3 Kasım 2025 Pazartesi

ALİ’ŞİMİZ VAR

 BİR GÜN BİR RUMELİ’LİYE SORMUŞLAR:

"Neden buradasınız" diye:

-Tuna boylarında Aliş’imiz var!

Yemen Türküsü’ne ağlayışımız,

Nasrettin Hoca’ya gülüşümüz var!

“Alı var” diyorlar “kırmızı güle”

Hasan’ım martini alıyor ele,

Ramizem’in evi kapılmış yele...

Yusuf’la Arda’ya dalışımız var!

Sevda yalan derler, sakın inanma!

Tuna’dan geliyor ince donanma!

Koca Yusuf seni unuttuk sanma!

Deli Ormanlar’da güreşimiz var!

Yunus gibi yüce pirlerim durur!

Sarı Saltuk gibi erlerim durur!

Anıttepe gibi yerlerim durur!

Samsun’dan yükselen 

güneşimiz var!

Akdeniz’de yüzer

Yavuz’umuz var!

Manastır içinde havuzumuz var,

Arda’da, Aras’ta, Zap’da kutlanır,

Nevruz Günü, 

Hıdırellez’imiz var!

Malkoçoğlu eyerler mi kıratı

Eser zaman, yakın eder serhati

Mostar imiş şu dünyanın Sırat’ı

Yıkık köprüsünde bir taşımız var.

Kızanlar hatıra getire bizi

Balkanlar koynuna yatıra bizi

Yıllardır yaşatır hatıra bizi...

Üsküp’te beş yüzyıl kalışımız var..

Uyduk mürteciye, döndük şaşkına!

Döndük bir bir muhacire, düşküne!

Yetiş beylerbeyi Allah aşkına

Üç yüz yıl uykuya dalışımız var..


Küfür saydık, felsefeyi bilimi

Ezberledik hurafeyi zulümü

Hak etmeden katliamı, ölümü,

Üç yüz sene bozgun 

oluşumuz var..

Al bre, al bizi, al götür bu yaz

Tuna’yı, Bosna’yı özledim biraz

Sorma bre sorma ne işimiz var

Tuna boylarında Aliş’imiz var

Samsun’dan yükselen 

güneşimiz var

Gök gözlü, nur yüzlü MUSTAFA KEMAL'imiz var.!”       

-Alıntı**

BALKAN RÜZGARI

 Tokat’ta İki Günlük Dostluk Köprüsünün üstünden Balkan rüzgarı esti. 


26 -27 Eylül tarihlerinde Tokat Balkan Türkleri Derneği’nin ve Rumeli Balkan dernekler Federasyonunun önderliğinde kadim şehrimiz Balkan Rumeli Türkleri Konfederasyonunun yönetim kurulu toplantısına ev sahipliği yaptı. Yurdumuzun dört bir yanından (12 ilinden )gelen misafirlerle İki gün süren bu gezi, hem biz Tokatlılar için hem de misafirlerimiz için unutulmaz anılarla dolu geçti.


900 adımda 900 yıllık tarihe şahitlik etmek için Taşhan ve Gök Medreseden başlayan gezimizin  ardından misafirlerimizle Sulu Sokak’ta yürüdük. Daracık taşlı yollarında dolaşırken, geçmişten bugüne uzanan Tokat’ın ruhu kendini hissettirdi. 


Latifoğlu Konağı’nda geçmişin kapılarını araladık. Odaları gezerken sanki yüzyıllar öncesine gidip Tokatlı bir ailenin misafiri olduk. Mevlâna müzesi ise gönüllere ayrı bir dokundu. O manevi iklim, hem bizlere hem de Balkanlardan gelen misafirlerimize derin bir huzur kattı. Tokatın medarı iftiharı Plevne kahramanı Gazi Osman Paşa heykelinin önünde topluca çekilen fotoğrafla tarihe belge bıraktık. 

Tokat’ın vazgeçilmez lezzetlerinden olmazsa olmazı Tokat kebabı! Taş fırında ağır ağır pişen kebabın kokusu daha sofraya oturmadan içimizi ısıttı. Hep birlikte aynı sofrada buluşmak, adeta dostluğun tadını da aynı lokmalarla paylaşmak gibiydi.


Gezinin en hüzünlü hemde bir o kadar da anlamlı anı Mora Katliamı üzerine verilen konferanstı. “Mübadele masalı “şiiri ile duygu dolu anlara,  tarihin acı hatıralarını dinlerken gözlerimiz nemlendi. Ama aynı zamanda şunu da hissettik: Bizler, ortak acılarımızı paylaştıkça daha çok kenetleniyoruz ve dostluğumuz daha da büyüyor.

Darül Beda-i Sanat Kahvesinde canlı müzik eşliğinde içilen çayların ve samimi sahbetin tadı gönülleri fetteti. Gelen misafirlerimiz bu süreçte Tokata olan hayranlıklarını dile getirdiler ve şimdiye kadar gelip bu şehri görmedikleri için kendilerini hayıfladılar. 


İki gün boyunca kadim şehrimiz Tokat’ın sokaklarında gezerken sadece şehrimizi tanıtmakla kalmadık; gönül köprüleri de kurduk. Tokat, Balkanlardan esen rüzgârla bir kez daha kardeşliğin şehri oldu. Birlik ve beraberliğin kenetlendiği bu güzel organizasyonda emeği geçenleri başta kıymetli Dernek başkanımız Sn. Yavuz Cemil Erdem beyefendinin şahsında tüm yönetim kurulu arkadaşlarımı yürekten kutluyorum. Bizlere desteğini esirgemeyen kadim şehrimizin el emini değerli sayın Mehmet Kemal Yazıcıoğlu’na ayrıca teşekkür ederim. 


Ve elbette ki bütün bu güzelliklerin üstüne Tokatlı insanının misafirperverliği, sıcacık gülümsemesi ve gönül zenginliği damgasını vurdu. Çünkü biz biliriz ki Tokat’ta misafir, sadece ağırlanmaz; baş tacı edilir.

Güzelliklerde buluşmak dileğiyle…

Dünya Köylüsü 

Ayla Bağ 

DERİZ BİZ !

 YÖRE AĞZIYLA DERİZ...!


AKILLIYA : Arif

KİBARA    : Zarif

KONUMA : Tarif 

ERKEĞE   : Herif, deriz biz.   


MUHTARA: Ayan  

KADINA    :  Bayan 

ZARARA   :  Ziyan 

KIRKAYAĞA:Çıyan, deriz biz...


GÖK BONCUĞA :Nazarlık 

EV HARCINA : Pazarlık

BİLGİÇLİĞE 

UKALALIĞA :İşgüzarlık deriz biz.


TIRPANA : Kosa 

BEZ CÜZDANA: Kese 

SAKALI ÇIKMAYAN

ERKEĞE     : Köse 

ASFALTA   : Susa deriz biz...


DÜŞMANA: Hasım 

AKRABAYA: Hısım 

FOTOĞRAFA:Resim, deriz biz...


BAHÇEYE: Harım 

FITIK OLANA:Yarım 

BACADAKİ İSE :Kurum 

SAĞLAM İPE: Sırım 

DEVE YAVRUSUNA: Dorum 

ŞÜKREDERKEN: Allah Kerim deriz biz...


MERMİYE   :Sıkı 

ALTINA       :Takı 

KOCAKARI SARGISINA:Yakı 

EŞKIYAYA   :Şaki deriz biz...


KADIN KILIĞINA 

GİRMİŞ ERKEĞE: Köçek 

YATAĞA : Döşek 

HADDİNİ BİLMEZE :Eşşek deriz biz. 


SU YOLUNA: Savak 

SELVİYE       : Kavak 

GÖSTERİŞLİ EVE: Konak 

ÇORBA TASINA: Çanak 

ENAYİYE : Avanak 

AKLI ERMEYEN 

YAŞLIYA  : Bunak deriz biz...


ÜŞÜMEYE: Buymak 

İŞİTMEYE: Duymak 

AKLI BAŞINA 

GELMEYE: Aymak 

SÜTÜN ÜSTÜNE: Kaymak 

KÜFÜRE : Sövmek 

YÜCELTMEYE: Övmek 

ACELEYE: Evmek 

HOŞ DUYGULARA: Sevmek deriz biz...


SU YOLUNA: Arık 

SEBZE SIRASINA: Karık 

DERİDEN BASİT 

AYAKKABIYA: Çarık 

HAM ÜZÜME: Koruk 

SEVİMSİZ YAŞLIYA: Moruk, deriz biz...


YUFKADAN YAPILAN 

DÜRÜME: Çomak 

USTA YARDIMCISINA: Yamak 

SARILI İPE: Yumak 

İP SALINCAĞA: Hamak, deriz biz.


SURAT ASANA: Mandallı 

YÖRE KOSTÜMÜNE: Bindallı 

SAF KİŞİLERE: Andavallı, deriz biz.


KOMŞUYA SAYGIYA: Hatır 

ET KIYMA BALTASINA: Satır 

GÜVENİLMEZ KİŞİYE: Katır, deriz biz...


PINARIN HATILINA: Yalak 

İNSANIN APTALINA: Salak 

ASIK SURATA : Somurtkan

MANDA YAVRUSUNA: Malak 

BOYUN BAĞINA: Dolak 

PATİKAYA: Yolak,  deriz biz...


SEBZE OTU AYIKLAMAYA: Çapa 

ÇAY BARDAĞINA: Kupa 

ÇOCUĞA KIZINCA: Sıpa, deriz biz


HAYVANIN İPİNE: Örük 

KALAYCININ 

YELLEME ARACINA: Körük 

GÖÇERLERE: Yörük, deriz biz...


SÜLEYMAN'A: Sülek 

ELİ AÇIĞA      : Selek 

İYİ HUYLUYA : Melek 

GÖMLEĞE      : Yelek 

HAM KAVUNA : Kelek, deriz biz...


ÇİMENE         : Çayır 

YOKUŞA        : Bayır 

KARŞILIKSIZ 

İYİLİĞE          : Hayır, deriz biz...


BEBEĞİN SİDİK 

GİDERİNE       : Sibek 

KAHVE 

ÖĞÜTÜCÜYE :Dibek 

EKİN YIĞININA: Öbek 

DAĞ MANTARINA: Göbek 

FIRILDAK KİŞİYE: Şebek 

GÜZELE  : Bebek,  deriz biz...


ÇOCUK YATAĞINA: Beşik 

KAPI GİRİŞİNE : Eşik 

CİLTTEKİ 

KIZARIKLIĞA: Pişik, deriz biz...


BAŞ ÖRTÜSÜNE: Yazma 

GÜZEL AHLAKI 

KAYBETMEYE : Yozma 

KABA SABA ADAMA : Kazma 

SEYAHATE: Gezip-tozma 

BIKKINLIĞA: Bezme, deriz biz...


YEŞİL GÖZE: Çakır 

YOKSULA    : Fakir 

KALAYLANAN 

KABA           : Bakır

BOŞ KİLERE: Tamtakır, deriz biz...


ASKER SOMUNUNA: Tayın 

EŞİN ERKEK KARDEŞİNE: Kayın 

SAYGI DUYULANA: Sayın 

HİLEYE, ENTRİKAYA: Oyun 

HERKESE İTAAT 

EDENE  : Koyun, deriz biz...


TAVUĞUN YUMURTLAMA 

YERİNE: Holluk (folluk)

ÜRÜNÜN BEREKETİNE: Bolluk 

EĞLEŞİ YERİNE: Dulluk 

YOLCU AZIĞINA: Yolluk, deriz biz. 


DÜĞÜN DAVETİYESİNE: Oku 

GÜL SUYU VE YAĞINA : Koku 

TAŞ DİBEĞE: Soku deriz biz...


DEMİR KİRİNE: Pas 

İRİ SAMANA   : Kes 

ÇORBA KABINA:Tas 

SÜRÜYÜ ARDINDA

SÜRÜKLEYEN LİDER 

KOYUNA  :Kös 

MATEME, HÜZNE: Yas, deriz biz...


YEMEĞE    : Aş 

HAYVAN SAYISINA: Baş 

OLMAYACAK İŞE: Yaş 

ACEMİYE, ÇAYLAĞA :Kuş 

RÜYAYA    : Düş, 

deriz biz...


BİRAZA   : Acık 

SALATALIK DOĞRANMIŞ 

YOĞURDA: Cacık 

DERİ CEKETE: Gocuk 

YAŞININ HAKKINI 

VERMEYENE: Çocuk, deriz biz...


YÜKSEK YERE.:Tepe 

KALIN CEKETE: Kepe 

TUTUK KONUŞANA: Pepe 

KULAK TAKISINA: Küpe deriz biz...


KÖRPE KUZUYA: Emlik 

KÖTÜLÜĞE : Kemlik 

ÇAYDANLIK ÜSTÜNE : Demlik 

BAHARLIK OTA : Yemlik, deriz biz...


ASMA YAPRAĞINA: Tefek 

KIRDAKİ MOR ÇİÇEKLİ OTA : Efek 

ATEŞLİ SİLAHA: Tüfek, deriz biz...


ZENGİNLİĞE, BOLLUĞA : Varlık 

YOKLUĞA, FAKİRLİĞE : Darlık 

EZİYETE, GÜÇLÜĞE  : Zorluk 

HOŞ GEÇİME, HUZURA : Dirlik 

DAYANIŞMAYA : Birlik, deriz biz...


TEMELDEKİ KAZIĞA : Söven 

YAMAÇLARDAKİ 

DİKENLİ BİTKİYE : Geven 

HARMAN SÜRME 

ARACINA : Düven 

TATSIZ YİYECEĞE : Yavan 

UZUN BOYLU, 

YAKIŞIKLIYA : Civan, deriz biz...


EVLENME TÖRENİNE : Düğün 

YEMEK 

VAKİTLERİNE: Öğün, deriz biz...


VÜCUTTAKİ ÖZÜRE: Araz 

HASTALIĞA: Maraz 

KİNLE YAPILAN 

KÖTÜLÜĞE : Garaz, deriz biz...


YARAMAZA: Şelet 

KÜÇÜK ÇOCUKLARA: Velet 

SU BİRİKİNTİSİNE: Gölet 

SALGINA: Ölet, 

deriz biz...


TAMAHKARA: Aç gözlü 

DOBRAYA : Açık sözlü, deriz biz...


KEÇİ KILINDAN DOKUNAN 

YER ÖRTÜSÜNE: Çul

DEĞERSİZ PARAYA: Pul

BİAT EDENE: Kul 

EVLİLİK YAPIP 

AYRILMIŞA: Dul 

GICIK KİŞİYE: Kıl, deriz biz...


ATIN OTURAĞINA: Palan 

GERÇEK OLMAYAN

SÖZE : Yalan 

SİNSİ KİŞİYE: Yılan, deriz biz...


ÇÖKELEĞE: Keş 

HAYVAN ÖLÜSÜNE: Leş 

PAY ETMEYE: Üleş 

BEDAVAYA: Beleş, deriz biz...


(Not: Emekli Öğretmen İsmail Sağlam‘dan alıntıdır)

9 Haziran 2025 Pazartesi

YER GÖK

 YERLE GÖĞÜN BİRLEŞTİĞİ YER …

Ayın şavkı vuruyor kıvrılarak nazlı nazlı akan yeşil ırmağın üzerine. Dingin bir gecenin sabahında güneş henüz Yeşil Irmağın sularında ışıldamaya başlamışken, ezandan sonra Tokatın dar sokaklarında yankılanan yağlıcı, simitçi sesleri ile çocukluğum uyanır sabahın seherinde. Bir yanda Danişmentlilerden kalma ANADOLUNUN ilk eseri Garipler Camisinin ezan sesiyle, diğer yanda Osmanlıdan kalan son eser Saat Kulesinin din dong sesi buluşur asumana baş kaldırmış gibi dimdik duran Tokat kalesinin semalarında. Türk islam aleminin ilk dönemine ev sahipliği yapan bu kadim şehir medeniyete açılan kapısı Gök Medrese ile başka bir aleme seyri suluk ettirir insanı. Bu şehri gezmeye, görmeye gelenleri mest ettirir mavi çinisi. Tokatın taşlı yollarında yürümek, sadece bir kentte dolaşmak değil; tarih boyunca yan yana, iç içe yaşayan kültürlerin izinde bir zaman yolculuğuna çıkmaktır aynı zamanda. Kadim şehrimizin yaşayan ruhu bu toprağa ayak basanlara kıvılcım ateşini  tutuşturacak niteliktedir. O yüzden Hz Mevlana” Tokata gitmek gerek “sözünü söylemiştir.

Burada neredeyse her taş, her kapı tokmağı, her sokak ismi bir başka medeniyetin, bir başka inancın tanıklığını yapar adeta. Kadim bir mutfak kültürü, yüzyıllardır değişmeyen el sanatları, sözlü gelenekler ve yerel anlatılar, kentin yaşamına sinmiş şekilde hâlâ varlığını sürdürerek üretilen eserlere semboller olarak sirayet etmiştir. İşte bu nedenle Tokat yalnızca bir şehir değil; yaşayan, soluyan bir açık hava müzesi olarak bilinir.

Bir kenti değerli kılan yalnızca onun nüfusu, altyapısı ya da ekonomisi değildir. Asıl kıymet, o kentin tarih boyunca biriktirdiği kültürel mirasta, bu mirasın kent dokusuna ve insanlarına nasıl sindiğinde ve bugün nasıl sahiplenildiğinde saklıdır.

Kültürel zenginlik yalnızca geçmişin hatırası değil, bugünün kimliği ve yarının mirasıdır. Anadolu tarih boyunca dinler arası hoşgörüye çok kültürlü gündelik hayatla iç içe geçmiş bu katmanlı tarihin izlerine Tokat şehrinde de kolaylıkla rastlanır. Yeter ki gözlerimiz sadece vitrinlere değil, pencerelere, duvarlara, kapılara, dağlara, ovalara seslere ve adımlara da açık olsun.

Şehirler, çoğu zaman modern yaşamın ritmine ayak uydurmaya çalışan kalabalık ve karmaşık yapılar olarak algılanır. Ancak bu karmaşanın altında, yüzyılları bulan bir tarih, çok katmanlı bir kültürel doku ve derin bir kolektif hafıza yatar. Bu açıdan bakıldığında Şehirler yalnızca yerleşim alanları değil, aynı zamanda yaşayan açık hava müzeleridir. Bizim Sulusokak akademisi dediğimiz alan bunun en güzel örneğidir Her sokağı, her yapısı, her meydanı geçmişten bir iz taşır; her yapı taşı, her ağaç gölgesi bir hikâyenin parçasıdır. Yerle göğün birleştiği yerdir Sulusokak. TOKAT. 

“Bir şehri tanımak istiyorsanız müzelerine değil, sokaklarına bakın “ der bazı kent tarihçileri. Çünkü sokaklar, bir kentin gerçek belleğidir. Aynı yoldan yüzyıllar boyunca geçen insanların ayak izleri, taş kaldırımlara sinmiştir. Eski mahallelerdeki taş evler, ahşap kapılar, demir perfoje parmaklıklar yalnızca estetik öğeler değildir; her biri geçmişten bugüne gelen yaşam biçimlerinin, ustalık geleneklerinin ve toplumsal ilişkilerin taşıyıcılarıdır.

Mimariden başlayarak kentsel peyzaj öğelerine kadar pek çok unsur, bir toplumun kültürel kodlarını içinde barındırır. Örneğin Osmanlı dönemi mahalleleri, avlulu evleri, çeşmeleri ve camileriyle yalnızca mimari birer yapı değil; komşuluk ilişkilerinin, mahalle kültürünün ve kolektif yaşamın mekânsal karşılığıdır. Modern kentleşmeyle birlikte çoğu yapı yıkılmış ya da dönüşmüş olsa da, ayakta kalan her eser geçmişle bir bağ kurma imkânı sunar bizlere. 

Kültürel birikimi yüksek kentler, içinde barındırdığı sanat eserleri, mimari yapılar, dini ve sivil anıtlar ile adeta sayfa sayfa açılan katman katman derinliklerine inilerek okunan bir kitap gibidir. Bu kitabı okuyabilmek için dikkatli bir göz ve bilinçli bir farkındalık gerekir. Bir Şehrin sokak isimleri bile tarihsel olayları, unutulmuş kahramanları ya da yerel efsaneleri gün yüzüne çıkarabilir. Örneğin, "setenciler Meydanı", "sulusokak”, çekenli, dabakhane,  “kınalı Ali”, “onbeşliler”gibi isimler, kentin ekonomik , kültürel geçmişini ve zanaatkârlık mirasını bugüne taşır.

Bu farkındalık yalnızca bireysel düzeyde kalmamalıdır. Şehir planlamacıları, yerel yönetimler ve eğitim kurumları, kent kültürünün sürdürülebilirliğini sağlamak için bu mirası görünür kılacak uygulamaları hayata geçirmelidirler. Bilgilendirici levhalar, mobil rehber uygulamaları, kültür rotaları ve tematik yürüyüş yolları gibi araçlarla kentin kültürel hafızası halka açılabilir. Bu sayede kent sadece yaşayanlar için değil, ziyaretçiler için de bir keşif alanına dönüştürülmüş olur. 

Açık hava müzesi kavramı yalnızca geçmişe dair yapıları değil, yaşayan kültürleri de kapsar. Şehirlerde unutulmaya yüz tutmuş geleneksel el sanatlarını yaşatan efsane ustalar, süregelen el sanatları, geleneksel mutfaklar, yerel festivaller, halk dansları ve sözlü kültür öğeleri bu mirasın canlı parçalarıdır. Örneğin Tokatta MEHMET KÜÇÜK ustamın bakırcı dükkânı, yalnızca bir üretim alanı değil; aynı zamanda yüzyıllardır süregelen bir geleneğin günümüzdeki yansımasıdır.

Aynalı çarığın aynası ve mimaride kullanılan Yüksek kahvehanede ki ayna sembolü bize bizi en özünden hatırlatır adeta. 

Bu tür yaşayan kültürel değerler, kentin ruhunu koruyan ve zenginleştiren unsurlardır. Ancak ne yazık ki, bu değerler kentleşmenin ve küreselleşmenin baskısı altında giderek görünmez hale gelmekte ya da ticari amaçlarla yüzeyselleştirilmektedir. Bu nedenle koruma yaklaşımı yalnızca fiziksel yapılarla sınırlı kalmamalı; somut olmayan kültürel miras da dikkatle ele alınmalı ve desteklenmelidir.

Kentlerin açık hava müzesine dönüşmesi yalnızca fiziksel düzenlemelerle değil, halkın bilinçli katılımıyla mümkündür. Kültürel mirasın korunması ve yaşatılması, yalnızca uzmanların ya da yerel yöneticilerin değil, kentte yaşayan her bireyin sorumluluğudur. Bu nedenle okul öncesinden başlayarak kent bilincini geliştiren eğitim programları hazırlanmalı; çocuklara ve gençlere yaşadıkları kentin tarihi, coğrafyası ve kültürel değerleri tanıtılmalıdır. Bu konuda adım atan tüm yöneticileri yürekten kutluyorum. 

Aynı şekilde kentlilerin sürece katılımını teşvik eden projeler geliştirilmelidir. Mahalle ölçeğinde bellek yürüyüşleri, sözlü tarih çalışmaları, kentsel hikâye anlatıcılığı etkinlikleri, kent arşivleri ve dijital bellek platformları bu sürecin önemli parçalarıdır. Kentte yaşayanlar, kendi hikâyelerini paylaşarak hem geçmişi sahiplenir hem de ortak bir gelecek inşa eder.

Kentler, geçmişle gelecek arasında bir köprüdür. Bu köprünün ayakta kalabilmesi, geçmişin izlerini taşıyan yapılar kadar bugünün duyarlılığına da bağlıdır. Bir kent, yalnızca modern gökdelenleriyle değil; korunmuş bir çeşmesi, restore edilmiş bir hanı, yaşatılan bir efsanesi ile (KIRKKIZLAR) anlam kazanır. Kentte yürürken bir an durup çevremize dikkatlice baktığımızda, aslında her şeyin bir anlatısı olduğunu fark ederiz. Bir kapı tokmağı, bir duvar yazısı, bir eski taş badal bile bize bir zamanlar orada yaşanmış hayatlardan söz eder inceden inceden. 

Prof.Dr.Süheyl Ünver  hocanın dediği gibi “Anadoluda hiç bir şehirde göremeyeceğiniz hatta İstanbul dahil 5-6 zaman diliminin anıtsal eserlerini bir fotoğraf karesine sığdıracağınız başka bir  memleket yok “ der Tokat için. 

Bu nedenle kentleri yalnızca fiziksel büyüme ve ekonomik kalkınma üzerinden değerlendirmek yerine; kültürel mirası ile yaşayan, anlatan ve öğreten açık hava müzeleri olarak görmek, onları daha anlamlı, daha yaşanabilir ve daha sürdürülebilir hale getirmek için bilinçli yöneticilere ve bilinçli halka ihtiyaç vardır. 

Yerle göğün birleştiği yerdesin …

Farkındalığımızın farkında olmak dileğiyle…

Dünya Köylüsü 

Ayla Bağ 


29 Mayıs 2025 Perşembe

Felsefi Tarih

 Eski Çağlarda Türk, Çin, Yunan ve İran Kültürlerinde Tarih Felsefesi: Karşılaştırmalı Bir İnceleme


Giriş


Tarih felsefesi, geçmişin yalnızca kronolojik olarak değil, aynı zamanda anlamı, yönü ve amacı bağlamında da ele alınmasını sağlayan bir düşünsel faaliyettir. Eski çağların büyük kültürleri olan Türk, Çin, Yunan ve İran medeniyetleri, tarih anlayışlarını farklı toplumsal, dini ve metafizik temeller üzerine inşa etmişlerdir. Bu makalede, söz konusu dört medeniyetin tarih felsefeleri karşılaştırmalı olarak ele alınacak; tarihsel olayların anlamlandırılması, zaman algısı, döngüsellik/ilerlemecilik, kutsal tarihler ve kolektif hafıza gibi kavramlar üzerinden incelenecektir.



1. Türk Kültüründe Tarih Felsefesi


1.1. Sözlü Geleneğin ve Destanların Rolü


Eski Türk toplulukları, tarihsel bilgilerini büyük ölçüde sözlü kültür aracılığıyla aktarmışlardır. Bu sözlü anlatılar içinde destanlar (Alp Er Tunga, Ergenekon, Oğuz Kağan) tarihsel hafızanın temel taşıdır. Bu metinlerde tarih, bireyin değil toplumun ve hakanın kaderiyle özdeşleştirilmiştir.


1.2. Döngüsel Zaman ve Göktengri İnancı


Türk tarih felsefesi, döngüsel zaman anlayışı ile şekillenmiştir. Devletlerin yükselip düşmesi, Tanrı’nın (Gök Tengri) iradesiyle açıklanır. Bu bağlamda tarih, insanın iradesinden çok kutsal düzenin bir yansımasıdır. Kağanların görevleri “kut” ile meşrulaşır; tarihsel süreklilik ise ilahi düzenin tezahürüdür.



2. Çin Kültüründe Tarih Felsefesi


2.1. Konfüçyüsçülük ve Tarihin Ahlaki Yorumu


Çin tarih felsefesinin temelinde Konfüçyüsçü düşünce yer alır. Konfüçyüs’e göre tarih, geçmişin erdemli yönetimlerini örnek alarak günümüzde ideal yönetimi inşa etme aracıdır. “Şiirler Kitabı”, “Tarih Kitabı” ve “İlkbahar ve Sonbahar Yıllıkları” gibi klasik metinler tarihsel olayları ahlaki bir bakış açısıyla yorumlar.


2.2. Han Tarihçiliği ve Döngüsel Zaman


Çin tarihinde “ilahi meşruiyet” (Tianming, Göksel Yetki) kavramı, tarihsel iktidar değişimlerini açıklamak için kullanılmıştır. Han Hanedanı döneminden itibaren yazılı tarihçilik kurumsallaşmış, imparatorların dönemlerini döngüsel bir düzen içinde kayıt altına alma geleneği oluşmuştur.



3. Yunan Kültüründe Tarih Felsefesi


3.1. Tarihin Eleştirel ve Akılcı Yorumu


Antik Yunan’da tarih, doğa felsefesiyle birlikte rasyonel düşüncenin bir parçası olarak gelişmiştir. Herodotos “Tarihin Babası” olarak kabul edilirken, Thukydides bilimsel ve neden-sonuç ilişkisine dayalı tarih anlayışını benimsemiştir. Bu anlayışla tarih, insan eylemlerinin akıl yoluyla analiz edildiği bir alan haline gelmiştir.


3.2. İlerlemeci Zaman Anlayışı ve İnsan Merkezlilik


Yunan düşüncesi, insanı evrenin merkezine alarak tarihe ilerlemeci bir perspektif kazandırmıştır. Özellikle Stoacı düşüncede, tarih Tanrısal Logos’un bir yansımasıdır ancak bireysel aklın rolü de önemlidir. Platon ve Aristoteles, ideal toplum düzenine ulaşmayı hedefleyen tarih anlayışlarını savunmuşlardır.



4. İran Kültüründe Tarih Felsefesi


4.1. Zerdüştilik ve Kozmik Mücadele


İran’ın en eski tarih anlayışı Zerdüştilik üzerinden şekillenmiştir. Bu anlayışta tarih, Ahura Mazda ile Angra Mainyu (Ahriman) arasındaki iyilik ve kötülük mücadelesidir. Tarihsel olaylar bu metafiziksel çatışmanın tezahürü olarak görülür. Zaman çizgisel olup, sonunda iyi olanın galip geleceği bir sona yönelir.


4.2. Sasani Kronikleri ve Şehname Geleneği


Sasani döneminde tarih, hanedan meşruiyetini sağlamak için kullanılan bir araçtır. Firdevsî’nin Şehname’si, İran tarihinin mitolojik ve tarihsel kahramanlarını epik bir anlatıyla sunar. Tarih burada kimlik inşasının da bir aracıdır.



5. Karşılaştırmalı Analiz


Kültür

Zaman Algısı

Tarihsel Anlatının Kaynağı

İktidarın Meşruiyeti

Tarihsel Amaç

Türk

Döngüsel

Destanlar, sözlü kültür

Göktanrıdan alınan kut

Toplumsal hafızanın korunması

Çin

Döngüsel

Konfüçyüsçü metinler, resmi kayıtlar

Tianming (göksel yetki)

Ahlaki örneklik ve uyum

Yunan

İlerlemeci

Tarihçiler, felsefi metinler

Akıl ve erdem

Rasyonel analiz, birey ve toplum gelişimi

İran

Çizgisel

Zerdüşt metinleri, epik anlatılar

İlahi savaşta iyiliğin temsilciliği

Kozmik düzenin tesisi, kimlik inşası


Sonuç


Tarih felsefesi, her medeniyetin evrene, insana ve zamana dair düşünsel yapısının bir izdüşümüdür. Eski Türkler tarihsel süreçleri kutsal döngüler içinde anlamlandırırken; Çin kültürü ahlaki öğretiyi merkeze almıştır. Yunanlar, tarihe akıl ve eleştirel düşünceyle yaklaşırken; İran düşüncesi iyilik ve kötülük mücadelesi çerçevesinde tarihsel bir yön tayin etmiştir. Bu çeşitlilik, tarih anlayışının evrensel değil kültürel bir inşa olduğunu ortaya koyar.



Kaynakça

1. Kafesoğlu, İbrahim. Türk Milli Kültürü. Ötüken Yayınları.

2. Herodotos. Tarihler. Çev. Müntekim Ökmen.

3. Thukydides. Peloponez Savaşları.

4. Confucius. Analektler.

5. Firdevsî. Şehname.

6. Boyce, Mary. Zoroastrians: Their Religious Beliefs and Practices.

7. Needham, Joseph. Science and Civilisation in China.