26 Haziran 2024 Çarşamba

105. Yılında Tokat

 Kuruluştan Kurtuluşa 

ATATÜRK’ÜN TOKAT’A TEFRİŞLERİNİN 105. YILI 


Bu yıl Atatürk’ün Tokat’a teşriflerinin 105. yılı. Bu önemli gün yine Tokat’ta çeşitli etkinlikler, konuşmalar, törenler ile anılacak ve tekrar yaşatılacaktır.


19 Mayıs 1919’da Samsun’da başlayan Millî Mücadele Hareketi Mustafa Kemal Paşa’nın 12 Haziran 1919’da Amasya’ya gelmesi ve 22 Haziran 1919’da Amasya Tamimi’ni yayımlaması ile hız kazanmıştır. 26 / 27 Haziran 1919’da Amasya’dan Tokat’a geçen Mustafa Kemal Paşa şehrin ileri gelenleri ile toplantılar yaparak memleketin genel durumu hakkında bilgi verdikten sonra Millî Mücadele için Tokatlıların tam desteğini alarak Sivas’a geçmiştir. 28 Haziran 1919’da Sivas’tan Erzurum’a hareket etmiş ve 3 Temmuz 1919’da Erzurum’a ulaşmıştır. 23 Temmuz 1919’da Erzurum’da toplanan kongre 7 Ağustos 1919’da sona ermiştir.


Atatürk’ün Tokat’a teşrifinin 105. yılı çeşitli etkinlikler, konuşmalar ile anılıp resmî törenler yapılacak… Peki 106. yılına kadar unutulup gidilecek mi?… Her yıl aynı şekilde bir gün anılacak 364 gün unutulacak mı?…


Sormak lazım, evet ama neden? Sadece Tokat değil, Samsun Amasya, Sivas, Erzurum… Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı’ndaki ilk rotasında bu şehirlerin sıralanması yalnız bir tesadüften mi ibaretti?


Bu yazımızda bunun cevabını bulmaya çalışacağız ve tarihimizin sayfalarında biraz gezineceğiz.


Millî Mücadele’nin ilk büyük kongresinin toplandığı Erzurum’daki Pasinler Ovası; 18 Eylül 1049 Cumartesi günü Anadolu’da Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğu’na karşı yaptıkları akınlarda Selçukluların (Türklerin) ilk önemli zaferlerini kazandıkları yerdir.


Pasinler Zaferi’nden sonra, Selçuklular 1073 yılına kadar Kayseri, Malatya, Zamantı, Elbistan, Bayburt, Develi, Sivas, Tokat, Amasya, Ordu, Samsun, Çorum, Bolu ve Ankara’yı fethetmiştir. Doğudan Batıya Anadolu’nun Türkleşmesinde ana yollardan biri coğrafi olarak Kelkit Vadisi ve Yeşilırmak Havzası olmuştur. Bu bölge ilk olarak Danişmendli Beyliği’nin sınırları içerisinde kalmıştır. Danişmendlilerin ardından Selçuklu egemenliği döneminde de bölge, Danişmendiye Vilayeti olarak anılmıştır. Anadolu’da Türk egemenliğinin en erken başladığı yerlerden birisi olan Danişmendli bölgesi aynı zamanda 1919 senesine gelindiğinde Kurtuluş ateşinin yakıldığı yer de olmuştur. Bugünü anlamak ancak tarihimizi iyi bilmekle mümkün olur. O yüzden tarihimizin sayfalarında biraz gezineceğiz.


Bugün Türkiye’de yaşayan Türklerin ataları Büyük Selçuklu İmparatorluğu’nu kuran Oğuz Türkleridir. Oğuz Türkleri, Selçuklu Hanedanı yönetiminde, 23 Mayıs 1040 yılında Dandanakan Meydan Muharebesi’nde Gaznelileri yenerek istiklaline kavuşmuştur. Selçuklu Hanedanı’nın idaresindeki Oğuz Türkleri, 1049 yılında Erzurum Pasinler Ovası’nda Doğu Roma’ya (Bizans) karşı yapılan akınlarda ilk önemli zaferi kazandı. 26 Ağustos 1071 Malazgirt Meydan Muharebesi’nde Anadolu’da yerleşmeye dayalı kesin fetih hareketi ve zaferi ile Doğu Roma’yı yenerek Anadolu’yu yeni bir Türk Yurdu yaptı.


Bazı ders kitapları Türkiye’de kurulan Türk devletlerinin başlangıcını Malazgirt Savaşı’nın yapıldığı 26 Ağustos 1071 tarihi olarak göstermektedir. Bu düşünce kısmen doğru, kısmen de yanlıştır. Doğrudur çünkü bu savaştan sonra Anadolu’da Türk egemenliği kesinleşmiştir. Yanlıştır çünkü Malazgirt Savaşı çoktan kurulmuş kuvvetli bir devletin diğer bir kuvvetli devleti yenmesinden başka bir şey değildir. Bu devlet Selçuklu Devleti’dir ve Selçuklu Devleti’nin kuruluşu 1040 senesinde kesinleşmiştir. 1040’taki Dandanakan Savaşı Selçuklu Hanedanı’nın idaresindeki Türklerin, Gaznelileri yenerek Horasan ülkesini onlardan koparmasını, burada bağımsız olarak teşkilatlanmasını ve fetihlere başlamasını sağlamıştır. Yani bir bakıma bugün Türkiye’ye egemen olan Türklerin atalarının tarih sahnesinde önemli bir yer edinmesine yol açacak gelişmelerin ilk adımını meydana getirmiştir.


Danişmendoğulları ve Fetih Hareketleri (1071-1178) Sultan Alparslan, Malazgirt Savaşı’nın kazanılmasında ve Selçuklu Devleti’nin kuruluşunda önemli payı olan hanedan üyesi melik ve komutanları Anadolu’yu fetihle görevlendirmiştir. Bu komutanların fethettikleri toprakları kendilerine yurt olarak bırakmıştır. Bu yurtluk yerleri fetheden komutanlara beylik statüsü vermiştir. Malazgirt Zaferi’nden sonra başlayan fetihlerle Anadolu kısa sürede Türk yurdu olmuştur.


1071 Malazgirt Zaferi akabinde Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğu ve Büyük Selçuklu Devleti arasında yapılan antlaşmanın ardından Doğu Roma İmparatoru Romanos Diogenes İstanbul’a hareket etmiş ancak Tokat’a geldiği sırada yerine Mihael Dukas’ın geçtiği haberini almıştır. Romanos Diogenes, yeni imparatorun emriyle Tokat kalesine hapsedilmiş, daha sonra da gözlerine mil çekilmiştir. Bu durumun sonucu olarak iki devlet arasında yapılan anlaşma bozulmuştur. Anlaşmanın bozulmasının ardından Büyük Selçuklu Sultanı Alp Arslan, komutanlarına Anadolu’nun fethedilmesi emrini şöyle duyurmuştur: “Rumlar ile aramızda yapılmış sulh anlaşması bugünden sonra nihayete ermiştir, artık haça tapanların memleketleri istila edilecektir, bundan böyle Arslan yavruları olunuz; yeryüzünde gece gündüz kartal gibi uçunuz ve Rumlara artık merhamet göstermeyiniz” 


Alp Arslan’ın emrine göre: “fethedip ele geçirdikleri her mülk; komutanların evlâd ve ahfâdına (torunlarına) ait olacak ve ondan başka hiç kimse o ülke üzerinde dahl ve tasarrufta bulunamayacaktı.” Bu emir üzerine komutanlar arasında Anadolu toprakları fethedilmek üzere paylaşılmıştır. Selçuklu Devleti’ne bağlı olarak Erzurum ve çevresinde Saltukoğulları, Ahlat ve Batı Azerbaycan’da Ahlatşahlar veya Sökmenoğulları, Diyarbakır ve Mardin yörelerinde Artukoğulları, Erzincan ve Divriği çevresinde Mengücekoğulları, Sivas’tan Ankara’ya kadar Orta ve Kuzey Anadolu’da Danişmendoğulları beylikleri kurulmuştur. Bu süreçte Kayseri, Malatya, Zamantı, Elbistan, Bayburt, Develi, Tokat, Amasya, Ordu, Samsun, Çorum, Bolu ve Ankara’yı Danişmend Gümüş Tigin Ahmed Gazi fethetmiştir.


Göktürklerde olduğu gibi Selçuklularda da devleti oluşturan boylar ve bu boyların beyleri ve hanedan aileleri vardır. Hanedan üyesi melik ve komutanların yönetimindeki bu Anadolu Beylikleri Selçuklu Devleti’nin birer parçasıdır. Hunlardan itibaren Türkistan’da ve Büyük Asya’da Türk halkları/boyları tarafından kurulan devletler ayrı devletler olmayıp, çeşitli Türk boylarının ve sülâlelerinin zaman zaman yönetimi aldıkları sürekli ve tek bir devlettir. Tarihteki büyük Türk devletleri ve İmparatorlukların tamamı çağın Büyük Hanedan boyunun etrafında toplanan Boylar Birliği şeklinde örgütlenmiştir. Bu büyük hanedan ailelerden biri de Danişmendilerdir.


Orhun yazıtında Bilge Kağan, Oğuz beylerine ve halkına hitaben şunları dile getirmektedir: “Kengü Tarman’a değin Türk boylarını anca kondurduk, anca [düzen] ettik.” Bilge Kağan ayrıca Türgiş, Kırkız, Kurıkan, Tarduş, Az, Otuz Tatar, Tokuz Oğuz, On Ok gibi boy, kavim veya boy ittifaklarıyla yapılan savaşlardan ve savaşlar neticesinde bunların hâkimiyet altına alındığından bahsetmektedir ve sözlerine şöyle devam etmektedir: “Türk Oğuz Beyleri, halkı işitin! Üstte gök çökmedikçe, altta yer denizi delinmedikçe, ilini töreni kim bozabilir? Ey Türk ulusu! Kendine dön. Seni yükseltmiş Bilge Kağan’ına, özgür ve bağımsız ülkene karşı hata ettin, kötü duruma düşürdün.” 


Selçuklu Sultanı Tuğrul ve Çağrı Beylere de danışmanlık ve atabeylik yapan Danişmend Ali Taylu’nun oğlu olan, Melik Gümüş Tigin Ahmed Gazi 1071’deki Malazgirt Zaferi’nden sonra Alparslan tarafından Sivas, Tokat, Niksar, Amasya, Ankara ve çevresinin fethi için gönderilmiştir.


Zeki Velidi Togan, Bey Hâkî’nin verdiği bilgilere dayanarak Danişmentliler’in bilinen ilk atası ve devlete adını veren Buharalı Danişmend Ali Taylu’nun Selçuklu Devleti’nin kuruluşunda büyük hizmetlerde bulunduğunu ve devletin kuruluşunda pay sahibi olduğunu yazmaktadır. Buharalı Ali Taylu Harezm ve Maveraünnehir’de Selçuklu şehzadelerine muallimlik yapmış, Selçuklu ailesine kız vererek ve onlardan kız alarak akrabalık ilişkisi kurmuş, Büyük Selçuklu Devleti’nin kuruluşunda büyük hizmetleri bulunmuş ve hatta devletin kuruluşunda pay sahibi olmuş ünlü bir kişidir. Onun oğlu olan Danişmendoğulları Beyliği’nin kurucusu Gümüş Tigin Ahmed Gazi’ye Sultan Alparslan tarafından Meliklik unvanı verilmesi babasının bu konumu ile ilgili olmalıdır. Melik Gümüş Tigin Ahmed Gazi (öl. 497/1104) babası gibi, bilge bir kişi olduğu için “danişmend” diye anılmıştır. Danişmendoğulları Beyliği 100 seneden daha uzun süre varlığını devam ettirmiştir. Bu müddet içinde Anadolu’da ilmî ve kültürel faaliyetlere önemli katkılarda ve Anadolu’nun Türkleşmesinde büyük hizmetlerde bulunmuştur.


Müneccimbaşı Ahmed Dede Efendi “Sahaifu’l-ahbâr” adlı eserinde Sultan Alp Arslan’ın Danişmend Beyliği’ni kuran Danişmend Gümüş Tigin Ahmed Gazi’ye meliklik menşuru verdiğini ve ona bazı imtiyazlar tanıdığını bildirmektedir. Melik Danişmend Gümüş Tigin Ahmed Gazi bastırdığı sikkelerde Melik unvanını kullanmıştır. Bu unvanı ve beyliği veren Selçuklu Sultanı Alp Arslan’dır ve sultanın buyruğu ile Danişmendli Beyliği meliklik statüsünde kurulmuştur.


Danişmend Gazi, Anadolu’da fetih hareketlerine başlayıp Sivas’ta Dânişmendli Devleti’nin temellerini attıktan sonra Orta Anadolu ve Karadeniz sahillerinde çok önemli gazâ ve cihatlarda bulunmuş ve birçok şehir ve bölgeyi ele geçirerek hâkimiyeti altına almıştır. Bu fetihler içerisinde Niksar’ın fethi ve başkent olması özellikle çok önemlidir. Niksar’ı merkez olarak kullanıp maiyetindeki emirlerle Kayseri, Malatya Zamantı, Elbistan, Bayburt, Develi, Tokat, Amasya, Ordu, Samsun, Çorum, Bolu ve Ankara’yı fethetmiştir. Ankara’nın Türk hâkimiyetine giriş tarihi olarak kaynaklar 1073 yılını vermektedirler. Dânişmendnâme’de şehrin Danişmend Gazi ile Artuk Bey tarafından alındığı anlatılmaktadır.


Danişment Melik Gümüş Tigin Ahmet Gazi Anadolu’daki fütuhatta başarılı olmuş ve beyliğin sınırlarını hızla büyütmüştür. Selçuklu uç beyliği olarak, Danişmendli Beyliği 1071 yılından 1178 yılına kadar yaklaşık yüz yıl boyunca devam etmiştir. Anadolu’da kurulan beyliklerin en büyüklerinden biri olan Dânişmendliler, Anadolu’nun Türkleşmesi ve İslamlaşması açısından önemli hizmetler ifa etmişler ve zaman zaman Anadolu’nun en kuvvetli devleti olan Selçukluları tahakküm altına almışlardır. Bizans ve Haçlılarla savaşan Dânişmend Gazi, Gümüştegin Gazi, Emîr Gazi ve Melik Muhammed’in adları asırlarca halk arasında saygıyla anılmış ve destanlara konu olmuştur. Bu son özellikleriyle Danişmendlilerin bir beylikten fazlası olduğunu ve bir devlet konumuna eriştiğini ifade edenler de vardır.


Selçuklu Devletinde Bir İdâri Bölge Tokat Merkezli Danişmend İli 


Danişmend İli olarak nitelenen bölge, Anadolu’nun Türkleşme ve İslamlaşma sürecinde, Danişmendli Devleti’nin egemenlik kurduğu Kızılırmak Delice ve Yeşilırmak-Kelkit havzalarındaki Tokat, Amasya, Zile, Artukabâd, Sivas ve Niksar dolaylarını içine almaktadır. Bu bölge Türkiye Selçukluları döneminde, Danişmendli Beyliği egemenlik alanı olmasına atfen Danişmendiye Eyaleti ya da Danişmend İli olarak adlandırılan idarî birimdir. Danişmendiler tarafından Anadolu’da ilk fethedilen yerler arasında bulunan ve bugün Erzurum’dan başlayarak il il adlandırdığımız Sivas, Kayseri, Tokat, Niksar, Amasya, Samsun, Ankara, yani Kelkit Vadisi ve Yeşilırmak-Kızılırmak Havzası Vilayet-i Danişmend’dir. Bu bölge, Anadolu’da Türk hâkimiyetinin kurulmasından yaklaşık dokuz buçuk asır sonra; milletin esirlikten ve yurdun işgalden kurtarılması için Millî Mücadele ateşinin ilk yakıldığı yer olarak tarih sahnesinde tekrar karşımıza çıkmaktadır.


Anadolu medeniyetinin 1071’den itibaren Türk mayasıyla yeniden yoğrulduğu bir zamanlar Danişmendlilerin hüküm sürdüğü topraklar, 1919 senesine gelindiğinde Mustafa Kemal Atatürk’ün Kurtuluş ateşini yaktığı yer olmuştur. Burası sadece bir coğrafya değildir. Doğudan Batıya Anadolu’nun Türkleşmesinde ana yollardan birisidir. Kelkit Vadisi-Yeşilırmak Havzası Danışmendli Beyliği’nin egemenlik sahası olup daha sonra da Vilayet-i Danişment olarak anılmıştır. Türkiye Selçukluları Danişmendliler’e son verince Danişmend İli-Dânişmendiye Eyaleti olarak adlandırılan idari bir bölge oluşturmuştur. Türkiye Selçuklu Devleti’nin bir idarî birimi olan Danişment İli, genel anlamda Kızılırmak-Dicle ve Yeşilırmak-Kelkit havzalarındaki Tokat, Çorum, Amasya, Zile, Artukabâd, Kazabâd, Niksar ve Koyulhisar ile Kapadokya Vadisindeki Kayseri ve Sivas şehirlerini kapsayan coğrafî bölgedir. Tokat, Danişmend İli’nin önemli ve canlı idari, ekonomik ve kültürel merkezlerinden birisi olmuştur.


Bu kısa yazımızda ne Anadolunun tarihini ne de Millî Mücadele tarihini uzun uzun anlatacak değiliz. Dikkat çekmek istediğimiz asıl konu Danişmend Vilayeti’nin Türk Tarihi’nde oynadığı roldür. İşte kuruldukları toprakları Türk Yurdu yapan Danişmendoğulları, gazilik mefkuresine, Türk kültürüne büyük önem vermişler ve ülkelerinde bunu yerleştirip yaymaya çalışmışlardır.


Danişmendoğulları, ülkelerinde ilmî çalışmalar başlatmış; Melik Ahmed Gazi çok sayıda ilim ve fikir adamını himaye etmiştir. Danişmendli beylerinden Yağıbasan’ın Niksar’daki medresesi tıp alanında; Tokat’taki medresesi astronomi alanında öne çıkmıştır. Danişmendoğullarından günümüze ulaşan Yağıbasan Medreseleri Anadolu’da Türk İslam medeniyetine ait en eski yükseköğretim kurumlarıdır. Dânişmendliler, hüküm sürdükleri Amasya, Tokat, Niksar, Sivas ve Kayseri dolaylarında birçok mimari eser meydana getirmişlerdir. Hâkimiyet kurdukları bu topraklarda bıraktıkları eserler arasında Kayseri, Niksar ve Sivas gibi yeni fethedilen şehirlerin ulucamileri ilk sırayı alır. Bunların yanı sıra Tokat’taki Garipler Camii ve Niksar’daki Cin Camii gibi daha küçük ölçekte birtakım camiler de inşa ettirmişlerdir. Öte yandan Kayseri Kölük Cami-Medresesi ile günümüzde ancak bir kısmı ayakta olan kümbetlerle hepsi ortadan kalkmış bulunan han, hankah, ribât, saray gibi yapılar da Dânişmendliler’in imar ve inşa faaliyetlerinin eserleridir. Dânişmendli eseri olan mezar anıtlarının en eskisi, Dânişmend Gazi’ye ait Niksar Melik Gazi Kümbeti’dir. Dânişmend Gazi’nin emîrlerinden 1106’da vefat eden Karategin’in Çankırı Kalesi’ndeki kümbeti, Niksar’da Melik Gazi Kümbeti’nin yakınında yükselen ve XII. yüzyılın sonlarına tarihlendirilen, Dânişmendli emîrlerinden Arslandoğmuş’a ait Kulak Kümbeti, XII. yüzyılın sonlarına tarihlendirilen Pınarbaşı’nın Pazarören bucağına bağlı Melikgazi köyündeki Melik Gazi Kümbeti de önemlidir. Niksar’da Yağıbasan Mescidi ile Kümbeti, yine Niksar’da Sungur Bey ve Çepni Bey kümbetleri, günümüzde kısmen ayakta olmakla birlikte mimari özelliklerini büyük ölçüde yitirmiş bulunan Dânişmendli eserleri arasında zikredilebilir.


Danişmendoğulları, özellikle Sivas, Tokat, Amasya, Kayseri yörelerinde daha yoğun bir kültürel faaliyet içinde bulunmuş ve yöreye devletlerinin kültürel politikasını yerleştirmişlerdir. Bu yüzden de bu yöreler çok erken tarihlerde Anadolu’da Türk kültürünün yerleştiği yerler olmuştur. Danişmendoğullarının bu yoğun milli ve dinî diyebileceğimiz kültürel faaliyetlerinin sonucu olarak bu yörelerin çok erken sayılacak tarihlerde Türkleşmesi ve İslamlaşması gerçekleşmiştir.


Anadolu’da ilk olarak Türkçe eser yazma geleneği Amasya’da yani Danişmend İli’nde başlamıştır. Danişmendoğulları Dönemi’nde Anadolu’da telif edilen eserlerin hemen tamamı tıp, astronomi (heyet) matematik, felsefe gibi aklî ve tabiî ilimlere dairdir. Mevcut bilgilere göre Anadolu toprağında telif edilen ilk Türkçe eser XIII. yüzyılın başlarında Amasya’da yani Danişmend İl’inde Hâkim Bereket tarafından kaleme alınan “Tuhfe-i Mübarızi” adlı tıp ilmine dair olan eserdir. Hâkim Bereket tıp ilmine dair “Hülasa der ilm-i Tıb” ve “Tabiatnâme” adıyla iki Türkçe risale daha kaleme almıştır. “Tabiatnâme”yi manzum olarak kaleme almıştır. Eserini Danişmendli emirlerden Mübarizüddin Halifet Alp Gazi’ye sunmuştur. Hâkim Bereket, Danişmendli geleneğinden gelen Halifet Gazi’nin Türkçe eserler yazmayı teşvik ettiğini de eserinde kaydetmektedir.


Danişmendoğlu Melik Ahmed Gazi ve beraberindekilerin kahramanlıklarını dile getiren “Danişmendnâme” adlı destan Danişmend İli’ndeki kültürel anlayışın mahsulü olduğu gibi Dede Korkut Hikâyeleri de XIV. asırda gene bu yörede, Amasya’da derlenmiştir. Danişmendoğulları devrindeki bu kültürel politika sonucu, Danişmend İli belli bir kültürel gelişmişliğe erişmiştir. Danişmend İli, Selçuklular ve Osmanlılar zamanında da bu aslî karakterini muhafaza etmiştir.


Selçuklular zamanında Danişmend İli’nde, Tokat ve Amasya yöresinde Ahiliğin de çok yaygın ve kuvvetli olduğu bilinmektedir. Bu yönü ile Danişmend İli’ndeki şehirler Türkmencilik mefkûresi ile ahiliğin bütünleştiği birer şehir durumuna gelmiştir. Ahilik, Türkiye Selçukluları Döneminde ilk olarak Ahi Evren ve şeyhi Evhadüddin Kirmanî tarafından Danişmend İl’inde teşkilatlandırılmıştır. Ahilik Anadolu’da ilk defa bir Danişmend İli olan Kayseri’de ortaya çıkmıştır. Ahiliğin ilk teşkilatlandığı şehir olan Kayseri, Danişment İli’nin en mamur şehirlerinden olup dönemin önemli bilim, kültür, sanat ve ticaret şehirlerinden birisidir. Ahilik, Abbasilerdeki fütüvvet teşkilatının içinden çıkmış bir oluşum olmasına karşın, Türk kültür ve medeniyetinin izlerini taşımaktadır. Fütüvvetin Danişmendoğulları ile Türkiye Selçukluları tarafından Türk kültür ve medeniyeti ile harmanlanması Anadolu Ahiliğini ortaya çıkarmıştır. Moğol İstilası ile Anadolu’yu Moğollara karşı savunan ahiler, başta Kayseri ve Kırşehir olmak üzere büyük katliamlara uğramışlar ve sonuç olarak Türkmen kitlelerle uç bölgelere çekilerek burada Osmanlı Devleti’nin kuruluşunda katkılar sağlamışlardır. Ahiler, Danişmend İli’inin kültür ve medeniyet ikliminde çok büyük katkılarda bulunmuşlardır.


Tokat, Amasya, Niksar, Sivas yöresi (Danişmend İli) Selçuklular zamanında Türkmen bilge ve fikir adamlarının çok faal ve etkili oldukları bir yöre idi. Türkmencilik ve gazilik ülküsü yörenin başlıca kültürel karakteri idi. 


Tokat’ın Danişmendoğulları zamanında önemli ilim ve fikir merkezi haline gelmesi Selçuklular zamanında bu beldenin şehzadelerin tahsil ve eğitim yeri olarak belirlenmesine sebep olmuştur. Tokat Selçuklular zamanında, Amasya Osmanlılar zamanında şehzadeler şehridir.


Tokat, Selçuklu meliklerine ev sahipliği yapmış, başta I. Alaeddin Keykubâd olmak üzere Selçuklu melikleri devlet işlerinde tecrübe kazanmak için idareci olarak Tokat’a gönderilmişlerdir.


Ünlü Osmanlı tarihçisi Paul Wittek, Timur’un Ankara Savaşı’nda (1402) Yıldırım Bayezid’i yenip Anadolu’yu istila etmesinden sonra parçalanan Osmanlı Devleti’nin birliğini Amasya şehzadesi olan I. Mehmed Çelebi’nin yeniden sağlamış olmasını, bu şehzadenin 10 sene Amasya bölgesinde Danişmendoğullarından intikal eden milli şuur ve gazilik ruhu içinde yaşayıp yeniden tav almış olması ile izah etmektedir. Bu yönüyle Danişmend İli Anadolu’da ilk Türk yerleşiminin başladığı yerlerden birisi olması yanında Osmanlı Devleti’nin Çelebi Mehmed tarafından ikinci kez kurulmasında da büyük bir rol oynamıştır. Adeta Türkiye’de kurulan Türk devletleri en kritik anlarında bu topraklarda filizlenen gelişmelerle küllerinden yeniden doğmayı başarmıştır. Bunun güzel ve anlamlı tezahürlerinden birisi de Selçukluların Tokat’a verdikleri Darünnusret (yardım edenler kapısı) ismidir. En sıkışık anlarında Türkiye’deki devletler için Tokat bir yardım şehri olmuştur.


Nihayet Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran anlayış Danişmendli bölgesi ruhu ve anlayışıdır. Samsun, Amasya, Sivas, Erzurum, Ankara gibi şehirler Kurtuluş Savaşı’nın merkezi ve Cumhuriyet’in nüvesidir. Gazi Mustafa Kemal Paşa Danişmendoğullarının yerleştirdiği gazilik mefkûresine bağlı Danişmendli topraklarında Millî Mücadele’nin temellerini atmıştır.


19 Mayıs 1919’ da Mustafa Kemal Paşa, Millî Mücadeleyi başlatmak üzere Samsun’a çıkmıştır. Samsun, Kelkit Irmağı’nın ve Tozanlı Çayı’nın Amasya’da birleşerek Yeşilırmak olup Karadeniz’e aktığı yerdir.


19 Mayıs 1919’da Samsun’da başlayan Millî Mücadele Hareketi Mustafa Kemal Paşa’nın 12 Haziran 1919’da Amasya’ya gelmesi ve 22 Haziran 1919’da Amasya Tamimini yayımlaması ile hız kazanmıştır.


“Hâkimiyet Kayıtsız ve Şartsız Milletindir, “prensibi ilk defa,” Milletin İstiklalini yine Milletin azim ve kararı kurtaracaktır” şeklinde tüm yurda Amasya’dan ilan edilmiş ve duyurulmuştur.


Mustafa Kemal Paşa 26 Haziran 1919’da Amasya’dan Tokat’a gelmiştir. Mustafa Kemal, Tokat’a gizlice gelmeyi planlamışsa da şehrin girişinde bir binbaşının komutasında küçük bir askeri birlik tarafından karşılanmıştır. Gazeteci Ruşen Eşref, o gün yaşananları şu satırlarla anlatmaktadır: “Tokat’ın ağzında bir avuç asker, dizi olmuş O’nu bekliyordu. O, Bolu beylerine isyan etmiş Köroğlu değildi; Millet adına dünyaya meydan okuyan ‘Heyet-i Temsiliye Reisi’ Mustafa Kemal’di. Boynu bükük Anadolu şehrinin kapısında kıyafeti yıpranmış, fakat içi aşınmamış bu saygı kıt’ası dimdik, işte O’nu gözlüyordu!… O, evvelâ, askerin önünden geçmekte tereddüdü varmış gibi davranmak ister bir an geçirdi; üniformanın disiplinine saygı göstermek dilediğinden mi? Üniformalı kumandanı şöyle bir içinden denemek istediğinden mi? bilemiyorum; her hâliyle bir müşahededen doğduğu duygusunu verir bir manalı tavırla, kolordu komutanı Çolak Selahattin Bey’e eli ile de göstererek ileriye geçmesini bildirir bir işaretle: ‘Buyurun’ dedi. Selahattin Bey tabii ki üniformalı ve vazifeli idi, görünüşte açıkça yetkili idi. Fakat Selahattin Bey, benim üzerimde unutulmaz bir tesir bırakmış saygı, nezaket ve anlayışla kendi yerini ve öne geçme, teftiş etme kıdemini O’na bıraktı!”


Mustafa Kemal Paşa, kendisini karşılayan subayla birlikte askerlik şubesine geçmiştir. O’nun Tokat’a geldiğini haber alan Belediye Reisi ve üyeleri ile şehrin ileri gelenleri ziyarete gelmiştir. Paşa, onlara şunları söylemiştir: “Yarın Belediye’de bir içtima yapınız, memleketin ulema ve eşrafı toplansın. Ben de geleceğim. Kendileriyle hasbihal etmek istiyorum…”. Mustafa Kemal Paşa Tokat’ta bulunduğu süre içinde, Kurtuluş Savaşı’na yönelik önemli kararlar almış ve ilgili yerlere bu kararları telgraflarla bildirmiştir.


27 Haziran 1919 günü sabah saat 10’da yapılan toplantıda Mustafa Kemal Paşa, memleketin içinde bulunduğu kötü durumu geniş bir şekilde anlatmıştır. Bu toplantıda bulunan Avukat Ali Bey, konuyla ilgili olarak şunları anlatmaktadır: “Yirmi kişi kadar vardık. Atatürk, maiyetindeki bazı zatlarla birlikte geldiler. Köşede bir sandalye vardı, selam verip oturdular. Ve bize memleketin kurtuluş yolu hakkında hiçbir şekilde unutmayacağımız bir izahatta bulundular.” Toplantıda, Tokat müftüsünün “Elimizde üç buçuk millet kaldı. Bunu da kırdırmayalım.” ve “Harp araçlarımız yok, düşman uçakları derhal yurdun her köşesini yangına çevirir” sözleri üzerine Mustafa Kemal Paşa: “Hiçbir müdafaa vasıtasına malik olmasak bile dişimiz, tırnağımızla, zayıf ve dermansız kolumuzla mücadele ederek şeref ve haysiyetimizi, namusumuzu müdafaa etmeyi zaruri görüyorum. Tarih, bize vatan uğrunda canını, malını, esirgemeyen milletlerin asla ölmediklerini, hala yaşadıklarını göstermektedir. Ben hayatımı hiçbir zaman milletimizden üstün görmedim ve görmeyeceğim. Her an memleket için şerefimle ölmeye hazırım.” demiştir. Mustafa Kemal’in Tokat’ta o gün söylediği bu sözler O’nun verilecek olan ölüm kalım savaşına ne kadar kararlı ve hazır olduğunu ortaya koymaktaydı. Mustafa Kemal Paşa, Millî Mücadele yolunda Tokatlıların tam desteğini alarak Sivas’a geçmiştir.


Mustafa Kemal Paşa, Tokat’ta bulunduğu sırada Amasya Genelgesi’nin etkileri kısa zamanda tüm yurtta kendisini göstermiştir. Ulusal Kongre’nin toplanacağı Sivas’ta kendi aleyhinde bazı faaliyetlerin başladığı haberini daha Amasya’da iken alan ve her şeye rağmen Tokat’a gelen Mustafa Kemal Paşa, Tokat’a gelişiyle ilgili olarak Büyük Nutuk’ta şunları söylemiştir: “26’da (Haziran) Amasya’dan yola çıktım. Tokat’a varır varmaz telgrafhaneyi göz altına aldırarak benim varışımın Sivas’a ve hiçbir yere bildirilmemesini sağladım. 26/27 gecesini orada geçirdim. 27’de Sivas’a doğru yola çıktım. Otomobille Tokat’tan Sivas’a aşağı yukarı altı saattir. Sıvas Valisi’ne, Tokat’tan Sivas’a gelmek üzere yola çıktığımı bildiren açık bir tel yazdım. İmzada ‘Ordu Müfettişliği’ unvanını kullanmıştım. Telde, özel bir düşünce ile yola çıkış saatimi bildirmiştim. Ama bu telin ayrılışımdan altı saat sonra çekilmesini ve o zamana değin hiçbir yoldan Sivas’a bilgi verilmemesini sağlayacak önlemleri aldırdım…


Tokat’tan Sivas’a geçen Mustafa Kemal Paşa, Sivas’ta şehrin ileri gelenleri ile toplantılar yaparak memleketin durumu hakkında bilgi verdikten sonra 28 Haziran 1919’da Sivas’tan Erzurum’a hareket etmiştir. Sıkıntılı geçen bir haftalık yolculuktan sonra 3 Temmuz 1919’da Erzurum’a ulaşmıştır. 23 Temmuz 1919’da Erzurum’da toplanan Kongre 7 Ağustos 1919’ da sona ermiştir. Erzurum Kongresine Tokat’tan Hamamcızade Rıfat (Arkun) Bey Reşadiye Kazasından Emekli Askeri Kâtip Sabri Efendi katılmışlardır.


Mustafa Kemal Paşa, Sivas Kongresi’ne katılmak üzere 29 Ağustos 1919’da Erzurum’dan ayrılmıştır. 4 Eylül 1919 Perşembe günü toplanan Sivas Kongresi’nin birinci oturumu; Mustafa Kemal Paşa’nın, “Muhterem Efendiler: Yurdun ve Ulusun kurtuluşunu amaçlayan zorunlu nedenler, sizleri bunca sıkıntılılar ve engeller karşısında Sivas’ta topladı. Yiğitçe davranışınızı kutlar, hoş geldiniz diyerek mutluluğumu açıklarım.” İfadeleriyle başlayan tarihi nutku ile açılmıştır.


Eski Danişmendli topraklarında Amasya, Tokat, Sivas, Erzurum’da art arda yapılan toplantılar ve kongrelerden sonra Millî Mücadele hareketi yine bir Danışmendli ruhuna sahip olan Ankara’ya taşınmış ve TBMM’nin kurulmasıyla Cumhuriyet’in ilk adımları atılmış ve Türkiye Cumhuriyeti kurulmuştur.


Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran anlayış Danişmendli bölgesi ruhu ve anlayışıdır. Mustafa Kemal Paşa’nın Millî Mücadele’nin önemli icraatlarını Danişmendoğullarının yerleştirdiği gazilik mefkûresine bağlı Danişmendli topraklarında gerçekleştirmesi onun dehasının bir başka ürünüdür.

(Alıntı)

Erdoğan Erdoğdu 22.06.2024- İstanbul

13 Haziran 2024 Perşembe

ÖZ TÜRKÇE

 Dün gece geç saatte kişinin biri boyundan büyük söz etmiş:

“Türkçeden arapça ve farsça sözcükleri çıkarırsanız Türkçe kalmaz!” 

Gibi köksüz bir söz savurmuş…


Bayramı da unutmamış, kutlamış.

(Önce yine farsça, arapça sanılan

Bayramını BAY’ladım!

Bey BAY Eden,

Ay gibi görünen ışık/kişi olur.

AY-ET (delil-kanıt) olur!

RAM rama’dan gelir. Barış/Mutluluk…

Bu sözcüğün doğuşunu da açıklarım! Ama şimdilik kalsın. 🙂


UR gibi ortaya çıkan Çuk-UR-a gömülür.

Ona HOP DEDİK başlığıyla 

aşağıdaki yanıtı verdim.


Akıl vermek değil, BİLginin karanlığı AKLAMASI için, yerleri/İL’leri AKlayın! AKIL-Ak-il, AKLANMIŞ İLLER/yerler çoğalsın!

Karanlık yok olsun.


İNSANLIĞIN İLK DİLİ TÜRKÇEDİR


Türkçe insanlığın dilidir.

Diyelim ki hiç konuşma bilmeyen insansınız.

Ağzınızı açın ve ses çıkarmayı deneyin;

Doğaçlama ilk ses olarak

 Aaaa… dersiniz!

A harfinin önüne abc.deki tüm sessiz harfleri koyup okuyun:

Ab,

Aç,

Ad, 

Af,

Ağ,ag,

Ah,

Ak,

Al,

Am,

An,

Ap,

Ar,

As,

Aş,

At,

Av,

Ay,

Az…

Diğer sesli harflerin önüne de sessiz harfleri koyup aynı yöntemi uygulayın.

Sonra dünya dillerinde bu kök sözcükleri araştırın.

Büyük çoğunluğu Türkçe kök sözcüklerden türemiştir.

Arapça diye bildiğiniz bir çok sözcük kök olarak Türkçe’dir!

KUR-an

TEK-bir 

AY-et (ay gibi açık edilmiş bilgi.)

KAL-em (kalıcı olarak emilmiş olan, alet)

AR-AF-AT 

(Arınma, af edilme, Taş ATma… )


Farsça: OR-UÇ 

OR: orta, ordu, güçlü nokta…

UÇ: Yükselmek, uçmak…

OR-UÇ 

Güçlü ruhsal yükseliş.

NAM: ün…

AZ: azalma…

Nam-az: Benlik duygusunun azalması durumu (Ben yokum TEK olan var bilincine ulaşmak)


En az 2.500 yıldır kullanılan GÖKTÜRK yazıtlarındaki dil varken arapça yazılı dil bile değildi!


İngilizce dil yapısının ana çatısı da Türkçedir:

ON: on the table..

üstünde;

Onunca, konunca, üstünde…

İN: içinde; in the box.

Yapınca, edince…

AT: at the… havada 

AT’layarak…

OK: okey, Ok atınca dönüşü olmayan ONaylama anlamında.

SİN: Günah, saklanan…

Sinmek, örtülen…

Brother: erkek Kardeş 

BİR AD ER…

Bir ad almış er(erkek kardeş) 

Rusça’nın yüzde 70’i Türkçe kök sözcüklerden oluşmuştur.


Yazı dili yokken Taşlara kazılmış, insanların duygu ve düşüncelerini TAMGA’larla anlattığı simgelere bakın:

Hepsi TÜRK ESERİDİR!

10 binlerce yıl öncesine gidin Türkleri ve Türkçeyi görürsünüz!

700 yıl önce Rus ve Rusça yoktu.

1.500 yıl öncesinde ingiliz ve İngilizce,

1.800 yıl önce Fransız ve Fransızca,

2.000 yıl önce de Alman ve Almanca yoktu!

Almanların, isveçlilerin, Slavların eski Runik GÖKTÜRK alfabesini 

Kullandıklarını da biliyor muydunuz?


Yabancı dil bilimcilerin:

“Sanki yüzlerce matematik profesörü bir araya gelip Türkçeyi yazmışlar.”  Deyişinden de haberiniz yok anlaşılan…

“Tarihten Türkü çıkarırsanız Tarih kalmaz!” (Prof. Noumark) deyişini de bilmiyorsunuz anlaşılan…


Bu konuda buraya kitap yazacak değilim.


Anlayan anlasın...

BAYramımız BAY olsun!.:


Muazzez ILMIYE ÇİĞ

10 Mayıs 2024 Cuma

ANNEM

 İlk şiirim annem 

Gözlerimi kapadım 

Hafızamı yokladım 

Saklı Sandıkta kalan gençliğini buldum annemin

Belik belik örülmüş saçlarını kokladım 

60 yıllık ötelerde aradım çocukluğunu

15 inde gelin, senesinde anne.

Anneme dair 

en eski görüntü geldi gözün önüne 

Ocak başında güneşe benzerdi gülen yüzü 

mis gibi çorba kokulu evimizin 

penceresindeki begonyanın pembesiydi yanakları 

Çiğerlerime çektiğim hava gibiydi sevgisi

O varken yalnız değildim

O varken sahipsiz değildi kimse 

Beş çocuk doğurmuş beşi bir yerde 

Şimdilerde Her biri bir yerde 

Ne zaman dertlensek değer di ucu anneme 

Hemen 

Ne oldu be kızım 

Bir şey mi var diye sorardı 

Kendi derdi azmış gibi 

Yok bişey gözüme çöp kaçtı ondan yaşardı gözlerim 

Uf oldu dizlerim 

Öpersen geçer mi anne? diyemedim. 

Ben büyüdüm 

Artık geçmiyor yaralar derin 

Doktor çare olmuyor

Allah Kerim.

Ben büyüdüm anne 

Sen küçüldün 

Ellerin, sesin titrek 

Yılları geri getirsek 

Sen ben, ben sen olurum anne biz biriz 

Bu yürek tek atarmış 

Ayrı gayrı yokmuş 

Anne olunca anladım 

Şimdilerde yüreğim pır pır 

Atıyor heyecandan 

Yavrumun yavrusu oluyor 

Bir yürekte dört can atıyor 

DÜNYA’ nın anneannesi oluyorum annem. 

Aynı senin gibi. 

Yokmuş ayrı gayrı 

Biriz 

tekiz 

Bir varmış bir yokmuş gibi.

5 Mayıs 2024 Pazar

Üç Fidan

 Bugün yaşasaydı üç çeyrek yaşında olacaktı üç fidan

Hayatın İlk çeyreğinde gözlerini dünyaya kapatan 

Yarım asırdır yüreklerde Gezmiş 

“Ne kadar yaşadığın değil, yaşadığın kadarında ne iş yaptığın önemli” diyen

Denizin uçsuz bucaksız ufkunda ki ruhlar haykırdı

“Yaşasın işçiler, köylüler, yaşasın tam bağımsızlık”

İNAN zor değil Hüseyin olmak 

“Onurla devrimci bayrağını taşımak” 

Atılırken kuyulara Yusuf 

Seslendi geride kalanlara 

“Kardeşim hasta ona iyi bakın” dedi 

Gönüllere taht kuran ASLAN bir yürek 

O gün Hızır ile İlyas birleşti 

Üç fidan Ulucanlar’da toprağa yerleşti 

Anaların yüreği debreşti

Yiğitler ölmez diye seslendi insanlık 

Üç fidan toprağa yerleşti, bugün

Bir orman Hıdırellezte yeniden yeşerdi bugün. 

Dünya Köylüsü 

Ayla Bağ 


2 Mayıs 2024 Perşembe

LEYLEKLİ KÖPRÜ’NÜN SIRLARI NİKSAR

 Medeniyetlere başşehirlik yapan memleketimin sırlarını çözmeye varmı sınız? 

Zamana meydan okuyan LEYLEKLİ KÖPRÜ  gelip geçerken hep dikkatimi çekti. Çanakçı dersinin üzerine kurulan tek gözlü yarım daire olan köprünün kilit taşına Neden bu figürler işlenmiş. Bize ne anlatmak istiyorun merakı beni araştırmaya yönelti. 

Tokat'ın Niksar ilçesindeki Roma ya da Bizans döneminde yapıldığı tahmin edilen tarihi Leylekli Köprü, asırlardır insanoğluna hizmet etmesi ve hala kullanılıyor olması günümüze kadar ayakta kalması bizim için çok büyük bir değer. İsmini köprünün kilit taşında bulunan resimden alan, ağzında yılan tutan ve yumurtası olan dişi bir leylek figüründen alıyor. 

Niksar kalesi MS.200 ile 500 lü yıllarda Pontus krallığından kalma bir kaledir. Anadolu’nun ilk tıp medresesi burada kurulmuş ve ilim bilim adamlarına burada tıp eğitimi verilmiş. Köprünün açıklık alanlığı 20 metre, bir yarım daire şeklindedir. Nizamettin Yağbasan Medresesi'ne giden Çanakçı Deresi üzerine kurulan tarihi bir köprüdür. Niksarın simgelerinden bir tanesidir. İlçemize gelen yerli, yabancı turistlerin ilgisini çok fazlasıyla çekmektedir. 

Köprünün şöyle bir özelliğide var. Altından suların aktığı,  arabaların ve insanların geçtiği ilginç bir köprü. Asırlardır bu köprünün üstünden kimler geldi kimler geçti. Altından nice sular aktı, hala ayakta insanlığa hizmet etme gayretinde olan bu köprü kilit taşındaki resim ile bize ne mesaj veriyor? 

Sosyolojik açıdan baktığımda insan oğluna anlatmak istediğini ilişkilendirmeye ve anlamlandırmaya çalışırken karşıma çok güzel bilgiler çıktı. 

Bu coğrafyanın havası suyu ve toprağı çok kıymetli. Tarım arazileriyle, kültürüyle, medeniyetiyle endemik bitki örtüsündeki çeşitliliği ve biyolojik canlı örtüsüyle  dünyanın 12 gen merkezinden ikisini Tokatta olduğunu öğrendiğimde hayret ettim. Niksar ovası bitki çeşitliliği ve suyunun kalitesiyle önde gelen merkezlerden biriydi. 

Bu bilgilerle leylekli köprünün kilit taşını örtüştürdüğümde bizlere sembol dili üzerinden mesaj veriyordu. 

Eski mitlerde Leylek bilge kuş olarak anılır ve ruhu temsil eder. Göçmen kuş leylekler her yıl havaların ısınmasıyla birlikte bu coğrafyaya gelir, yuvasını herkesin görebileceği en yüksek yere kurar,  eşi ile birlikte yuvasında yavrularını taze balıklarla ve canlı besinlerle besleyerek büyütür ve havaların soğuduğunda güz mevsiminde geldikleri sıcak memleketlere göç ederler. 

Yumurta soy nesil ve canlılığın devamı gen merkezi anlamını taşır. 

Yılan bugünde sağlık bakanlığının ambleminde kullanılır ve gen biyolojik canlılığı ifade eder. 

Bütün bu sembolik bilgilerle resme baktığımızda, 

Geçmişi geleceğe bağlayan bu köprü bize 

Ey insanoğlu !  Bu hayatta gelip geçici olduğunu unutma. Soyuna nesline sahip çık. Doğayı ve Genlerini koru. Bu toprakların kıymetini bil. Biyolojik dengeyi ve tabiatı bozma. 

Eğer bu mesajımı doğru okuyamazsan köprünün kilit taşını ortadan kaldırdığında köprü çöker. 

Sende suyuna, havana, doğana, taşına toprağına, insan nesline, çocuğuna, ailene, bitki örtüsüne, ormanına sahip çıkmazsan dengen bozulur insanlıktan çıkarsın.Yani yok olursun. Senin görevin insan olmak, fıtrat ayarında kalmak, neslin devamını sağlamak ve memleketine vatanına sahip çıkmak. 

İşte böyle kıymetli bir yoruma ulaşmamı sağlayan benim memleketimin medeni insanları, adam gibi adamı danışılan adamlar diyarı medeniyetlerin başşehri iyi belde anlamına gelen Niksar’ dan bu mesajı alıyorum ve sizlerle paylaşıyorum. 

Evliya çelebi bu şehir için ya cennet burası yada bu şehrin altında saklı demiş. Saklı cennet memleketimin sırlarla dolu tarihini okumak yeniden yorumlamak ve doğruya en doğruya ulaşabilmek için bilimin önderliğinde yol almak dileğiyle…

Güzelliklerde buluşmak dileğiyle 

Dünya Köylüsü 

Ayla Bağ 

27 Şubat 2024 Salı

KADİM ŞEHRİMİZİN KADIM İNSANLARI Emlak Danışmanı BROKER DURAN ÖZDEMİR.

 Kıymetli arkadaşlar sizlere bu hafta bu toprakların yetiştirdiği kendi hikayesinin baş kahramanı olan köyünden ayrılmak için okumaktan başka çıkış yol bulamayan, liseyi bitirdikten hemen sonra çalışma hayatına atılan ve  emekli  olduktan sonra gayrimenkul emlak piyasasının şampiyonlar liginde var olan Remax analizin aranılan yıldızı broker Emlak danışmanı Sn.Duran Özdemir’i daha yakından tanıyacağız. Eyüpsultan da ki çalışma ofisinde bir çok kişiye iş imkanı sağlayan ÖZDEMİR’i ziyaret ettiğimde güler yüzü ve tecrübesiyle fark yaratan kariyer yolculuğunda ki başarısının sırrını kahve eşliğinde yaptığımız sohbette dinledim. Şimdi sizlerle bu söyleşiyi paylaşıyorum.  

1-Bize kendinizi kısaca tanıtır mısınız? 

Tokat Niksar’ın Bayraktepe köyü’nde 1973 yılında dünyaya geldim. İlk okula burada başladım Reşadiyede bitirdim. Reşadiye Endüstri Meslek Lisesinden 18 yaşında mezun oldum. Diplomamı alır almaz polisliğe müracaat ettim. İki yıl içinde İstanbul Polis Meslek Yüksek Okulunda eğitimimi tamamladım. 20 yaşında polis oldum. İlk görev yerim Sivas. Annemin sağlık problemlerinden dolayı İstanbul’a tayin istedim. İstanbul’da ve Batman’da çalıştım. 28 yıl sonra emekli oldum. Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim İşletme fakültesi mezunuyum. Aynı zamanda  A.Ü. Emlak ve Emlak Danışmanlığı Bölümünden mezun oldum. Emekli olduktan sonra emlak işiyle uğraştım. Remax analizden ortaklık teklifi aldım. Ve bu dönemde bir çok alanda başarı ödülü aldım. İşimi severek yapıyorum. Aldığım bu ödüller benim iş hayatında ki başarı kariyerimin temelini oluşturdu. 

2- İnsanın ana vatanı çocukluğudur. Şöyle geriye doğru gittiğimizde Çocukluğunuza dair  aklınıza ilk ne geliyor.? 

Çocukluğum deyince köyüm geliyor aklıma. Köydeki bağları ve üzümlerin tadını çok özledim. Çıkarsız ilişkileri özledim. Toprak ve köy aşığı bir insanım. 

Köye gidince Nihat amcamda bir gece misafir oldum. Sabahleyin kuş sesleriyle uyandığımda kuşların bir biriyle yarıştığı ötüşleri beni çok etkiledi. Bu kuş sesleriyle uyanmak beni çok mutlu etti. Köye bir ev yapmayı düşünüyorum. 

3-Evlilik ve aile dediğimizde neler söylemek istersiniz? 

Eşimle görücü usulü evlendim. İyiki onu tanımışım iyiki onunla evlenmişim. Geniş aile olarak yaşıyoruz. Annem babam çocuklarım hepsi ile bir arada olmak onların varlığı evime değer ve bereket katıyor. İyiki varlar. Mutlu aile, mutlu çocuklar, mutlu gelecek. Hepimizin yaşam amacı bu olmalı. 

Kızım fizik mühendisi, oğlum üniversiteyi yeni kazandı. Yıldız teknik Üniversitesi metoloji malzeme mühendisliğinde okuyor.

4- Meslek hayatınızda unutamadığınız bir anınızı bizimle paylaşırmışsınız?

Meslek hayatıma dair unutamadığım bir çok anım var ama bir tanesini hemen sizlerle paylaşayım. Kapkaççılık yapan bir hırsızı yakaladım. Adam iri yarı izmandut gibi. Can siperhane savaştım ve teslim aldım. Bizi gözlemleyen bir vatandaş “helal olsun sana ben polisin hırsızla iş birliği içinde olduğunu düşünüyordum. Sizi tebrik ederim.” dedi. Benim çok tuhafıma gitti. Polis suçluyu yakalar. Adalete teslim eder. Bunun aksi düşünülemez. Normal davranışı anormal bir davranışmış gibi yüceltip vatandaşın beni tebrik etmesi beni şaşırtmıştı. 

Yine unutamadığım bir anı, Batman’da görev yaptığım dönemde çok güzel dostluklar kurdum. Meczup ve mecnun bir vatandaşın beni uyarması “abi kendine iyi bak koru kendini” dedi. Bende “sen beni korursun” dedim. “Ben seni korurum ama ya  yetişemessem, seni koruyamam”dedi. “Yetişemezsem seni koruyamam”demesi beni çok duygulandırdı. İşini düzgün yaparsan mevlam seni koruyor ben buna inanıyorum.

5-Hayatınızda Pişman olduğunuz bir şey var mı? 

Hayatımda keşke dediğim, pişman olduğum bir şey yok. Durum şartlar beni böyle yetiştirdi. Mesleğim bana çok şey kattı. Bugünkü benim ben olmama katkısı çok oldu. Hayatımı seviyorum ve gelişime açık bir insanım. Hala eğitimler almaya devam ediyorum. 

6-Emlak sektörünün aranılan ismi broker olmak nasıl bir duygu? 

Emekli olduktan sonra emlakçılık yapmak beni çok mutlu ediyor, çünkü insanların hayallerine etki ediyorum. Ve insanların hayallerine değer katıyorum. İnsanlarda iz bırakmak üzere iş yapıyorum. Prensibim bu. Benimle çalışmaları ve aranılan emlakçı olmak güvenden geçiyor. Parayı her türlü kazanıyoruz. Önemli olan insan biriktirmek. 

Ben ömrüm boyunca buna dikkat ettim. Çok güzel dostlar biriktirdim. İşimi severek yapıyorum. Karşılığınıda alıyorum. Müşteri memnuniyeti çok kıymetli. İnsanların güvenini kazanmak çok değerli benim için. Remax Emlak Danışmanlığı Türkiye ve Dünya çapında iş yapıyor. Her yerde emlak alım satımı yapabiliyoruz. Mülkün değerini değerleme yaparak belirliyoruz. Gerçek ve olur fiyatlardan şatışa sunuyoruz. İyi bir emlakçı olmanın sırrı mahallenin delisi, kedisi seni tanıyacak. Mahallenin köpeği sana havlamayacak. Sırtındaki aklet sırılsıklam olacak, ayağındaki ayakkabına su girecek, sağır sultan senin bu işi yaptığını duyacak. Yani işine hakim, bölgeyi bilen, sahada gezen, insanlarla iletişim halinde bulunan, güven telkin eden bir emlakçıyla herkes çalışmak ister. Başarı buradan gelir. Çok çalışmak ve güvenilir olmak. 2017 yılında emekli oldum 7 yıldır bu sektörün içindeyim. Dünyanın her yerinden alım satım yapıyoruz. Benim referansım müşteri memnuniyeti ve yorumlardır. İnsan biriktiriyorum. 

7-Emlak piyasasının son durumu nedir? 

Emlak piyasasında son yedi yılın en düşük Eylül ayını yaşadık. Faizler çok yükseldi. Kimse kredi ile ev alamıyor. Kredili satış şu anda durdu. 

Özgür Demirtaşın deyimiyle “Orta gelir gurubu kaybolacak. Zengin ve fakir iki sınıf olacak. Şu anda  Orta direk yok oldu.” Çok zor günlerden geçiyoruz. Aldığımız para geçimimizi sağlıyor. Yatırım yapacak durumda değiliz. 

8-Hayat size ne öğretti? 

50 yıllık hayat bana en son geçirdiğim rahatsızlık döneminde senin için sevinen ve üzülen insanların varlığı beni çok memnun etti. İnsan biriktirmek en büyük meziyetmiş bunu öğrendim. Bu hayat bana her şeyin gelip geçici olduğunu gösterdi. Dokunun dokunduğunuz yerde iziniz kalsın. 

Evlatlarımın ailesine, devletine faydalı bireyler olması en büyük isteyim. Yatırımımı çocuklarıma yaptım. Sağlıklı bir hayat sürmek en büyük isteğim. En büyük zenginlik sağlıklı olmakmış bu dönemde onu öğrendim. 

Bir gün Kızım okuldan çıkıp çalıştığım karakolda yanıma uğradı. Akşam hava karardı. Kızım sen eve git benim biraz işim var sonra gelirim dedim. Kızımı uğurladım. 10 dakika sonra kızım karakola geri geldi 

Ne oldu? hayırdır niye geldin? dedim. Kızım elindeki poşeti bana uzattı. “Baba eve giderken ayağıma dokundu bende baktım içinde para var sana getirdim poşeti “dedi. Aldım teşekkür ettim ve uğurladım. Ertesi gün bir amca karakola uğrayıp emekli maaşını düşürdüğünü ve haber vermek için karakola geldiğini söyledi. Kızımın bulduğu poşeti amcaya teslim ettik. 

Dürüst bir evlat yetiştirdiğim için kızımla gurur duyuyorum. Çok mutluyum. 

Herkese sağlıklı hayatlar dilerim.

Bu haftaki yazı dizisinde bu toprakların yetiştirdiği kıymetli bir değeri ağırlamaktan gurur duyduk. Ev alma hayali kuranların hayallerine değer katan dokunduğu hayatlara iz bırakan, Tokat’ın Niksar ilçesinin Bayraktepe köyü’nden dünyaya açılan kapıda kendi masalının baş kahramanı olarak hikayesinde bir çok başarıya imza atan, yaptığı işi aşk ile yapan, üç üniversite bitirmiş, kendi işinin patronu, “İNSANLARIN HAYALLERİNE ETKİ EDEN VE DEĞER KATAN” Remax analiz emlak danışmanı broker değerli kardeşim Duran Özdemir’e sağlıklı, mutluluk ve başarı dolu bir hayat diliyorum. Değerli zamanınızı ayırıp hikayenizi bizimle paylaştığınız için çok çok teşekkür ediyorum. 

Güzelliklerde buluşmak dileğiyle…

Dünya Köylüsü 

Ayla Bağ 

17 Ocak 2024 Çarşamba

KADİM ŞEHRİMİZİN KADIM İNSANLARI SN. AV. EYÜP EROĞLU

 “MESELE TOKATSA GERİSİ TEFERRUATTIR “

Kadim şehrimizin kadim insanları yazı dizisinde bu hafta şehrimizin tarihinde ilk defa görülecek olan belediye seçimlerinde üst üste iki  kez belediye başkanı seçilen ve üçüncü döneme aday gösterilen 2014 yılında Türkiye’nin en genç belediye başkanı ünvanını alan 36 yaşında Tokat’ın 33. Ve 34. belediye başkanı seçilen ve yaptığı çalışmalarla sosyal belediyecilik alanında bir çok ödüle layık görülen şu anda 44 yaşında üç çocuk babası, belediyecilik alanında çıraklık, kalfalık dönemini geride bırakan ve ustalık dönemine talip olan başkanımız sayın Av. Eyüp Eroğlu’nu daha yakından tanıyacağız. 

Başkanımızla ilk tanışmam Tokat’ta 2017 yılında yapılan ilk kitap fuarında KIRKIZLAR kitabının imzasında standımızı ziyaret ederek kitabımı imzalayıp hediye etmem ile başladı. Daha sonra TOKATA DEĞER KATANLAR söyleşisiyle Zübeyde Hanım Kız Meslek Lisesinde yaptığımız söyleşi başkanımız açısından bir ilkti ve benim için çok önemliydi. Öğrencilerimizle buluşması unutulmaz hatıralar arasında yerini çoktan kaydetmişti. Yeni çıkan kitaplarımı makamında ziyaret ederek imzalayıp verdim. Karşılıklı yaptığımız kültür sohbetlerinde yaptığım çalışmalardan dolayı beni takdir ettiğini dile getirdi. Kendimi Tokat Aşığı Gönüllü Kültür Elçisi olarak görüyorum. Ve gittiğim bütün mecralarda Tokatı,  Tokatın kadim insanını anlatmaya gayret ediyorum. Bugün sizlere başarı öyküsünde siyaset alanında göstermiş olduğu yenilikçi çalışmalarıyla tarih yazan kıymetli başkanımızla Tokat Balkan Türkleri Derneğinin çatısı altında değerli başkanımız Sn. Yavuz Cemil Erdem beyefendinin önderliğinde Facebook tan yaptığımız canlı yayında ki sohbetle binlerce kişiye ulaştığımız söyleşiyi aktaracağım.

Çok heyecanlıyım vakit geldiğinde kamera karşısına geçtik ve hoşgeldiniz diyerek ilk soruma geçiyorum. 

1-Kadim şehrimizin emini sayın belediye başkanımız Kısaca kendinizi tanıtır mısınız? Eyüp Eroğlu kimdir.?

1977 yılında Tokat’ta doğdum. İlköğrenimini Tokat Cumhuriyet İlkokulunda, orta ve lise tahsilini Tokat imam hatip Lisesinde tamamladım. 

1995 yılında Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde Lisans öğrenimine başladım.

1999 yılında Hukuk Fakültesi eğitimini tamamladım.

2001-2014 yılları arasında Tokat’ta serbest avukatlık mesleğini icra etmeye başladım.

Çeşitli Sivil Toplum Kuruluşlarında çalıştım. Tokat Kent Konseyi Yürütme Kurulu üyeliği, Kızılay Şube yönetim kurulu üyeliği, Elden Ele Derneği Başkanlığı, TAHAD yönetim kurulu üyeliği görevlerinde bulundum. Yine bir dönem Tokat Barosu CMK Komisyon Başkanlığı görevini yürüttüm. 

2010 yılında Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın tensipleriyle Tokat Ak Parti İl Başkanlığı görevine getirildim.

Bu görevimi 2014 Yerel Seçimlerinde Ak Parti Tokat Belediye Başkan adaylığına kadar sürdürdüm.

2014’te Ak Parti'den Tokat Belediye Başkanı olarak seçildim.

2019 Yerel seçimlerinde yeniden AK Parti'den Tokat Belediye Başkanı olarak seçildim ve halen görevime devam etmekteyim.

Evliyim.3 çocuk babasıyım. 44yaşındayım. 

2-İnsanın anavatanı çocukluğudur. Çocukluğunuza dair unutamadığınız hatıralardan bahseder misiniz?

Mütevazi bir ailenin çocuğuyum. Ailemin tek erkek çocuğuyım. İki ablam birde ben. Annem babam bizi sevgi ile büyüttü. Babamın dükkanında çırak olarak çalıştım. Mahalle kültürü ile büyüdüm. Çelik çomak oynadım. Saklambaç, çember çevirmek gibi çok güzel günlerdi. Açıktığımızda reçelli ekmek yerdik oyun oynamaya devam ederdik. Ramazanda komşularımızla ve akrabalarımızla iftar sofralarında buluşurduk. Şimdiki çocuklar evde sosyal medyayla leptoplarla oynuyorlar. Dijital mecra çocuklarımızı hapsetti. Biz çok şanslıydık. Çocukluğumu özlüyorum. Dört yıl öncesine kadar doğduğum büyüdüğüm mahallede oturuyordum. Şimdi evi değiştirdik mahalleden ayrıldım. Çocukluk arkadaşlarımla hala görüşüyorum. 

3-Yakın zamanda babanızı kaybettiniz Allah rahmet eylesin. Baba deyince aklınıza ne geliyor. ?

Herkesin babası herkes için çok değerli. Benim babam benim için çok değerli ve özeldi. Kendime örnek aldığım bir insandı. 88 yaşında vefat etti. Okumuş lise mezunu bir insandı. Manifaturacı dükkanı vardı. Ticaretle uğraşıyordu. İyi bir insandı. Her zaman şu öğütte bulunurdu. Paranızı helalden kazanın derdi. İyi insan millete faydalı insan olarak kendinizi yetiştirin, ayağınızı yere sağlam basan işlerde bulunun, milletin dedikodusunu yapmayın, kendi işinize bakın, ölçülü olun, hak yemeyin, derdi. Bu öğütler benim mihenk taşım oldu. İşimizi iyi yapmalıyız. Milleti ve ülkeyi sevmek işini iyi yapmaktan geçer. Babam benim için bir dağdı. 

4-Okul yıllarınız nasıl geçti? 

İmamhatip Lisesinde sözel bölümde okudum. Aklımda eczacılık okumak vardı. Ama sözel okuduğum için öğretmen olmak istedim. Son iki sene çok iyi ders çalıştım. Sınav puanım yüksek gelince hukuk tercih ettim. Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldum. Lise yıllarımda sporla ilgilendim okulun basketbol takımında oynadım. Gençlerimize buradan sesleniyorum. Bu ülkenin ara elemana ustalara, sanatkarlarada çok ihtiyacı var. Üniversite okusunlar ama kendilerini başka alanlardada geliştirsinler. 

5-Sayın başkanım gelenek ve göreneklerimizde insan hayatının en önemli dönüm noktası evlilik hakkında neler söylemek istersiniz? Sizin evliliğiniz görücü usulüyle mi severek mi oldu? 

İkiside diyebiliriz. Eşimi staj yaptığım yerde gördüm. İlgimi çekti çok hoşuma gitti. Ailemle bu durumu paylaştım. Aileler tanışıyordu. Eşimle bir ön görüşme yaptık. Birbirimiz için yaratıldığımız hissiyatını kalpten hissettik. Geleneklere uygun olarak daha sonra isteme ve 2015 te düğün oldu. Üç çocuğum var. Gençlerimize evlenmelerini tavsiye ediyorum. Çocuk evin neşesi meyvesi. Güçlü aile güçlü toplumların temelini oluşturuyor. Aile insanın mutluluğu disipline olduğu yerdir.

6-Yıl 2014 dört kişilik bir ailenin sorumluluğunu taşırken bir seçimi kazanmanızın gecesinde 160 bin kişinin sorumluluğunu omuzlarınızda hissettiğinizde korktunuz mu? Nasıl bir duygu yaşadınız bunu öğrenebilir miyim.?

Bu görev bana 28 kasımda tebliğ edildi. Ailemle görüştüm onlarında onayını aldıktan sonra kararımı merkeze bildirdim. Ve iki gün kala Ak Parti il başkanlığından istifamı verdim. Seçim hazırlıklarına başladık. Ekip arkadaşlarımla birlikte şehri masaya yatırdık, 61 projenin Planlarını yaptık ve günü geldiğinde seçimi kazandık. O günden sonra bütün yük üzerime geldi. Müthiş bir sorumluluk hissettim. Görevimi tam layıkıyla yapabilirmiyimin korkusu sardı. Çok düşündüm. Acabalarım çok oldu. Layıkıyla hakkıyla, adaletle, dürüstlükle bu işi yapabilecekmiyim sorularını kendime sordum. 7.5 yıldır bu yolda yürüyorum. Her şey ortada şeffaf çalışıyoruz. O günlerde geceleri uyumadığım günler oldu. Bana emanet edilen bu makamda halkımıza, aileme, Cumhurbaşkanımıza ve kendime verdiğim sözün ağırlığıyla çok çalıştım. Çok zor geçti. İkinci seçime kendime daha güvenli girdim. Sorumluluğun ağırlığı vardı ama beş yıllık bir tecrübeyle İkinci kez seçildiğimde daha rahattım. Çıraklık döneminden kalfalık dönemine geçişim kolay oldu. Beş yıllık bu tecrübe bize çok şey kattı. Ben hiç bir göreve talip olmadım. Seçildim. Görev verildi yaptım. Üçüncü dönemde yeniden aday gösterirlerse ustalık dönemi olur. Şimdiden bir şey söyleyemem. Akışa bırakmak lazım. 

7-Hayatınızda keşke dediğiniz bir olay var mı? 

Keşke dediğim bir olayım yok. Ben çok şanslıyım. Çok güzel bir şehirde çok güzel insanların yaşadığı bir şehire hizmet etmekteyim. Bazen iletişimsizlikten dolayı anlaşılmazlıklar yaşıyoruz. Bu gibi durumlarda kendimizi o insanların yerine koyarak derdimizi anlatıyoruz. Bazen biz bir şey yapmak istiyoruz halk istemiyor. O zaman biz geri adım atıyoruz. Doğrusu böyle diye halkı dinliyoruz. İstişareyi çok önemsiyorum. Kendimi yenilemeye çalışıyorum. Böylesine hızlı değişen bir dünyada Eyüp Eroğlu olarak kendimi yenileyemiyorsam geride kalırım. Kendimi eksik bırakırım. Her şey değişiyor. Tabiki sonuç olarak keşke dediğim bir şey olmadı. 

8-Alimler konağı şairler yatağı fazıllar yurdu Tokatın el emini başkanımızdan bir şiir dinleyelim dersek bize ne okumak istersiniz. ? 

Cahit Sıtkı Taramcı’dan 

Memleket isterim şiirini bu güzel memleket için ve bizi dinleyenler için okuyalım. 

Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun;
Kuşların çiçeklerin diyarı olsun.

Memleket isterim
Ne başta dert, ne gönülde hasret olsun;
Kardeş kavgasına bir nihayet olsun.

Memleket isterim
Ne zengin fakir, ne sen ben farkı olsun;
Kış günü herkesin evi barkı olsun.

Memleket isterim
Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun;
Olursa bir şikâyet ölümden olsun.

9- Hiç mübadil köyüne gittiniz mi ? 

Hiç gitmedim. Ama en kısa zamanda bir soğan pidesi yemek ve hemşerilerimizi ziyaret etmek için Ayla hanım Yavuz başkanımızla birlikte bahara doğru sizin köyünüze gidelim. 

10-Son olarak neler söylemek istersiniz Başkanım ? 

Çok güzel bir çoğrafyada dağıyla taşıyla, kurduyla kuşuyla, çiçeğiyle böceğiyle, güzel insanları ile büyük bir vatanda yaşıyoruz. Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere bize bu vatanı hediye eden bütün atalarımıza şehitlerimize rahmet diliyorum. Böylesine güzel vatan topraklarında yaşıyoruz. Bağımsızlığımızın sembolü bu bayrağın gölgesinde ezan sesleriyle kardeşçe yaşayalım. Farklılıklarımız zenginliğimizdir. Kadın erkek cinsiyet farklılığımızla, Türk, Kürt, Çerkez, laz, ırkı farklılığımızla, Alevi, Sünni sosyalist, ataist, inanan, müslüman, muhafazakarıyla düşünsel farklılığımızla hepimiz kardeşiz. Kardeşçe yaşamamız için dua ediyorum. 

Tek bir vatanımız var, tek bir bayrağımız var, bu kardeşlik bilinciyle hep birlikte yaşayalım. Bu ülke daha güçlü olsun, ekonomimizle, kültürümüzle bilimimizle sanatımızla spor alanında güçlü olalım. Bu şehri bir adım öteye götürecek herkes bunun için çalışmalı. Mesele Tokat’sa gerisi teferruattır. Sizlerden isteyim, açık ve net söylüyorum. Hepimiz emanetçiyiz. Bu görevlerde geçiciyiz. Görevimizi tamamlar yolumuza devam ederiz. Bize yol gösterin. Bize tavsiyelerde bulunun. Hep birlikte daha güçlü oluruz. Gelin birlikte çalışalım. İyi yaptığımız işlerde bize dua edin. En az sizin kadar bu şehri seven bir kardeşinizim. Her gün sabah kalktığımda heyecanla bu şehir için ne yapabilirim diye düşünen bir kardeşinizim.  Birlikte nice nice güzelliklere imza atalım. Önümüzdeki 10 -15 yıl içinde Türkiye’nin ilk 20 ili içinde yer alacak potansiyele sahip bu şehir. Bunu hep birlikte inşa edeceğiz. 

Bana bu fırsatı verdiğiniz için çok teşekkür ederim. 

Sizlerle birlikte olmaktan mutluluk ve onur duydum. 


Söyleşinin sonuna geldik başkanım 

26 Haziran 1919 da Mustafa Kemal Atatürk’ün Tokata geldiğinde Tokat belediyesinin salonunda 25 kişilik aydın bir guruba yaptığı konuşmadan bir söz ile proğramı söyleşiyi toparlamak istiyorum. 

“Hiçbir savunma vasıtasına sahip olmasak dahi, dişimiz, tırnağımızla, zayıf ve dermansız kolumuzla mücadele ederek şeref ve haysiyetimizi, namusumuzu müdafaa etmeyi zaruri görüyorum. Tarih bize, vatan uğrunda, canını malını esirgemeyen milletlerin asla ölmediklerini, hala yaşadıklarını göstermektedir. Ben hayatımı hiç bir zaman milletimden üstün görmedim ve görmeyeceğim. Her an milletim için şerefimle ölmeğe hazırım." Diyor. 

Kadim şehrimizin kadim insanları yazı dizisinde bu hafta Kıymetli başkanımıza bize gönül kapılarını sonuna kadar açan samimi duygularla sorduğum sorulara içtenlikle cevap veren şehrimizin 33. Ve 34. Belediye başkanı sayın Av. Eyüp Eroğlu’na çok çok teşekkür ederim. Siyasi kariyerinde ustalık döneminin şehrimize hayırlı uğurlu olmasını temenni ediyorum. Çalışma hayatında kolaylıklar diliyorum. Bir olmanın iri olmanın ve diri olmanın bilinciyle…

MESELE TOKATSA GERİSİ TEFERRUATTIR. 

Güzelliklerde buluşmak dileğiyle…

Dünya Köylüsü 

Ayla Bağ