Müdürlüğünde çalıştım. Yedek subay olarak
askerliğimi yaptım ve askerlik dönüşü mühendislik bürosu açtım ve mutahit olarak çalışmaya başladım. Bu yıllarda defalarca Tokat'ta vergi rekortmeni oldum. Tokat Ticaret ve Sanayi Odası Meclis Başkanlığı yaptım. 1983-1987 yıllarında Anavatan partisinden millet vekili seçildim.Anavatan partisinin iktidarı döneminde 1989-1991 yıllarında Özal ve Akbulut döneminde anavatan partisi Genel Başkan yardımcılığında bulundum. 1997-1999 yıllarında 55. Hükümet döneminde Devlet Bakanlığı görevini yürüttüm. Evliyim, üç çocuğum var.
- AİLENİZDEN VE ÇOCUKLUK YILLAINIZDAN BAHSEDERMİSİNİZ?
-Benim babam 8 yaşındayken ölmüş beni annem büyüttü. Çok fakir değildik. Çok zenginde değildik.  Benim atalarım Erzincan'dan 1916 yılında rus işgalinden kaçarak gelip buraya yerleşmişler. Yokluk  açlık savaşın getirdiği sefalet diz boyu. Bütün bunlarla mücadele etmiş atalarımız. Ailemde benim öyküm sıradışı bir fark yarattı. İlk kez siyasetle uğraşan benim. Ben okumayı çok seviyorum. Okul yıllarında bu alışkanlığı kazandım ve gençlere tavsiyem facede sörf yapacaklarına bol bol kitap okusunlar diyorum.
Siyaset işi benim hayatımda bir dönemdi geldi geçti. Bir çok değerli insanla tanıştım ve çalıştım. Onlar bana örnek oldular. Lise yıllarında öğretmenlerimiz bize  "geleceğin bakanları sizlersiniz" diye bizi motive ederlerdi. Babaannem beni küçükken " Edirne valisi olacak benim oğlum "diye severdi. Gel zaman git zaman bakanlığım döneminde Edirne'de bir bayram günü vali beyle birlikte bayram kutladık, tüm halkı selamladık. Babaannemin küçükken söylediği sözler geldi aklıma, çok duygulandım. Herkesin iradesi bir yere kadar bir yerden sonra başka bir iradeye ve kadere teslim oluyorsun.
- BOŞ ZAMANLARINZDA NELER YAPIYORSUNUZ ? HOBİLERİNİZ NELERİR?
 -Avcılıkla uğraşıyorum. Aslında dağlarda gezmeyi ve yalnız kalıp kendimi dinlemesini çok seviyorum. Bu benim öz güvenimi geliştirdi. Korkusuzum ve açık sözlüyüm. Siyaset hayatımda bir çok hikaye dinledim. Bütün bunları belgelendirdim ve not aldım. Kitap halinde üç cilt olarak yayınladım .1983 yılına kadar olan anılarımı yazdım. İkinci kitabım 83 ten sonra ki anıları kapsayacak ve Tokat'ın tarihine bir ışık tutacak. İnsanlara faydalı olmak çok güzel bir şey. 300 yıl sonra birisi merak ederse Tokat 20. yy da nasılmış diye"20. yüzyılda Bir şehrin ve insanlarınhikayesi" kitabını belge olarak kullansınlar düşüncesiyle yola çıktım ve bu üç ciltlik kitabı yazdım. En güzel hobim bahçeyle, toprakla ilgilenmek ve yazmak. Şatajfata hiç özenmedim. Sade bir kulübeyi tercih ettim ve kurduğum bağ evinde kendime bir kulübe yaptım. Soyu tükenen meyveleri topladım ve yeniden yetiştirdim. Bağımda 25 çeşit armut ağacı var, hepsi yerli.15 çeşit elma ağacım var. Benim bugüne kadar yaptığım en değerli iş diye düşünüyorum. Emeklilik hali yaşıyorum 76 yaşındayım. Buraları çok seviyorum. Derin köklerle ben buralara aidim.
-ÖRNEK ALDIĞINZ KİMSE VAR MI? GENÇLERE TAVSİYELERİNİZ NELERDİR?
- Bizim önümüzde çok güzel örnek alacağımız insanlar vardı. 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal.Ben onlarla geliştim. Ve büyük insanların alçak gönüllü olduğunu gördüm. Doğal insanlardı kendileri gibiydiler. Kimseye benzemeye çalışmazlardı.Hepimiz insanız nihayetinde. Kibir niye? Hatalarımız
olacak, özür dilemesini bilmeliyiz. Gençler güzel insanlarla arkadaşlık etsinler ve dost olsunlar. Gençler kendilerine önder olacak, fikir katacak geliştirecek, mert, cömert her yönden iyi  örnek olacak insanları seçsinler. Çünkü insan etkileşim içinde olan bir varlıktır. Hangi yolda ilerleyecekerse o yolun pirlerini  kendilerine örnek alsınlar.
- HAYATINIZDA KEŞKE DEDİĞİNİZ VE ÖZLEM DUYDUĞUNUZ BİR ŞEY VAR MI?
Siyaset hayatım boyunca geriye dönüp baktığımda pişman olduğum şey haksız yere bazı insanları işe almam oldu. Bu insanlara  kadro verdim. Bundan çok pişmanım, geriye dönüp baktığımda keşke bunu yapmasaydım diyorum. Hak edenleri işe alsaydık diyorum. Şimdiki aklım olsa böyle yapardım. Ama o zaman ki konjonktür bunu gerektiriyordu. İçinde bulunduğun partiye hizmet etmek zorundasın. Özlem duyduğum bir şey yok herşeyi severek ve isteyerek yaptım.
-MUTLULUĞU TARİF EDEBİLİRMİSİNİZ? MUTLULUK NEDİR SİZCE?
-Benim için mutluluk kendi içimde kendimle barışık olmak demek. Ben kendimle dalga geçerim.Başkasının hakkında kötü düşünmem. Annem "oğlum ameller niyetlere bağlıdır "derdi bende hep iyi niyetli oldum. Parası çok olupta mutlu olan yok. Paranın sorumluluğu çok fazla onu yönetmek
insanı mutsuz eder. Mutluluğu basit şeylerde aramak gerekir. Yani yağan yağmurun ardından, güneşin doğması bir mutluluk. Sırt üstü yatıp gök yüzünü izlemek, kuş seslerini dinlemek, kendinle başbaşa kalmak mutluluktur diye düşünüyorum. İnsan kendisini gençlikte ıspat etmek istiyor. Bunun için bir dönem çok çalıştım ama fazlasına gerek yok. Yaşadığım hayat tecrübelerinde bilgim ve görgüm oldu. Tüm bu birikimimi insanlara aktarmak ve fayda sağlamak asıl amacım. Ben halkın içinde onlarla beraberim.76 yıllık hayat bana sade yaşamayı, köklerine bağlı olmayı öğretti. Mutluluk mu? zenginlik mi? tercih senin elinde ben mutlu olmayı seçtim.
KADİM ŞEHRİMİZİN KADİM BİR İNSANI OLARAK NELER SÖYLEMEK İSTERSENİZ?
-Ben bu toprakların çocuğuyum. Arkadaşlarım burada, ailem burada o yüzden ben bu toprakları çok seviyorum ve hiç bir zaman bağımı koparmadım. Şatafata hiç özenmedim. Bizim buraların adamı doğaldır. İnsanı kıymetlidir. Hanımlarımız baş tacımızdır. Tokat yaşanılacak bir yer. Yerleşmek için bir çok altarnatif varken ben bu şehri seçtim. Çünkü  derin köklerle ben buralara aidim. "diyor Ulu Çınar Metin Gürdere.
                 Bir zamanlar siyasetin içinde olan millet vekilliği hatta bakanlık yapan bir bürokrat, siyasi hayatında Anadolu'dan gelerek bir çok entellektüeli geride bırakmasını bilgi birikimine, çok kitap okumasına bağlayan ve  oradan bakanlığa uzanan yolculuğunda doğal olmayı, sade yaşamayı ve köklere bağlı kalıp geri dönenlerden olmayı tercih eden Sayın Metin Gürdere ile yaptığımız sohbette dönemin işe alınmama mağdurlarından olan bendeniz duymak istediğim cümleyi onun ağzından samimi bir ifadeyle bu gerçeği itiraf ederken duyduğu hüznü beni çok etkiledi ve gerçekten çok pişmandı. Ama iş işten geçmişti. Kendisinin ifadesine göre o zaman öyle olması gerekiyordu yapacak başka bir şey yoktu dedi.
 Şimdi bu tecrübeyi dikkate alarak, bugünkü siyaset adamlarına ilerde pişman olmamak adına bugün işe aldıklarınızı liyakat üzere almalarının gönül huzurunu yaşamak için farklı bir davranış şekli geliştirelim.  Ve hak edeni işe alalım. Sınavı birincilikle kazananı tercih edelim. diyorum.
            Bize yaptıklarıyla iyisiyle kötüsüyle bir hayatın öyküsünü kısaca anlatan ve herşeyi bir kenara bırakın siyasi kimliğinin dışında, bütün birikimlerini üç çiltlik bir kitapta paylaşarak, bu şehrin kültürüne tarihine ışık olacak eserleriyle sıra dışı bir iş yapan, sosyolojik açıdan baktığımızda, toplumsal yapının, ekonominin, bürokrasinin işleyişinin, siyasetin nasıl yaşandığına dair bir çok anıyı kişilerin kendi ağızlarından belgelendirerek aktaran, bu çalışmasıyla yazar kimliğini ön plana çıkartan,  çok yönlü, mütevazi, alçak gönüllü, engin dünya görüşüyle, kendisiyle barışık bilge bir liderin  öyküsünü dinledik. Bütün bunların ötesinde yok olmaya yüz tutmuş Tokat'a has bu endemik
bitkileri (ağaçları)dağlardan toplayıp, bahçesinde yeniden yetiştirmek için çaba harcayan bir çiftçi, bu yürekli koca çınara ne kadar teşekkür etsek azdır diye düşünüyorum. Teşekkürler Sayın Metin Gürdere bizimle hayat hikayenizi paylaştığınız için.
Güzelliklerde buluşmak dileğiyle...
Dünya Köylüsü
Ayla Bağ