21 Temmuz 2023 Cuma

Neden Tokat GOP Üniversitesi Tercih Edilmeli ?

               Üniversite sınavlarının sonuçlarının açıklandığı şu günlerde tüm üniversiteler öğrenci tercihlerinde yer almak için kendi reklamlarını internet, televizyon ve sosyal medya üzerinden yapıyorlar. Bu kaynaklar üzerinden yaptıkları tanıtımlarda üniversitenin akademik başarılarını ve özelliklerini sıralarken, yaşanabilir bir şehrin sosyal, ekonomik ve kültürel özelliklerini ön planda tutarak öğrenciye en az iki yıl veya dört yılda sağlayacağı katkılar da göz önünde bulundurularak tanıtımlar yapılmalı ve bu otantik özellikler dile getirilmeli diye düşünüyorum. 

Bakkal amca bakkal amca 

Yağın var mı ? Var. 

Unun var mı? Var 

Şekerin var mı? Var 

Ne duruyorsun helva yapsana … helva yapsana…

Bizimde elimizde 45 çeşit usta var, öğrenci var, malzeme var  GOP üniversitesi çatısı altında “USTALAR AKADEMİSİ”ni kutup otantik değerlerimizi üretime geçmeliyiz. 

Hayalini kurduğumuz bu projeyi şöyle örneklendire biliriz. GOP Üniversitesinin 2023 hedefleri içinde yer almasını canı gönülden dilediğim USTALAR AKADEMİSİ nin çatısı altında ahilik geleneğinden gelen kıymetli ustalarımızın önderliğinde kadim şehrimize gelen öğrenciyi dört yılda usta çırak ilişkisi içinde zanaatlarımızı öğretmek ve bir sonraki nesle aktarmanın huzuruyla otantik değerlerimizi yerinde ve yerli üretim işbirliği içinde hayata geçirerek fark yaratmalıyız. Bu çok zor olmasa gerek. Buradan Gazi Osman Paşa Üniversitesi Rektörü Sayın Fatih Yilmaz hocama sesleniyorum. İki milyon öğrencinin tercih yapacağı şu günlerde bizim üniversitemizi tercih etmelerinin bir sebebi “ustalarımızdan öğrenecekleri otantik zanaatlar ile kendilerine fark yaratacakları uygulama ile öğrenci tercih ettiği bölümden yan alan olarak aldığı ustalık belgesiyle, öğretmen &bakırcı, mühendis &tahta baskı, mimar&kilim dokuma, ziraat mühendisi&ahşap oyma ustası olarak aldıkları belge ile hayata bir sıfır önde başlamak için bizim üniversitemizi tercih etmek ve Tokat’a  gelmek gerek” diyerek bu çalışmanın ilk adımı atılmalıdır. 

Üniversitemizin başarılı çalışmalarla ve USTALAR AKADEMİSİ çalışmasıyla diğer üniversitelerden farklı olacağı ve adından gelecek yıllarda söz ettireceği bu çalışmanın insan psikolojisi üzerinde bırakacağı olumlu etkinin sağlam nesiller yetiştirme yolunda sunacağı katkı tartışılamaz…

Tokatl’ıyız çok farklıyız, Tokat’lıyız çok tatlıyız diyebilmek için bu helvayı pardon bu USTALAR AKADEMİSİNİN temelini bir an evvel üniversite bünyesinde  atılması gerektiğine olan inancım çok yüksek. Her yönden uygulamalı eğitim alarak yetişen gençler öz güvenli, ayakları yere sağlam basan, öz kültürüyle kucaklaşmış, üreten bir nesilin mutsuz olma şansı yok. Üniversiteyi kazanan gençlerimize yapmış oldukları tercihlerinde başarılar ve muavfakiyetler dilerim.

Tokat’lıyız çok farklıyız…

Güzelliklerde buluşmak dileğiyle…

Dünya Köylüsü 

Ayla Bağ 



9 Temmuz 2023 Pazar

Tokat Kelimeleri

 Bir hayli zaman oldu hazırlayalı

Üzerinde tekrar çalışmam ve ilaveler yapmam lazım ama nasip


TOKAT AĞZI SÖZLÜĞÜ


Abrul: Nisan (Rumi takvimdeki April kelimesinden) 

Aha: İşte 

Ahpahla: Kurufasulye

Ahbun: Çiftlik gübresi (ermenice)

Alaçuh: Bağevi , daha çok arazide tarlaların kenarına yapılan gölgelik, yarı açık yarı kapalı olduğu için ala açık sözünden

Ağartı:  Süt ürünleri (Ak kelimesinden)

Alaf: Alev 

Alışmah: Tutuşmak, ateşin tutuşması

Anadut: Üç çatallı ahşap  kuru ot/ calaz yığma aracı

Ardala:  Arz-ı ala teriminden gelen Arapça yüksek yer anlamında bir semt adı

Arsuz: Utanmaz –Ar kelilmesinden-

Arsız eniş: Yabani sıklamen 

Arustah:  Oda tavanı, ters tavan 

Aşgana: Mutfak  (aşhane kelimesinden)

Aşurma: Kulplu kazandan küçük, helkiden büyük kap 

Ataş gaymah: Ateş yakmak

Atku: Şal, kalın kumaştan kadınların beline kadar uzanan baş örtüsü

Avara: İşsiz güçsüz, boş gezen

Avu/ağu: Zehir

Avut: Ağlama -ağıt kelimesinden-

Avuz:  Davar ve sığırın yavruladıktan sonraki ilk sütü –ilk anlamındaki ağız kelimesinden -

Bacı:  1- Kız kardeş;  2-    Temizliğe gelen yardımcı kadın  

Bacılıh:  Bacı kadar yakın arkadaş

Badal: Merdiven , basamak –farsça ayak anlamında pa kelimesinden ayak basılan yer kelimesinden olabilir-

Bade parmah: İşaret parmağı

Badi: Ördek –paytak kelimesi ile ilgili yine farsça pa kelimesi ile ilgili olabilir

Bahanah: Küçk ve büyük baş hayvanların tırnaklarının arası

Bahraç: Küçük kova 

Balah: Manda yavrusu 

Baldıcan: Patlıcan 

Batman:  8 kilo mukabili ölçü birimi 

Bayahtan: Az önce –bayat , baya oldu sözleri ile ilgili-

Beleş: Bedava (arapça /farsça bi la şey)

Bek: Sert, sağlam 

Bekitmek:  Sabitlemek, sağlamlaştırmak 

Beybaa: Beybaba 

Bıldır: Geçen sene 

Bıhın: Vücudun sağ ve sol yanları, göğüs kafesi ile bel arası bölge 

Bıngıldah: Bebeklerin kafataslarındaki yumuşak bölüm 

Bidıhım:  Bir parça azıcık, ağıza bir defada girecek kadar küçük 

Bisohum: Az, azıcık, ağza bir defada sokacak kadar küçük 

Boduç: Kara bakla taze iken

Boğün: Bugün 

Boranı: Sarımsaklı yoğurt 

Bostan: 1- Bahçe; 2- Karpuz 

Boyuna: Devamlı, sürekli 

Böcük: Böcek, haşere 

Buymah: Üşümek, donmak  -buz kelimesi ile  ilgili olabilir z-y sesi değişmesi ile-

Bürük: Karaçarşaf  -bürünmekten-

Cazu: Cadı

Cerek: İnce uzun ağaç 

Ceyran: Elektrik –arapça akmak analamındaki cereyan kelimesinden-

Cıbır: Yoksul, varlığı olmayan –çıplak kelimesinden-

Cinik: Tahıl ölçüsü  -yunanca, şinekos-

Cicik: Meme 

Cimcik: Çimdik 

Cıblah: Çıplak

Cığ:  Kendir çubuklarının bağlanmasıyla yapılan, üzerinde meyve sebze kurutulan sergen 

Cılga: Patika, keçi yolu -

Cıngı: Kıvılcım 

Cınnah: Tırnak  

Cırmalamah: Tırmalamak, yırtmak 

Cımbı: Küçük salkım

Comba: Erkek manda 

Coruh: Hastalıklı

Culuh: Hindi –çulluk kuşundan-

Cücük: Civciv

Çağ:  1- Su gideri olan  ıslak zemin 2- Bebek 

Çalhama: Ayran 

Çaput: Bez parçası

Çedik: İç ayakkabı –Eski Türkçede ayak anlamındaki adak kelimesinden-

Çenilemek: darbe alan köpeğin acı ile bağırması

Çerik:  Nane, reyhan gibi kurutulmuş otlar için kullanılanölçü birimi –Farsça dörtte bir anlamındaki cıhar yek kelimesinden-

Çiğ: Yayılmak ve yağı alınmak üzere sağılan sütlerin hiçbir işlemden geçmeden bekletildikten sonra kendi kendine içindeki bakteriler yardımıyla bir tür yoğurt haline gelmiş şekli

Çemüç: Kuru üzüm 

Çepük: Alkış –Eylemin çıkardığı sesten-

Çelpeşük:  Karışık, içinden çıkılmaz –çapraşık, farsça çap/sağ, rast/sol kelimesinden

Çevken : Ucu çengelli sopa  -Farsça çevgan kelimesinden-

Çıhın : Küçük bohça  -çıkı, çıkın-

Çirkef/Çirşef:  Kirli su gibi insanın üzerine sıçrayan bulaşan, pislik kişi –Farsça pis anlamında çirk, su anlamında ab kelimesinden ,çirkab: pis su

Çıt bannah: Serçe parmağı

Çiğit: Çekirdek

Çimmek: Yüzmek, yıkanmak 

Çipil: 1- Ağaçların yeni sürgünü;  2- Ters, aksi anlamında bir sıfat

Çit: Yemeni, başörtüsü

Çarpana çalmak:

Çoşdar: Laf getirip götüren  

Çöçelenmek: Oyalanmak 


Çamdı: Ahşap ters tavan

Çördük : Dağ armudu, ahlat

Daani: Denli,- e kadar 

Dasdar: Yer, sofra örtüsü –Eski Türkçe destar kelimesinden-

Delüğanlu: Delikanlı

Döşürüksüz: Kendini devşiremeyen, toparlayamayan, dağınık

Dekmük: Tekme 

Demin: Az önce 

Demroğo: Egzama

Dene: Tane, buğday tanesi 

Devek/tevek:

Deydaha: İşte orda , ta daha

Dulda:  Tenha, kenar, soğuk ve rüzgâr almayan saklanacak yer 

Dınnah: Tırnak

Dirgen:  Harmanda ekinleri karıştırmak için kullanılan iki çatallı alet 

Divrek: Çevik, kıvrak 

Dımıh:  Bir nesnenin en ucu,kenanarı -dımığına değmek; teğet geçmek-

Doralik: Çalıkuşu 

Dombalah: Takla 

Döngel: Muşmula 

Döşşek: Yatak-döşemek kelimesinden-

Düğe:  1-2 yaşına gelmiş dişi sığır

Düğü: İnce bulgur 

Düğülcek: İnce dolu –düğü, düğülcek, düğüm birbiriyle ilgili olmalı-

Dürmeç: Yufkanın arasına çökelik konularak yapılan dürüm 

Ebemguşağı: Gök kuşağı

Ecücük: Çok az –azıcık kelimesinden-

Edik: Ayakkabı, patik –Eski Türkçe ayak anlamındaki adak kelimesinden-

Efenbağa: Efendi baba

Eğiş: Ateş küreği –XV. Yüzyıl metinlerinde ucu eğik demir anlamında-

Eğlek: Durma, bekleme yeri 

Eğleş: Dur 

Elfetün: Hızlı, becerikli 

Elekçi: Çingene –elek imal edip satmalarından ötürü-

Elleğam- Ellaham:  Herhalde, galiba (Arapça Allah bilir 

anlamındaki Allah-ü alem tamlamasından)

Elçim: Bir ele sığacak kadar olan miktar

Eme: Hala –arapça-

Emmi: Amca –arapça-

Emüşük: Süt kardeş, aynı anneden süt emmiş iki kişinin durumu

Entari: Kadın elbisesi

Enük: Kedi-köpek yavrusu 

Erinmek: Üşenmek 

Erüşde:  Erişte, ev makarnası ( farsça ip anlamındaki rişte kelimesinden)

Esbap: Çamaşır, giyecek –Arapça çamaşır kelimesinin çoğulu, esvab-

Ersin: Hamur teknesindeki hamurdan bir miktar kesip almak için kullanılan metal alet. –Farsça demir-

Essah: Sahi, gerçek –Arapça doğru anlamındaki sahih kalıbından en doğru anlamıdakiesah kelimesinden-

Evlek:  250 m2 den az yüzey ölçü birimi 

Evmek: Acele etmek

Eyce: İyi, güzel ,iyice

Eyöğü: Kaburga kemiği

Esürük: Metafizik alemlerden ilham alan –esin, eser kelimesi ile aynı kökten

Faat: Vakit –Arapça-

Fırtmah: Küsmek 

Freklemek: Kilitlemek 

Frekgoyneği: Yakalı gömlek –Frenk , Fransız gömleği-

Gablıh: Tabak konulan raf, kablık

Gada: Bela –Arapça başa gelecek anlamında kaza kelimesinden-

Gaddem: Kadar –Arapça-

Gadinge: Yenge

Folah: Yuvarlak kabartı

Folahlama: Kiraz vişne gibi meyvelerin çöpünü koparıp onları yuvarlak hale getirme –folluk kelimesi bununla ilgili olmalı, ufalamak, ufalak ,  ovalamak kelimesinden türemiş olmalı-

Gadinge: Yenge

Gahırdah:  Kuyruk yağının eritilmesinden sonra erimeden kalan kısım,  bazı yemeklerde kullanılır

Galuç: Orak 

Galuh: Evlenmemiş, evde kalmış kız 

Garagış: Karakış, aralık ayı

Gardaşlıh:  Kardeş kadar yakın arkadaş

Garametli:  Talihsiz, kadersiz, dertli 

Gamga: Yonga 

Ganere: Mezbaha 

Gacamer: Becerikli 

Gafes: Yatak dolabı

Garanluh: Karanlık 

Garıh: Karık, sebze ekim sırası

Garış vermek: Beddua etmek 

Gavil: Söz –Arapça söz anlamındaki  kelimeden-

Gayın: Kayınbirader –Eski Türkçe sonradan anlamına gelen keyin kelimesinden, kayınana, kayınata,(keyingızgelinkıza dönüşmüştür) kelimelerinin ilk kısmı aynı kelimeden

Gaygana: Omlet 

Gayde: Ezgi, müzik 

Gaysah:

Gağnı: Kağnı, öküz arabası, -Eski Türkçe ses çıkarmak anlamındaki kığıldamak kelimesinden-

Gaşuh: Kaşık 

Gatıh: Katık, ayran 

Gatmer:  Katmer, bir tür hamur işi, kat kat olması sebebiyle

Geberük: Ölmek üzere

Gıı:  Kız, kızlara hitap 

Gidik: Kuzu 

Gırdöğüç:  Fırın ateşini karıştırmak için kullanılan sopa , kırıp döğmekten

Gısdallamah: Sıkıştırmak 

Gınnap:

Gıymuh: Kıymık 

Gidişmek: Kaşınmak 

Gilar: Kiler 

Gilavadar: Üzüm asması

Gilik: Küçük ekmek, çörek

Gine: Yine

Gişi: Koca, eş

Gocabaş: Şeker pancarı

Goruh:  Henüz olgunlaşmamışüzüm 

Gozalah: Kozalak 

Gödek:Kısa boylu, Yarı uruplağ-   1 teneke karşılığı ölçü birimi 

Gödek: Sekiz kilo mukabili hububat ölçü birimi

Göğnü dönmek: Midesi bulanmak

Gölük: eşek

Gömü: Ilıman, fazla soğuk olmayan 

Göresimek: Özlemek

Göy/göğ: Mavi 

Göynümek: İçin için yanmak 

Günülemek: Kıskanmak

Gucçük: Küçük

Gurk: Kuluçkaya yatacak tavuk –çıkardığı sesten-

Gübür: Toz, süpürülen ev atıkları –Arapça-

Güdel:  Pekmez, salça vs karıştırılan ahşap kürek 

Güyoğu: Damat –Eski Türkçe güyoğul , keyin oğuldan- gayın kelimesinde açıklandığı gibi

Hacat: Alet, edavat –Arapça ihtiyaç anlamındaki hacet kelimesinden ihtiyaç kelimesi de aynı köktendir-

Hadıç: Hatice 

Hahut: İşe yaramaz, eski –emekliye ayrılmış , çalışmayan anlamındaki tekaüt kelimesin Tokat ağzındaki telaffuzu olan tehaut kelimesinden

Hark: Su kanalı –Arapça toprağı sürmek anlamındaki Hark kelimesinden-

Hasut: Çekemeyen –Arapça haset kelimesinden aşırı haset eden anlamındaki hasut-

Hasuda: Muhallebi –Farsça-

Haral: Büyük çuval 

Hayat: Avlu, giriş holü

Hasanatlı: İyilik sahibi –Arapça hasenat kelimesinden-

He: Evet

Helik hülük:

Heğ: Büyük kulpsuz sepet

Hemi: Öylemi 

Hekeğü: Düz taşlarla yapılmışsu yolu 

Helki: Bakır, Bakraç (Ermenicede bakır anlamında)

Hedik: Kaynatılmış buğday 

Hersli:  Kızgın, öfkeli (Arapça hırs kelimesinden) 

Heeri:  Sende anlamında, birçok sözcüğün ardına eklenen 

bir tür ünlem. Aman heeri, hadi heeri.. gibi. (Arapça arkadaş anlamındaki herif sözcüğünden dönüşmüş olabilir) 

Hemecük: Oyuncak bebek , iki çöp ve birazcık bez parçasından yapılır

Hevek:  İpe veya dallı çubuğa asılan kışlık meyve kümesi

Him: Temel duvarı

Hoşav:  Komposto (Farsça hoş- ab; güzel su sözcüğünden); 2: Mecazî anlamda yorgun, bitkin 

Hohman: Öcü

Hökelekli: İriyarı

Hökümet:  Hükümet, vilayet binası

Höllük: Beşikteki bebelerin altına bağlanan ısıtılmış çamurlaşmayan özel bir toprak 

Hülefe: Bedava

İlaha: Bu ne hal, ne tuhaf anlamında (ilahi kelimesinden) 

İleğen: Leğen 

İleğençe: Küçük leğen 

Imbıh: İmbik 

İlazım: Gerekli –Arapça-

İlezil: Rezil –Arapça-

İlimon: Limon(İtalyanca)

İlistir: Süzgeç, kevgir 

İşgefe: Yufka 

İşgillenmek:  Endişelenmek, şüphelenmek  

İşmar: Kaş-göz işareti 

İssot: Biber –Eski Türkçe sıcak, yakan ot anlamında ıssı ot kelimesinden-

İskembi: Sandalye 

İşlik: Yakasız gömlek (içlik, içe giyilen giysi anlamında)

Irah: Uzak 

Irahmetlik:  Rahmetlik, merhum 

Iramazan: Ramazan 

Jale: Sincap 

Kaysah: Yaranın kabuklanımış kısmı

Kavalağan ağacı: Çınar

Kaysahlanmah:  Reçel, marmelat gibi yiyeceklerin pişerken hafifçe yüz tutması

Kelek: Davarların boynuna takılan tenekeden yapılmış çan 

Kelem: Lahana 

Kesek: Eksik 

Kertük:  Kertilmiş, çentik atılmış

Keh:Köşe

Keşik: Sıra

Kip: Sağlam 

Kirtik: Sıkı, dolgun –Yumuşak bir şeyin sıkışıp serleşmesine kirteşmek, halı kilim dokunurken dokuma sıralarının sıkıştırılmışı için kullanılan ucu tarak gibi sıkıştırma aletine de kirkit denmektedir. Sert bir kiraz çeşiti olan kirazadakirtik kiraz denir.

Kırik: At yavrusu, tay 

Kipeltmek:  Sıkmak, sağlamlaştırmak

Köme:  Üzüm  şırası ve cevizle yapılan bir yiyecek, cevizli sucuk 

Kömüş: Manda 

Köslemek: Kilitlemek

Köşk: Bahçelerde veya hayatlarda yer alan yüksekçe oturma mekânları

Körsü: Köstebek

Küt: Felçli, yürüyemeyen daha çok eli ayağı kesilmiş, dalları kesilen ağaç gövdelerine verilen kütük ismi ile ilgili olmalı

Külek:  Ahşaptan silindir biçiminde yağ kutusu , Su kabaklarından yapılan kaplara da denir

Küskü: Kapı sürgüsü, ağır bir şeyi yerinden oynatmak için kullanılan ağaç manivela –kıstırmak kelimesinden olabilir-

Kürümek: Kürek vb. araçlarla iterek temizlemek 

Lalek: Leylek 

Lalin: Nalın, takunya

Löhlü:

Labboş:

Lığırt:  Selin bıraktığı toprak çökelti 

Lığlamak: Çöküp kalmak

Loğ: Damlardaki toprağı  sıkıştırmak için kullanılan ağır taş

Lök: Topaç 

Löhlü:

Lülüt: Çitlenbik

Mabal: Suç (Arapça vebal kelimesinden) 

Madenüs: Maydanoz –Farsça mide ve rahatlatan anlamında nüvaz kelimelerinden, mide rahatlatan-

Mağel: Çapa

Mayis:

Mağalçe: Küçük çapa 

Mahat: Sedir 

Mahana: Bahane 

Manman: Öcü

Malamat: Berbat -Arapça kötülenmiş anlamında melamet kelimesinden-

Maşala:  Birkaç m2 mukabili sebze dikim alanı

Mahle/ Mehle :Mahalle –arapça mahal kelimesinden-

Mangaş: Cımbız 

Meesime:Mühimseme, ehemmiyet gösterme, önemseme  -Arapça mühim kelimesinden

Mesmele: Besmele 

Mudara: Eğreti, gevşek

Mıh: Çivi

Mitil:Kaplanmamış yorgan

Muhaat olma: Göz kulak olma –Arapça kayıtlı olmak, kayıtsız kalmamak anlamında Mukayyet kelimesinden-

Mumbar: Bumbar 

Masarat/ Basarat : Arapça öngörü anlamındaki basiret kelimesinden

Möhre: Sıkıştırılmış toprak duvar 

Mundar:  Kirli, pis -Arapça murdar kelimesinden-

Mısmıl:  İyi, yararlı, işe yarar (Besmele ile başlanmış  iş anlamında) 

Mudul: Ucu çivili sopa 

Muhanet:  Hal bilmez, vefasız -Arapçada ihanet eden anlamında-

Mücürüm: Kabaklı omlet

Müsendere:  Dolapların üzerindeki boşluk, raf 

Nacah: Küçük balta 

Nelbekü: Küçük bakır sahan 

Neyannı: Ne yana

Neydek: Ne yapalım 

Neydiyon: Ne ediyorsun, nasılsın, ne yapıyorsun 

Ohçur: Bel lastiği, uçkur 

Ohlağa: Oklava 

Ofaat: O vakit 

Osanmah: Bıkmak, usanmak 

Ölmesük; Güçsüz bitkin, kendi işini göremez

Pellempöş: Üstü başı dağınık 

Paluza: Muhallebi –Farsça-

ile yapılan bir tür tatlı-Farsça aynı adla bilinen tatlı-

Pahıl: Cimri  -Arapça cimri anlamındaki bahıl kelimesinden

Partal: 1- Palavra; 2- kullanışsız, eski püskü bez, kumaş

Pelver: Salça, marmelat 

Petni: Hayvan yemliği –Farsça sepet-

Pesengü:

Peşkir: Peçete 

Peştambal: Peştemal

Pevlika: Fabrika 

Pinnik:  Kümes (pineklemek kelimesinden) 

Ponçah:  Meyve toplarken meyve ile biraber kopan küçük dallar

Poho: Bukağı –serbet bırakılan atların kaçmaması için ön ayaklarına takılan kelepçe benzeri demir alet-

Pöhrek: Pişmiş topraktan boru 


Publa: Uzun iki kişilik yastık–Bir yastıkta kocayın temennisindeki nesne-

Pürpürüm: Semiz otu 

Sadıl: İdrar 

Sahan: Yassı bakır kap 

Salahana: Çok gezen .

Suğutlu: Saman altından su yürüten

Süyem: Karıştan farklı olarak, baş parmakla işaret parmağının tam açıldığında parmak uçlarında kalan mesafe

Sallah: Mezbahada koyun kesip yüzen kişi –Arapça soymak anlamında selaha  kökünden, çok soyan anlamında sallah kelimesinden-

Sasuh: Sası

Sef: Yanlış, ters 

Sekü: Ceket –Eskiden sarka denilen giysi-

Seğirtmek:  Hızlı yürümek, koşmak 

Serpene: Kamelya, çardak

Sezeğen: Yüksek sezgili –sezgi kelimesinden-

Sini: Bakır tepsi 

Sitare: Yıldız –Farsça-

Sırıh: Sırık, ince uzun çubuk 

Sırsıl: Israrcı

Sırtarmah:  Karşılık vermek, terslemek, dişlerini göstermek

Sohu:  Buğday dövülen çukur taş, dibek taşı

Sohranmah: Söylenmek 

Sorutmah: Ayakta dikilmek 

Soyha: Fena, pis nesne 

Sönge:  Yarısı yanmış odun parçası

Şeremet: Eli ayağı çabuk 

Şergada: Yaramaz (çocuk) , bazen yalnızca şer olarak kullanılır.

Şırahane: Sulu meyvelerin sıkıldığı yer

Şip/Şipirşipir: Hızlı, çabuk 

Şordanağrı: Şu taraftan 

Şoruh: Salya 

Sümsük: Çok yiyen 

Tahtambeç:  Tahtadan yapılmış oturak, karyola, sedir 

Tanış: Tanıdık 

Tavar: Pişmiş topraktan büyük şıra kabı

Telesimek: Bunalmak 

Terpoşlu: Kapaklı bakır kap

Teyin: Sincap

Tezikmek: Ürkmek

Ters:

Tomatis: Domates 

Tavatir: Fazlaca, çok –Arapça  herkesin kabul ettiği, duyduğu anlamında tevatür kelimesinden-

Teçce: Yün eğirmekte kullanılan bir alet 

Tehne: Tenha –Arapça tenha kelimesinden-

Temek: Hayvan gübresini atıldığı ahır penceresi 

Terek: Raf

Tikan: Dükkân 

Tille: Baston, asa

Tinör:  Maltız, odun kömürü ocağı  

Tirentez:  Temiz tertipli düzenli –Farsça ok anlamında tir veatmak anlamında endazkelimelerinden, ok atan anlamında tirendaz, çok aşırı antrenman yapmanın zorunlu olduğu bir spordalı, bu zorunluluk onları çok düzenli kılıyor olmalı-

Tirki: Ahşaptan oyulmuş kulplu tas, fırında un taşımak için kullanılır

Tirit: Yemeğin sulu kısmı

Tosbağa: Kaplumbağa 

Toyga: Yoğurtlu ve bütün yarma ile yapılan düğün çorbası –Eski Türkçe düğün/şölen anlamındaki toy kelimesinde olabilir-

Tuman: Uzun paçalı alt giysi, Türk pantolonu

Tülek: Uyanık , kurnaz -tilki kelimesi ile ilgili olmalı-

Ucar: Haber

Urba: Elbise 

Uruplağa:  Dört gödek hububat ölçü birimi (bir gödek sekiz kilo buğday karşılığı ölçü birimi- Arapça dört lağ anlamında rubu lağ kelimesinden - 

Üleş: Hayvan leşi – Farsça hayvan ölüsü anlamında laşe kelimesinden-

Ülüngür: Sıska, işe yaramaz

Ümük: Boğaz –Arapça boyunlar anlamında unuk kelimesinden-

Ürmek: Havlamak 

Ütmek: 1- Oyunda yenmek 2- Bir şeyi ateşe tutarak tüyleri yok etme işlemi –yutmak kelimesi ile ilgili olmalı-

Üyez/üvez: Küçük sinek 

Vazalah: Bir şeyden haberi olmayan, kof   (Fos kelimesinden fosalak)

Vesayit: Araba, vasıta (arapça vasıta kelimesinin çoğulu)

Yalnayah: Çıplak ayak 

Yağanı: Sırt 

Yağlıyacah:  Çökelikli üzerine yağ sürmek için kullanılan ucuna bez parçası dikilmişçubuk 

Yassu: Yatsı

Yaşmah: Yaşmak -

Yağır:  Boyundaki akıntılı bir cilt hastalığı

Yazu:  1- Düzlük ovalık yer 2-Yazgı, alın yazısı-Türkçe yayılmak kelimesinden yazı, yaygı, yayla, yaz bu kelime ile ilgilidir.

Yeğin:  1- Çok 2- hızlı, çabuk 3- iyi 4- Tercih edilen

Yeğniceklik:  Hafiflik, gayriciddi hareketler yapan

Yel: Rüzgâr 

Yel durmak:  Romatizma olmak 

Yellenmek: Gaz kaçırmak

Yuha :  1- Derin olmayan, sığ2- Yufka 

Yunmah: Yıkanmak

Yunnuh: Köylerde sırayla kullanılan ortak yıkanma ve çamaşır yıkıma mekanı

Yunacah: Sevilmeyen kişiler için gusül abdestsiz anlamında

Yüğürtmek: Koşmak 

Yüklük: Yatak yığılan yer, yığılmış yatak 

Zabağnan: Sabahleyin 

Zavrah: Salatalık, hıyar 

Zemheri: Ocak ayı –Arapça-

Zıhım: Zıkkım 

Zırana: Azgın kimse , deli

Zıpır: İri yarı

Zırdeli: Çok deli

Zırzırdeli: Çok çok deli

Zoğal: Kızılcık 

Zöker/Söker: Hasta 

Zembil:  Hasır örgü ile yapılmış alışveriş çantası

Zevze/Zavzu: Sebze

(Alıntı) Ekrem Anaç 

22 Haziran 2023 Perşembe

KADİM ŞEHRİMİZİN KADİM İNSANLARI Ali Şevki Erek

 Kadim Şehrimizin Kadim İnsanları yazı dizisinde bu hafta duayen bir siyasetçi, gönül insanı, Avukat sayın Ali Şevki Erek ile birlikte anılarda yolculuk edeceğiz ve 87 yıllık yaşam tecrübelerini bizimle paylaşan kıymetli büyüğümüzü daha yakından tanıyacağız. İsmini büyüklerimizden çok duydum ama tanışma fırsatım olmadı. Tokat En’ ler 21. İstiklal ödül töreninde yılın duayen siyasetçisi onur ödülünü alan ve yılın araştırmacı yazarı ödülünü aldığımda beni tebrik etmek için telefonla arayan sayın bakanımızın sesini duyduğumda çok duygulandım. Babacan bir ses çok güzel taktir kelimeleriyle beni onurlandırdı. Oradan aldığım güçle yoluma sağlam ve emin adımlarla yürümeye devam ettim. Bu şehrin kalbine taht kuran yüce gönül benimde kalbimi fethetmişti. Kadim şehrimizin kadim insanları yazı dizisinde kendisi ile sözleştiğimizde GOP üniversitesinin 30. yıl kuruluş etkinlikleri için Tokata geleceğini ve orada sorduğum soruları yanıtlayacağını söylediğinde çok sevindim ve bir yıl bu günün gelmesini iple çektim. Gün vakit saat geldiğinde büyük bir heyecanla randevulaştığımız yerde 17 Ekim 2022 saat 14:30 da Dedeman Otelde buluştuk. Hayata dair yaptığımız bu samimi sohbeti şimdi sizlerle paylaşıyorum. 


1- Hoşgeldiniz sefalar getirdiniz. Öncelikle bizimle birlikte olduğunuz için çok çok teşekkür ederim. Tokatın efsane isimlerindensiniz. Sizi herkes yakından tanıyor ama tanımayanlar için kendinizi kısaca tanıtır mısınız?


87 yıl önce 28 Ağustos 1935 yılında yolu ve elektriği olmayan Tokatın çay bağlarında sabaha karşı dünyaya gelmişim. Çay bağlarından Tokat’a panoramik bir bakış ile baktığımızda vadinin içinde yeşile boyanmış bir Tokat görürsünüz. Dört kardeşiz. Çocukluğum bağlar, bahçeler içinde ve babamın dükkanı arasında geçti. İlk okulu ibni Kemal ilkokulun da okudum. Tokat GOP lisesinden mezun oldum. İstanbul üniversitesi Hukuk fakültesi bölümünü bitirdim. Avukat oldum. Vekil öğretmenlik yaptım.1973 yılında Adalet Partisinden Tokat Milletvekili seçildim. 1975-78 yılları arasında 39. Cumhuriyet Hükümetinde Gençlik ve Spor Bakanlığı yaptım. 1977 yılında tekrar millet vekili seçildim ve 41. Hükümet yönetiminde Devlet Bakanlığı görevinde bulundum. Sonra tekrar ikinci kez Gençlik ve Spor Bakanlığı yaptım. 


12 Eylül askeri ihtilal sonrası siyasi yasaklı listesine alındım. Bu süreç11 yıl sürdü, serbest avukatlık yaptım. Adalet partisi başkanımız Süleyman Demirel’in avukatlığını üstlendim.1991’ de yapılan seçimlerle yeniden milletvekili seçildim. 1993-95 yılları arasında 50., 51., 52. Cumhuriyet hükümetleri döneminde Gümrüklerden ve özelleştirmeden sorumlu Devlet, sonra da Ulaştırma Bakanlığı görevilerinde bulundum. 1995-1999 yıllarında yapılan genel seçimlerde yeniden millet vekili seçildim. AP genel başkanımız Süleyman Demirel’in partisinde 2 yıl Genel Merkez Hukuk Bürosu Başkanlığı ve DYP 3 yıl Kadın Ve Gençlikten Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı, Prof. Dr. Tansu Çiller’in DYP Genel Başkanlığı döneminde Genel Başkan Yardımcılığı ve 2 kez Genel Sekreterlik görevlerini yerine getirdim ve 12 yıl Genel İdare Kurulu üyeliği yaptım. Daha sonra aktif siyaseti bıraktım. Hayatıma çizgimi bozmadan Ankara’da devam ediyorum. Eşim, rahmetli Tokat Millieğitim Müdürlerinden Ahmet ve öğretmen Rabia Çakıroğlu’nun kızı öğretmen Gülay Erek’tir. Kızım Feza ve oğlum Çınar, üç de torunum var..


Babam Cevdet Erek binbir çeşit malzemeyi bir arada bulunduran bir mağazası vardı. Bugünkü AVM tarzında diyebiliriz. Ticaretle uğraşıyordu.1930 ile 1951 yılları arasında Tokat Ticaret ve Sanayi Odası başkanlığını yapan bir tüccardı.3 Aralık 1973 yılında vefat etti. Rahmetli annem, zamanın öğretmeni ve babası, emekli hakim, Tokat’ın ilk Baro Başkanı Rüşdü Kuyulu’dur. Baba dedem Erek Müdürüzade zamanın mutasarrıflık maarif memuru ve yabancı okullar Osmanlıca hocası Ali Şevki’dir. 


Dört kardeşiz. Üç erkek bir kız. Prof Doktor Ekrem Erek cerrah paşa nefroloji bölüm başkanlığı yaptı. Türkiye’de nefroloji üzerine kitap yazan ilk hekimdir. Dünyadaki bütün nefrologları İstanbul’da bir kongre de toparlayan ilk hekimdir. 2020 yılında rahmetli oldu. Bir kız kardeşim var. Kardeşim İhsan iktisatçıdır. Çok erken vefat etti. 

2- İnsanın çocukluğu anavatanıdır. Sizde çocukluğunuza dair bize neler söylemek istersiniz?

Çok güzel bir çocukluk geçirdim. Çay bağlarında büyüdüm. Babam atla işe gelir giderdi. Çocukken taştan kaleler yapardık. Ramazan topu ile birlikte o kaleleri topla yıkardık. Geven otundan meşale yapardık. Teravihden önce ve sonra bu ateşi yakardık bu ateşi Tokatın her yerinden görürlerdi. Bir, birbuçuk metre büyüklüğünde uçurtmalarımız vardı, gök yüzünde kaybolana kadar uzun yağlı iplerle uçururduk. Bazende ipimiz kopar uçurtmamız sonsuzluğa doğru uçardı. Güzel günlerdi. 

3- Şimdiki çocuklar mı şanslı? Yoksa sizin çocukluğunuz mu ? 

Verilere göre değişir. Şimdiki çocuklar elindeki aletten dünyayı seyrediyor. Şimdiki çocuklar teknolojik açıdan şanslılar. Dünya avuçlarının içinde anında herşeyi öğreniyorlar. Doğal açıdan şanssızlar. Koyunlarla, kuzularla, atlarla, eşeklerle, köpeklerle büyümüşlükleri yok. Bize gazete İstanbul’dan dört gün sonra gelirdi. Biz dünyayı dört gün sonradan takip ediyorduk. Yediğimiz çökeleklinin tadı çok güzeldi. Şimdiki çocuklar çökeleği bilmiyor. Şanslı tarafları da var şanssız taraflarıda var iki taraftan bakmak lazım. 

4- En çok etkilendiğiniz siyasetçi kimdir?

Bugün Türkiye de 120 nin üzerinde parti var. Herkes kendi liderini beğenir. Herşeyden münezzeh olan Allah’tır. Kul hatalıdır. Herkesin kusuru vardır. Ben siyasi hayatımda Demirel’in yaşamından birikiminden ve siyasi anlayışından çok etkilendim. Vatanperver bir insandır. Türkiye’nin meselelerini derinlemesine bilen bir liderdir. Demirel benim için çok değerliydi. 

5-Tokat’ın siyasi ve coğrafi açıdan Türkiyedeki önemi ve değeri nedir?

 81 vilayetin içinde kesinlikle çok ayrı önemli niteliklere sahip bir bölgedir. Tokat’ımız üstün nitelikleri itibarı ile çok ayrıcalıklı kendine has muhteşem bir memlekettir. Tokat yeşillik bakımından zengin bir memleket Bursa’yı solda bırakır. Tarihi eser bakımından Selçuklu, Osmanlı, Bizanslı şaheserlerinin benzeri yoktur. 

Tokatta sebze ve meyvecilik çok gelişmiştir. Bir yanı buğday deposudur. Tokat çavuş üzümünün yer yüzünde örneği yoktur. Tokatta Kırk çeşit armut vardır. Boynueğri, bıldırcın budu, göğ sulu, limoni…bilirmisiniz? desem kim bilir. 

Tokat’ımızı gıda üretimi, gıda ve teknoloji sanayi, turizm ve sağlık tedavi merkezi haline getirmek hepimizin ideali olmalıdır. 

Bir yanı ova, bir yanı yayla 7 ovası olan ve bol bol suları akan bir memleket. Tokat’ımı çok seviyorum. 

6- Yeni yetişen gençlerimize siyasete girerken asıl temel almaları gereken değerlerimiz nelerdir diye sorsam bize ne tavsiye edersiniz? 

Siyasete girmek tercih meselesidir. O bir heves, iştiyak tercihtir. Ben kimseye bir şey demem. Ama siyasete girdiklerinde Türkiye Cumhuriyetinde asgari müştereklerin tespit edilerek, bu asgari müştereklerde birleşmenin çaresi çözümü bulunmalıdır. Türkiye’de kim hangi görüşte olursa olsun, kim hangi kanaatte , hangi meşrepte olursa olsun, sevgi ve saygı tabanını kaybetmemeliyiz. Politikaya girenden beklentim budur. Sevgi saygı tabanının çekirdeğini kaybetmemeliyiz. Volter demişki “seni sevmiyorum, senden hoşlanmıyorum senin fikrini onaylamıyorum ama senin fikirlerini savunman için canımı veririm, elimden geleni yaparım.”diyor . Ben bu düşünceyi çok beğenirim. Bizim dinimiz de kin, nefret, fesat, husumet, hile hurda yoktur. Bizim dinimizde iyi ahlak vardır. Temelde hangi düşüncede olursa olsun Türkiye kutuplaşmadan ve kavgadan çok çekti. Türkiye kavgadan kaçınmalı. Fesat ve fitne üreten kavramlardan uzak durmalı. Türkiye ayrımcılık, bölücülük söylemlerinden kaçınmalı. Sevmeye bilirsin ama incitmeye, kırmaya, dökmeye, ötelemeye ve itmeye gerek yok. Bu dünyada 8 milyar insan 200 devlet var bir düşüncede birleştirmemiz imkansız. Farklılıklarımız zenginliğimizdir. Birbirimizin varlığına Saygı duyacağız ve sevgiyle bir arada yaşayacağız. 

7- Hayatınızda keşke dediğiniz bir şey var mı?

Bile bile yanlış yapmadım zannediyorum. Ama “keşkem”muhakkak olmuştur. İstanbul’da keşke akademik kariyerime devam etseydim diyorum. Ama Anne baba hasreti beni Tokata getirdi. Ve bugün buradayım. 

8- 87 yıllık hayat size ne öğretti.?

87 yıllık hayat bana insanlara faydalı olmayı, topluma güler yüzlü olmayı, huzuru ve mutluğu aramayı  öğretti. Mutluluğum, bugün davet edildiğim GOP üniversitesin sempozyumlarında karşılaştığım insanların gönlünde yer aldığımı görmek beni çok çok memnun etti. Çok mutlu oldum. Bunu sağlaya bilildiysem ne mutlu bana şükürler olsun. 

9- Pandemiden önce ve sonrasını nasıl değerlendirirsiniz? İnsanlık nereye gidiyor?

Çok kara günlerimiz oldu. Biz hepsini bir şekilde aştık. Dünya artık yetmiyor. Gıda yiyecek ihtiyaçlarının karşılanma dozajının azalması. İhtiyaçların çoğalması. Bir kilo buğdaya ihtiyacın varken elinde 750 gr buğdayın olması yoksulluktur. Burada problem var demektir. “Dünya yetmiyor dan kastım”bu. Dünya nimetlerinin paylaşımında dünya liderlerinin kendi yararlarına gözlerini kırpmadan ellerinden gelen her şeyi yapma istidatında olmaları. Bu bir yaşam mücadelesidir. Bu bir hayat mücadelesidir. Bu hayat mücadelesinde bilim, teknoloji konusunda ön saflarda yer almalıyız. Kavgayı, gürültüyü bırakıp ilme yönelmeli ve ileri dünya yarışında var olmalıyız. Bunun için bilgili olmalıyız, huzurlu olmalıyız ve çok çalışmalıyız. 

Efsane siyasetçi  kıymetli büyüğümüz sayın Ali Şevki Erek tecrübelerinizi bizimle paylaştığınız için çok teşekkürler ederim iyiki varsınız diyerek sözü bağlıyorum. 

Değerli büyüğümüz söze şöyle devam ediyor…

“Kıymetli Ayla hocam sizi yürekten kutluyorum. Bu bir Allah vergisidir. Sorularınızın muhteviyatı sabaha kadar konuşmamıza vesile olur, Allah’ın size verdiği bu yeteneği ailenizden aldığınız bu terbiyeyle birleştirip bizi bugün burada bu sohbeti yapmamıza vesile olan görev aşkınızdan dolayı sizi kutluyorum. Yolunuz açık olsun başarılarınızın devamını diliyorum.” 

diyerek beni onure eden yüce gönüllü vatan sevdalısı memleketlim kıymetli büyüğümüze Allah’tan hayırlı ömürler diliyorum. Güzelliklerde buluşmak dileğiyle…

Dünya Köylüsü 

Ayla Bağ

21 Haziran 2023 Çarşamba

Kadim Şehrimizin Kadim İnsanları

              Kadim şehrimizin Kadim insanları yazı dizisinde bu hafta Tokat Böbrek ve Diyaliz Hastaları Yardımlaşma Derneği Başkanlığı yapan ve 23 yıldır diyaliz hastası olan kıymetli Turan Melek beyefendi ile hayata dair yaptığımız söyleşiyi sizlerle paylaşmak istiyorum. 

           Turan Melek beyefendi ile ilk tanışmam sosyal medya üzerinden oldu. İlerleyen zamanlarda düzenlediği etkinliklerle dikkatimi çekti. Yüz yüze tanışmamız Tokat Devlet Hastanesinin Hemodiyaliz bölümünde karşılaşmamız ile oldu. Orhan Veli’ nin şiirinde 

Ağlasam sesimi duyar mısınız, 
Hastane köşelerinde 
Dokunabilir misiniz, 
Gözyaşlarıma, ellerinizle? 

Bilmezdim Hemodiyalizin bu kadar güzel, 
Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu 
Bu derde düşmeden önce. 

İşte bu şiirin  “bu derde düşmeden önce” satırı benim  bi haber olduğum bu dertle dertlenmemi sağladı. 72 yaşında ki Annemin üç ay önce doktorların aldığı kurul kararıyla kalıcı diyaliz hastası olduğunu öğrendiğimiz gün bu düzenin içinde bulduk kendimizi. İçimizde ki var olan ümit inş bir gün makineye bağlanmadan yaşamına devam eder düşüncesi hep tazeliğini koruya dursun, işin ciddiyetini 23 yıllık  kronik diyaliz hastası olan Turan Melek beyefendi ile derinlemesine yaptığım sohbette kavradım. O gün anladım annem için diyaliz bundan sonraki hayatının vazgeçilmez bir parçası olacağını. Hemodiyaliz en yaygın uygulanan böbrek yerine koyma tedavi yöntemidir. Dünya genelinde diyaliz hastalarının % 90’ı Türkiye de ise % 95’i HEMODİYALİZ tedavisi altındadır. 

HEMODİYALİZ vücut dışına alınan kanın makina aracılığı ile yapay bir filtreden geçirilerek birikime uğrayan zararlı maddelerden ve fazla sıvıdan arındırılması ve sonra vücuda geri verilmesi işlemidir.

Turan Melek haftada 4 gün diyalize giriyor ve enerjisi ile oradaki hastalara ve hasta yakınlarına destek veriyor. İstedim ki bu güzel yürekli adamı daha yakından tanıyalım ve yaptığı çalışmalar hakkında bilgi alalım.  Sohbetimize  hoşgeldiniz diyerek başlıyorum ve ilk sorumu yöneltiyorum. 

1- Kendinizi kısaca tanıtır mısınız? Turan Melek Kimdir.? 

Kısaca kendimden bahsedecek olursam, 1977’de Tokat merkeze bağlı Madas  Köyünde  dünyaya geldim. İlköğretimi köyümde bitirdim. Evliyim. İki dünyalar tatlısı kızım, bir tanede oğlum var. Kronik böbrek yetmezliği dolayısıyla malülen emekli oldum. İkâmetgah ettiğim sitede yöneticiyim.                         

 2-Çoçukluğunuza  dair unutamadığınız bir anınızı bizimle paplaşır mısınız? Anne baba deyince aklınıza ne geliyor?

Anne baba deyince aklıma koruyucu, şefkatli, ilgili ve sevecen olmaları ve herşeyde kendilerinden  fedakarlık edip çocuklarının geleceği için ellerinden gelen gayret ve çabayı göstermeleri. 

İlkokuldan çıktıktan sonra Hüseyin Akbaş spor salonuna güreşe başlamıştım. Annem her sabah kalktığımda sabah aç karnına bir bardak süt ile çiğ yumurta içirmeden beni antrenmana göndermezdi. Babam ise köyden Tokat’a spor salonuna her sabah beni getirir, ben çıkana kadar bekler, kendi işlerini halleder benle birlikte köye tekrar dönerdi. Bunu unutamıyorum. 

3-Kaç yıldır dernek başkanlığı yapıyorsunuz? 

Tokat Böbrek ve Diyaliz Hastaları Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği 2009 yılında Tokat Devlet Hastanesine  çalışan  Multebet Bedrettin Narlıçay Bey, Dahiliye Uzmanı Duran Kaya,  İl Sağlık Müdür Yardımcısı Nail Umay, Eczacılar Oda Başkanı Muhammet Ali Durmaz Bey ve Turan Melek kurucu üye olarak derneği kurup faaliyetlerine başlamıştır. 6 ay sonra genel kurulda tek liste olarak aday gösterilip başkan seçildim. 2009-2013 yılları arasında 4 yıl dernek başkanlığı yaptım. 2009-2023 yılları arası her yıl Dünya Böbrek Günü Organ Bağışı haftasında kıymetli profesör hocalarımızı ilimize davet edip organ bağışının önemini yerel basın, ulusal basın aracılığı ile herkese duyurmaya çalışıyoruz. 

4-Gençlerimize ve bu röportajı okuyan okuyucularımıza böbrek yetmezliği konusunda neler  söylemek istersiniz? 

Böbrek yetmezliği ile ilgili bahsedecek olursak gençlerimize, orta yaş ve yaşlılarımıza şunları ifade etmek isterim: Böbrek yetmezliği çok sinsi ilerlemektedir.  Birle beşinci evre dediğimiz evreler arasında bazı hastalarımızda 3. hatta 4. Evreye kadar böbrek yetmezliğini hissedememe anlaşılamama olabiliyor. O yönden sosyal medyadan aralıklı yaptığım paylaşımlarda belirttiğim gibi tansiyonumuzu, şekerimizi kontrol altında tutup, doktor tavsiyesi dışında hiçbir ilacın kullanılmamasını, günde en az 2-2.5 Lt su içilmesi, ve yılda en az 1 kez Nefroloji polikliniğine gidip kan tahlili, idrar tahlili  ve ultrasonla muhakkak  böbrek değerlerine baktırmalarını tavsiye ediyorum. 

5-Hayata dair bakış açınız çok olumlu ve yapıcı bu gücü nerden alıyorsunuz?

Böbrek yetmezliğimin kışın askerde akşam 5 sabah 5 arası 12 saat sabit nöbet tutarak üşütmem ve idrar yolları iltihabı ile başlayan zamanla kronik böbrek yetmezliğine çevrilmesi ve askerden geldikten  yaklaşık 1.5 yıl sonra diyalize başlamış olmam, haftada 4 seans 4 saat hala askerde nöbet tutuyormuş gibi beni motive ediyor. Ve böbrek yetmezliğine bağlı diyalize girmenin hasta diyetisyenlerimizin, diyaliz hekimlerimizin tavsiyelerine uyduklarında seans arası herhangi bir sorun yaşamayacaklarını, normal sağlıklı kişilere yakın yaşam sürdüreceklerini bildirmek isterim. 

6-Hayatta pişmanlık duyduğunuz ve keşke dediğiniz bir olay var mı? 

22.05.2010 tarihinde eşimin böbreğini vermesi ile nakil olup diyalize ara vermiştim. Köyden Tokat merkeze göç ederken göç taşıma esnasında arkadaşlara yardım etmemle nakil olduğum böbreğimin değerlerinde yükselmeye başladığını hissettim. Kontrol olduğum  Ankara  Yüksek İhtisas hastanesine gittiğimde değerlerin yüksek olduğunu, kontrol altına alınması için gerekli çalışmaların yapılmasına rağmen sonuç alınamaması, nakil olduğum böbreğimi koruyamamam en büyük pişmanlığım. Keşke olmasaydı diyebileceğim bir olay. Bu yolculukta en çok eşimin verdiği destek beni ayakta tuttu. Ona minnettarım. 

7- 45 yıldırTokat’ta yaşıyorsunuz. Tokat diyince aklınıza ilk ne geliyor?

Selçuklu, Osmalı İmparatorluğundan günümüze kadar gelen 900 adımda 900 yıllık tarihi, otantik yerlerinin olması ve Gazi Osman Paşa gibi onlarca kahramanlarımızın olduğu, insanlarının merhametli, şevkatli, koruyucu, sevincinle mutlu olmaları, üzüntünü paylaşmaları bu yöre insanını ayrıcalıklı kılıyor.

8-Türkiye genelinde böbrek hastası kaç kişi var? Tedavileri yeterli mi? Ne gibi önlemler almalıyız? 

Türkiye genelinde poliklinik hizmeti alan, Hemodiyalize ve Perotin diyaliz yapan yaklaşık 100 bin hastamız var. Türkiye genelinde özel diyaliz merkezleri, Üniversite hastanesi ve Devlet hastanelerinde ünitelerde olan hizmetlerin yeterli olduğuna inanıyorum. Hastalanmamak için günde en az 2-2.5 Lt su içilmesi diyabet ve hipertansiyonu olan hastalarımızın kontrol altında olmaları genetik rahatsızlıkları varsa muhakkak kontrol süresini sıklaştırmaları  tavsiyemdir. 

9-Derneğinizin faaliyetlerinden kısaca bahseder misiniz? 

Yaklaşık 23 yıldır diyalize giriyorum. Daha önce  bahsettiğim gibi 2009-2023 yılı arası her yıl Dünya Böbrek Günü ve Organ Bağışı haftasında seminerler düzenleyip, hasta, hasta yakını yerel ve ulusal basın aracılığı ile böbrek yetmezliğinin ve organ bağışının önemini anlatmaya çalışıyoruz. Yaptığımız seminerler sonucu canlı vericiden ve kadavradan onlarca arkadaşımızın nakil olmasına vesile olup geri kalan ömürlerini sağlıklı bir şekilde geçirmelerinin mutluluğunu yaşıyoruz. Bilgilendirici faaliyetlerimize devam ediyoruz. 

10-Hayat size ne öğretti. Bir cümle ile özetlersiniz ne söylemek istersiniz?

Sevgi, saygı, hoşgörü, sabır. 

11-Son olarak neler söylemek istersiniz? Kıymetli zamanınızı bizimle paylaştığınız için çok teşekkür ederim.

Organ bağışı için kişi Sağlık Müdürlüklerine yetkilendirilmiş Özel ve Devlet Hastanelerine yada Sağlık Ocaklarına başvurabilir, organ bağışı formunun doldurulmasının ardından kişiye organ bağışçısı olduğuna dair kart verilir ve bu bilgi Sağlık Bakanlığına ait Organ ve Doku Bağış Bilgi Sistemine girilir. Bizler bunun yeterli olmadığını düşünüyoruz. Bağışçının yakınlarına vasiyet etmelerini de tavsiye ediyoruz  ve bağışlanan her organ filizlenen bir candır diyoruz, herkesi organ bağışına davet ediyoruz.

Kadim şehrimizin kadim insanları yazı dizisinde bu hafta yaşadığı hayatın ve bulunduğu konumun sorumluluklarının bilinciyle gönül hanesini bize samimiyetle açan 23 yıllık diyaliz hastalığı süresi içinde bir askerin nöbet tuttuğu ciddiyetiyle hayata sarılan ve başkaları bu derde düşmesin diye etrafını aydınlatan, bilgilendiren, yeri geldiğinde yardıma koşan bir nefer Turan Melek. Bizimle hayat hikayenizi paylaştığınız için çok teşekkür ederiz. Çalışmalarınızda kolaylıklar diliyorum. 

Buradan Turan Meleğin kaleme alacağı 23 yıllık bir diyaliz hastasının yaşadığı zorlukları, anıları ve hayata tutunmasını konu alan bir kitap çalışmasının ayak seslerini duyurmak isterim.

Haftada üç gün Tokat Devlet Hastanesi Hemodiyaliz merkezinde diyalize giren canım annem değerli hemşirelere “ Tokatlı mısınız? diye soruyor ve arkasından “Tokatlıysanız çok tatlısınız çok farklısınız, sizi çok seviyorum diyor” kıymetli HEMODİYALİZ bölümü doktorlarına, sağlık personeli ve çalışanlarına göstermiş oldukları güler yüzleri ve itinalı çalışmalarından dolayı çok çok teşekkür ederim. İyiki varsınız…

Dünya Köylüsü 

Ayla Bağ


25 Mayıs 2023 Perşembe

FARKINDA MISIN?

Bilmem bu gidişin farkında mısın?

Ademden geldik topraktan yaratıldık.

Huylarımız farklı, algımız farklı

Renk renk çiçek açsakta ayrı ayrı dallarda 

Tadımız farklı, kokumuz farklı. 

Bilmem faydasının farkında mısın? 


Suyun üstüne yazı yazılmaz bilesin

Ferhat gibi aşk ile dağı taşı delesin 

Yağmur olup bulutlarla gelesin 

Değirmende çalap çalap diye dönesin 

Bilmem varlığının  farkında mısın? 


Düşte gördüğün rüyayı hayra yor hevayı 

Kaş altında gördüğün gözde gör devayı

Çok çalış çok çabala aşta bul nevayı 

Sen bu gidişle zor bulursun sevdayı 

Bilmem aşkın farkında mısın?


Şimdi seyreyle garbın duvarını afakta

Her sabah doğuyor iman tanı şafakta 

İliklerinde hisset koma bu canı muğlakta 

Şahit ol kendindeki yaradana

Bilmem bu zamanın farkında mısın? 


Dört bir yandan yürürsen hakka  

Varırsın erenlerin divanına o dakka

Kurulursun gönül sarayında tahta 

Bir olur birlik olursun tende 

Bilmem ayrılığın farkında mısın?

Dünya Köylüsü

Ayla Bağ 

20 Mayıs 2023 Cumartesi

Çiğ Süt Damlası

 ÇİĞ SÜT DAMLASI


“İnsan dediğin peynir misali, sabırla helva olur ama kimsede sabır kalmadı. Üstelik kusuru hep başkasında arıyorlar” diye söylendi.


O ihtiyar peynirciyi ve kahvaltı dükkânını sora sora güçlükle bulabilmiştim. Çarşı esnafına klasik Bergama tulum peyniri aradığımı söyleyince “varsa onda vardır” diyerek yönlendirdiler.


Bergama eski kent merkezinin arka sokaklarından birinde “Kahvaltı Salonu” yazan tabelasıyla o küçücük dükkânı bulmam biraz zaman aldı.


Açıkçası market veya mandıra gibi bir yer bekliyordum. Bir kaç masası olan derme çatma küçücük bir dükkandı.


Öğleye geliyordu. İhtiyar peynirci dükkânın önünde oturuyordu. Şöyle bir süzüp “kahvaltı mı istiyorsun?” diye sordu. Başımı sallayıp masalardan birine oturdum. Sıcak süt, bal, kaymak, ekmek ve peynirden oluşan mütevazı kahvaltıyı hazırlayıp titreyen elleri ile masama bıraktı. Tekrar kapının yanındaki sandalyeye oturdu.


Karnımı doyurduktan sonra camlı buzdolabını işaret edip “Eski tip Bergama tulum peyniri arıyorum. Varsa sende varmış. Öyle dediler” dedim.


Cevap vermeden öylece oturduğu yerden sokağı seyretmeyi sürdürdü. “Kuru sert Bergama tulumu, çocukluğumdaki tadı arıyorum. Şimdikiler kaşar gibi yağlı ve gevşek. Klasik Bergama tulumu bulamıyorum. Çarşıda kime sorsam sizi tarif etti. Sizde de yoksa hiç arama dediler.” Diye üsteledim.


Ayağa kalktı. “Az bekle” diyerek dükkândan çıktı gitti.


Dükkânda bir başıma öylece kaldım. Bu arada gelen giden olsa ne diyeceğimi düşünürken bekleme süresi uzadıkça tedirginliğim arttı.


Tabelasından masa, sandalyesine, pirinç kefeli, döküm terazisinden buzdolabına kadar her eşyası yıllar öncesinden izler barındıran “köhne” kahvaltı salonunda on dakika kadar bekledikten sonra bizim ihtiyar kapıda belirdi.


Titreyen elleri ve hayli kambur ağır yürüyüşüyle getirdiği peynir kalıbını tezgâhın üzerine koyduğu yağlı kâğıdın üzerinde kesip çıkardığı iki dilimi bıçağının ucuyla tabağıma bıraktı.


Tüm bunları yaparken yine konuşmadı.


Aradığım peyniri bulmuştum. Hazır bulmuşken çokça alayım istedim. Vakum olanağı var mı? Diye sordum. “Kaç kilo istiyorsun?” diye sordu. Sonra “Yarın bu saatlerde gel al” dedi.


Yine sandalyesine oturdu.


Beklesem gün içinde alabilir miyim? Kargo olanağı var mı? Diye üsteledim. Sadece “Yarın gel al” dedi.


İzmir’e doğru yola devam etmeyi planlamıştım. Evdekilere de bu güzel peynirden götürürüm diye düşünüp peynir uğruna Bergama’da konaklamaya karar verdim.


Ertesi sabah kahvaltı için erkenden dükkânın yolunu tuttum.


hhi2-2


Dükkânın önündeki sundurmada kahvaltısını bitirmiş üç kişilik aile kalkmaya hazırlanıyordu. İçeride aile reisi olduğu anlaşılan sakallı irice adam ise bizim ihtiyarla tartışıyordu.


Adam bir gün önce başıma geldiği gibi peyniri beğenip dolabın içinde gördüğü peynirlerden satın almak istemiş ihtiyar ise “onlar sahipli” diyerek satmayınca söylenmeye başlamıştı. Sesini yükseltip “Böyle esnaflık mı olur? Madem satmayacaksın niye vitrine koyuyorsun?” diye söylenince araya girmek istedim.


İhtiyar bana bir sus işareti yapıp karışmamı istemedi.


Hesabı ödeyip bağıra çağıra söylenerek arabalarına binip uzaklaştılar. Arkalarından öfkeyle bakan peynirci “İnsan dediğin peynir misali, sabırla helva olur ama kimsede sabır kalmadı. Üstelik kusuru hep başkasında arıyorlar” diye söylendi.


Dün sipariş verdiğim peynirlerin vakumlanmış ve hazır olduğunu görünce teşekkür ettim. Kahvaltı yapmak istediğimi söyledim. Kahvaltı için hazırlık yaparken neden karışmamı istemediğini sordum.


Az önceki müşteriye içerlemiş olduğu halinden belli oluyordu.


- Parayla her iş olur sanıyorlar. Hak edeceksin önce. Sen o peynir için bir gün bekledin. Akşamüstü köye gidip yükleyip geldim. Sabah vakuma gönderdim. Hazırı görünce farkı neyse verir alır giderim diye düşünüyorlar.


- Ne dedin adama?


- Biri ayırttı. Akşamüstü uğra, ayırtan almaya gelmezse veririm dedim. İnsanın mayası şişkin olmaya görsün, böyle eline yüzüne bulaşır rezil eder.


- Sahi insan dediğin peynir misali dedin az önce. Merakımı mazur gör. Nasıl oluyor peynire benzemek?


hhi3


Titrek elleriyle bardağa doldurduğu sıcak sütü tabağın yanına bırakıp masanın öte yanına oturdu.


Çocukluğundan beri ata mesleği mandıracılık yaptığını, ömrünün hemen hepsinin bu dükkânda geçtiğini, öğrendiklerini baba yadigârı dükkân ve mandıraya borçlu olduğunu anlattı.


Masanın üzerine damlayan süt damlasını parmağının ucuyla alıp elini havaya kaldırdı. “Rahmetli dedem her insanın dünyaya geldiğinde çiğ bir süt damlasına benzediğinden söz ederdi” dedi.


- Küçük bir çocukken dedeme sütün nasıl peynire dönüştüğünü sormuştum. “İnsan gibi” demişti. Dedeme göre insan ham bir süt damlası gibi dünyaya gelir, ailede pişer sonra kendi gibilerin arasına karışıp mayalanıp yoğurt, peynir olur olgunlaşırdı.


- Süt damlasını anladım da maya nerede çalınıyor? Okullarda mı?


- Dedem okuma yazma bilmezdi ama pek çok okumuştan deneyimliydi. Mayalanması için insanın başkalarına karıştığı her yerin işe yaradığından söz ederdi. Yani içine doğduğu ülke, toprak, iklim insanın mayasıydı. Adını kimliğini kişiliğini oradan alırdı. Sonuçta çiğ bir süt damlasının o kocaman tenekenin içinde peynir kırıntısına dönüştüğünden söz ederdi.


- Peki ya sonra? Peynir olunca ne oluyoruz?


- Ben de hep bunu sorardım dedeme. “Büyüyünce öğrenirsin.” Derdi.


- Ben büyüdüm, dedem rahmetli oldu. Soruyu yanıtsız bıraktı. Madem peynire benziyoruz peynirin başına gelenler bizim de başımıza geliyor olmalı diye düşünüyorum.


- Nasıl yani?


- Her peynir gibi hayat da bizleri tüketiyor olmalı. Peynir misali dedik ya. Kimi peynir gençten kimi ise olgunlaşması beklenerek tüketilir. Kimi ise tenekede tulumda mahzende kalarak hayata direnmeye çabalasa da sonuç değişmez.


Bu arada yerel kıyafeti ve kasketi ile dükkâna giren yaşlıca köylü bir çay söyleyip sandalyelerden birine oturdu. Bizimki çay servisini yaparken köydekilerin halini hatırını sordu. Masaya döndüğünde köylere giden minibüslerin az ötedeki garajdan kalktığını, gelen giden sayesinde köylerden haber alabildiğini anlattı.


Az önce kendine çıkışan müşteriyi unutmuş, öfkesi yatışmıştı.


“İnsanın peynirle benzeştiğini anlatıyordun” diyerek devam etmesini istedim. Bir süre susup öylece dışarı sokağa baktı. “İnsan dediğin peynir misali, hepsinin karakteri var” diyerek tekrar anlatmaya başladı.


- Bilirsin her insanın içinde gelgitler olur. Suskun veya konuşkan yanı olduğu gibi, ürkek, korkak veya cesur yanı da vardır. Tuttuğunu koparanı da görürsün sünepe olanını da. Hepsi içimizde. Hepsinden herkeste biraz bulunur. Üstelik yaş ilerledikçe bunların artıp eksildiğine de şahit olursun.


Anlamamış gözlerle baktığımı görünce devam edip etmemekte tereddüt etti. “İyi de bunların peynirle ilgisi ne?” diye sordum.


- Peynir de insan gibi. Beyaz peynir yanına başka peynir istemez. İçe dönük vurdumduymaz tipler gibidir. Kaşar ise tespih böceği gibi ürkek korkaktır. Bulunduğu yere uyum göstermeye çalışır, pasiftir. Kendini kalabalığın içinde unutturmak isteyenlere benzer. Kimi peynir yumuşaktır bulunduğu yere yayılır kendini çabuk bırakır bulaşmaya gelmeyen insanları andırır, kimi ise gravyer peyniri gibi duruşunu koruyan dirayetli güvenilir arkadaştır. Eğlenceli arkadaş gibi olanları da vardır. Yemeğe mezeye lezzete karışır renklendirir. Kimi ise öyle sünepedir ki yediğinin peynir olduğunu bile anlamazsın. Şu peşine düştüğün tulum peyniri de Ege efesini andırır. Seni beni peşinden koşturur,  sözü dinlensin ister. Dedim ya insan da peynir misali. Aynı sütten geldiğini unutup kendini önemseyeni de vardır, heder edeni de…


- Bu kadar mı ?


- Dahası da var ama uzun hikaye. İnsan dediğin hep aynı kalmıyor. Peynir gibi eskidikçe tadı da karakteri de değişiyor. Gençliğimdeki kavgacı halimi hatırladıkça utanır orta yaşlı halime imrenirim.


- Peki ya şimdiki halin?


- Şimdiki halimi gereğinden fazla bekleyip ekşimiş, kızışmış peynire benzetiyorum. Hiç alışamadım. Hepsi aynı sütten olsa da vade dolmadan teneke tükenmiyor.


Bu sözlerden sonra ayağa kalkıp gelen müşterinin boşalan çay bardağını aldı. Müşterinin elini cebine attığını görünce “sonra verirsin” diyerek almadı. “Az önce aksilik eden adam için “mayası şişkin” demiştin. O ne anlama geliyor?” diye sordum.


- Süt aynı süt olsa da mayayı boca edersen peynir gereğinden fazla kabarır. Olgunlaşamadan ekşimeye başlar. Dışarıdan alımlı görünse de tadı berbattır.  Adama bakıyorsun kerli ferli. Ama içi çocuk kalmış. İsteği olmayınca zırlayıp duruyor, bulaştığına pişman ediyor insanı.


- Hangi peynire dönüşeceğine kim karar veriyor? Kendimiz seçebiliyor muyuz?


- Valla beğensen de beğenmesen de içine doğduğu yer mayalıyor, insanı. Mayanın hakkını vermeye, yani olgunlaşmaya çabalamaktan öte sanırım yapılacak pek bir şey yok. Neyse çok uzattım. Hepsi hayat işte.


Kahvaltımı bitirdiğimi görünce dolaptan çıkardığı vakumlanmış peynir kalıplarını tek tek tartıp tezgâhın üzerindeki kâğıda kurşun kalem ile yazdıktan sonra topladı. Yekûnu bana uzatırken “kahvaltı benden olsun” dedi. Vakumlanmış peynir paketlerini irice bir torbaya yerleştirirken “Peyniri saklamak için vakum işe yarıyor mu?” diye sordum.


- Eh, biraz. Vakuma giren peyniri yaşlanmaya direnen insanlara benzetirim. Tenekeden çıkmışsın. Hayatla bağın kopmuş ölüyorsun ama yine de hayattasın. Vazodaki çiçek gibi.


- Ne var bunda. Herkes uzun yaşamak ister.


- İtirazım yok. Nasıl istiyorlarsa öyle olsun. Ama vakumun da bir şerefi var. Az önceki tipler gibi olgunlaşmadan vakuma girenlerin yaşlılığı hiç çekilmiyor. Çocuk gibi mızmızlanan huysuz ihtiyara dönüyorlar.  Neyse çok konuştuk. Hadi git artık. Yolcu yolunda gerek.


Bu sözlerden sonra hazırladığı büyücek torbayı bir torbaya daha koyup elime tutuşturdu. Masada kalanları toplayıp lavaboya bıraktı.


İhtiyar peynirciyle helalleşip dükkândan çıktım. O ise her zamanki yerine kapının girişindeki beyaz sandalyesine oturdu. Uzaktan el salladım. Elini kaldırarak yanıt verdi.


Yola çıktığımda güneş yükselmiş İzmir yolu trafiği yükünü almıştı.


Bir ara gözüm yandaki koltuğa bıraktığım peynir torbasına takıldı. Dikiz aynasında kendime bakıp iyi ki benim için bir benzetmede bulunmadı diye düşündüm. Biraz zorlayıp kendime yakışır peynir bulmaya çalıştım.


Sonra ihtiyar peynircinin “Hepsi hayat işte.” deyişini hatırladım.


MEHMET UHRİ

15 Mayıs 2023 Pazartesi

Fatoş Ünsal Zile Kültür Konağı

              Memleketime değer katan güzel insanları gezdiğim gördüğüm yerlerde rastladığımda içime dolan umut beni çok çok mutlu ediyor. Girişimci kadının gücü ve bakış açısı fark yaratarak yaptığı işin kalitesine yansıyor. Bulunduğu çevreyi hayallerini hayata geçirerek güzelleştiren bir Anadolu kadını Fatoş Ünsal hanımefendi. İlk tanışmamız 2020 yılında sosyal medya üzerinden yaptığım BİZİM ELLERDE KADIN projesine gönderdiği kısa videoda ” bizim ellerde Kadın, yoktan var edendir. Dokunduğu yeri güzelleştiren, onaran, emektir, vefadır, özveridir.” diyerek Anadolu kadınını tarif ederken aslında kendisinden söz ediyormuş. 

               Yıllar sonra Mayıs ayının bereketiyle 2023 te Zile Kültür konağına kıymetli ustalarım Tokat Geleneksel El Sanatları derneği Başkanı ve aynı zamanda Türkiye’nin ilk ve tek  Kadın urgan ustası Ayşe Demir Darende Ustam ile ve Tokat Çini markasıyla butik üretim yapan ve ürettiği ürünleri yurt dışına ihraç eden sanatkar çini ustası Ömür Özfalay ile yaptığımız ziyarette bizi kanun ve ud eşliğinde kontağında karşılayan ve ağırlayan, yaptığımız kültür gezisinde bizleri güzelliklerle buluşturan Fatoş hanımefendiye çok çok teşekkür ederim. Yaşanan tecrübelerin olgunluğunda pişen bizlere gönül kapılarını samimiyetle açan hikayesini bizimle paylaşan bu güzel insanı daha yakından tanıyalım. 

           “ 1966 yılında Zile de dünyaya geldim. İlk okulu Sakarya ilköğretim okulunda okudum. Orta okula giderken babam beni okuldan aldı. Öğretmenim evimize kadar geldi yalvardı babama, kızınız çok başarılı, bu kızı okutun dedi. Ama babam al sana  “Yiyeceğin kadar et, yiyeceğin kadar ekmek.” dedi. Öğretmenimi dinlemedi. Beni okuldan aldı. Çok uzun saçlarım vardı belime kadar gelirdi.  Babam saçlarımı çok severdi. Bende sen beni okula göndermezsen, saçlarımı keserim dedim ve saçlarımı kökünden kestim. Babama küstüm. Daha sonra dikiş nakış kurslarına gittim. Halk eğitim merkezlerinde usta öğretici olarak çalıştım. Aşık olduğum adamla evlendim ve dört yıl evli kaldıktan sonra boşandım. Baba evine geri döndüm. 2. Evliliğimi Zile’nin ileri gelen zengin bir ailenin oğlu ile görücü usulüyle evlendim. 17 yıl evli kaldım. İki kızım oldu. Sonra boşandım. Kızlarımı Üniversitede kendi el emeğimle yaptığım ürünleri satarak okuttum. Herşeyin ilkini yapmasını seviyorum. Zile’de imitasyon takı dükkanını ilk ben açtım. Çok büyük bir yarayı sardım.  Zile kadınlarını büyük bir eksiklikten kurtardım. Kocaları düğünde takılan altınları kadınların elinden alıyor bozduruyor ve içkiyle kadınla kumarla yiyordu. Kadınlar altınları olmadan insan içine çıkamıyorlardı. İmitasyon takı kadınların kurtarıcısı oldu. 18 yıl bu mesleği yaptım. 

Boşandıktan sonra küçümsediğim gece kondu baba evine geri döndüm. Beni bu dönemde okuma yazma bilmeyen annemin komşuları teselli etti, gözümün yaşını sildi. 10 yıldır birlikte oturduğum annemi 2016 yılında kaybettim. Annem öldükten sonra bir çok şeyle yüzleştim. Annem varken hiç bir derdim yokmuş. Annemin yokluğu beni yıktı. Hayat denen bu yolculukta, yaşamla mücadele ederken her savaşta bir uzvumu kaybettim. Ama her şeyi doya doya yaşadım. En dibi de gördüm en zirveyide yaşadım. Bazen şöyle düşünüyorum. Hayatta herkese yetiştim ama kendime geç kaldım diyorum. Üzülüyorum. Son 10 yıldır kavgayı bıraktım. Geriye dönüp baktığımda, Hamdım, Yandım, Piştim, diyorum. 

Hayatta keşkem olmadı ama keşke beni anlayabilseler, Yapmak istediklerime destek olsalar daha nice güzelliklere imza atacağım. 2019 yılında kızımı evlendirdim. Yalnız kaldım. Şimdi kendim için bir şeyler yapmak istiyorum dedim ve hayalim olan bu konağı hayata geçirdim. 57 yıllık bilgi ve görgü birikimimi bu kültür konağında yaşatmak, anlatmak ve gurbetten gelen hemşerilerimizi nostalji yaşatmak için bu konağı Zile Belediyesinin desteğiyle hayata geçirdim. Konakta taş plaktan müzik çalarak ve otantik değerlerimizi sergileyerek gelen turist misafirleri 4 yıldır çok severek ağırladım ve ağırlamaya devam ediyorum. Konağın içinde zileli kadınların el emeği göz nuru el işi ürünlerini satıyorum. Zile kalesinde düzenlediğimiz defile bir ilkti. Çok ses getirdi. Tüm Tokat’ın İlçeleriyle birlikte gönül köprüleri kurarak düzenlediğimiz gezilerde kültür alışverişinde bulunduk ve güzel dostluklar kurduk.  Zile de bir ilk olan konak,  Zile Resimleri Sergisi, Defile, Kermes, İl ve ilçelerle Kültür Köprüsü, Duvar resimleri,  Konakta Kanun dersleri, Türk Sanat Müziği kadınlar Korosu kurulması Bahar Konseri, Zile panayırında stand açtım. Ve daha benzer bir sürü etkinlik.. Ve akın akın zileye gelen çoğunu fasıllarla karşılayıp ağırladığım onca yerli ve yabancı turist..

Bir şeye duyduğunuz aşırı sevgi aşk, gerçekleri görmeniz için sizin gözünüzü kör, kulağınızı sağır etmesin. Objektif bakmayı öğrenmek gerekiyor. Ben olaylara objektif bakan bir kadınım. Bir çok siyasi parti ile çalıştım. 2013 yılında ehliyetimi aldım. 

Ben gelenekçi bir insanım değerlerimize çok kıymet veriyorum. Çocuklarıma dik durmayı ve hayatla mücadele etmeyi, asla vazgeçmemeyi öğrettim. 

Kızlarımdan Allah razı olsun. Bugün oturduğum evin kirasını kızım karşılıyor. Babamdan maaş alıyorum. Konakta gönüllü çalışıyorum. Hayat bana bundan sonra ne getirir bilemiyorum. Sağlığım el verdiği sürece hayatın içinde var olmaya üretmeye memleketime hizmet etmeye devam edeceğim.

Okuyamadığım için çok üzüldüm. Bu düzene karşı çıkacağım dedim. Boş durmadım. Çalıştım, ürettim.  Okusaydım herşey çok farklı olurdu. Şimdi bulunduğum çevrede elimden geldiği kadar kültürüme sahip çıkmaya ve gelen misafirlere gönüllü turizm kültür elçiliği yapmaya çalışıyorum. Hayatı ve insanları çok seviyorum. Bu konağın sayesinde bir çok güzel insanla tanıştım. Hayat aşk ile yaşamaya değer.

Son söz olarak Fatoş Ünsal hanımefendi şöyle diyor “eğer bir gün karada gemi yapmak zorunda kalırsanız, hani bunun denizi diyenlere kulak asmayın. Yeri ve zamanı geldiğinde Allah denizi sizin ayağınıza gönderecektir.” Yolunuz Tokata düşerse muhakkak görmeniz gereken yerlerden birisi Zile’de 3700 adet ahşap konaklarıyla süslü tarih kokan sokaklarıyla, Fatoş hamımın kültür konağını ziyaret edebilirsiniz. Hanlarıyla, hamamlarıyla bir çok medeniyeti koynunda büyüten, Anadolunun ilk dolma kalesi olan Zile kalesinde açılan müzeyi gezin. Kırık leblebisinin, cevizli köme’sinin ve zile pekmezinin tadına bakmadan geçmeyin. 41 milyon yıllık ağaç opal taşından yapılan takılardan almayı unutmayın… 

Geldik, gördük sevdik…Teşekkürler teşekkürler Anadolu’nun bilge kadını Fatoş Ünsal hanımefendi Yaşam sevincinizle, hayallerinizle ve yaptığınız projelerinizle bizlere örnek olduğunuz için teşekkürler…İyiki varsınız…

Güzelliklerde buluşmak dileğiyle…

Dünya Köylüsü

Ayla Bağ