8 Kasım 2024 Cuma

ATAYA SON NÖBET

 RÖPORTAJ:  Yekta Güngör ÖZDEN (1932)

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Onursal Başkanı
Atatürkçü Düşünce Derneği E.Genel Başkanı

Gözlerimi kapatıp Cumhuriyetimizin ilk kuruluş yıllarını hayal ettiğimde, zorlu mücadelelerle şekillenen bu ülkenin cesareti, ileri görüşlülüğü ve devrimleriyle tarihe rota çizmiş bir yön belirleyici en büyük lider Mustafa Kemal Atatürk’ü görüyorum. O, sadece bir askeri deha değil, aynı zamanda bir ulusun kaderini yeniden yazan değerli bir devlet adamıdır. Atatürk'ü sadece tarih kitaplarında okumak yetmez, bugünün Türkiye'sinde ki yolculuğumuzda onun ideallerinden ilham almamız şarttır. Onu tanımak ve öğrenmek, geçmişin ışığını taşıyan bir hazinenin açığa çıkması gibidir...

Tarihte büyük liderlerin anıları, onların geride bıraktıkları derin izlerle hatırlanırlar. Onların değerleri, sadece hayatımızda değil, o dönemde yaşayan insanların yüreklerine kazınan hislerde yaşar. Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu olarak ulusumuzun kaderini çizdi ve dünya üzerinde saygınlığımızı yeniden sağladı. Onu sonsuzluğa uğurlarken yaşanan tüm duygular, milletimizin hafızasına kazınan en derin anlardan biri oldu.


Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk, ölümünün 86. yılında tüm yurtta anılacak.  Anıtkabir yine ziyaretçi akınına uğrayacak. Atatürk’ün naaşı, 10 Kasım 1938’de hayatını kaybettikten sonra 21 Kasım 1938’de geçici olarak Ankara Etnografya Müzesi’ne konulmuş, 10 Kasım 1953’te Anıtkabir’e nakledilmişti. Bu ana tanıklık eden bugün hayattaki tek kişi Anayasa Mahkemesi Onursal Başkanı Yekta Güngör Özden’i ziyaret ettik evinde… Beni görür görmez 2019 yılında kendisini bir konferansa davet ettiğimi hemen hatırlaması beni ne kadar mutlu etti bilemezsiniz. Kahvelerimizi içerken Sayın Özden, 71 yıl önceki o günü zaman zaman duygulanarak bana anlattı. “Bugün bile aynı acıyı hissediyorum. O gün Ankara sokaklarında çıt çıkmıyordu. Kuşların kanatları, askerlerin yürüyüşü ve pencerelerdeki, kapılardaki insanların hıçkırık seslerinden başka hiçbir şey duyulmuyordu.” derken, babamın da o gün Atayı taşıyan, hayatta kalan sayılı Harp Okulu subaylarından biri olduğunu öğrenince artık gözyaşlarını tutamadı. 

Bugün, o özel ve hüzün dolu saatlere tanıklık etmiş, hayatta kalan son kişiyle geçmişin izlerinde dolaşacağız. Atatürk'ün son yolculuğundaki tarifsiz hüznü, ulusun kalbini saran derin sevgiyi bizzat hissederek, o anların içinde adeta yeniden kaybolacağız. Bu röportaj, bir an değil; Bir ulusun yasını, gururunu ve Atatürk'e olan sonsuz minnettarlığını yansıtan bir zaman kapsülü olarak arşivimizde yerini alacaktır...

Sayın Yekta Bey, 4 Kasım 1953’te Atatürk’ün geçici kabrinden (Ankara Etnografya Müzesi) çıkarılışında bulunmuş, burada Gençlik Nöbetini yönetmiş, 10 Kasım 1953’te Anıtkabir’e taşınma sırasında kortejin yöneticilerinin biri olduğu gibi Atatürk’ün gömülüşünde hazır bulunan on sivilden, yaşamda kalan tek kişi sizsiniz? Bu nasıl bir his yaratıyor sizde?
“Ankara o gün çok sessizdi, havada bile muazzam bir ağırlık vardı. 1953 yılı 4 Kasımında Etnografya Müzesinde Atatürk’ün tabutunun çıkarılışında hazır bulunmak için görevlendirildim. Nasıl büyük bir onur benim için… O zaman ben Türkiye Milli Gençlik Teşkilatı yöneticilerinden biriydim. Aynı zamanda Türkiye Milli Talebe Federasyonu yayın komisyonu başkanı, Devrim Gençleri Dergisinin de yazı işleri müdürüydüm. 15 yıl sonra Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu büyük önder Mustafa Kemal Atatürk ikinci kez Ulus’tan uğurlanacaktı. Atatürk’ün naaşı, geçici kabri Etnografya Müzesi’nden ebedi istirahat yeri Anıtkabir’e taşınacaktı. 4 Kasım 1953 tarihinde tabut çıkarıldığında, Anıtkabir’e taşınmadan Etnografya Müzesi’nde altı gün boyunca saygı ziyareti için halka açıldı. Bu süreçte katafalkın başında nöbet tutanlardan biri de 21 yaşında olan benim… Türk gençliğini temsil etmek üzere burada bulunuyorum. Altıncı günün sonunda yapılan devlet töreninde cenaze kortejinin içinde yer alacak, Anıtkabir’e yerleştirilmesine eşlik ederken, Atatürk’ü son kez görüyor, gözyaşları içinde üzerine toprak serpiyordum. İşte böyle tarifi mümkün olmayan acı bir gündü…

4 Kasım günü Atatürk’ün naaşı halkın saygı geçişi için katafalka kondu. Ben ilk günkü nöbeti tuttum. Halk büyük ciddiyetle akın etti. 9 Kasım günü geldiğinde Atamızın tabutunu açmakla görevli 10 kişi büyük bir sessizlikle görev yerindeydik. İş Teknik Okulu Müdürü Şevket Bey komutuyla bir elektrikli motor testere getirildi. Ortam o kadar sessizdi ki adım sesleri bile rahatsız ediyordu. Kablolar uzatıldı, prize sokuldu ve cihaz çalışmasıyla birlikte büyük bir halı büyüklüğünde mermer parça zeminde kesildi. Aşağıya vinç indirildi. (Fotoğraflarını gösteriyor) ‘Aman dikkat çarpmayın’ nidalarının arasında ‘lütfen çok dikkat edin’ sesleri duyuluyordu sadece. Atatürk’ün tabutu yüzeye çıkarıldı. Atatürk’ün tabutu bayrağa sarılmıştı. Kız Teknik Okulu Öğrenci Derneği Başkanı Türkan Yaylalı (Şuanda İsviçre’de yaşıyor) nezaretinde öğrenci kızlar tahta tabutun içinden çıkarılan çelik tabutu temizlediler. Çelik tabut pırıl pırıl parlıyordu. (Fotoğraflarını gösteriyor) Kızlar ahşap tabutun küflenmiş kısımlarını temizlerken, İş Teknik Okulu Müdürü Kemal Kerpiç ve iki yanında öğretmenlerle, elinde ki elektrikli testere yardımı ile bu sefer çelik tabutu açtılar.Çelik tabutun içinden Atatürk’ün beyaz kefenli bedeni çıktı. Cumhurbaşkanı Celal Bayar, Başbakan Adnan Menderes, TBMM Başkanı, İçişleri Bakanı, Ankara Valisi, Belediye Reisi, Atatürk’ün manevi evladı Abdurrahim Tuncak, kızkardeşi Makbule Atadan, Atatürk’ün son genel sekreteri ve ben vardık. Tabut açıldı.Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Profesörü Kamile Şevki Mutlu Hanım yanımıza geldi. Atamızın tüm bedenini kontrol etti. Atatürk'ün iki koltuğunun altında İstanbul'da Gülhane Askeri Tıp Akademisi öğretim üyelerinden bir doktor, Atamızın vefatında iki koltuk altına, içindeki bileşenleri de yazılı iki ilaçlı şişe koymuştu. Prof. Dr. Kamile Şevki Hanım onları da açtı kontrol etti. Atatürk’ün naaşı tabuttan çıkarılıp yıkandı. Yeniden tabuta konuldu. Cenaze namazı kılındı. (Bunu tekrar tekrar söyledi, Atatürk hakkında kasıtlı olarak ne kadar yanıltıcı bilgiler yayılıyor, çok kızıyorum bunlara dedi...)

Atatürk bir gün önce tıraş olmuş gibiydi. Gözünün açık mı kapalı mı olduğu anlaşılmayacak şekilde sıcak duruşu ve asaleti vardı. Sanki bize bakıyor gibiydi. Atatürk'ün yüzündeki o güzellik hâlâ tazeliğini koruyordu. İşlemler sürerken biz de tabii Atatürk'e hayranlıkla baktık. İnsan o an gözyaşlarına hakim olamıyor. Atatürk'ün na’şında hiçbir bozulma veya değişiklik yoktu. Gömüldüğündeki gibi duruyordu. Tekrar kefenini itina ile kapattılar ve hepimizin gözyaşları arasında kendisini toprağa yerleştirdik. Üzerine Selanik, Kıbrıs ve ülkenin çeşitli yerlerinden getirilen topraklar serpildi. Türk gençliğinin asil kanı Ata’yla buluşsun diye bir gün önce kız ve erkek öğrenci yurtlarından kanlar aldırmıştım. Onları mezarın toprağına döktük. Ellerimizle toprağı düzelttik. Resmi işlemlerden sonra İnönü ve Köprülü Paşalar içeri girdi.

Cumhurbaşkanı Celal Bayar ‘Buyurun Arkadaşlar!’ dedi ve mezar alanından sırayla çıkmaya başladık. Makbule Hanımın yanına gittiğimde artık hıçkırıklarını tutamıyordu. Sendelediğini görünce sessizce onun koluna girdim ve yavaş yavaş birlikte yukarı çıktık. O ana kadar Atatürk’ün öldüğüne hiç inanmamıştım. O gün ve sonrasında da uzun süre hıçkırıklarımızı tutamadık. O gün  Anıtkabir’de Cumhurbaşkanı Bayar’ın hiç unutamadığım tümcesi, ‘Seni sevmek milli bir ibadettir’ oldu.”

Büyükbabanız yargıç, büyük dedeniz ABD Başkanı Wilson’a kınama telgrafı çeken Niksar Redd-i İlhak Cemiyeti Başkanı,İstiklâl Madalyası sahibi ve Belediye Başkanlarından Hacı Mahir Turhan Bey. Sanki kuşaklar arası görev devir teslimi yapılmış gibi…
“Benim babam tarafından cumhuriyetin ilk iki yılının hakimi onlarda kadı, anne tarafından da ailemde Niksar Belediye Başkanlığı yapmış Hacı Mahir Turhan Bey var. Bu kişi iki kez Hacca gidip gelmiş bir kişi ve Topal Osman’ı da Niksar da ağırlamış bir zat. Böyle bir aileden geldim. Babam ilkokul öğretmeniydi. Annem kızıl saçlı mavi gözlü bir ev kadınıydı. Çok güzel bir kadındı. Hukuk Fakültesi öğrenciliğimde hem talebe cemiyetindeydim hem de Türkiye Milli Talebe Federasyonu Devrim Dergisi müdürüydüm, hiç boş durmadım. Ben hep çok çalıştım. Lisede Duvar gazetesi çıkarıyorduk, iki kez liseye Aşık Veysel’i davet ettim. Her zaman atılgandım, gayretliydim ve ciddi işlerle uğraşmayı seviyordum. Orta birinci sınıfta şiir yazmaya başladım. Okulda hocalarımızı eleştirel şiirler yazdığım için babamı okuldan çağırırlardı.”

İlk kez 10 Kasım 1960’ta Anıtkabir’de ve sonrasında her yıl 19 Mayıs törenlerinde okunan Gençlik Andını yazdınız. Neden yazmak ihtiyacı duydunuz? Tam olarak Gençlik Andının metni nedir?
“Atatürk’e olan bağlılığımı tanımlayabilme gücüm yoktu. Atatürk sevgisiyle büyümüş bir gencim. 92 yaşıma geldim, benim için hala Atatürk hiç batmayan bir güneş. Anıtkabir’e hâlâ çok düşkünüm. En hayran olduğum şey Atatürk ve İsmet Paşa’nın bir ay ve yıldız gibi yanyana bulunması. Atatürk’ü o kadar sever sayarım ki, onun adıyla yetiştim, babam öğretmen olduğu için evin her yerinde eski Türkçe ve yeni Türkçe Atatürk afişleri vardı.”

Yekta Güngör Özden’in yazdığı, Milli Birlik Komitesi onuruyla 10 Kasım 1960 yılında okunmaya başlanan Gençlik Andı, son kez 19 Mayıs 2003 yılında 19 Mayıs Stadyumunda okunmuştur. Sözleri şöyledir;

Türk Gençliği olarak özgürlüğün, bağımsızlığın, egemenliğin, Cumhuriyet ve Devrimlerin yılmaz bekçileriyiz. Her zaman, Her yerde ve her durumda Atatürk ilkelerinden ayrılmayacağımıza, çağdaş uygarlığı geçmek için tüm zorlukları yeneceğimize namus ve şeref sözü veri, kendimizi Büyük Türk Ulusuna adarız.

Üzerinizde hiç birimizin kaldıramayacağı kadar büyük bir sorumluluk var, yaşadıklarınız, çalışmalarınız ve tecrübeleriniz çok ağır. Tüm bu ruh durumuyla gençlere ne demek isterdiniz?
“Atatürk bizim yaşam, varlık güneşimizdir. Atatürk gibi bir değeri ona yaraşır olmak çabası ile yaşatabiliriz. Palavralarla, laflarla değil… Atatürk siyasi görüntülerin üzerinde evrensel bir büyüğümüzdür. Ona yakışır olmak bizim başlıca sorumluluğumuz olmalıdır.”

Türk Gençliği nerede hata yapıyor bu konuda?
“Atatürk ilkelerini maalesef tam anlayamadılar ya da biz anlatamadık. Anlamak için çaba da harcamıyorlar işin kötüsü, onun için de sahip çıkıp koruyamıyorlar. Siyasal iktidarların siyasal yanlışlıklarına karşı gençlik olarak varlıklarını demokratik yollardan gösteremiyorlar. Aslında siyasetin çok üstünde bir konu bu.”

Hayatınızda ilham aldığınız kişiler var mı?
“Babamın çok etkisinde kaldım, edebiyatla uğraşan, birkaç dil bilen bir ilkokul öğretmeniydi. Hakim çocuğu ve donanımlı biriydi. Yahya Kemal’i çok severdim. Necip Fazıl’ı kişi olarak sevmezdim ama şiirlerini severdim. Dünyada ilham aldığım kişi William Shakespeare diyebilirim.”

Entelektüel bir insan nasıl olmalı?
“Bu kişi toplumla ilişkilerini kesmemeli, basını daima izlemeli, dergi-gazete alışkanlığı olmalı, kitap okumaktan hiçbir koşulda vazgeçmemeli, kültürel çalışmaları izlemeli, katılmalı. Konferanslara gitmeli, konserleri takip etmeli. Kendini dışarı kapamış insanların ne topluma ne de kendine hayrı olur.”

Biraz Anayasa Mahkemesi Başkanlığınız ile ilgili sorular sormak istiyorum. Sizce Anayasa Mahkemesi'nin, Türkiye'nin demokratik sistemindeki en önemli rolü nedir ve bu rol zaman içinde nasıl değişti?
“Hukuk devleti niteliğini gölge düşürmeden gerçekleştirmektir. Son zamanlarda Anayasa Mahkemesinin kendi çalışmalarında ben bir zaaf görmüyorum, açıkça şöyleyim. Ancak, genel yönetimin hukuka bağlılığı üzerine ciddi kuşkularım var. Fiiliyat dediğimiz eylem, tutum ve davranışlarda yönetim önde olduğu için de onların çabaları ve çalışmaları daha çok yansıyor. Ben bugün ki devlet yönetiminde ki kişilerin tutumları nedeniyle hukuksallık niteliğinde bir gölge olduğu kanısını taşıyorum.”

Türkiye'de yapılan veya önerilen anayasal değişiklikler hakkında ne düşünüyorsunuz? Gerçekten reforma ihtiyacı var mı?
“Ben anayasanın ilk dört maddesinedokunulmamasından yanayım. Onlar ölçülüp biçilmiş hatta halk dilinde süzülmüş hukuk kurallarıdır. Onlarla uğraşmak devlet yönetiminde ki başıbozukluğu, aksaklıkları ve kötülükleri kışkırtmaktan başka bir işe yaramaz. Anayasa maddeleri biraz daha azaltılabilir ya da sadeleştirilebilir. Ama bugün ki içeriğinin amaçladığı durumlardan asla vazgeçilmez. Tabii ki her şeyin reforma ihtiyacı var, zaman ilerliyor ve yapılanlar geride kalıyor. Zamana ve gereksinimlere uydurmak için yenilenmeyecek hiçbir şey yoktur. Ancak dediğim gibi dokunulmaz maddeleri vardır.”

Anayasa Mahkemesi'nin bağımsızlığı konusunda hangi temel prensipler olmalı?
“Anayasa Mahkemesi üyeleri seçiminde çok özenli davranmalı, çünkü anayasayı uygulayacak ve uygulatacak kimselerin duyarlılıkları, bilgileri ve ahlakları yeterli olmazsa istediği kadar Anayasa Mahkemesini bir değil beş tane kurun yine bir şey elde edilmez. Bunlara çok dikkat etmek gerekiyor. Ama Türkiye de yönetimde olduğu gibi adalette bile siyasi ağırlık hissediliyor.”

Hak ve özgürlüklerin korunması konusunda Anayasa Mahkemesi'nin yaptırımı nedir?
“İki tür yaptırımı var;
1. Anayasanın ve hukuk kurallarının uygulanmasında Anayasa Mahkemesi aldığı aydınlatıcı kararların çok önemi var. En üstteki kuruluş olduğu için.
2. Hukukçuların çok iyi yetişmiş olması şart. Hukukçuların bilgisi ve ahlakı, hukuk devletinin başlıca güvencesi ve temel kaynağıdır. İstediği kadar okusun ahlaksız bir hukukçu ise on tane diploması olsun ne yazar… Bir ülkede hukukçu sayısının çok olması bir ölçü değildir. Nicelikten ziyade nitelik önemlidir.”

Türkiye'de yargının geleceği hakkında düşünceleriniz nelerdir?
“Hukuk devleti olarak ulusal yapımızda ve ulusal yapımızı temsil eden yönetim biçiminde büyük bir önceliği ve ağırlığı vardır. En yetkili yapıdır. Hukuk bunların güvencesidir. Çünkü hukuk, adalet dediğimiz kavramı yaşama geçiren bir sistemin adıdır. Burada tarafsızlık olmazsa, burada bilgi olmazsa, burada ahlak olmazsa, burada çalışkanlık olmazsa hukukun adından başka hiçbir şey olmaz.”

Sizce Anayasa Mahkemesi ve halkın anayasal hakları arasındaki denge yeterli mi? Bu konuda nasıl bir çalışma yapılmalı?
“İki önemli durum söz konusudur;
1. Yönetimin siyasal ağırlığı üste alıp, adaletin ağırlığını ve ışığını, gücünü ve etkisini ötelemesi.
2. Adaletin olmadığı yerde karanlık vardır, yaşam güneşidir adalet. Adaletin olmadığı yerde haksızlık ve kıyım vardır. Kötülükler vardır. Adalet bizim varlığımızı sağlayan gücün adıdır.
Akıllı, ahlaklı, çalışkan ve yansız hukukçulara ihtiyacımız vardır. Halk devletine ve devletinin yasalarına güvenebilmeli, sahip çıkmalı.

Siyaset iyi olmadıktan sonra yargıya bu yansıtılmadığı takdirde bu dengeden bahsetmek mümkün değildir. Bizim adalet duygumuzu aileden başlayıp, ilkokul da bile pekiştirecek çabalar lazım.”


Gençlere hangi tavsiyeleri verirsiniz?
“Gençlerin ülkemizin varlığına, ülkemizin değerlerine, Atatürk ilkeleri doğrultusunda sarılmaları, ödün vermeden çalışmaları gerek. Ahlakı yaşam kaynağı olarak kabul etmeliler. Sıfat, unvan, makam, gelirleri kaynak değil, kendi ruh temizlikleri, beyin ışıklarıyla da ulusa ve ülkeye hizmeti öne almaları gerekir. Ülkeye ne bırakıyor bu önemlidir. Yediği, içtiği, giydiği kendine harcadığı zamanla ülke hiçbir şey kazanmaz. Geriye bırakacağımız şeyler olmalı. Ülkeye hizmet duygumuzu tekrar kazanmalıyız.”

Değerli vaktinizi bizlere ayırdığınız için çok teşekkür ederim.
Asıl ben sizlere teşekkür ederim.

Dilek Alp 

2 Kasım 2024 Cumartesi

Röportaj-2

Remzi ÖZKAN : Değerli hocam söyleşimize geçmeden önce kısaca kendinizi tanıtmanız mümkün müdür?

AYLA BAĞ : Öncelikle tüm okuyucularımızı canı gönülden en kalbi duygularımla selamlıyorum. Bana bu fırsatı verdiğiniz için size çok teşekkür ederim Remzi hocam. 

Ben Dünya Köylüsü Ayla Bağ 1971 yılında Tokatın Niksar ilçesinin Bayraktepe Köyü’nde dünyaya gelmişim. İlk okulu Artova, ortaokulu Antakya, liseyi Yozgat Aydıncık lisesinde bitirdim. Beş kardeşiz. Babam öğretmen, annem ev hanımı. Evliyim. İki evladım, dünyalar tatlısı bir torunum var. Yayınlanmış dört kitabım var. Beşincisi yolda. Yazmayı, okumayı, gezmeyi ve beni yaradanı çok seviyorum. Hayat denen bu yolculukta kendimle yarışıyorum. Ve kendimi keşfediyorum. 

Remzi ÖZKAN : Değerli hocam, hem sosyolog ve hem de yazarsınız. Bu iki rolün bir arada size sunulmuş olmasını nasıl değerlendirirsiniz? İyi bir yazar olabilmek için iyi bir gözlemci olmak gerektiğine inanan biriyim. Bu bağlamda sosyolog oluşunuzun yazarlık açısından sizi avantajlı kıldığını düşünüyor musunuz?


Ayla BAĞ: Hocam çok güzel bir soru teşekkür ederim. Sosyoloji insanı her alanda inceleyen bilim demek, yani toplum bilimi demek. Toplumun en küçük yapı taşı ailedir. Aileyi bireyler oluşturur. İlk gözlem yerimiz ailemizdir. Anne babayı taklit ederek hayata başlarız. Objektif bakabilmeyi, baktığın yerden anlam çıkartmayı, çıkarttığın anlamı düşünmeyi ve ilimin bilimin ışığında kendini inşa etmede bu yetiyi kullanmak bilgi ister. Sosyoloji bana bunu öğretti. Bilgilenmek için okumak ve öğrendiğin bilgiyle bağ kurmak gerek. İşte bu anlamda sosyoloji bilimi benim işimi çok kolaylaştırdı. Doldum ve taştım. Hikaye dinlemesini çok seviyorum. Dinlediğim hikayenin özünden besleniyorum. Kocaman kalınlıkta roman yazılacak bir insan hikayesinden bir cümle özü alarak yolumda yürüyorum. Dünya üzerinde insanlar bir direktir. Bu direkler üstünde sevgiye ait bir not vardır. Ben bu notu okuyorum. Yazmak için gözlem çok önemli… sosyoloji bilimiyle bunu bütünleştirmek elbetteki benim kalemimi güçlendirdi. Bu açıdan çok şanslıyım. 


Remzi ÖZKAN : Çok hoşuma giden, çok ilginç ve dikkat çekici bir ön ad koymuşsunuz isminizin önüne: Dünya Köylüsü…Böylesine harika bir icadı nasıl düşündünüz, size niçin “Dünya Köylüsü” densin istiyorsunuz?


Ayla BAĞ: Bu dünya insan tarlası. Burada insan ekilir insan biçilir. Artık dünya iletişim araçlarının sayesinde küçük bir köy oldu. Birisi Çin’de hapşırsa biz burada çok yaşa diyoruz. Dünya üzerinde var olan insanları çok dallandırıp budaklandırmaya, ayrıştırmaya, şucusun,  bucusun deyip bölmeye gerek yok. İyi insan, kötü insan dedim ve ikiye böldüm insanları. Dünyayıda aşağı mahalle yukarı mahalle diye ikiye ayırdım. Safımı belirledim. Yolumda yürüyorum. Bilmiyorum ne haldeyim gidiyorum gündüz gece. Dünya köylüsü demek bozulmamış, fıtrat ayarında, doğal, samimi insan demek. Toprağa düşen tohum demek. Yalansız, dolansız insan demek. Bende bu dünyaya insan olarak geldiysem mevlamın bana verdiği meziyetleri açığa çıkartarak insanlığımın gereğini yapma, hakkı hakka teslim etme gayretindeyim. 

Olgunlaşmak için hamdım, yandım, piştim demek gerek. Bu yolda yanarak aşk yürüyorum. 


Remzi ÖZKAN : Kitaplarınızda daha çok hangi temalara yer veriyorsunuz?

Ayla BAĞ: İnsan başlı başına ana tema. 

Başarılı insan hikayelerinden feyz almak ve Zanaatkarlarımızın  yaptığı sanat eserlerinin taşıdığı anlam beni çok etkiliyor. Şehrimizin doğal ve tarihi yerlerini masallarımda kaleme aldım. Yaşadığım şehrin her yönünü işlemeye çalışıyorum. 

Remzi ÖZKAN : Söz kitaptan açılmışkenkitaplarınızdan da biraz bahsedelim mi değerli hocam? Eserlerinizi kısaca tanıtır mısınız rica etsem?

Ayla BAĞ: Kitaplarım çocuğum gibi. Her harfini her satırını çok seviyorum. Yayınlanmış dört eserim var. 

1. si Yaşayan KIRKKIZLAR efsanesi.

Kırk kadının hayat öyküsüne yer verdim. 

Tokat valiliğinin himayesinde proje olarak kitapta yer alan kadınlarımız öğrençilerle okullarda buluşturuldu ve hayat hikayeleri kendi ağızlarından anlatıldı. Bu çalışma Türkiye’de bir ilk oldu. Bundan dolayı çok mutluyum. 

2.si YAŞAYAN EFSANELER İLK TEK VE SON USTALAR kitabı 

Unutulmaya yüz tutmuş Geleneksel el sanatlarımızı yaşatmaya çalışan ustalarımızın hikayeleri ve zanaatlara yer verdim. 

Ahiler kervanı çalışması ile okullarda öğrencilerle ustalarımız buluştu ve zanaatlarımız gençlerle tanıştırıldı. 

3-4.kitabım DÜNYA KÖYLÜSÜ AYLA BAĞ’DAN MASALLAR  masal kitaplarında dünyanın en büyük ikinci mağarası olan Ballıca mağarasının masalını yazdım

KIRKKIZLAR efsanesini masal tadında anlattım. Zaman değişti. Şimdi yeni şeyler söylemek lazım. Masal anlatarak uyutan nesilden, Bu topraklarda kendi masalını yazarak herkesi uyandıran nesillere selam olsun…Mustafa Kemal Atatürk gibi. 

Beşinci kitabım yolda. Yazmaya üretmeye devam edeceğim. 

Remzi ÖZKAN :Birçok yerde söyleşilerde bulundunuz ki bu konuda maşallahınız var, oldukça aktif durumdasınız. Buradan hareketle şunu sormak istiyorum:  Sadece batyemenin, yaprak sarması dağıtmanın ve Ellik oyunu oynamanın, kendini parçalarcasına siyasilerin arkasından koşmanın kültürel faaliyet zannedildiği bazı oluşumlarda Tokatlı bir yazar olarak hak ettiğiniz değeri gördüğünüzü söyleyebilir misiniz? Bu durumun, gelecekte Tokatlı yazarların gelişimine ne gibi olumsuz etkileri olabilir?Tokatlı yazarların hak ettiği noktada olabilmeleri adına ilgili kurum ve kuruluşlardan beklentileriniz nelerdir?

Ayla BAĞ: Çok teşekkür ederim hocam. Evet Tokat genelinde 180 söyleşi gerçekleştirdim. Dilim döndüğünce insanımızı anlatmaya çalıştım. 

Ama maalesef her şey sosyal medya aracılığı ile yapıldığı için derin kültürel anlamı olan değerlerimize değinmeden yüzeysel sığ geçişlerle günü birlik popüler kültürün ve siyasetin oluşumlarının gölgesinde özümüzden uzaklaşıyoruz. Gerçek manada işler yapılmıyor. Bunun herkes farkında. Yazarın çizerin hiç bir ehemmiyeti yok. Kitap fuarlarında, okullarda, konaklarda yazarlara daha çok yer verilmeli söyleşiler yapılmalı. Şehri tanıyan yaşayan yazarın dilinden şehir tanıtılmalı. Yerel yazarlara destek verilerek kitapları okullarda okutulmalı. Yazar küstürülmemeli. Yazarın siyaseti olmaz. Yazar bunların üstünde düşünce, fikir üreten, görülmeyeni gören, söylenmeyeni söyleyen farklı bakış açısıyla yorum yapan kişidir. Kıymeti bilinmeli ve el üstünde tutulmalı. Kıymet bilenlere selam olsun.

Remzi ÖZKAN : Eserlerinizde yerel değerlere oldukça önem verdiğinizi biliyorum. Böyle bir proje yapmayı nasıl düşündünüz? Bugüne kadar bölgenizdeki hangi değerleri taşınız kitaplarınıza?

Ayla BAĞ: Benim için yaşadığım şehir laboratuvar. Bu laboratuvarda her şey var. Her şeyden önce insan çok kıymetli, bu şehrin vitrini zanaatkarlarımız çok değerli. Eşi benzeri olmayan doğal oluşumları ile Unesco tarafında dünya mirası listesinde koruma altına alınan Ballıca Mağarası bizim için çok büyük bir değer. Danişmentlilere baş şehirlik yapan danışılan adamların diyarı Niksar havasıyla suyuyla efsaneleriyle ayrı bir cennet. Bu güzelliklerin bilinmesi duyulması için söylemlerime ve yazmaya devam ediyorum. 

Bu topraklar çok kıymetli. Kendi kültürümüzü bilmeden tanımadan hiç birşey olamayız. Köklerimizden beslenirsek ulu bir çınar oluruz. 

Remzi ÖZKAN : Peki hocam, yazarlığa nasıl başladınız? Sizi bu alana iten şey ne oldu?

Ayla BAĞ: Edebiyatçı değilim. Hikaye dinlemesini ve anlatmasını çok seviyorum. Komşum arkadaşım Nurdan hanım bir gün “ Ayla hanım çok güzel hikayeler anlatıyorsun bunları yazsana dedi. Hiç aklımda olmayan şeyi aklıma getirdi neden olmasın dedim ve KIRKKIZLAR efsanesinden çok etkilendim yaşayan kadınlarımızın hikayelerini dinledim ve kaleme aldım. Böylece yazmaya başladım. Edebi anlamda yazım yanlışlarım olabilir ama ben kendime anlam taşıyıcısıyım diyorum. Anlata bildim mi?  Anlata bildiysem ne mutlu bana. 

Remzi ÖZKAN : Şimdiki sorum biraz can sıkabilecek bir soru. Çünkü birilerinin bu sorudan rahatsız olacağını hissediyorum. Sizce yerel yazar kavramı ne anlama geliyor? Türk yazarları arasında böyle bir kavramı şahsen ben kabul etmiyorum. Bir yazar ya vardır ya da yoktur. Ya yazar olabilmiştir ya da olamamıştır veya daha farklı bir açıdan bakacak olursak henüz keşfedilmemiştir veya diğerleri kadar şans verilmemiştir. Zaten yerel yazar etiketi yapıştırılmış bir yazarın şanslı olabilme durumu yok çünkü bir fuarda bile en dar ve en kör noktalara adeta itiliyorlar. Bu durumda o yazarın tanınma şansının olamayacağı aşikar. Bence bu durum, Türk Edebiyatı açısından çok sakıncalı bir durum ve gelecekte güçlü ve farklı yazarlar görebilir miyiz, diye endişe ediyorum. Bu konuda siz neler söylersiniz?

Ayla BAĞ: Size yürekten katılıyorum hocam. Bana göre Yerel yazar demek Yerel değerlerden beslenerek evrensel değerlere uzanan kalemler olarak nitelendiriyorum. Bir yazar kendi köklerinden beslenir. Yani doğduğu coğrafya, yaşadığı şehrin kültürel değerleri, okuduğu kitaplar hepsi yazarı yazar yapar. Dünya çapındaki yazarlara baktığımızda onlarda kendi köklerinden beslenmiş ve evrensel değerlerde dal budak verip meyve vermişler. Yerel olmadan evrensel olamayız. Yerel kalıbını kırmak için evrensel değerlerde buluşmalıyız. İnsan dünya köyünde yetişir. İnsanı insan yapan etik değerlerdir. Dünyanın neresine giderseniz gidin yalan kötüdür. Adalet, merhamet sevgi cesaret gibi değerlerden yoksun anlatımlar bir değer değildir. Kalıcı olmak için iz bırakmak gerek. İz bırakmak içinde yüreğinin sesine kulak vermek gerek diye düşünüyorum. Kitap fuarlarında yerel yazarlara daha çok imkan verilmeli. Baş üstünde taşınmalı. Taşınmıyorsada bu onların vizyonsuzluğu diyebiliriz. 

Remzi ÖZKAN : Sizce iyi bir okuyucu nasıl olmalı? Bir kitap alırken, bir kitap fuarında gezerken nelere dikkat etmeli?

Ayla BAĞ: Bu çok güzel bir soru. Teşekkür ederim hocam. İyi bir okuyucu ne okuduğunu bilmeli. Ne okuyacağını da bilmeli. Kişisel gelişim, polisiye, macera, fantastik, deneme, biyografi, tarih, felsefe hepsi insanı inşa eder. Okuduğumuz şeyleri kendi süzgecimizden geçiririz ve bizde ki var olan değerlerle anlamlandırırız. Bu bizim vizyonumuzu genişletir. Açık fikirli olmamızı sağlar. Her türlü kitabı okumalıyız. Ama önce Kur-anı Kerimi okumalıyız. Çünkü Kur-anı Kerim mihenk taşımız olmalı. Kitap fuarları kitap ticaretinin yapıldığı yerler. Ön araştırma yapılmalı. Yazarlar hakkında bilgi edinilmeli. Bazende bilmediğiniz tavsiye edilen kitaplara yer verilmeli süprizlere açık olmalıyız. Tüm okuyuculara bol kitaplı günler diliyorum. 

Remzi ÖZKAN : Son olarak, yazar adaylarına ne gibi önerilerde bulunursunuz, diye soruyor ve röportajımıza renk kattığınız için sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Güzel ülkemin güzel bir köşesinde yine karşılaşabilmek dileğimle.

Ayla BAĞ: Kıymetli hocam çok teşekkür ederim. Yazmak isteyen adaylar yazamıyorum olmuyor deyip vaz geçmesinler. Küçük küçük yazsınlar. Karalasınlar. Bu işin eğitimini uzmanlardan alsınlar. Bir gün kendilerine inanamayacaklar. Bunu ben mi yazdım. Tavsiyem, çok okusunlar, çok gezsinler, çok yazsınlar, çok hikaye dinlesinler. Yani yaşamın ta göbeğinde var olsunlar. Hayatın içinde yaşayan insan olsunlar. İnsanların dertleriyle dertlensinler. İnanın bu yazmak isteyenleri daha çok olgunlaştıracak. Ve kaleminizi güçlü kılacak. 

Kıymetli Remzi Özkan hocam çok teşekkür ederim. Banada bu güzel köşenizde sorularınızla dertleşme imkanı verdiğiniz için çok teşekkür ederim. Kitaplarınızla, şiirlerinizle, bestelerinizle bizlere ve gençlere öncü olduğunuz için teşekkürler. Kaleminiz daim olsun iyiki varsınız.

Kendi kitabını yazan, Kendi kitabının baş kahramanı olan, kalemlere selam olsun…

Güzelliklerde buluşmak dileğiyle…

Dünya Köylüdü 

Ayla Bağ 

18 Ekim 2024 Cuma

Röportaj

 1 - Öncelikle bize kendinizi tanıtır mısınız, Ayla Bağ kimdir?

Merhabalar herkesi en kalbi duygularımla selamlıyorum. Ben Ayla Bağ 1971 yılında Tokatın Niksar ilçesine bağlı Bayraktepe köyü’nde dünyaya gelmişim. Öğretmen bir babanın okuma yazma bilmeyen bir annenin üniversite mezunu sosyolog yazar kızıyım. Evliyim. İki evladım dünyalar tatlısı bir torunum var. Okuyucuyla buluşan dört kitabım da evladım gibi çok değerli benim için. Okumayı, yazmayı, gezmeyi, insanı, doğayı ve beni YARADANI  çok seviyorum. 

2 - Kendinizi Dünya Köylüsü olarak adlandırıyorsunuz, nedenini anlatabilir misiniz?

Bu çağda dünya iletişim teknolojileri ile çok küçüldü ve köy oldu. Aşağı mahalle, yukarı mahalle diye ikiye böldüm. Bu köyde yaşayan insanları iyi ve kötü diye ikiye ayırdım. Safımı seçtim bu yolda yürüyorum. Köylü olmak doğal olmak demek. Fıtrat ayarında bozulmamış insan demek. Tohum demek. Öz demek. Bu dünyada insan yetiştirilir. İnsanın yetiştiği bu köyde bozulmadan insan kalabiliyorsak ne mutlu bize. DÜNYA KÖYLÜSÜ AYLA BAĞ  olarak en güzeli söylemeye en doğruyu yazmaya çalışıyorum. Çıkarsız, yalansız, tarafsız hakkı hakka teslim etme gayretindeyim. 

3- Sizi Kırk Kızlar kitabıyla tanıdık bugün Ayla Bağ’dan masallar adlı çocuk kitabı son eseriniz olarak biliyoruz.

Çocuk kitabı yazmak ve yetişkin kitabı yazmak arasında ki fark nelerdir?

Çok teşekkür ederim bu güzel sorularınız için. Edebiyat engin bir derya. Bu deryada bir damla olarak KIRKKIZLAR kitabı beni ben yapan hayallerimin fiziki boyutta şekillenmiş hali oldu. İnsanı tanımak ve ondan feyz alarak kendi yolunu inşa etmek için kırk pınardan su içmek gibi düşüne biliriz. Çok ses getiren ve başarılı projelere imza atan çalışmalarımızla Türkiye’de bir ilki başardık. Okullarda ve konaklarda 180 söyleşi gerçekleştirdik. Bu süreçte bize destek veren herkese çok teşekkür ederim. Şehrimizi daha yakından tanımak ve değerlerimizi görünür kılmak için çıktığım bu yolda işe çocuklardan başlamam gerektiğini fark ettim. Her çocuk kendi masalının baş kahramanı olmalıydı. Onun için çocuk kitabı yazmaya karar verdim ve ilk olarak dünyaca ünlü BALLICA MAĞARASI masalını yazdım ve içine Tokata ait 14 değeri yerleştirdim. Masalı okuyan çocuğun belleğinde Tokat için bir ön bellek oluşturdum. Mavi Kadın Yayıncılıktan çıkan 1.Masal kitabının bin baskısı bitti. İkinci DÜNYA KÖYLÜSÜ AYLA BAĞ’DAN MASALLAR kitabında kırkkızların masalını anlattım. Üç bin baskı yapıldı. İlk olarak Tokat kitap fuarında okuyucu ile buluştu. Dokuz gün boyunca masal kitabını imzaladım. İlgi alaka çok güzeldi. Tokatın aydın okuyucusuna çok teşekkür ederim. Masal kitaplarında ayrı ayrı dört masal bulunuyor. Her birinde farklı değerlerimizi işlemeye çalıştım. İnsan Dünya Köyünde yetişir. Hayvanları, köyünü, komşusunu seven herkesi sever. Yediden yetmişyediye herkesi masal anlatarak uyutan nesilden, bu topraklarda kendi masalını yazarak herkesi uyandıran nesillere selam olsun…MUSTAFA KEMAL ATATÜRK gibi…

4 - Tokatlı yazarlar hakkında neler düşünüyorsunuz? Hakettikleri yerdeler mi?

Tokatlı yazarlar çok daha iyi yerlerde olabilirler. Olacaklarda. Hepsi çok değerli hepsi çok kıymetli kalemler. Üreten ve yazdıklarıyla şehrin kültürüne ve insanın gelişmesine katkı sunan fikir işçilerinin kalemi daim olsun. Benim Belediyelerden ve Millieğitim’den beklentim, kitap fuarlarında yerel yazarlardan okul kütüphanelerine koymak için kitap alsınlar ve çocukların buradan yazarın kitaplarına kolayca ulaşmaları sağlanabilir. Yerel yazarları daha yakından tanımak için Okullarda söyleşiler düzenlene bilir. Gerekli ilgi ve alaka gösterilirse yazarın üretimi daha çok artar diye düşünüyorum. Herkesin çabası kendi yerini belirler. Çabası doğrultusunda  herkes hak ettiği yerde bulunuyor diye düşünüyorum. 

5 - Sizce bir yazarın eğitimlimi. Yoksa alaylı mı olaması daha etkili olabillir? 

Bana göre duyguyu ve hissiyatı okuyucuya geçirebiliyorsan vermek istediğini okuyucuya aktarmışsın demektir. Bunun için edebiyatçı olmana gerek yok. Alaylı yoldan gelen ve yüreğinden geleni okuyucu ile samimiyetle paylaşan okuyucunun gönlünü feth eden kalemi ile yön veren nice yazarlarımız var. Bunun için çok okumalı çok gezmeli ve kendinde gördüğün eksiği tamamlamak için çok çalışmalıyız. Ben edebiyatçı değilim. Sosyoloğum. Benim bilgim insanın ilişki kurduğu tüm alanlarla ilgilenmek ve insan ilişkilerinde toplumun evrildiği yönleri kaleme almak ve unuttuğumuz değerleri hatırlatmak için yazıyorum. Bir nevi anlam taşıyıcısıyım. Asırlardır söylene gelen halk edebiyatının alaylı şairlerinin dizeleri dolaşıyor dilimizde. Ne kadar sade, ne kadar anlaşılır, ne kadar anlamlı bir dil olması bana göre bir yazının bellekte yer ediciliğini kalıcılığını belirliyor. Önemli olan okuyucuya ulaşmak ve tesir etmek. Gönüllerde kaleminizle sözünüzle yer etmişseniz varsınız demektir. Yunus gibi…

6 - Yazar olmak eğitime bağlantılımıdır?

Dolup taşmak elbetteki bir eğitim ister. Ama bana göre özgün olmak ve kendi tarzını belirlemek ve bende varım demek seni daha farklı kılar. Bu farkındalıkla yaptığımız işler bizi biz yapar. Hayat okullarında yetişen feleğin binbir sillesini yiyen acılarla yoğrulmuş ve hayatta kalmak, insan olmak ve doğruyu söylemek için objektif bakış açısıyla taraf olmadan gerçeği yazmak bana göre eğitimden ziyade yürek ister. Yürekli kalemlere selam olsun… 

7 - Çok yakın tarihte Tokat Kitap fuarına ev sahibi olarak katıldınız bu fuarda ki, izlenimlerinizi bizlerle paylaşabilir misiniz?

Kitap fuarları yayın evleri aracılığı ile yazarı  okuyucusuyla direk buluşturan karşı karşıya getiren yüz yüze gelmesini sağlayan en güzel etkinliklerden birisi diye düşünüyorum. Fuarlarda yazarın kitap satma kaygısı olmayacak. Bu yayıncının işi. Yazar kitabını ve kendisini tanıtarak okuyucu ile yüz yüze tanışma fırsatı bulacak. Fuar organizasyonlarında stantlar yüksek paralara satıldığı için yayın evi bu parayı çıkartmak ve kara geçmek için kitap fiyatlarını yüksek tutmak zorunda kalıyor. Buda okuyucuyu zorluyor. Üç kitap alacağına bir kitap alarak evine dönüyor. Yayıncı endişeli kaygılı, okuyucu kitabı alamamaktan mutsuz. Yazar bu durumdan huzursuz. Keşke fuarlar ücretsiz olsa. O zaman kitap fiyatları yarı yarıya düşer. Çünkü aradaki komisyoncular yok olur. Direk yazar ve okuyucu karşı karşıya kalır. Bir milletin ayağa kalkması o milletin kitap okumasıyla çok orantılı. İlk emri oku olan bir dinin mensubu olarak, başka ülkelerle kitap okuma oranımız karşılaştırıldığında çok düşük. örnek olarak  ilk okulda 25 kitap, orta okulda 8 kitap , lisede 1 kitap okuyoruz. Yetişkinlerde altı kişiye bir kitap düşüyor. Nasıl köreldiğimizin farkındamıyız bilmem. Fuarlar ücretsiz olsun, halk kitaba kolayca ulaşsın. 

8 - Tokat’ın Tokatlının sanata ve edebiyata yaklaşımı nasıl?

Ben 2015 yılından beri Tokatta yaşıyorum. Sahanın içinde geziyorum ve okullarda söyleşiler yapıyorum.Tanıştığım her insanda bir marifet var. Tokat halkı çok marifetli, becerikli, sanatkar bir millet diyebiliriz. Alimler konağı, şairler yatağı, fazıllar yurdu memleketimin edebiyata ve sanata düşkünlüğü her haliyle yaşamına yansımış. İki katlı cumbalı ahşap evlerinin tavan göbeğindeki ağaç oymacılığının eşi benzeri olmayan üstün işçiliğini yapan, düğümsüz yular ören ustaların diyarıdır benim memleketim. Halk edebiyatımızdaki 7 ulu ozandan birisi kul Himmet Tokatlı. İstiklal marşımızın yazarı Mehmet Akif Ersoy’un annesi Tokatlı. Bayrak şiirinin yazarı  Arif Nihat Asya Tokatlı… dedekorkut hikayelerinin çağımız yazarı Necati Sepetçioğlu Tokatlı. Şair  Cahit  Kulebi’nin mısralarında dediği gibi 

Kaf dağında akan bir çeşme var 

Serçe parmak kalınlığında suyu 

Haram etmiş gece gündüz uykuyu 

Akarda akar…

Mütevazi bir duruşun tasfirini yapan şair serçe parmak kalınlığında da olsa akar olmanın altını çizerken

Bu kadar zengin bir çoğrafyanın edebiyatla inşa edilmiş medeniyet burçlarına bir tuğlada biz koyabilirsek ne mutlu bize diyorum. 

9- Yazarken nelerden ilham alıp edebiyat adına nelerden besleniyor sunuz?

Kalemin beslendiği yer gözün gördüğü ve hissettiği duygulardır. Her şeyden doğadan, insandan, yaşadığım şehir Tokatın dağından, taşından, suyundan, kültüründen beslenmemek ayıp olur. Bu kadar güzel bir şehirde hala edebi yönünü açığa çıkarmamışsan bu senin ayıbındır diye düşünüyorum. Balık misali bu gölde çarka dönüyorsak bu boşa olmamalı. Yaşayan insan hazinelerine yataklık yapan bu çoğrafya içimizdeki aşk ateşini tutuşturmaya feyz veren bir memleket. Memleketimden besleniyorum.  Kitaplar farklı dünyalara açılan kapıların anahtarıdır. Her kitap yazarın zihin dünyasındaki zenginliğini bize aktaran ve bizdeki güzelliğin açığa çıkmasında bir basamaktır diye düşünüyorum. Çok okumalıyız, çok gezmeliyiz, çok hissetmeliyiz. 

10 -  Son olarak yazmak isteyen yazar adaylarına ne gibi bir tavsiyeniz olur?

Yazmak bir eylemdir. Yazarak içindeki duyguları hizaya sokarsın. Yazmak bir edeptir. Yani içinizdeki kaosa dur demek ve hizaya gelmek istiyorsan yazarsın. Yazmak dolup taşmaktır. Ancak dolmak içinde baktığın yere anlamlı bakmak ve arkasındaki özü görmek gerek. Gençlere elinizden kalemi düşürmeyin derim. Aklınıza geleni not edin yazın derim.  Yılar yıllar sonra yaza yaza sizde yazdıklarımıza inanamayacaksınız. Elinizde kurşun kalem yada tükenmez kalem tutun. Çünkü bir insanı yaşatmak bütün insanlığı yaşatmak gibidir. Kurşun kalem ile yazdığınız bir yazı tükenmiş bir insanın hayata tutunmasında tükenmez bir umut olacağını  nerden bileceksiniz. O yüzden yazın korkmadan yazın. Yazmak sizi, bizi, hepimizi terbiye edecektir. 

Yeni odak gazetesine yayın hayatında başarılar dilerim. Bana bu fırsatı verdiğiniz için çok çok teşekkür ederim. Ayten hanım yazılmayanı yazdığınız söylenmeyeni söylediğiniz için  kadınlarımızın sesi olduğunuz için size ayrıca teşekkür ederim. Kaleminiz daim olsun. 

Yazmaya, gezmeye ve sevmeye devam edeceğim. 

Güzelliklerde buluşmak dileğiyle…

Dünya Köylüsü 

Sosyolog-Yazar 

Ayla Bağ